sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

pony stark pony stark
ülkemizde virüs yayılımının azalacağına dair herhangi bir umut beslemeyiniz. bugün markette poşet açmak için maskesini indirip parmağını yalayan bir varlık gördüm. öncesinde aynı eliyle para ödedi. yani virüs olmasa bile para dünyanın en pis şeyi olduğundan el yıkanması gerekir ama bahsi geçen kişi bildiğin parayı yaladı.
1

128 milyar dolar nerede afişlerinin sökülmesi

bengeneldebelgesel bengeneldebelgesel
ekşi'de mi okudum, neredeydi, tam hatırlamıyorum.
ülkede hane başına 75bin tl gibi bir bedel demek bu. ortalama.

düşünsene şimdi senin evinden 75bin tl çıktı.
karşı komşundan da 75bin tl.
alt komşundan da 75bin tl. tüm apartmandaki her daireden. tek tek.
sonra karşı apartmandakilerden de öyle.
sonra sokaktaki her apartmanın her dairesinden de.
karşı dağda görünen köylerdeki evlerden bile tek tek 75bin tl.

lan bu nasıl bir para, bu nasıl bir söğüş?
ve bu bedel sadece son 1 yılda olan.
önceki yıllar içinde alınan ve savrulan dış borçlar var.

acaba buna ses çıkartmayan, yine de "yalan" diyen vatandaşın nasıl bir geliri var?
geliri yoksa da nasıl vicdanı var? ben çözemedim.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

isveç norveç danimarka isveç norveç danimarka
bugün güne muhteşem başlamıştım. hava mis gibi keyfim yerinde hiçbir şey sinirimi bozamaz diyordum ki saçma sapan insanların bulunduğu bir yerde çalıştığımı fark ettim.

aylar önce bana çok az soru soruyorsun ilgisiz gözüküyorsun bilmem ne diyen kişi bu sefer de artık bana soru sorma kendin ne yapıyorsan yap demeye getirdi. bilgisayar başından 10'dan geriye saydım yoksa saçını başını yolacaktım.

hala sinirim geçmedi...

alışveriş sitelerindeki kullanıcı yorumları

bob kelso bob kelso
online alışveriş sırasında sanırım en sinirimi bozan şeylerden biri, gereksiz kullanıcı yorumları oluyor.

ürün hakkında bilgi sahibi değilsin veya kafana özellikle takılan bir şey acaba bahsedilmiş midir diye yorumlara giriyorsun, yorumların yarısı şöyle.

"kargo çok hızlı geldi, paketleme iyiydi. satıcıya teşekkürler."

"ürünü ilk kez aldım, henüz denemedim ama bakalım göreceğiz nasıl olduğunu."

"denemedim ama harika duruyor, eminim çok güzeldir, kargo çorum'a 2 günde geldi, hepsiburada'ya teşekkürler."

"bu ürünü almayı düşünüyorum ama güvenemiyorum, nasıldır acaba?" (satın almadığı ürüne 3 yıldız vermiş bir de)

"ürünü mavi istemiştim, kırmızı rengi geldi. kimseye tavsiye etmiyorum"

olum biriniz de ürün hakkında yorum yapın. allahtan bazen sonunda bir cengaver çıkıp uzun uzun artısı eksisi olan bir yorum yapıyor da biraz olsun bilgi sahibi olabiliyoruz.

adam telefon alıyor, teknoloji-elektronik ürünü alıyor, kahve makinesi alıyor, kargoyu övüyor ya, vizyonuna sıçam.
4

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

odd future odd future
sosyal medyanın olmadığı zamanları özlüyorum. en azından bu kadar sımsıkı sarılmadığımız zamanları. çünkü işler çok değişti ve geriye dönüş yok gibi. üstelik insanları bir profilden tanımayı öğrendik. her şeyin büyüsü bozuldu sonra. heyecan duymak zorlaştı. herkes kendini o profilde kanıtlama derdine düştü. ''ah eski günler'' insanı değilim sadece her şeyin bu denli ortada olması sıkıyor beni. muhafazakar bir sıkılma değil bu bir nevi gizem arayışı. sürpriz beklentisi. insanları onların özlerini bilmiyorken sevmek daha kolay çünkü. bilmediğimiz kısımları kafamızda tamamlıyorduk. idealize ettiğimiz biçimde. şimdi ise her şey ortada. tahmin etmemize gerek yok. hayal kurmaya da öyle. neyse o çünkü karşımızdaki. hayatın büyüsü kalmamış gibi geliyor bu yüzden. keşif hissi yok olmuş. sürekli aynı caddede yürümek gibi.

zaten artık o profilde göstermiyorsan yaptığın şeyi aslında yapmamış sayılıyorsun. eşsiz bir müzik zevkine sahipsin diyelim. profilinde bunu ortaya koyamıyorsan müzik zevkin yok insanlığın geri kalanı için. antik tarih ve felsefeye ilgin mi var? profilinde bu yoksa bilgin yok gibi. hoş bunu yansıtsan da sıkıcı biri olduğun düşünülür. çok iyi resim mi çiziyorsun? bunu insanlara göstermiyorsan çizmiyorsundur. sinema konusunda yürüyen arşiv olsan ne fayda, bunu insanlara kanıtlamıyorsan sosyal medyada bu senin meziyetin değildir insanlığın kalanı için.

her türlü özgürlüğü savunan biriyim ben. tutucu biri gibi görünmek istemem. pek çok kişinin ahlaksızlık saydığı şeyler benim için su içmek gibidir. sosyal medya kakadır, kötüdür değil derdim. sadece çok kuşatılmadı mı hayatımız? bilmiyorum, bana öyle geliyor. neredeyse hiç kullanmıyor olmama rağmen bana böyle geliyor. sanki yaşadığımız hayatın ruhunu çekip almışlar, geriye sadece iskeleti kalmış gibi. o iskelete tutunup zevk almaya çalışıyoruz. ne acınası.
4

sefaletin prensesi

ekmek arası maden suyu ekmek arası maden suyu
gü nay dın sevgili sözlük. toplaşın bugün size önemli açıklamalar yapacağım.

bizim sülalede alzheimer hastalığı genetik malesef. babannemi bunun yüzünden kaybedeli bir sene bile olmadı henüz. babannemin son zamanlarında hep yanındaydım. ölümünün son anına kadar sadece beni unutmadı. keza benim de vücudum yiyeceklerden b12 emilimi yapmıyormuş, ömür boyu iğneyle ilaçla dışardan takviye almam gerekiyor. o yüzden ailenin diğer tüm genetik rahatsızlıklarını taşıdığım için -migren, şeker hastası olma ihtimalimin çok yüksek olması vs- eğer ortalama olarak 60ımda falan ecelimle geberip gitmezsem muhtemelen alzheimer hastası olacağım ve teker teker sevdiklerimi unutacağım diye çok korkuyorum. yine de babannemin unutmadığı nadir şeyler ve kişiler gibi eğer bir gün alzheimer bile olsam ölüm döşeğinde dahi unutamayacağım şeyler de elbette yaşadım ömrümde. hayatımın belki de en önemli gününde birisi asansör yakalamaya çalışırken yere kapaklandı iki seksen. zırıl zırıl ağlarken yerde yatan bir bayanı kalk kalk diye kahkaha atarak kaldırdım. düşe kalka yürüdüğümüz bu yolda bana eşlik ett... dur ya öyle gitmeyecekti bu yazı. hah neyden bahsediyorduk. bir bayan vardı işte sevdikleri için koştururken yerlerde sürünüp kendini paspas eden. mesela ölsem gitsem babannem gibi olsam yine de unutmam ben o bayanı. insanın hayatında böyle şeyler oluyor işte yani naparsın. gerekli bilgi olsa hemen unuturum, ama nerde muzurluklar var ordayım malesf ki. birinin senin elini tutarak aynı heyecanla beklemesi, o güzel haberi aldığında koşarak sımsıkı sarılmak falan asla gitmiyor insanın aklından. bak şimdi senaryoyu düşün; kapının önünde seni bekliyor o bayan, senle aynı heyecanla. sesi titriyor konuşurken, cesaret veriyor olacak diyor. olacağına inanman lazım çünkü. oluyor da işte bazen böyle güzellikler. siz olsanız unutur musunuz? ben ölsem unutmam.

şimdi diyeceksiniz ki ee sadede gel bundan bize ne bacım? haklısınız valla, tutturmuşum bi' bayan aşağı bayan yukarı gidiyorum. ama işte insan bazen anlatmadan edemiyor. bazen eski sevgilini anlatıyorsun, bazen doğum sancını, bazen sevincini, bazen üzüntünü falan filan. insan anlatan bi' varlık. anlatmayı da çok seviyorum he, bilen bilir konuşurum ben hep. en çok da sevdiklerimi anlatmayı severim. durduk yere bakın şu karı çok güzel falan diye sevdiklerimi gösteririm millete. defalarca aşık olurum anlatırken sevdiklerimi bir kez daha. anlatmayı en sevdiğim kişilerden biridir sefaletin prensesi mesela. yukarıda bahsi geçen bayan da kendisidir hatta laf aramızda. evet yerlerde sürünmeyi seviyor malesef, malum türkiye ekonomisi alıştırdı zaten sürünmeye bizi. bize koymaz yani. bir de yanyanaysak hiçbir şey koymaz bize.

benle konuşanlar bilir laf sefalet hanıma gelince bi' iç çekerim. canım yaa derim. çünkü canımdır gerçekten. mesela bana iki yol gösterseler birinde steinhammer var diğerinde sefaletin prensesi var deseler hiç düşünmeden spyi seçerim mesela. çünkü biraz düşünürsem eğer stein beyin kaslı kolları, yakışıklı babyface yüzü ve yatları ile katları gönlümü çalabilir. o yüzden hemen sefalet bayana koşarım. derim ki gerekirse soğan egmak yeriz yine de yeteriz birbirimize. ıyy erk*k! derim diğer yoldakilere.

şimdi ben bunları anlattım ama niye anlattım? çünkü birinin böyle güzel anıları ömür boyu paylaşması için öncelikle var olması gerek. mesela sp hanım var olmasaydı dünyamız çurak bi köl olurdu. aman kurak bi' çöl. ama kendisi dünyamızda var olduğu için şimdi her şey rengarenk. gerçi dolar 10 liraya yanaştıkça azcık kararıyor gözüm ama onun dışında nereye baksam gördüğüm şeyden keyif alır oldum. çünkü sefalet bayanı çok sevdiğim için. var olduğu için. bazı insanların var olması bile yeterdir. gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür hatta.

ezcümle: ey köyümün güzeli; eğer olmasaydın hayat daha az yaşanır hale gelirdi. kediler daha ağlak miyavlar, erk*kler daha çirkin olur ve gıy gıy gıy çalan bazı şarkılar hiç çekilmez olurdu. kemanımı "yeter be gıy gıy!" diye yere atıp kırmıyorsam, katlanıyorsam o gıygıylara sen var olduğun içindir. gerçi ben fülüd bile çalamıyorum ama olsun sen istersen çello bile öğrenirim. var oluşunun 47. doğum günü kutlu olsun bebeğim. ay ağzımdan kaçırdım yaşını hay aksi. hayatında güzel izler bırakmayı istiyorum hep. sen istediğin ve izin verdiğin sürece de yanındayım. daha biber doldururken eltimin bileziklerinden bahsedeceğiz. iyi ki doğdun, iyi ki varsın.
6

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

bona fide bona fide
bugün çalışırken, eski işyerimden, hala sık görüştüğüm arkadaşlarımla olan bir whatsapp grubundan mesaj geldi. bir arkadaş ekran görüntüsü atmış. hani şu telefonların fotoğraf albümlerinde kişiler diye bir bölüm var ya. yüz tanımadan kişileri gruplayıp, kaç fotoda yer aldığını falan gösteriyor. işte o kısmın ekran görüntüsü. birinci sırada eşi var, sonra kızı sonra da ben. burada bile senden kurtulamıyorum falan yazmış gülerek. neyse diğer bir abimiz var çok sevdiğimiz. benim de gerçek abim yok ama olsaydı o kadar severdim. 3 dakika sonra o da atmış, sende yine üçüncü sırada bana baksana demiş altına da. onun listesinde birinci sırada ben varım. düşünün eşinden çok benim fotom var. sonra gruptan diğer arkadaşlar da başladılar paylaşmaya. hepsinde ilk 5 kişi içinde kesin ben varım. biri şey yazmış hatta, virüs gibi hayatımıza sızmış falan. hepsinin galerisinde sırıtan bir bona fide fotosu var düşünün. çok güldük tabi, muhabbet baya uzadı hatta.

sonradan düşündüm ve kendi kendime dedim ki; ne güzel günler geçmiş, ne güzel anılar birikmiş, ne güzel arkadaşlıkların olmuş. şimdi o eski neşem kalmasa da yine de eskileri hatırlayıp gülebilmek güzel. bugün ara ara bu muhabbet geldi aklıma hep gülümsedim. insanlar için değerli olduğunu bilmek, insanların hayatlarına dokunabilmiş olmak ne güzel şey değil mi?

nikolay çavuşesku

sychtianarch sychtianarch
kürtajı yasaklamış diktatör. kürtajın yasaklanmasıyla doğmak zorunda kalan gençler tarafından eşi ile birlikte acımasızca öldürüldü. o günlerde doğu blokunun çöktüğünü izliyorduk, doğu almanya ile batı almanya arasındaki duvar yıkılınca doğuk savaş resmen bitmiştir, komünizm de o duvarla beraber çökmüştür. benim için ilginç zamanlardı. sonrasında yugoslavya içsavaşı patlak verdi. yugoslavya'nın çöküşüne kadar kısa aralıklarla tüm doğu bloku'nun çöktüğüne şahit olduk. romanya'nınki en daha dehçet vericiydi.





çavuşesku'nun sarayını koruyan köpeklere ithal edilmiş etler verildiği gösterildi vs yani dikta rejimlerinin sonu kötü bitiyor. imalda marcos'un ayakkabı odasını da görmüştük. yarın bir gün kaçak sarayın altın kaplama musluk ve klozetlerini, eminanımın elma sirkelerini vs göreceğiz. çavuşesku, karısı, sımırşı sayıdaki elitler ve onların dalkavukları defalarca şahit olduğumuz ve olacağım bir şablonu ortaya koyuyor. bu hikayelerin sonu onlar için hep kötü bitiyor. güzellikle bırakamıyorlar. benzeri kuzey kore'de yaşanacaktır; oradaki hanedanlık da yukılacaktır. türkmenisan, türkiye vs. bunların hiç ideolojisi falan yok bakın. alınanlar diledikleri kadar alınsınlar. duyargalarının ayarlarını yapsınlar. ideolojiler falan göy ayağı. bu işler ne tanrının iradesi ile ne de şiddet yoluyla sürdürülebiliyor. kendisine bile hayrı olmayan rejimler ülkeleri ile birlikte çöküyor.

sonuç olarak romanya yolları bozuk, hiv / aids oranı yüksek, en fakir avrupa ülkesidir. o rejim bu ülkeyi yıllarca toparlanmaycak hale getirdi çünkü rejimin meydana getirdiği normlar kafesi toplumun ayarını bozmuştu. benzeri türkiye için de olacak. üzgünüm.

güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü (reisçiler, bahçeciler tepinecekler), mülkiyet hakkı (gomanisler delirecekler); bunlar olmadan bir zıkkımı beceremezsiniz.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

nattevagten nattevagten
sığırları otlatmaya götürdüğümde; evimizin kedileri peşime takılırdı. onları severdim, ineklerden elime sağdığım sütü onlara içirirdim. duydukları minneti göstermek için bana sürtünerek teşekkür ederlerdi. küçükken..

şimdi sokak kedileri beni görünce kaçıyorlar. sevmek bi yana yakından bile göremiyorum. diyorum kendi kendime: "hayvanlar bile anlıyorlar büyüdükçe saflığımızın, samimiyetimizin yavaş yavaş duman olup gittiğini."

evet bizler büyüdükçe, saflığımız ve samimiyetimiz de zamanla siktir edip gidiyor. ve geriye sadece, siktir edilmiş bir beden ve ruh kalıyor.

derdimi sikin.
3

güzel fotoğraflar

nautilus nautilus



murmansk 1984

henüz soğuk savaş bitmemiş. sovyetlerin en büyük deniz üssü murmansk da. büyük ihtimalle donanma askerleri ya da tersanede çalışıyorlar.

çok soğuk bir şehirdir.

düzeltme: şehirde 7 bin öğrencili teknik üniversite de varmış. bu fotoğraf oradan da olabilir.

fotoğrafçı tass ajansından yahudi bir fotoğrafçı semyon meisterman

128 milyar dolar

dumrul dumrul
akp hazinedeki dolar stokunu eritme pahasına doların önüne geçici bir baraj örmeye çalıştı. bu baraj da tutmadı. dolar 10 kuruş arttığında kafadan diyanetin bir yıllık bütçesi kadar zarara uğruyoruz. dış borçların dönmesi meselesini de ekleyin. 2021'de ödeyeceğimiz dış borç faizi 4,8 milyar dolar. borcu döndürebildiğin sürece borçlanmada sıkıntı yok. tek tek bireyler için de öyle değil mi? krediyi döndürebildiğin sürece borçlanma senin azami konfor içinde yaşamanı sağlar ama kesinlikle tökezlemeyeceksin. tökezlediğinde tepetaklak gidersin.

ilk bakışta görünen bu. oysa ekonomiyi doğal seyrine bıraksalar doların fırlaması gibi bir sorunumuz zaten olmayacaktı. bir ülke bir adamın günlük duygusal dalgalanmalarıyla, kaprisleriyle, egemenlik şovlarıyla yönetilemez. bunu yaptığında olacak olan şey ekonominin şekilde görüldüğü gibi çökmesidir.

sen diyeceksin ki dış yatırımcı gelsin ama ben ona hukuki güvence vermem. ben herkesle papaz olabilirim ama onlar yine de bizim piyasamızda para gezdirsinler. yatırım yapsınlar. yerli yatırımcıya da dilediğim gibi çökerim. halkın içinde dolarla ilgili twit atanın bile kafasına vururum. vatandaşı enflasyondan ve işsizlikten koruyacak politikalarım yok ama vatandaş kendisine kazandırabilecek enstrümanları da kullanmasın. yastık altına altın koymasın, dolar koymasın. mevduata dokunmayacağım belli olduğu halde bu konuda dahi güvence vermekten uzak durayım. vatandaş bana durduk yerde güvensin. dur üstüne bir de paypal'ı filan da kaçırayım. ufak ufak takılıp euro - dolar kazanan vatandaş da aç kalsın. merkez bankası başkanını siyasi saiklerle atayayım. sonra kendi adamım olmasından öte bir vasfı olmayan birini görevden alıp diğerini atayayım, kimse de nedenini anlamasın. bu kurumlarda akp için kavgalar dönüp dursun. o damatın adamı öteki bilmem kimin...sana kim niye güvenecek böyle? para dediğin şey gariban vatandaş değil ki onu alıp kafana göre silivri'ye falan koyasın da durduğu yerde dursun. piyasaya kafana göre sürekli müdahale edersen para kaçar. çünkü kimse parasını yolda bulmadı. yatırımcının tek amacı kar etmektir. tayyip efendi iktidarını sürdürsün diye ona kıyak geçmek değildir.

lan nasıl fırlamasın dolar? bu meret piyasada rahatça dolaşabildiği zaman yerli para karşısında değeri tavana vurmaz. bunların dolar satmasının esprisi de o. ama rezervini de eritmeyeceksin. yani ekonomiden çok anlamaya gerek yok ki ben anlamam mesela. ama düz kütük değilsen, geri zekalı değilsen işin en temelindeki mantığı kolayca anlarsın.

hadi bunların bütün derdi günü kurtarmak ve insanların algılarını yönetmek. bunun için de bu boku yediler ama bu durumda da çıkar dersin ki biz böyle yaptık ama şöyle süper sonuçlar aldık. siz anlamıyonuz. yoksa çok kötü olacaktı falan filan... sonuçta yalan söylemeye de gayet alışıklar. ya da dersin ki biz bi plan yaptık ama yanılmışız. bizi gandırmışlar. ee biz bu muhabbete de alışığız. ülkeyi kaprisleriyle yöneten adamın kandırılması da kimseyi şaşırtmaz. akp tabanı bunları zaten yiyor. hatta adamın bu kadar kolay kandırılabiliyor olmasını olumlu bile buluyorlar. halk adamı dediğin çok uyanık olmamalı zaten değil mi?

oyunun kuralları oyunun ortasında değiştirilmez. bir şey üretirsin satarsın düzenli gelirin olur. o da piyasada para varsa olur. sen piyasada para varken bile üretimi ekonomisine geçme derdinde değilsin. her yere beton dök. gel götümüze de beton dök. ekonomi zaten saçma bir şekilde yönetilmeye çalışılıyorken bir de siyasi ortamı bombok ediyorsun. üstüne pandemi çıkıyor, onda da salgının ortasında diktatörün keyfine göre takılıyorsun. geriye yapabileceğin bir tek şey kalıyor o da asgari seviyede de olsa şeffaflık. son şey bu çünkü şeffaflık bedava. bedava lan... lan oğlum ben hakkında hiçbir veri alamadığım, tüm verilerin çarpıtıldığını dünya alemin bildiği bir yere niye yatırım yapayım? taşak mı geçiliyor? ben diyorum ki gel vatandaş gel, birlikte para kazanalım ama ne iş yapacağımı söylemiyorum. kaç param olduğunu söylemiyorum. sadece "hadi bana güven de şu paranı koy" deyip geçiyorum. tam çiftlik bank modeli.

ortada bahsedilen para 128 milyar dolar. cebindeki 20 lira değil. ama akp şeffaflığın kırıntısını bile göstermiyor. çünkü bu işin arkasında da salt bilgisizlik, beceriksizlik falan yok. bence alıştığımız üzere bayağı sağlam bir vurgun var. herhangi bir açıklama yapmak yerine bu soruyu soranlara hakaret davaları açmalarının, sopa sallamalarının arkasında da bu var. "siz kimsiniz, ben sattım çok da iyi yaptım, çok da güzel yaptım dese kim ne diyebilecek ki? en fazla kılışdar "kabul etmiyorum, böyle bişiy olabilir mi yaa" diyecek ve üç beş günde konu kapanacak.

işte sıkıntı burada. biz kötü yönetilmeye gayet alışığız ve buradan gerçek bir muhalefet üretilemiyor. ve akp buna rağmen bu konunun üstünü kapkalın bir örtü ile kapatma çabasında. olayın salt ekonomi bilmezlik ve beceriksizlik olduğunu düşünen var mı gerçekten?