terk edilme nedenleri

peder jose peder jose
bir kız arkadaşım vardı. sonradan eroin kullandığını öğrendim. damardan almıyormuş ama kaydırma denilen yöntemle içiyormuş. kolunda enjektör izleri falan yoktu yani.

seviyordum bu kızı. tedavi olması için uzun uğraşlar verdim. çok dil döktüm ve sonunda tedaviye ikna ettim. bir süre amatem'de tedavi gördü. iyileşti ve beni terketti amk.

demek ki ayık kafayla çekilecek bir adam değilmişim.

yazarların farkına vardıkları gerçekler

esmer ama yavşak olamayan taylan esmer ama yavşak olamayan taylan
çirkin bir adamım sanırım ben. farkına vardığım en büyük gerçek bu.

ilkokuldan beri insanların farkıma varmasını isterdim hep. aslında hâlâ bu kafadayım. çocukken de saçlarımı diker, gizli gizli babamın parfümünü sıkar öyle giderdim okula. aklımca kızlar bana dönüp bakacak ama nerde. her zaman en arkada tek başıma oturan çirkin ördek yavrusuydum işte.

bir aralar kendimi bayağı bayağı yakışıklı sanmaya başladım. sokakta kasıla kasıla yürüyüşümü görseniz mal derdiniz. öyleydim de zaten. belki de beynimin çirkinliğime karşı bir savunma mekanizmasıydı bu, bilemem.

bir yerde fark edilme isteğim hiçbir zaman dinmedi ama. hâlâ yememden içmemden kısıp en pahalı parfümleri, gömlekleri alıyorum kendime. bir yandan bunların hiçbir işe yaramayacağını biliyorum ama diğer yandan bari kendimi iyi hissedeyim diyorum.

öyle notre dame kamburu da değilim tabii, o kadar da dövmeyeyim kendimi. ama bir yere girsem de fark etmezsiniz yani. sokakta olan her insandan biriyim işte. sanırım bu sıradanlık beni fazla yordu.

en kötü nokta da şu; mesela yeni bir kadınla tanıştım ve muhabbet ediyoruz. işin sonunda benden etkilenmeyeceğini o kadar iyi biliyorum ki.

çok mu iyi bir insanım bilmiyorum ama genelde aldığım iltifatlar da hep karakterim üzerine oluyor. bazen öyle kadınlarla karşılaşıyorum ki, " of " diyorum resmen. tipi olsun, davranışları olsun vs büyüleniyorum resmen. işte diyorum, hayatımın kadını olabilecek insan bu. ilk kez muhabbet ediyoruz mesela onunla ve muhabbetin sonunda " ya sen çok iyi bir insansın, bence çok iyi dost olabiliriz " tipinde cümleler duyuyorum hep. yanlış anlaşılmasın her gördüğüm ve konuştuğum kadınla flört etmeye çalışan bir insan kesinlikle değilim. hiçbir zaman olmadım. ama herkesten bu tip şeyler duymak biraz canımı yakıyor. öyle ki artık yeni tanıştığım kadınlarla ben direkt arkadaş muhabbetine bağlıyorum durumu, nasıl olsa sonuçta olacak şey bu diye. etrafım kadın arkadaşlardan bir ordu gibi :) zaten %85 i falan da birkaç aydan sonra yazmayı kesti durduk yere. sıkıntı değil.

ama bazen kendimi erkek gibi hissedemiyorum. hatta yakın arkadaşlarım bilir kendim hakkında sürekli olarak " kırık " kelimesini kullanırım. " ben kova burcu kadınıyım " falan derim. erkek gibi hissetmemekten kastım da cinsellik değil. ne bileyim, masanda oturan bir kadın senden başkası ile ilgilenmiyorsa ve senin ağırlığına saygı duyuyorsa bu seni erkek gibi hissettirir mesela. buluştuktan sonra evine bıraktığın kadın sana sarılıp teşekkür ederse bu seni erkek gibi hissettirir. bir kadın sana " ya yakışıklı değilsin ama çok tatlı bir insansın " yerine seni yakışıklı bulduğunu söylerse bu yine erkek gibi hissettirir.

aslında yakın tarihe kadar tam bir ilgi arsızıydım. bayılırdım insanlar benimle ilgilensin, beni fark etsin vs. içten içe de üzülürdüm tabii gerçekleşmiyor diye. çirkin insanların ortak noktalarından biri vardır; sen çirkinliğinden yakınırken etrafında " bak şu çocuk çok yakışıklı " gibisinden sözler eden insanların olması gibi.

he şu an tüm samimiyetimle söylüyorum ki zerre umrumda değil artık. ne zamandan beri derseniz, gerçeği kabullendiğimden beri. bazen gerçeğe karşı pes edip, teslim bayrağını çekmek gerek.

22 aralık 2016 ışid in 2 askerimizi şehit etmesi

house md house md
kesinleşmiştir.







sözün bittiği yer, tam olarak burasıdır işte. ağlamaklı oluyor insan, hâlâ "musul, kerkük" geyiklerini gördükçe!

emeği geçenler, öyle hemen ölmesin lütfen! bak, bu ağır bir bedduadır; yatıp yatıp, kapılara baksınlar "senelerce"!!!

öğretmenlik

hope is gone hope is gone
şu ana kadar işimi dört dörtlük yapmaya çalıştığım ama son çalıştığım yeni okulumda 1 aydır çoğu veliye yaranamadığımı gördüğüm meslek. bu arada devlet okulundayım.

son 1 ayda yaşadığım olumsuzluklardan bahsetmek istiyorum;

bir veli, çocuğunun kaşığı çantasından çıkmamış diye gelip bana derdini anlatıyor. hadi buna çok da kızamıyorum. hak veriyorum, dikkatsizliğimden çocuğun kaşığı sınıfta diğerleriyle karışmış. evimden kaşık alıp veliye veriyorum. yine aynı kişi, çocuğu akşamları evinde altına kaçırdığı için sınıfta eğitimin kötü olduğunu söyleyip bu durumu bana ve diğer öğrencilere bağlıyor. sonra bu çocuk sizi sevmiyor galiba gibisinden konuşuyor. işte o kısmı bana acayip koydu. ilk kez böyle bir şey yaşadım. ben de bu kadar laf üstüne nazikçe "beni sevmeniz şart değil lakin eğitimimi beğenmiyorsanız kaydınızı başka sınıfa alalım" diyorum. "hayır" cevabını alıyorum. ha demek ki eğitimimden memnun diye iç geçiriyorum. ardından 1 hafta daha geçiyor, aynı kadının üstüme gelmeleri hayli artıyor ve veli: "hocam bu sınıfta benim kızımı dövüyorlarmış" dedi. şok geçirdim çünkü öyle bir şey sahiden yok. çocuğu bildiğin sürekli yalan söylüyordu. yakında aynı çamurun bana atılması ihtimaline karşı sınıfta stajyerlerimin olduğunu da belirttim. yine efendice "isim verir misiniz lütfen?" diyorum. cevap yok. sonra güzel bir tartışma çıkıyor ve veliye beni müdüre şikayet etmesini öneriyorum. "lütfen müdür beye benden memnun olmadığınızı belirtin." diyorum. hatta öğretmen şikayet hattının varlığından bile söz ediyorum. bunun sebebi kendimden emin oluşum. fakat veli, müdüre de gitmiyor. dayanamayıp artık ben müdüre gidiyorum. kendisi öğrenciyi sınıfımdan mecburen gönderiyor. rahatlıyorum. biraz da üzülüyorum ama mecburum çünkü kadın, benimle kavga etmekten bildiğiniz haz duyuyor. bunun üstüne öğrencinin annesi yine sınıfımı basıp bağırınıyor. bir yandan da gülüyor. nasıl bir psikolojiyse "senin sorunun benimle" falan diyor. ben artık bıkmışım, sinirden cevap verecek mecalim yok. kapıyı kapatıp yüzümü yıkamaya gidiyorum. maalesef bezdiğimi söyleyebilirim. bu, beni geçen hafta epey etkiledi. suratıma bu şekilde bağıran birini hiç görmemiştim. çıkardığım ana fikir "verdiğim emekler bir hiç."

bir diğeri ise aşiretmiş. tabii benim bundan haberim yok. diğer öğrencim bu aşiret çocuğunun saçını çekiyor. ben bunu görünce öğrenciyi düzgünce uyarıp özür dilettiriyorum. o iş bana göre kapanıyor ama ertesi günü aşiret çocuğunun babası bizim okulu basıyor. "o çocuğu bulun lan, hoca senin kuralların bizde geçmez. benzin döker, bu okulu yakarım." diyor. aldığım 4 yıllık eğitim için lanet ediyorum. ben böyle insanla muhatap olmak için mi okumuştum? soba yakmayı bile köy okullarında ne güzel öğrenmiştim. kendimi geliştirmek için hep çabalamıştım... şok geçirdim, ağlayamıyorum. bir yandan korkuyorum ama adamda silah olmadığı için şükrediyorum. öbür çocuğu da annesiyle birlikte sınıfın tuvaletine saklıyorum. hiçbir şey benim okuduğum kitaplardaki gibi değilmiş diyorum. herkes birbirine pislik gibi davranıyor. bu insanlarla birlikte ben de tepkisiz, pis biri olmaktan ürküyorum. öbür yandan sinir katsayım tavan yapıyor. günün sonunda müdürden azarı kim yiyor? tabii ki de ben. koordinatör hocanın kötü bakışları, "henüz tecrüben az, lütfen dikkatli ol artık" uyarıları... müdürün "bu sınıfta neler oluyor?" soruları... gözlerim doldu. üzgünüm, sadece çok üzgün. ben o kadar emek verip çalışırken ve her şeyin en iyisini yapmaya uğraşırken birkaç insan tarafından kendimi berbat hissettim. ağzımızı açmaya bile hakkımız yok. ne de çok isteyerek seçmiştim bu mesleği, 17 yaşındaydım. ailem bunu seçmemem için çok çabalamıştı. sadece öngörüm iyi değilmiş. güzelce işini yapmanın karşılığının bu olduğunu hiç bilememişim. ne fedakârlıklar yaptım birçok çocuk için, lafı da olmaz elbette. gerçekten üzgünüm. artık eskisi gibi olamayacağım. bezmiş, mutsuz bir şekilde işe gideceğim. eminim görev yapacağım başka kurumlarda da böyle olacağım. kendimi iyi tanıyorum, yaptığım bir şeyin karşılığı yok bazı insanlara... artık inandım, iyi biri olmak yetmiyor. emek vermek için çabalamak hiç yetmiyormuş. işte ben de böyle soğutuldum.

anlattığım gibi eğer aramızda üniversite sınavına girecek olan arkadaşlarımız, kardeşlerimiz varsa bu mesleği tavsiye etmiyorum. sırf bunun için başımdan geçenleri sizlere anlattım. ömür boyu sinirli bir insan olabilirsiniz, yaptığınız emeğin karşılığı manevi anlamda sadece yıpranmak oluyor. erkenden ruhunuz yaşlanır. toplumun psikolojisi öyle bozulmuş ki yeni nesil için her anlamda endişeliyim. umarım o'nlar için güzel bir dünya, bir yerlerde hâlâ vardır. sağlıcakla...
2

sözlükten sevgili yapmak

peder jose peder jose
ben çok yaklaşmıştım lan. valla bak. doğuda öğretmen bu. branşı da sayısal bölümle ilgili ha. bunu neden belirttim söyleyeceğim. sözlükten kısa süreli flört dönemini yaşadıktan sonra artık iş sevgililiğe doğru kaymışken bundan numarasını istedim. numaranın son iki hanesini söylemedi. naz yapıyo ya aklı sıra. biraz ısrar ettikten sonra "numaranın son iki hanesi, iki basamaklı en küçük tek asal sayı" dedi. bak bak 11 demiyor da iki basamaklı en küçük tek asal sayı diyor. şifreli konuşuyor bir de ajfsghajfkgasjkf

"ikiden başka çift asal sayı yok dolayısıyla diğer bütün asal sayılar tektir anlatım bozukluğu yaptın bir de öğretmen olacan amk" dedim. soğudum lan o an. sığır gibi okumuş üniversiteyi. çok yaklaşmıştım halbuki. yarım kaldı hikayemiz.

iki basamaklı en küçük tek asal sayıymış ahauahha.

elif şafak

lanetherif lanetherif
abd de yeni trend olan ve avrupa'da trend haline getirilmeye çalışılan bir akım var. cisgender olmamak.
prim ve sükse düşkünü sayın aplamız şimdi de bu potu görmüş ve arttırmış "biseksüelim ama söyleyecek cesaretim olmadı" demiş.
ya her dönemde ne revaçtaysa ona koşmaktan yorulmuyor mu bazı insanlar? ben düşünüyorum. ben olsam yorulurum.

sabire meltem banko

justthebeginning justthebeginning
uyurken periscope'un canlı yayınını açık unuttuğu için, nasıl uyuduğu kamu tarafından öğrenilmiş avukattır. tabii hayli utandırıcı bir durum, sabır diliyorum kendisine. fakat bu olaydan ziyade sonrasında yaşanan süreç komik oldu, avukat hanım ekşisözlükte kendisiyle ilgili açıldığını düşündüğü bütün başlıklara mahkeme kararıyla erişim yasağı getirtiyor. en son engellettiği başlık ise "habire götten zarto".
düşünüyorum da bunun dilekçesini nasıl vermiş olabilir acaba? hadi o bu duruma alınıp böyle bir şey yapmış. hakim bakıp "hmm evet burada hakikaten de avukat hanımdan bahsediliyor" mu demiş? kamera şakası gibi ülkeyiz yemin ediyorum

kadınları anlamanın yolları

çok uzakta öyle bir yer var çok uzakta öyle bir yer var
bir adet dişi kedi edinin. 2-3 yıl besleyin. bunu nankörlük ile bağdaştırmıyorum, çünkü insanlar dişi erkek ayırmaksınız nankör oluyor.
dişi kedi besleyip gözlemlemenizin nedeni bu değil yani.
kediler de kadınlar gibi kendilerini istediği zaman sevdirir. o ayarı yakalamanız lazım, ne fazla sıkacaksın ne de çok boşlayacaksın. sonra arada küçük sürprizler. kediye yaş mama, kadına duble bitter çikolata.
bi de bunları içinizden geldiği için yapın, yapmak zorundaymış gibi davranmayın, yapmacık olmayın. zira kedi de kadın da sahtekarlığı hemen anlıyor. sonra vay efendim elimi tırmaladı olmasın.

arz ederim.

yazarların farkına vardıkları gerçekler

distopikhayatınütopiksonucu distopikhayatınütopiksonucu
şimdiki genç nesil çok boş arkadaş.
otobüsteyim. arka koltukta gençten bir delikanlı var. kankasıyla konuşuyor.
kankası buna benzer bir soru soruyor sanırım : sen o kızdan niye ayrıldın ya?
cevap : kanka kız arkadaşım benden zeki olmıycak. sonra üstünlük falan taslar. ben anlaşamam. benim kız arkadaşım salak olucak.
"bence de sana bakan kız arkadaş da daha fazlası olamazdı zaten." dememek için kendimi zor tutuyorum.

emrah serbes

lanetherif lanetherif
yalan dolan pelevara
1. vicdanım el vermedi teslim oldum : teslim olmasa dna raporu çıkınca tutuklama çıkacağını öğrendik.
2. 112 yi aradım : aramamış.
3. fren yaptım : fren izi yok.
4. çarptığım arabanın arka stop lambaları yanmıyordu : yandığı ortaya çıktı.

son olarak alkollüydü - değildi iddiası
alkollü olduğunu araç içinde bulunan bira kutusundaki dna dan tespit etmişler.
uyuşturucuyu tespit edemiyoruz keşke onu da günü gününe tespit edebilen bir teknoloji olsa, o da çıkardı bu heriften muhtemelen.

odatv.com

tam manasıyla orospu çocuğuymuşsun emrah. yaptığın kaza değil mesele, bir aileyi öldürmüş olmana rağmen götü kurtarmak için bu kadar yalan söylemiş olman orospu çocuğu olduğunun kanıtı resmen.

erkekleri itici yapan ayrıntılar

sevgisiz sevgi sevgisiz sevgi
"merhaba ben zenginim" temalı başlangıçları. beni deli eden bir sürü özellikleri var ancak bu hafta buna fazlasıyla maruz kaldığım için bundan bahsedeceğim. sosyal medyada "kendini tanıtması" için istenen bölüme sadece büyük harflerle ünlü bir özel üniversite adı yazıp, oturduğu semtin adını da büyük harfle yazıp, lüks bir aracın önüne cool bir şekilde oturup adeta eminönündeki balıkçı amcalar gibi oltayı atması. arkadaş ortamında tanışıldıysa eğer araba anahtarını gözünüze sokması, grubun hesabını ödemeye çalışması ve "evet donuma kadar marka giyiyorum, hadi kucağıma atla." temalı davranışlar yapması. araya birini sokup birbirimizi tanımamızı istediği zaman reddedildiğinde de "soyadımı biliyor mu?" diye sorması. evet soyadını biliyorum sayın davar, ama bu davarlığının önüne geçemiyor ne yazık ki.

trafik kazasında ölen çocuğa tecavüz eden şoför

frakiyskiy frakiyskiy
bazı insanların yaşamayı hak etmediklerini söylediğimizde de karşı çıkanlar oluyor.

adam cenazeyi, mezarlığa götürürken durup bu işi yapıyor, telefon ile çekiyor. yetmiyor, bir internet sitesine yüklüyor ve hala utanmadan arkadaşına anlatıyor.

şimdi bu adam pişmanım dese ne, demese ne! bu kadar tasarlamış bir insanın cahil olması ya da amiyane tabir ile şeytana uydum demesi kabul edilebilir bir şey mi? tamamen salt kötülük.

lablarda fareler kesileceğine -organ yapıları insana benzer olduğu için- bu tip gereksiz mahluklar kesilmeli ki o değersiz varlıkları hiç olmazsa değerli bir iş için kullanılsın.

hayata dair iç burkan detaylar

yazan yöneten yazan yöneten
"oğlum sen hiç ağlıyor musun?"
annem, ben 23 yaşlarındayken bu soruyu sordu bana. kadın bu çocukta bir sorun mu var diye merak etmiş, ciddi ciddi merakla sordu bunu. fazla ağlamam gerçekten. ağladığım nadir zamanlarda da kaçarım tenha bir yere.

bu muhabbetin üstünden 3-4 sene geçti. geçen sene babaannemin yanına uğradım gene bir gün. yalnız yaşıyor diye fırsat buldukça gidiyorum. başka bir kadın misafir olarak gelmiş. sonradan öğrendiğime göre benden 3 yaş büyük bir kadın. bizim uzaktan akrabaymış. ilk defa karşılaştık orada. küçük de bir kızı var.

nedense pek sevemedim kadını ama babaannem de pek iyi duyamadığı için mecbur muhabbet etmek zorunda kaldık. kocasından ayrılmış. şiddet görmüş, bıçaklanmış, zor kurtulmuş. sonra kızıyla beraber baba evine sığınmış. babası olacak pezevenk de sahip çıkmamış. "bir gittin, iki döndün" diye laf söyleyip durmuş. kadın da kuzeninin yanına yerleşmiş filan.

"çalışıyor musun? nasıl geçiniyorsun?" diye sordum. bazen çok mu meraklıyım, ağzımın ayarını sikeyim ne bileyim sormuştum öylesine.
birden durgunlaştı, başını önüne eğdi. "yok abi. çalışamıyorum. dul olduğumu öğrenen benden başka şeyler de bekliyor." dedi. "kusura bakma ağzım alışmış 'abi' diyorum herkese, bana yanaşmasınlar diye..."

bir şeyler daha anlattı. bir sürü şeyler... elindeki çay bardağıyla oynadı. arada sesi titredi. uzaklara daldı. gözleri doldu. ben dinledim, dinledim...

sorsan hepimiz feleğin çemberinden geçtik zaten anasını satayım. ne hayatlar var, diye düşündüm. anlatılanları duydukça düşündükçe, bütün erkeklerin, bütün kadınların, insanım diye yollarda dolaşan bütün orospu çocuklarının allah belasını versin, diyip durdum kendi kendime. o öfkeyle, çaresizlikle, yakalanmayacağımı bilsem zerre vicdan azabı çekmeden seri katil olurdum herhalde.

"oğlum sen hiç ağlıyor musun?"
4 gün boyunca işyerinde, evde, dışarda, bulduğum her fırsatta, her boşlukta ağladım anne...