instela yazarlarının itirafları

adagiettoo adagiettoo
haziran 2018'de iş yerinde bir kızla tanıştım, kızın ailesi köyde. kız da acayip hanım hanımcık bir kız. arkadaş olduk. benim arkadaşlığım da işte sen anlatırsın ben dinlerim. ben sana bir şeyimi anlatmam, öyledir. bunda da öyle oldu. ben eve kimseyi almam bu kızı almıştım. arkadaşlık süresince bir kötülüğünü sezmedim. bir gün bu benden uzaklaştı, pat diye. ben ne olduğunu anlamadım. ekim 2018 gibi işte. twitter'ına yazmış "dost görünen aşağılıklar var" falan filan yardırmış bana. öyle şeyler yazmış ki gidip hesap sormak bile gelmedi içimden. kendi kendime "gerizekalı bu kız. insan bi' gelip benle konuşur ne olduysa" deyip geçtim. ben sakin sakin hesap soramam cinlenince, yıkarım ortalığı. şimdi aynı odada çalışıyoruz yüzyüze bakacağız diye hesap sormaya bile yeltenmedim.
normalde de bu kadar sakin değilim ha o an bir sakinlik geldi bana, bazı şeylerin yaşanacağı varmış demek ki.
ondan sonra herkes bana cephe aldı. ben ne olduğunu bilmiyorum tabi. hiç ummadığım kişiler bile irtibatı kesti benle. ne olduğunu sordum, cevap yok. iki aydır psikolojim bozuldu cidden. iş mi değiştirsem diye düşünmeye başladım. ne yaptım ki ben? diye düşünmekten delirecektim. çok sevdiğim bir abi var iş yerinde, o bile "benden uzak ol" dedi bana. kimseye bir şey demedim ama çok ağladım çok üzüldüm çok yıprandım.
çok durgunlaştım.
bugün o kız geldi yanıma, mahcup baya. 'hakkını helal et ben sana iftira attım' dedi. bu kız nişanlı. benim için "nişanlıma ahlaksız tekliflerde bulundu" falan demiş. daha bir sürü şey demiş de benim tansiyonum çıktığı için susturdum." ben senle arkadaşken aslında senin arkandan konuşuyordum çok. çok iftira attım neler dedim duysan fenalaşırsın" dedi. ağzıma sıçmış bizim köylü hanım hanımcık kız. herkese itiraf edeceksin duyacağım itirafını anca öyle hakkımı helal ederim, dedim. bugünü itirafla geçti. itiraf etti, millet şok. nişanlısının da kulağına gitmiş yaptıkları. adam te elazığ'da ona da biri yetiştirmiş ne ara yetiştirdiyse. o da nişanı atmış. yönetime kadar gitti konu, ben taşıdım tabi ki yoksa katil olabilirdim.
işten de çıkarıldı. gitti öyle. ben de kimseyle konuşmuyorum şu an af dileseler de, o kadar zoruma gitti ki. ben de bu şartlarda ne kadar çalışabilirim bilmiyorum tadım kaçtı baya. bende nasıl böyle bir potansiyel gördüler onu anlamıyorum. biri de dememiş ki 'o kız demez öyle'. iki aydır rüyamda hep akrep yılan böcek görüyordum hocaya sormuştum en son bu rüyaların ne anlama geldiğini de "arkandan konuşuluyor" demşti, vay anasını cidden. 
bugün o kadar sıfırlandım ki bitti tüm enerjim, yaşama isteğim. 
millet işten çıkar iştekilerle toplanır içmeye sıçmaya gider. ben işten çıkar koştur koştur eve gelirim, kendi dünyamda yaşarım. buna rağmen olanlar... aramız iyiydi, hiçbir sorun yoktu buna rağmen neden böyle yaptın? diyorum. cevap yok.
nişanlısını bile hiç görmedim. bir yerde karşılaşsak da kıskançlıktan evham yapsa diyeceğim de gerçi evham da değil bu.
bu ne cidden ben de bilmiyorum. valla şöyle kale gibi annen baban kardeşin olacak arkanda. onlar da yoksa kimsen yok demektir. kimseden arkadaş, dost, sevgili olmasını beklemeyeceksin. böyle bir anda harcıyorlar insanı. daha kimlere kimlere anlattı acaba bunu? e iş yerinden herkes bi' arkadaşına anlatsa ben bittim demektir. adımız orospuya çıktı. derin düşününce kızı evire çevire dövesim geliyor, aşırı sinirleniyorum. ben de ' niye x'le konuşmuyorsunuz?' deyip onu karalamak isteyenlere diyordum ki "konuşmama kararı almış, sorgulamadım. hayırlısı olsun uzatmayalım" kız ağzıma sıçmış ben hayırlısı olsun diyormuşum. millet de "suçunu biliyor ya alttan alıyor" diyormuş. bugün spora gidecektim enerjim yerindeydi, öyle sıfırlandım ki. kimseye de anlatamıyorsun böyle böyle oldu bugün diye. buraya yazdım ben de.
7

yazarların mutsuz olma sebepleri

meşa meşa
insanların aptallığı.
sabah bankada işlem beklerken yan vezneye yaşlı bir amca geldi. bankacı kadının hitap şekli bi anda "sen" oldu. "sen bi kimliğini ver,öyle bakarız." ne bu şimdi?
o siz,sen kavramını ayıramayıp yaşa veya dış görünüşüne göre ayıran, ikilemde kalan herkesten nefret ediyorum. beni mutsuz ediyorsunuz.

30 yaşından sonra anlaşılan gerçekler

ela gozlerimdeki renkli hikayeler ela gozlerimdeki renkli hikayeler
giderek sadeleşiyor insan. çevrendeki insanları bile sadeleştiriyorsun, daha az insan olsun, öz olsun bana yeter diyorsun zaten fazlasına enerjin de yetmiyor.

daha fazla evde vakit geçirmek istiyorsun.

bugünlerde ben hep yaşlı insanlara bakıyorum uzun uzun mesela, o yaşlarda nasıl biri olacağımı hayal etmeye çalışıyorum.

geçen gün tramvayda yaşlılığımı gördüm, aynı ben, saçlar bile aynı, biraz beyazlamış o kadar, alında 7-8 kırışık, ulan dedim nasıl da geçmiş zaman. huzur içinde mynetokey oynuyordum, whatsapptan balçova chp kadın örgütü grubuna mesajlar attım güllü dallı çiçekli, umut dolu (evet okudum afagags).

neyse umarım emekli olmuşumdur. oğlum da bir zalime takılmamıştır umarım.

üç beş kişi okuyacağını bildiğin halde yazmak

pink flamingo pink flamingo
burayı aktif kullanan biri olarak çok bilinen bir hikayeyle olayı özetlemek istiyorum.
adamın biri picasso'nun resimlerini
uzun uzun inceledikten sonra ressamın yanına gelir ve:
''resimlerinizi inceledim. sanırım renkleri birbirine karıştırmak ve iç içe bir sürü çizgi çizmekten başka bir şey yapmıyorsunuz. herhalde resim yapma yeteneğiniz çok zayıf.'' der.
picasso adama hiçbir şey söylemez. eline fırçayı alır ve yere bir buğday resmi çizer. resim o kadar gerçekçi olmuştur ki etraftaki tavuklar buğday resmini gerçek buğday zannederek yemeye çalışırlar. bunu gören adam hayret içinde:
''aman allahım. peki ama madem bu kadar güzel resim yapabiliyorsanız neden böyle gerçek resimler yapmıyorsunuz?'' diye sorar.
picasso:
''ben tavuklar için resim yapmıyorum da ondan.'' der.

yani üç veya beş, sen veya o mühim değil. anlayan anlıyor neden yazdığımızı, çok da şaapmamak lazım.
ha bir de üç beş de olsak düzgün bir başlığı hak ediyoruz bence. bu ne rezil bir türkçe!
2

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

aphross aphross
ben kendimi dünyanın en panik, en kuralcı, en ciddi insanlarından birisi sanırdım. bugün ofiste yangın tatbikatı yapıldı. tamamen habersiz ve nasıl becerdilerse yangının kokusu bile var. önce koridora bir bakıp, odama dönüp özel eşyalarımla birlikte yeni gelmiş olan filtre kahvemi de alıp kimsenin kullanmadığı arka merdivenlerden aşağı indim. kahve kupasını alırken aklımdan havanın çok soğuk olduğu geçiyordu sanırım, emin değilim.

oha kahveni de mi aldın diyenlere "yeaa ben biliyordum tatbikat olduğunu" diye ağzımı eğe eğe cevap verdim ama hangi ara bu rahatlık mertebesine erişmiş olduğuma olan şaşkınlığımı hala üzerimden atamadım.

vurula vurula, vurulacak yerim kalmamış galiba.

34 yaşında erkek 28 yaşındaki kadın ilişkisi

aphross aphross
erkek değil kadın da büyük olabilirdi, 6 değil 10 yaş da olabilirdi. ilk bakışta absürt görünen çiftlere biraz yakından bakınca ne için birlikte olduklarını çözmek zor olmuyor, iyi bakın. insanın sevebileceği birisini bulması zaten zor, bulunca bir de yaşına mı takılsın? ellemeyin insanları.

klişe bir film repliği ile de hemen ortama katkı sağlayayım;

"birini gerçekten sevdiğin zaman; yaşı, ne kadar uzakta olduğu, boyu, kilosu sadece lanet birer sayıdır."

instela yazarlarının kalitesiz olması

johann wolfrang stock johann wolfrang stock
çöplüğe dönmüş insan ilişkileri ile ne kalite arıyorsunuz? kalitesizlik instela ile sınırlı değil arkadaşlar. genel bir kalitesizlik var. diyorsan ki ben kaliteli insanlarla şarap eşliğinde dünya sinema tarihi üzerine sohbetler edeceğim, yallah sokağa... sokağa çıkınca entelektüel muhabbetlerin de üçüncü şişe şaraptan sonra çöplüğe döneceğine şahit olacaksın. neden? çünkü o entelektüel kırıtkan sohbet edenlerin özü eril mi eril zihniyetle dolu. ne istiyorsun kardeşim? instela ya laf et ekşiye git. orada da aynı zıkkım. o zaman burada dans etmeye devam.

not: uzun uzun yazıp her şeyi birbirine kattım. umarım entelektüel olduğumu zannederler.

(bkz: dinimiz amin)