17 kasım 2018 izmir zirvesi

the red queen the red queen
bir toplanıp iki kelam edelim.

mekan olarak porsuk bar veya sardunya güzel olur sanki. ben canlı müzik tercih ederim, o yüzden bana göre porsuk bar daha iyi ama sessiz bir mekan olsun derseniz sardunya' ya gideriz.

1 ay önceden açtım başlığı yine, duymayan kalmasın. katılmak isteyen herkes hoşgelir.

katılımcı listesi şu şekilde şu an,
-tanrım sana geliyorum
-typokiller kesköse
-the red queen
-kamplumbağadan hızlı tavşandan yavaş hümanist
-elma yemeyi reddeden adem
-ozzz2110
-volvoxx
-farc
-kurbagadakikafa
-yok artık daha neler
10

vedat milor egosu

marlboronunrharfi marlboronunrharfi
komik başlık.

aşağı yukarı 2700 şarabı ayırt edecek bir damağa sahip, gurmelikte ülkeye ciddi katkıları olan, bu alanda yurtdışında eğitim veren ilk eğitmen olup, yazdığı 'planning and economic development in turkey and france: bringing the state back' teziyle 1990'da üniversite birincisi olan bi adama egoist demek cahilliktir. bu gibi adamları yerseniz, harcarsanız ülkenizdeki hiçbir alakart restoranda yerli sunum olmaz.

emeklilikte yaşa takılanlar

erimcekadam erimcekadam
benim babam seneler boyu inşaat köşelerinde çalışacak, hem sgk prim borcunu ödeyecek hem de çocuk okutacak, ev geçindirecek. borcunu bitirecek. birisi çıkıp diyecek ki "yav sizin maliyet bize 750 milyar tl'yi buluyor." yok ya? sizler keyfine harcama yapıp saray yaptıracak, gereksiz harcamalar, devlete zararlı şehir hastaneleri ve köprü yapacaksınız. nerede gereksiz harcama varsa yapacaksınız. millet vekilinin altına son model arabayı verip devletin paralarını yok yere ezeceksiniz, iş halka gelince "yav ekonomik savaştayız, maliyet 750 milyar tl" diyeceksiniz. yok öyle yağma!

ben hakkımı burada alamazsam, elbet bir zamanda alacağım. benim babamın sağlam bir yeri kalmadı ben almasam onun 15 senedir ağrıyan beli alır efendi. demedi deme!
3

büyüdüğünü anlamak

steph steph
17 yasinda annenizi aradiginizda babaniza, babanizi aradiginizda annenize, gonderilmek isteniyorsaniz, buyumussunuzdur. zaten baska da sansiniz yoktur. ya sokaklarda yitip gideceksinizdir ya da bir sekilde hayata tutunacaksinizdir.
herkesin buyudugunu anlamasi guzel anilarla olmuyor malesef.
7

okula gelen veliyle tartışmak

simurga iki çift lafım varr simurga iki çift lafım varr
etik değildir. öğretmenler de maalesef ki o kadar masum değil. bizim hocalardan biri çocuklardan biri ile problem yaşamış, ballandıra ballandıra anlatıyor, ötekiler de diyor ki :
" adı / soy adı / sınıfı ne? onu bir mimleyelim de görsün bakalım cevap vermek neymiş?!"

zihniyet bu yani. dedim eğitim anlayışınız takdire şayan, o çocuklar olmazsa siz de birer hiçsiniz, insancıl yaklaşım bu mu, sorunlar böyle mi çözülüyor burada dedim. benle konuşan yok, çok da fifi!!!

bunlara ne yapılsa az! vallahi.
20 kişiden 4' ünün girdiği okulu okumakla öğretmen olunmuyor, kendi öğretmen olup da çocuğuna not dilenen veli gördüm ben karşımda! kimse kendini bir şey zannetmesin zatin çocuklar öğretmenlerine en iyi notu veriyor emin olun.

çayı şekersiz içen insan

pink flamingo pink flamingo
herkes şekersiz içmek zorundaymış gibi ikram ettiği çayın yanına şeker koymayan, şeker var mı diye sorduğumda da beyin ameliyatından çıkmış bir doktor, atomu parçalamış bir bilim adamı, nobel kazanmış bir edebiyatçı gururuyla "ayy şekerim, şeker çok zararlı biz kullanmıyoruz. şekerli içtiğim zaman çay değilmiş içtiğim, tadı şimdi bik bik bik.." yapan insan.
çay da verme o zaman bok!
8

eski sevgilinin attığı anlamsız mesajlar

aphross aphross
"doğum günün kutlu olsun." ne kadar masum görünüyor değil mi, senede bir mesaj? oysa ki çok değer verdiğinden ya da naifliğinden değil.

bak diyor, beni sen terk ettin, sonra evlenip gittin, ama ben ne kadar da iyi bir insanım, yine de doğum gününü kutluyorum senin. sana bir şey demedim ama öyle kinlendim ki, unutturmuyorum kendimi.

ben de her seferinde kendi kendime, o kadar sevsen zaten şimdi seninle evli olurduk göt diyorum.

ohh be rahatladım. umarım bir şekilde okur da, sana dediğimi anlarsın.
16

bipolar bozukluk

harbi kiz harbi kiz
allahın cezası bir hastalıktır
evet belki biraz ağır ve çokça sübjektif oldu ama bu hastalık yüzünden ben neredeyse en samimi arkadaşlarımdan bir tanesini kaybediyordum..

kendisini küçüklüğümden beri tanırım.
şu hayatta gördüğüm en naif, en temiz kalpli ve en zeki insanlardan bir tanesidir.
her konuda bilgisi vardır, herkese yardım etmeye çalışır. gerçekten çok farklı bir insan kendisi..

benden 4 yaş büyük olmasına rağmen hayatta çok şey yaşamış, çok çekmişti.
19 yaşında birisini delicesine sevdi. fakat ailesi evlenmelerine razı olmadı.

o başkasıyla evlenmek yerine yıllarca hayatına kimseyi almadan onu bekledi. sonra o canından çok sevdiği adam bir başkasıyla evlendi. biliyordum, içi yanıyordu ama kimseye belli etmiyordu, hep içine atıyordu.
hep neşeli görünmek, herkesi neşeye boğmak isteyen bir insandı o.

bir kaç yıl sonra o temiz kalbinin mükafatını gördü ve kendisi kadar temiz kalpli,mütevazi bir adamla evlendi, bir tane köpeği ve mavi gözlü, uzun kirpikli melek gibi bir kızı oldu.

her şey mükemmel görünse de defalarca bu hastalık yüzünden ev içi huzursuzluk oluyordu. depresif ruh halinden kızı etkilenmesin diye kocası kızını sık sık bana getiriyordu.
kocası da, ailesi de, ben de; hepimiz bu zamanlardaki o'nu biliyorduk, bana 'or*spu' diye defalarca yüzüme haykırmış olsa da kızamıyordum ona, biliyordum kendisinde değildi, suçlusu o değildi..

o akşamı hayatım boyunca unutmayacağım.. şu hayatta çok şey görmüş birisiyimdir ben ama bu; en ağırlarından bir tanesi olarak ömrüm boyunca kalmaya devam edecek..

yine depresif zamanları başlamıştı bir kaç gün öncesinde telefonda konuşurken yine bana hakaret ederek telefonu yüzüme kapatmıştı.
farklı binalarda oturuyoruz fakat balkonlarımız aynı yere bakıyor.
akşama doğru bağırış, çağırışmalar başlamıştı.
balkondan plastik bardaklar, kıyafetler ayakkabılar vesaire fırlatılıyordu.
ve o ses nagihanın sesiydi.

telefonu kapalıydı, kocasını aradım.
kocası bana evde olmadığını ama kızını annesine bırakıp hemen geleceğini söyledi.

o esnada polis arabaları binanın önüne gelmişti bile.
bende çıkıp nagihanın evine girecektim ki iki polis memuru aşağıya iniyorlardı.
sesler kesilmişti. nagihan pencereye çıkıp 'ben sakinim artık' dedi.
göz göze geldik, içimde çok kötü bir his vardı, bir an önce yanına gitmek istiyordum.

ben polislere dönüp 'neden yalnız bıraktınız o manik depresif' dediğimde polis siz çıkın yukarıya isterseniz dedi. ben yukarı çıkacakken türkbuğ karşı arabayı park etmiş bize doğru ilerliyordu. 'kocası geldi' dedim polisle konuşmaya başladılar.

o sıra binada ayak sesleri duyuldu, koşa koşa birisi merdivenlerden iniyordu.

ses gittikçe yakınlaşıyordu.
komşulardan biri bembeyaz suratla 'atladı!' diye bağırdı.

ben dondum...

'atladı! balkondan atladı!'

diye tekrarladı.
polis bize siz burda durun diyerek balkonun altındaki bahçeye koştu. türkbuğ ve ben donup kaldık.

ağlamam, sızlamam ya da ne bileyim yanına koşmam gerekmiyor muydu aslında?
yapmadım.. yapmadık.. yapamadık..
oracıkta donduk kaldık..

sonrasını hayal meyal hatırlıyorum.. ölü gibi bekliyorduk binanın önünde.
kolu komşu annem herkes gelmişti, bize teselli olmaya çalışıyordular.
zavallı ailesi... arıyorlardı habire..

ne diyecektim ki onlara?
nasıl iletecektim bu haberi?
türkbuğ'a itemezdim bu görevi. anneme onlara durumu anlatmasını rica ettim.

ve günler haftalara, haftalar aylara döndü..
komada yattı bir süre boyunca.
her akşam bir duâ sıktım gökyüzüne, vicdan azabı çektim 'keşke kimseyi dinlemeden yukarı koşsaydım' diye.
ama bu durumda beni ne beklerdi bilemiyordum. çünkü o kendinde değildi. bıçakla bana saldırabilirdi, veya benim kapıya vurmam onun daha önce balkondan atlamasına sebep olabilirdi..

bu olay benim şans meleği denilen o şeye inanmama sebep oldu aslında..
kalbinin yüreğinin temizliği onu korudu..
bu dünya böylesi temiz bir insanı kaybetmeyi kaldıramazdı..
allahın sevdiği kuluydu.

doktorlar bile 'bu kadın 4üncü kattan düştüğüne emin misiniz?' diye şaşırdılar.

sonra, sonra çok şükür yavaş yavaş düzeldi..
ama o yara hâlâ kapanmadı..
konuşması bile değişti. eskiden düşünmeden konuşan nagihan artık konuşurken zorlanıyor gibi, yavaş yavaş konuşuyor..

buna bile çok şükür..
o şanslıydı.. allah onu ailesine, dünya güzeli kızına bağışladı...

peki ya kurtulamayanlar?...
allah yardımcıları olsun...

ötanazi hakkımı kullanmak istiyorum

nyks nemesis nyks nemesis
istediği kadar tartışılsın, bende hak olması gerektiğini düşünüyorum.

ne dünyaya gelmeden önce gelmek ister misin diye sordular, ne yaşarken devam etmek istiyor musun diye sordular. belki de bu yarışın sonunu getirmek istemiyorumdur basitçe, olamaz mı?

belki bir gün ciddi bir hastalığım olacak. tedavisi sonuç vermeyecek. acıyı kişi tek başına yaşıyorsa, kimseye karışmak düşmemeli. en azından bu tür durumlarda ötanazi bir hak olmalı.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

sodalimon sodalimon
bir çocuğum olsun istiyorum bazen. okul çıkışında almaya gideyim. yeni başladığı okulunu anlatsın heyecanla. elinden tutup kuru yaprakları ezerek yürüyelim hamburgerciye. beş tane çocuk menüsü alalım bütün oyuncaklardan olsun. menüleri ben yiyim o oyuncaklarını alsın. tek menü alan çocukları görünce "iyi ki annem yok yoksa hepsinden alamazdık" desin, gülüşelim.

sinemaya gidelim. içeri gizlice marketten aldığımız cips, kola ve birayı sokalım. parasından değil, aynı suça ortak olalım diye yapalım bunu. bilsin ki her ne yaparsa yapsın, sonuna kadar, dibine kadar onunla olacak birisi var. bu güveni hissetsin.

en belalı yerlere de girelim birlikte, dağın başına da çıkalım. kendi başına da cesur olsun. dünyayı keşfetmeyi bilsin. hafta sonları geziye çıkalım. yanımda, koltukta uyuyuversin. gezide bol bol fotoğraf çekelim. bi makine onda, bir makine bende. dünyaya kendi penceresinden de bakmayı öğrensin.

evde otururken ben yapay deride dövme yapayım, o boyama kitabını boyasın.

akşamları uzun uzun kitap okuyayım. alışsın bol bol kitap okumaya.

kız çocuğu olursa anlamam her şeyinden. çok madara olurum. ama anlamak için uğraşırım. bilirim bi kız 3 yaşında bile olsa çikolatayı çok sever. 30 yaşında olduğu gibi. belki kadınları onun sayesinde anlarım. hayat gibi bir türlü anlayamadığım kadınları anlarım sayesinde...

ara güler

taştozu taştozu
ben bu ülkenin sağcısını da solcusunu da anlamadım, anlamıyorum, galiba anlayamayacağım da. bir insanı sevmeyebilirsin, ölümünden üzüntü de duymayabilirsin kimse bunun için seni zorlayamaz, zorlamıyor da zaten. arkasından edilen sözler, bu ülke insanının kendisinden olmayanı yok sayma riyakarlığını nasıl da gösteriyor. yok iktidara yanaşmış yok rte'ye methiyelere düzmüş v.b. -mesele iktidarsa eğer ondan nefret edenler sıralamasında ilk üçü zorlarım.- bu durum ara güler'in ara güler'liğinden zerre bir şey kaybettirmez. tarihi, sanatı, edebiyatı önemsiyorsanız eğer hepimizin ona borcu olduğunu da bilirsiniz. çektiği portreler olmasaydı; (onun deyimiyle),belki de "türk edebiyatının bir yüzü de olmayacaktı." sanatçıları kişiliğinden ayrı değerlendirmeyi bir türlü öğrenemedik. sidik yarıştırır gibi nazım'ı necip fazıl'la, ismet özel'i ataol behramoğlu'yla, onu bunla, ötekini berikiyle yarıştırmanın akıl kârı olmadığını bilecek kadar büyüyemedik.

jet sosyete

jitemci astsubay jitemci astsubay
olmamış yahu. olmamış işte. izlerken yazan, oynayan, emeği geçenler adına ben utanıyorum. öyle aman aman diziler de takip etmiyorum. bunu aşağılamak beni yükseltmiyor yani. ben de herkes gibi got, better call saul, lost, prison break falan izledim. fularımı takıp filmekiminde, festivalde film kovalayan adam değilim ama olmamış bu iş. şu kadına bir yetki verin 60 dk'lık dizi yapma imkanı tanıyın. eminim daha düzgün bir iş çıkar ortaya. kendini dişlek sosyete kadını gibi gülünç durumlara da düşürmez dakika doldurmak için.

arda turan

no reply no reply
bir dönem mafyanın tekelinde hüküm süren kolombiya da belki de en çok diken üstünde yaşayanlar dönemin milli futbolcularıydı. başarıyla başarısızlık, ölümle yaşam arasındaki çizgi gibiydi.

öyle ki, kolombiya milli takımının kilit oyuncularından escobar, 94 dünya kupası finallerinde ülkesinin amerika birleşik devletleri'ne 2-1 yenildiği müsabakada kendi kalesine gol attığı için kolombiya mafyası tarafından bir gece kulübü çıkışında infaz edilmişti. şimdilerin 'yeni türkiye'sinde ise, sözüm ona bu adamın kendi kalesine gol attığı ve bu sebeple mağlup olduğu bir maçın sonucunda taraftarın biriyle yaşayabileceği bir ağız dalaşı sonucunda adamı çıkarıp vuracağını ön görmek hiç de şaşırtıcı gelmiyor. bir aralar dünyanın en zor mesleği futbolculuk falan da diyordu bu. neyse .

hapis yatar muhabbetleri dönüyor... futbolu bıraktığı gün üstün hizmet madalyası vermezlerse ben de ne olayım. federasyon başkanlığı da yanında bonusu olur. ben varım, sen de var mısıncı tayfadan kankisi burak da çıkar ben de varım der, o da başkan vekili falan olur.

zaten bu memlekette her şey oluyorsun ama işte bir rezil olamıyorsun.