stationary traveller

1 /
oehh oehh
camel ın 1984 yılında çıkardığı albüm ve bu albümle aynı adı taşıyan şarkısı. evet evet hep bu cümleyi kurmak istemiştim " albüm ve albümle aynı adı taşıyan şarkı " o kadar mesudum ki. öhm neyse. albümde yer alan şarkılar şöyle olmakta:

pressure points
refugee
vopos
cloak and dagger man
stationary traveller
west berlin
fingertips
missing
after words
long goodbyes

yalnız şarkıya da ayrı bi' yer açmak lazım bu giride. nası desem. yumuşak bir başlangıç, sakin bir melodi ve sonlara doğru coşan, artık gitar solo mu desem ne desem bilemediğim, süper bir şey. bir yandan flüt girer, dalar gidersin öyle uzaklara. falan filan işte.
deathcomp deathcomp
"otur bütün gün dinle" denilebilecek bir şarkı.gözlerini kapatıp hayallere dalmayı seven insanlar için harika bir fon müziği...
eni eni
hani bazı şarkılarda, her dinlediğinde sürekli bir sahne gelir akla, o sahne ki her duyguyu yaşatır insana o an. ama bu şarkı diyor ki sonun da; hüzün!
eni eni
her dinlendiğinde hep aynı sahnenin göz önüne geldiği şarkılardan. şarkı mı dedim? şarkı değil bu, oyuklara yerleşen bir şey.
düz adam düz adam
andrew latimer beyefendiye ağızlar dolusu küfür sarfetmeme neden olan şarkıdır. bir de live versiyonu vardır ki, ölürüm, biterim, hıçkırıklara boğulurum ama ağlamam, yerlere yatar ağzımdan salyalar saçarım, şarkı bitince tekrar play tuşuna basarım. eğer bir gece bu şarkıyı dinlemeye karar vermişsem -ki genellikle veririm- o gece başka şarkı dinleyemem. pink floyd bile sarmaz bu şarkıdan sonra. hayatımı siktin latimer, sana minnettarım.
düz adam düz adam
bana pink floyd hasreti çektiren ilahidir.

dikkat ettim ki, ne vakit pink floyd dinlemek için bilgisayarımdaki "progressive&psychodelic" klasörünü açsam, beni pink floyd dinlemekten alıkoyar bu şarkı. pardon ilahi. gilmour diyorum, tanrı diyorum, comfortably numb diyorum ama, latimer tek bir şarkıda -pardon ilahide- sikip atıyor herkesi, herşeyi, her melodiyi. evet itiraf ediyorum, yaklaşık bir aydır pink floyd dinleyemiyorum doğru düzgün. bir defa durağan yolcu oldum mu, kurtuluşum yok. başka şarkı da dinleyemiyorum ki amına koyim. kuzen çemkiriyor, "oğlum yeter başka şarkı dinle sikicem söz bile yok" diye. "herşeyi melodiler anlatıyor, söze ne hacet?" diyorum. "sen ne anlarsın koduğumun barzosu" diye de eklemeden edemiyorum.

tamamen progressive kültüründen uzak olan insanlar da dahil, şu ilahiyi bir defa hissederek, gözleri kapalı dinleyen biri beğenmezse, kulaklarının üzengisini sikeyim abi.

stationary traveller mucizesini herkes dinlemesin ama. hayır hiç gereği yok. bu tadı yakalayabilen sayılı kişilerden biri olarak, benim olsun diyorum. herkesin bilmesine gerek yok. bırakın diğerleri lady fantasy desin. andrew latimer'in mucizesi bize kalsın..
yahuda yahuda
aynı melodinin üç defa, farklı şekillerde çalınmasıyla oluşturulmuş bir parçadır. ilk olarak andy latimer hafif gitar tınılarıyla şarkıya bir özet oluşturur. sonra alır eline pan flüt, parçayı bir de onunla çalar, yetmez gitara geri döner, aynı melodiyi öyle güzel süsler ki dinleyici mest olur. tam bir latimer şovudur, keşke buralara gelse de bizi mest etse dedirtir, hayallere sürükler.
simetrik yara simetrik yara
şarkıyı dinlerken kendimi gökyüzünden aşağı bırakmak isterim. şarkı süresi boyunca, içimde en ufak bir korku olmadan, yüzümde basit bir tebessümle çevreye bakarak aşağı düşmek isterdim.
enfes enfes
zaten alaşağı olan bir ruh halindeyken denk geldiyseniz ilk kez bu şarkıya, fena çarpar. iyice altüst olursunuz. gözünüzdeki yaş kurur, kıpırtısız dinlersiniz şarkıyı. enfes bir şey.
1 /