stalingrad

2 /
bluelantern bluelantern
bir kanije değil, binlerce kanije'ye denktir.

bu şehirde sovyet halkları 6 ay boyunca nazi ordularına tarihin gördüğü en kanlı direnişi yapmıştır, savaş boyunca ortalama günlük ölüm 9000 asker civarındadır.

şehrin şimdiki ismi volgograd'tır, mükemmel bir müze ve şehri tepeden gözetleyen devasa savaş anıtı (bkz: mamayev kurgan) haricinde kasvetli ve sıkıcı tipik bir rus şehridir.

yine de sokaklarında dolaşırken savaş zamanlarından kalma harabe bir bina görüp bastığınız yerde ölen yüzbinlerce alman ve sovyet askerinin anısıyla ürpermeniz mümkündür.
many moons ago many moons ago
1993 yapımı ikinci dünya savaşını almanların yönünden anlatan nadir filmlerden biri. yapılmış en mükemmel ikinci dünya savaşı filmidir bence. alman yapımı ve almanca olması filmi müthiş kılan en önemli etken. her sahnesi ayrı vurucu. özellikle otto'nun önce kahkahalarla gülüp sonra heil hitler deyip silahını ağzına sıkması ve filmin bittiği sahne. sizi de bitirir.
tukyu tukyu
çoğu 2.dünya savaşı filminin aksine şaşırtıcı(!) şekilde alman askerlerinin almanca konuştuğu ender filmlerden.

ana melodisi de filmi mükemmelleştiren unsurlardan biridir.

nihilous nihilous
2. dünya savaşı denince akla bir çok film gelir ancak hemen hemen hepsi almanları birer canavar olarak gösterir. tabi belli bir akıl erişkinliğine sahip her birey bilebilir ki bu tamamen amerikan safsatasıdır. bu bir alman filmi ve savaşı bir almanın gözünden değerlendirebilmemize olanak veriyor. bu film stalingrad ta tek acı çekenlerin ruslar olmadığını, bu savaşta oraya neden geldiğini bilmeyen bir grup askerin gözünden anlatıyor. film içinizi ısıtan bir italya sahnesiyle başlayıp sizi sibirya nın o hoyrat topraklarına götürüyor. görülüyor ki savaşta hiç kimse masum değil, hiç kimse de tamamen suçlu değil. objektif bir bakış açısı benimsenmiş, orada binlerce alman insanının, bir adamın istekleri uğruna nasıl harcandıklarını görüyoruz. böyle "gerçek savaş" filmlerini gönül isterdi ki daha fazla görelim ancak amerikan film sektörü oldukça kuvvetli ve arada bir kaç cesur adam ortaya atılıp çekebiliyor.

eğer bu filmi beğendiyseniz size 5 saatlik bir şaheser olan (bkz: das boot) filmini önerebilirim. yönetmeni bir alman olan (bkz: wolfgang petersen) dir. truva filmini de çeken kişidir kendisi.

not: 1993 yapımı için geçerlidir.
digital militia digital militia
tüm zamanların en büyük muharebesine tanıklık etmiş, şimdiki adıyla volgograd olan şehir.

seyahat etmek, ülke görmek, zerre kadar ilgimi çeken şeyler değil, hatta sevmiyorum bile diyebilirim. fakat gerçekten görmek istediğim iki yer var. kuzey ışıklarını görmek için norveç, stalingrad muharebesi'nin yaşandığı şehir olması hasebiyle de stalingrad.

mamayev kurgan ve rodina mat zovyot, pavlov un evi, krasny oktyabr, gumrak ve daha sayamadığım onlarca yer.
tonguç tonguç
rus kadınlarının, tüm savaşlar tarihindeki kahraman kadın mücadelelerinden belki de en önemlisini stalingrad'da verdiğini söyleyebiliriz. cephe gerisinde değil bildiğin top kullanma, keskin nişancı olma, yakın mesafe savaşma gibi yetkinliklerini dibine kadar sergilemişlerdir. rivayete göre 1 milyon kadının verdiği çetin mücadele nazileri durdurmak için en etkili unsur olmuştur. erkeklerinin yanında omuz omuza savaşmasalardı çok büyük ihtimalle stalingrad düşmüş olacaktı. çünkü kasım ayında gelen yoğun kara kadar şehrin %90'u ele geçirilmişti zaten. kadınların mücadelesi ve cesur direnişi olmasaydı eylül-ekim gibi şehir düşerdi ki stalin de karın yoğunlaştığı doğru zamanda karşı saldırıyı yapabilmek adına zaman kazanamayacaktı.

bu sebeple rus kadınları her zaman saygıyı hak ediyor.
acarabi acarabi
romanı vardır.
şiddetle tavsiyedir. okunmadan ne dense boştur.
sanırım üçleme olacak bu romanlar. moskava, stalingrad ve berlin diye. yanılıyor isem affola.
2 /