kötü bir babaya sahip olmak

kırpık saçlı rapunzel kırpık saçlı rapunzel
çocukken muhteşem bir babaya sahip olduğumu sanardım. o beşiktaşlı diye beşiktaşlı oldum. en çok o mutlu olsun diye okulda hep başarılı oldum.

lisede biraz bir şeylerin farkına varmaya başladım ya da o değişti. anneme davranışları hoşuma gitmiyordu .
evet fiziksel şiddet yoktu ama bir adam eşinin yanında üzüldüğünü bile bile eski nişanlısından söz etmemeliydi , bir adam eşinin kilosuyla ilgili espri yapmamalıydı, bir adam bazen eşine canım diyebilmeliydi, belki aşkım , hayatım falan demeliydi. bunları anlamaya başladıkça belki iyi bir baba ama iyi bir eş değil demeye başladım.

sonra bazı şeyler oldu ve lisede okuldan atıldım en yakın arkadaşımla birlikte. okulla mahkemelik olduk falan. annem hep yanımdaydı. babam... bana karşı değişmişti . takdir , onur belgeleri almak gerekiyordu demek ki babamın gülen yüzünü görmek için, arkadaşlarına beni benim kıymetli kızım diye takdim etmesi için..
ben kendi okulum dışında başka bir liseye gitmek istemiyordum ve liseyi dışarıdan okuyordum. bu onun için utanç verici bi şeydi.
"o kadar kız işe gidiyor bu da gitsin onlardan güzel mi? değerli mi gitsin çalışsın kimse kimseden kıymetli değil" dedi.. annemle odada müzik dinleyip ağlıyorduk o bunları söylerken.annem müziğin sesini açtı ki ben duymayayım diye..
evet babam iyi bir baba da değildi..


ben o liseden hacettepe üniversitesi'ni kazandım. iyi baba(!) geri döndü. ankara'da yaşamak istermiş hep , olmadı bi çocuğum ankara'da okusun dermiş. ben en küçük çocuğuydum ve açık lise vakasından sonra son şansını da kaçırdığını düşünmüştü halbuki.
ankara'ya yanıma gelirdi , eve alışveriş yapardı , bana bakarken gözlerinin içi parlardı. belki de değişti dedim .. e yaşa da girdi . artık daha sakin bi adam falan.

okuldan mezun oldum , o sene annem hastalandı. burayı kısa geçeceğim ; hasta annemin odasına bile girmezdi..
buralarda anlatılacak dünya kadar şey var ama benim o kadar güçlü kalbim yok..

annemi kaybettik, toprağa verdik eve geldik.ben 2-3 kere bayılmıstım , ablam ayılamıyor, abim bir noktaya gözünü dikmiş..
ev kalabalık, herkes ağlıyor ve belki annemin en küçük çocuğu olduğum için bana merhametle bakıyorlar falan..
nefesim kesildi balkona çıktım.
babam aşağıda 2 arkadaşıyla sohbet ediyor sonra güldü, sonra biraz daha güldü.
sonra arkadaşı bi şey söyledi, babam kahkaha attı.

o gün anladım ki iyi bi eş mi , baba mi falan bunları geçelim ;
babam kötü bir adam..

bir kızı etkilemek için yapılabilecekler

gayfe gayfe
düşük maaşlı bir işte çalışıp, zaten maaşım düşük anam da yemekleri yapıyor, ne diye eve çıkayım şeklinde rasyonel düşünen sözlük erkekleri bence çok çekici. bunlarla ben sözlük dışında da karşılaşıyorum, 27 yaşını geçmiş hala anasıyla oturuyor. maaşı yüksek olanlar araba almış, kira olmadığı için para birikmiş. işte eve de katkıda bulunuyorum falan diye anlatıyor. annesi yemek yapıyor bunlar yiyor. sonra sofradan kalkıp 10m2 odasına gidiyor. sözlükte zengin koca arayan kızlara yosma falan diyor. nebleyim yemek yapmayı bilmeyen kız diye başlık açıyor. 27 yıldır anası yaptığı için yemek yapmayı bilmeyen bir kızla evlenemez asalak herif ama sorsan zengin erkek arayan kız parazit. çok çekiciler, canlarım, selam ederim.
17

duygu özaslan

işteöylebirşey işteöylebirşey
fotoğraflarının ifşasının bergüzar korel'in cesur paylaşımının hemen üzerine denk gelmesi ekstra talihsiz bir durum oldu.

bir yanda kadın bedenini olumlayan, dayatılan güzellik standartlarına meydan okuyan cesur bir kadın varken, diğer yanda kim bilir ne zamandır insanları "kusursuz" görünümüyle aldatan, fotoşop için saatlerini harcayan, hatta fotoşop konusunda kilolu fotoğrafı çekilene kadar sosyal medya ajanlarını bile uyandırmayacak kadar profesyonelleşmiş bir kadın var.

hastaymış, geçmiş olsun. fakat hiçbir hastalık özellikle karakteri oturmamış olan ve influencer olarak kolay para kazanmanın hayalini kuran küçük çocukları ve gençleri aldatmanın mazereti olamaz.

aşk her şeyi affeder mi

renfri renfri
evlilik hayatının en başından, sonuna kadar şiddet görmüş yakın bir hanım arkadaşım yaklaşık olarak şöyle anlatmıştı:
'' evet dövüyordu, canım bile yanmıyordu artık, öyle alışmıştım ki şiddete. fakat aşıktım. bu nasıl bir boksa, gözünün döndüğü zamanlarda bile, parmaklarım kırılırken bile, seviyordum onu. nasıl bir hastalıksa bu, artık yorulup bir yerde yığıldığında, içimdeki hırs, şefkate dönüşüyordu. gelip öpmeye başlıyordu vurduğu yerleri. az önce vuran o değilmiş gibi, sana bunu nasıl yaptılar der gibi, kırılacak bir eşya gibi özenli davranmaya başlıyordu sonra bana. affediyordum. onu affettiğim için kendimi affedemeyeceğimi de biliyordum. ama hep, o ağır basıyordu. ''

bunları söyleyen kadın, banka müdürü. güzel ve alımlıdır da.
aşıktım kisvesi altında, hayatınızı siktirmeyi seçiyorsanız şayet, yoksa kendinize verdiğiniz bir değer; hayatınızın evvelinde, neyi, ne kadar başardığınızın, hangi eğitimle büyüdüğünüzün bir ehemmiyeti kalmıyor.
kaçıp kurtulacak yeterliliği olan insanların, aynı çukurun içinde kalmayı masum sayması,
şehrin ortasında eski kocası tarafından hayvanca katledilen, evine dönerken tecavüze uğrayan, çocuğunun gözü önünde öldürülebilen kadınların sayısının azalabileceği konusunda, en azından bana, zerre umut vermiyor.
10

ali ismail korkmaz

revoluce revoluce
ah çocuk...

yaşamak bu yangın yerinde
her gün yeniden ölerek

zalimin elinde tutsak
cahile kurban olarak

yalanla kirli havada
güçlükle soluk alarak

savunmak gerçeği, çoğu kez
yalnızlığını bilerek

korkağı, döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak

toplanıyor ölü arkadaşlar
her biri bir yerden gelerek

kiminin boynunda ilmeği
kimi kanını silerek

kucaklıyor beni metin altıok
"aldırma" diyor gülerek

"yaşamak görevdir bu yangın yerinde
yaşamak, insan kalarak"

ataol behramoğlu





türk kızları tedavülden kalksın rus kızlar gelsin

80 sonrası genç 80 sonrası genç
öldüre öldüre tedavülde kadın bırakmayacaklar zaten bu gidişle.

en iyisi bir anlaşma yapalım.
tedavülden kalktıktan sonra imha edilmeyeceksek başka ülkelerde depolanabiliriz. daha az öldürüldüğümüz, daha az şiddete, tecavüze ve/veya tacize maruz kaldığımız herhangi bir ülke olabilir.

ayarlayın böyle şeyleri ben kendim kalkarım tedavülden. hatta tedavülü de alır giderim.

aşkı anlatan en iyi cümle

lorquet lorquet
en güzel tanımlarından biri interstaller filminden geliyor. brand ile cooper hangi gezegene gitmeleri konusunda konuşurlar ve brand neden seçtiği gezegene gidilmesi gerektiğini anlatır:
onu anlamasak da ona inanmalıyız.

"şimdi beni dinle, aşk bizim icat ettiğimiz bir şey değil. bu gözlemlenebilir bir şey. güçlü de.
belki daha fazlasıdır, henüz anlamadığımız bir şeydir. belki bir kanıttır, belki de daha ileri bir boyutun bilinçle algılayamadığımız eseridir.
on yıllardır görmediğim ve muhtemelen ölü olduğunu bildiğim birine uzay boyunca sürüklendim.
aşk, zamanın ve uzayın boyutlarını aşan bildiğimiz tek şeydir. belki de onu anlamasak da, ona inanmalıyız."

buna göre aşk ne zaman paradoksları ne de solucan delikleri tanıyarak iki insanı çaresizce birbirine çeken bir bağ. benim için gayet makul. insanların sakat tanımlamaları ve yaklaşımları ile sakatladığı şey zaten aşk değil.

duygu özaslan

wendera wendera






evet ikisi de duygu özaslan.
ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol. bir instagram atasözü.
kimse laf ediyorum diye karışamaz. onunkisi sağlam şop ve ikiyüzlülükmüş. o milyonları bedeni üzerinden kandırıp genç takipçilerini yetersiz hissettirirken iyiydi.

vay be artık kime guvenicez şaşırdık... şopta uzay çağı bu resmen
24

srebrenica katliamı

ljiljani ljiljani
temmuz 1995 yugoslavya iç savaşı sırasında sırp orduları krivaya 95 harekatı'nın parçası olarak srebrenica'yı işgal etmişti. yaşanan bu olay bir işgal olarak kalmamış, sonuçları tamamen insan ruhunu, duygularını yok etmeye sürüklenen bir katliama dönüşmüştü. bu katliamda boşnaklardan en az 8372 kişi vahşice katledilmişti.

sırp ordusu komutanı ratko mladiç'in emri ile ordunun 'akrepler' olarak tanınan özel güvenlik güçleri srebrenica'da katliam yapmaktan çekinmemişlerdi.



bu hepimizin bildiği hikaye. acı olan kısım ise ne biliyor musunuz? katliamın 25. yılındayız ama hala cansız bedenler çıkıyor bosna topralarından. ve hala bulunamayan bedenler var. daha dün bir videoda iki evladını kaybetmiş bir boşnak anneyi izledim. büyük oğlunun bedeni 25 yıl sonra bu yıl bulunmuş. ama küçük oğlunun bedeni hala bulunamamıştı. ve şunu dedi, "inşallah ben ölmeden bulurlar ve bir kez olsun mezarına gidebilirim.".

bosna'da cansız bedenlerin bulunmasında bir şeyin etkin rolü vardı. mavi kelebekler. sırp askerleri cansız bedenleri gömdükten sonra geri dönüp buldozerlerle çıkarıp kilometrelerce uzağa tekrar gömdüler. yetmedi, biraz daha uzaklara gömdüler. toplu mezarlar bulunmasın diye bölgenin, bitki örtüsüne uygun bitkilerle yeşillendirdiler. toplu mezarların bulunmasında kullanılan uydu fotoğraflarında manyetik değişkenlik taramasının yapılamaması için mezarların içine metal parçalar bıraktılar. nasıl ince ince planlanmış bir soykırım görüyor musunuz? toplu mezarlara gömülen cansız bedenler toprağa karıştıkça toprağın besleyiciliğini arttırmışlar ve bölgede bulunan misk otu/yavşan otu olarak bildiğimiz bitkinin coşup fışkırmasına ve yalnız bu bitki ile beslenen mavi kelebek nüfusunun artmasına sebep olmuştu. mavi kelebekler, bosna'da toprak altında yatanların çığlığı olmuştu adeta. binlerce ceset bu sayede bulunmuştu. bu nedenle bosna'da mavi kelebekler hem ölüm hem de yeniden dirilişin simgesi haline gelmiştir.
2

kedileri kısırlaştırmalı mıyız sorunsalı

ekmek arası maden suyu ekmek arası maden suyu
başlığın türevlerini aradım fakat bulamadım. eğer bilen/bulan olursa başlığı taşıyabiliriz.

son zamanlarda çevremde ve sosyal medyada çok fazla kısırlaştırma karşıtı görüyorum. insanlar kısırlaştırdığı hayvanın annelik ya da babalık duygularını zorla elinden aldığını düşünüyor. halbuki kedilerin annelik duygusu ne yazık ki yok. yani bizim öyle düşündüğümüz 'ay yavruuuummm' diyerek böyle duygulara bürünüp kutsal saymıyorlar. hatta diğerlerinden daha çelimsiz, daha küçük ya da anomalisi olan bebeklerini yiyorlar. çünkü kediler için üremek bir içgüdü ve bu içgüdü tamamen nesillerini devam ettirmek için var. biraz büyüyüp çiftleşme yaşına geldiklerinde evlatlarıyla-anne/babalarıyla-kardeşleriyle çiftleşebiliyorlar. o nedenle kısırlaştığı zaman ben neden ebeveyn olmadım diye ağlamıyor kediler sandığımız gibi.
sonra sokaklarda yuva bekleyen bir sürü bebek var. hayatlarını ellerinden aldığımız için -doğayı bozup onlara yaşam alanı bırakmadığımız için- zaten var olanlara öncelikle sahip çıkmamız gerekiyor. o nedenle 'yuva bulurum bulamazsam salarım sokağa yeter ki benim çocuğum anne olsun' demek bana çok bencilce geliyor. çünkü sokakta olan her 5 yavrudan en az biri ya da ikisi zaten yaşayamayıp ölüyor hasbelkader hayatta kalmayı becerebilenler ise sağlıklı bir kedi 15-20 yıl yaşayabilecekken 3-5 yıl aç ve sefalet içinde yaşayıp sonra ya bir araba altında kalarak, ya köpekler tarafından parçalanarak ya da açlıktan, soğuktan yani kötü yaşam koşullarından dolayı ölüyor. oysa dünyaya gelen her canlı tıpkı güzel duyguları yaşasın istediğimiz kendi çocuğumuz gibi birinin evladı olmayı, iyi koşullarda yaşamayı ve mutlu bir hayat sürmeyi hak ediyor. öte yandan kendi kedimiz açısından baktığımızda da kediler doğum yaptıkça/çiftleştikçe kısa ve uzun dönemde meme tümörü, rahim ve yumurtalık kanseri gibi birçok ciddi hastalığa yakalanma riski artıyor. yani aslında iyi bir şey yapıyoruz diye düşünürken belki de çocuğumuzun yaşayacağı o uzun yılları kendi elimizle kısaltıyoruz.
yine aynı göz bebeğimiz canımız kedimiz her kızgınlığa girdiğinde strese girdiği için psikolojik açıdan ona kötülük etmiş oluyoruz.

tüm bunları toparlarsak bir gün her eve en az bir kedi, her kediye de kısırlaştırma kampanyası başlatılırsa bir yerlerde ilk destekçisi ben olacağım galiba *

canım kediler, tüyünüz kadar ömrünüz olsun.

kedileri kısırlaştırmalı mıyız sorunsalı

almost almost
bence "sorunsal" bile değildir. evinizde beslemeyi düşünüyorsanız, dişi veya erkek ayırt etmeksizin kısırlaştırmanız neredeyse elzemdir bile diyebilirim. kısırlaştırmayı düşünmüyorsanız da her türlü sonucuna, şikayet etmeden katlanmak durumundasınız tabii.

yine kişisel görüşüm, sokakta yaşayan kedilerin bile kısırlaştırılması doğru olur. keza sokak köpekleri için de aynı şeyi söyleyebilirim. kısırlaştırma operasyonu değil ama kısırlaştırılmak üzere, yakalanmaları kısmı zor ve masraflı olduğu için en azından sizden kaçmayacak derecede yakın olanları kısırlaştırmayı düşünmek daha makul bir seçenektir.

kedi popülasyonunu kontrol altına almak, hem insanlar hem de onlar için doğru bir seçimdir diye düşünüyorum. başlık sahibinin girisinde belirttiği üzere zaten yüksek ihtimal, doğacak kedilerin bir çoğu çok erken yaşlarda ölecektir. "hayata gelmiş bir canlının, yaşam hakkını elinden almaktansa, hayata gelme ihtimalini en başından ortadan kaldırmak" bana çok daha doğru geliyor. hayvanlara korunma yöntemi veya kürtaj uygulama şansımız olmadığına göre bu açıdan kısırlaştırmak akla gelen ilk ve hatta tek seçenektir.

primatlarların bazı türleri hariç, çoğu hayvanın "cinsel yaşamı", iletişime ve zevk odaklı olmaya dayalı değildir. yani insan beyni gibi komplike bir yapıya sahip olmadıkları için, işin keyif veya zevk kısmından ziyade sadece "üreme" odaklıdır genellemesini yapabiliriz. bu çiftleşme sırasında zevk almadıkları anlamına gelmez elbette. ancak annelik -babalık duygularının elinden alınmasının haksızlık olduğuna dayalı "duygu durum" içeren sözleri sarf etmek, az önce açıkladığım nedenden dolayı gerçeği yansıtmaz, hatta komik bile denilebilir.

yani hiç bir kedi, "ah yaşım gelse de bir anne olsam keşke" tarzı bir şey düşünmez. erkek kedileri zaten pas geçiyorum, ancak dişi kedilerde ki annelik duygusu da tamamen içgüdüseldir ve doğum öncesi ve sonrası salgılanan hormonlar neticesinde belirlenir. dolayısıyla kısırlaştırıldım artık anne olamayacağım tarzı bir depresyona veya strese girmeleri çok olası değildir. bu arada yanlış bilgi vermek istemem ancak bildiğim kadarıyla, daha zahmetli veya masraflı olsa da bazı kısırlaştırma operasyonlarında, hayvanların cinsel içgüdülerinin tamamı ellerinden alınmış olmayabiliyor.

son olarak vahşi doğadaki akrabaları hariç, kedi ve köpekler evcilleştirilmiş hayvanlardır. yani sadece ev kedileri ve köpekleri değil, sokakta yaşayanlar bile, doğrudan insanlara veya insanların bulunduğu alanlara bağlı olarak yaşamaya evrimleşmişlerdir. dolayısıyla bu işlemi "doğanın" dengesi ile oynamak gibi düşünmek biraz zorlama bir çıkarım olur. yani o hayvanları evcilleştirerek zaten doğanın dengesini en baştan bozmuş olmaktayız ki, zamanı geriye saramayacağımıza göre, konuya bu yönden yaklaşmak da abes olur.

dipnot : ben çoğu zaman insanların bile kısırlaştırıması gerektiğini düşünüyorum veya en azından çocuk sayısı konusunda sınırlandırılmalarını. zira kaynaklar sınırlıyken, isteyenin istediği sayıda çocuk yapması ve ondan sonra da, "bilmem kaç boğaza bakıyorum, ne olacak benim halim tarzı, "aptalca" bulduğum serzenişleri, bana hem iki yüzlülük hem de aşırı bencillik olarak geliyor. lakin bunun doğru ve adil biçimde uygulanmaya geçirilebilmesini de mümkün görmediğim için bu konuda ancak kişisel olarak eyleme dökebilirim ki, yaptığım da bu olabildi ancak.

ayasofya

dumrul dumrul
ne olacağı umrumda değil. daha önce de yazmıştım.

müze olarak kalmasının ekonomik getirisi vardı, o getiri de benim cebime girmiyordu. çevre esnafı değilseniz sizin de cebinize girmiyordu. erdoğan düşünmüş, bundan alacağı para ile reklam değeri arasında kıyas yapmış ve buradaki kaybı reklam gideri hanesine yazmış. sonuçta kendisi hiçbir şey değilse de iyi bir tüccar. yunanistan ve rusya için de ayasofya neticede sadece propaganda değeri olan bir yapı. onların siyasetinde de hala din para ediyor. buradan bir hamle avantajı yakalayacaklarını düşünürlerse ses çıkarırlar. yoksa başka pazarlıklarda avantaj elde etmek üzere sessizlikle geçiştirirler. bunlar tüccarlar arası meseleler...

yunanistan artı olarak belki bir turizm hamlesine girişebilir. ben olsam hristiyanlara dönük bir türk turizmini boykot kampanyası örgütlerdim. bence gideri olur. sonuçta yunanistan'la türkiye arasında bir turizm rekabeti de var.

olayın bir de atatürkçüler boyutu var. akp için bu hamlenin esas önemi kemalizme dönük hesaplaşmasının en önemli sembollerinden biri olması.. bunu da "yüksek" yargı aracılığı ile yapıyorlar. istanbul'u yeniden "fethettikleri" propagandasını yapıyorlar. pekii istanbul'u kimden almış oldular? bunu oturun düşünün.

mevzuyu yapay gündem ya da rusya ve yunanistan'a mesaj gibi algılayanlar var. oysa akp'nin 18 yıldır attığı her adımda rövanşizm kafası alenen fışkırır. cumhuriyet ve atatürk ile hesaplaşma akp'nin her an aktif olan değişmez gündemidir.

herkes bunu kolayca görebilir ama bizim en müslüman atatürkçüler resmen salağa yatıyorlar.

twitter.com

bu da beni bozmaz. atatürk benim için sadece önemli bir tarihi figür. adamın ömrünü adadığı şeylerin arkasında kaskatı, sapasağlam bir seküler mantık varken dinciyle din yarıştırarak adamın kurduğu şeyleri koruyabileceğini zannetmek için basbayağı salak olmak lazım.

konunun ibadethane boyutunu herkes biliyor. ülkede cami kıtlığı var. müslümanlar çok aşırı mağdurlar. namaz kılacak yerleri yok. bol bol cami yapın oğlum. ayasofya'yı camiye çevirmeyeni siksinler. her sokağa cami yapmayanı da siksinler. yetmez. anıtkabiri de cami yapın. yine mağduriyetiniz bitmezse gelin götümüze de birer cami dikin. çekinmeyin oğlum. benim evim 24 metrekare stüdyo, hela kısmında cami için yer var. gelin orayı da camiye çevirin.

aç kalınca da cami yersiniz artık. bunlar bizim sorunumuz değil.

burada benim genç arkadaşlardan istediğim tek şey bu hareketler üzerine iyice düşünmeleri. bu camiler, kuran kursları, imam hatipler, diyanet vs'nin kime ne faydası var? bugüne kadar ne faydasını gördünüz? buna karşılık hayatlarınıza negatif etkileri neler?

din, durduk yere kendi kendine krizler yaratıp kendi kendine sözde zaferler ilan ederek kendini var etmeye çabalayan boktan siyasetçilerin ekmek teknesidir. daha ötesi değil.

artık hem diğnimiz incinmesin hem layik kalalım diyen cehape teyzesi pozisyonunda olanlar düşünsünler. ak kafasıyla uzlaşıyor musunuz, onlarla din mi yarıştırıyorsunuz, recep'i iktidardan indirmek için tayyip'e mi oy veriyorsunuz siz bilirsiniz. biz sıkıldık artık bu kafa bulanıklığından.
4

zengin erkek arayan kızlar

bi niyan vardı bi niyan vardı
"ben ailemden belli bir yaşam tarzı gördüm. ya da kendi çabamla belli bir statü elde ettim bunu devam ettirmek isterim. ya da bu standardın üzerine çıkmak isterim" diyen kadın akıllıdır. bu noktada sorun yok.

herkes daha rahat bir yaşam arzular ve maddi sorunlar iki uyumlu birbirini seven insan arasında da gerginlik yaratabilir. örneklerini çoook gördüm. bu nedenle maddiyat evet önemlidir. bu noktada da sorun yok. "samanlık seyran olur" diyecek kadar gerizekalı ve beklentisiz bir romantik değilim. ki karşılık beklentisinde de sorun yok. her ilişki karşılıklıdır. ama bu karşılık ille maddi olmak zorunda değildir.

ama kendi çabanla bir yere gelemiyorsan ya da belli bir yere gelip tıkandıysan ilerleyemiyorsan adamı sadece rahat ve daha iyi bir hayatın tedarikçisi olarak görüyorsan, tek kriterin ya da birinci kriterin maddiyatsa işte burda sorun var. adamın da seni bir çift güzel meme ya da göt olarak görmesinde sorun bulamazsın. kendini metalaştırdın bile çoktan. senden daha güzelini daha güler yüzlüsünü daha gencini gördüğü an adamın gitmemesi için tek bir sebep söyle? sen onu parası için seçtin o seni götün? ya da evlilik sözleşmesi yapmaması için tek bir sebep var mı? belli ki öz güvensiz, güçsüz, kendi başına bir halt olamayan bir insansın. tırtıkçısın. adam neden kendi emeğini korumasın?

seçimlerimizi birden fazla kritere göre yapmalıyız. kimi daha romantiktir kimi daha maddiyatçı ya da gerçekçidir. ama tek kriter değildir bu ağır basandır. ben öyle tahmin ediyorum.

tek veya en önemli kriteri para olan bir kadın 'sözleşmeli personel' yakıştırmasını alsın kabul etsin. bu kriter benim için 3-5. sırada diye ben *mının kıymetini bilmeyen, önüne gelenle yatan bir kevaşe olmuyorum. ama sen "skeceksen karşılığını verirsin" diye düşünmüş oluyorsun. adının ne olduğunu ben söylemeyeyim.