itüsözlük ün bu hale düşme nedeni

azureel azureel
milyonlarca sebep var. herkes bir şey söylüyor ve enteresandır ki herkes haklı. ha bazı söylenenlerin ağırlığı yüksek, çok etkili hususlar. bazılarınınki ise düşük, üç beş kişiyi küstüren detaylar. ama ne olursa olsun hepsi de geçerli şeyler.

ben de aklıma gelenlerden bir kuple paylaşayım.

- önce facebook, sonra twitter ile sosyal medyanın büyümesi.

bence sözlükleri bitiren en majör şey bu. diğer birçok alternatif sözlük ile birlikte itü sözlük de kan kaybından nasibini aldı. hatta epey sözlük sitesi de kapandı biliyoruz.

facebook, yazı yazmak ve paylaşmak için daha rahat alan sundu. kişisel iletiler keza özelleşmiş gruplar ile yazılı paylaşımlar öncelikle fb üzerine kaydı. sonrasında yazılar daha rahat ve kısa olan twitter'a geçti.

başlık bazlı değil, gündem bazlı konular hızlıca yazıldı, tüketildi. kısa yazılar moda oldu, çabuk tüketilen içerik önem kazandı.

- insanların eskisi kadar yazmak istememesi.

blog siteleri (blogcu hatta blogspot bile) göçtü. medium teknik yazılar, fıkra (gazetede olan) makale türü içerik sayesinde ayakta duruyor. wordpress kurumsal web sitesi sunumu için var. başka da piyasada kalan yok doğru dürüst. artık kimse yazmıyor, üşeniyor, kısa ve hızlı tüketim kültürü "uzun uzun detaylı anlatımı" ezdi geçti.

elektronik ortamda ayrıca artık e-kitap var. okumalık şeyler için insanlar tabletinde ve bilgisayarında bunları tüketiyor.

- instagram tek başına herkesi dövdü.

bir üstteki madde ile birlikte değerlendirmek lazım bu hususu. "bir resim bin sözcüğe bedeldir" yaklaşımı instagram ile zirveye ulaştı. instagram o kadar güçlendi ki, hatta facebook'u bile çaptan düşürdü gücü. mark abi boşuna satın almadı burayı.

bir foto koyuyorsun şimdi, herkesten yüzlerce binlerce etkileşim alabiliyorsun. yazılı ortamda "kim okuycak yea" ağırlığı var. scroll ederken görülen foto "aa güzelmiş" denen an ve "çift tık ile kalp etmek" bitti gitti.

bir de ek olarak insanlar o kadar okumuyor artık. mesela ~4000 karakterlik işbu yazıya bile "oha tren gibi tl dr kim okuycak bunu" diyorlar. max 5 dakikada okunacak içerik bile insanlara zul geliyor.

- kötü teknik altyapı

itü sözlük özelinde instela teknik olarak gelişmesi gerektiği yere gelemedi. eksik moderasyon arayüzü asla tamamlanmadı. hani ön tarafta görünmüyor yazarlara size şeffaf olmayan bir şey bu, ben haber vereyim içeriden: arkada "modların işini yapabilmesi için" gerekli donanım yok.

çalışmayan şeyleri sıralayayım;
- siteden rastgele çıkış yapılıyor, yazılar (mesaj, duyuru, yorum, giri) uçuyor.
- bazen oy verilemiyor, sayfa güncellemek gerekiyor.
- başlıkta tek tek girileri taşıma opsiyonu yok, ya tüm başlık taşınacak ya da hiçbiri.
- özel mesajlar kısmı bi tuhaf, yazıyorum gitmiyor bazen 5 satır birden gidiyor karşı taraf yazıyor bana ulaşmıyor vs f5 yapıyorum "sesim geliyor mu" diye bağırıyorum allah'ım eziyet. mesajlardaki en en en temel 2 özellik olan silme ve yedekleme hiç olmadı bile.
- yazar kilitleme / sms konfirmasyonu bozulmuş. ne ara gitti, niye gitti bilen yok. bu durumdan mağdur olanlar da var; wondrous'a whatsapp'tan ağlıyorum "düzelt şu vatandaşların hesaplarını" diye.
- giri yedek alma, nick değiştirme eski sitede vardı, yenisinde yok.

bunların hepsini ve çok daha fazlasını, defalarca dile getirdik (gxix başta olmak üzere, hepimiz) ama wondrous'tan geri dönüş alamadık. moderasyon olarak eldeki kısıtlı imkanlarla (arada eski itü sözlük sitesine dönerek) çalıştık lakin yeterli değil.

bak dün 2 kişinin hesabında yanlış bir moderatif işlem yapıldı mesela hala daha düzeltemedik. insanız yani hata yapabiliyoruz, lakin düzeltme mekanizmaları olması lazım. örn hatalı sildiğim giri için "canlandır" işlemi yapabilmeliyim, bunun gibi. bu olmazsa olmazdır. ama instela'da yok bunlar, mod olarak elim kolum bağlı. teknik konularda ipler bir kişinin elinde ve wondrous ortada yok (hi boss bu satırı okuyorsan selam ederim). saldım işte hasılı.

14 şubat gecesi sevgilim olan itü sözlük'e de bu yazıyı yazmış bulundum yuh be olaya gel. seviyorum burayı da işte o beni sevmiyor.
14

instela yazarlarının itirafları

ithinkthereforeiam ithinkthereforeiam



çok zor bir yol yürüdüm geçtiğimiz 4 ay boyunca... hayatımın hiçbir noktasında bu kadar zorlanmadım, bu kadar karamsarlığa düşmedim, bu kadar yıpranmadım... fiziksel olarak bilmiyorum ama zihinsel olarak en az 10 yıl yaşlandım...

tabii bu yolu yürürken kendimi tanıdım... etrafımdaki insanların, sevenlerimin, sevdiklerimin bana, kendimden çok güvendığını gördüm... kendimi hafife aldığımı anladım... yaşadığım zorluklar hem beni çok daha olgunlaştırdı, hem de istersem neler başarabileceğimi gördüm... zihinsel olarak yaşlanmanın yanı sıra, daha bilge hale geldiğimi fark ettim...

sonuç mu?

hayatımı kurtardım... gelecekte, eğer bir terslik olmazsa, çocukluğumdan beri hayal ettiğim mesleği yapacağım emekli olana kadar...

22500 kişinin arasından seçilmek çok güzel ve özel bir duygu... hayatımda başarıyı, içsel ve bireysel tatmini, özgüveni ve mutluluğu bu kadar derin hissetmemiştim hiç... 1 haftadır rüyada gibiyim... umarım bir gün herkes bu duyguyu tadar...

aldatılmayı affetmeyen idealist hatunlar

akrep kadın akrep kadın
yalnız olmadığımı söyleyin n'olur.
bunu yaptığım ayrıldığım için eski eşim tarafından dünyanın en kötü insanı gibi hissettirilmeye çalışılıyorum.
ne çocuğunun geleceğini düşünmeyen anne olmadığım kaldı, ne bencilliğim kaldı, ne tek başıma yalnız öleceğim...

istemiyorum! kimse anlamak istemese de ben artık o adamı istemiyorum.

kendi konforunu kaybettiği için, barışmamakta direnen beni suçlamasından, anasına danasına sülalesine beni aratmasından çok sıkıldım.

çocuğumun gözünde beni evini dağıtan anne olarak göstermesinden çok sıkıldım.

her şeye maruz kalıp, maruziyetimi devam ettirmediğim için suçlanmaktan da sıkıldım.

senin donunu yıkamak benim çocuğumun geleceği değil, bunu anla artık!
15

kadir in kurtardığı kadının dayak yemedim ifadesi

bitli piyade bitli piyade
iyilikten maraz doğar dedikleri böyle bir şey işte. ama verdiği ifadede şu kısım beni daha da şaşırttı: "bir insanı geçmişiyle yargılamamak gerekir. 19 suç kaydı olması, bir insanı kötü yapmaz."

aga be bu toplumdaki insanlar hiçbir zaman eğitilemeyecek orası kesinleşti. daha geçenlerde babası tarafından öldürülen şeyma yıldız 'ın annesi kocası hakkında " benim yavrumu öldürdü; ama katil değil o" demişti.

her zaman söylüyorum kadının en büyük düşmanı gene başka bir kadın. yani ister okumuş olsun ister cahil olsun değişmiyor.

edit:imla
3

emrah safa gürkan

azureel azureel
kendisi mi yaptı, reklam ajansı ile mi anlaşmış, yayın evinin bok yemesi mi bilmiyorum ama sosyal medyada kendisini öven advertorial yazılar yazılıyor. yani örtülü reklam yapılıyor.

para karşılığı sözlüklerde yazı yazdırıldığını biliyorsunuzdur, bilmiyorsanız da söyleyeyim. bu işi yapan birilerine denk gelmiştim geçenlerde ve o şirketin elemanları tarafından yazılmış bazı reklam içeriklerinde sayın gürkan'ı da öven yazılar vardı.

yapılan şeyin çirkin veya bu sitenin kurallarına aykırı olmasını geçtim, etik değil. o yüzden ajansına söyle reis; zaten seviliyorsun ve popülersin, bu pis yöntemi terk etsinler.

ha bu arada esg tek "övülen" değil. aynı kirli reklam tekniği ile netflix türkiye, illegal bahis siteleri ve başka youtuberların da övüldüğünü gördüm, görüyorum. abartmıyorum yüzlerce (hani 5-10 tane değil, gerçekten temiz 500 vardır) bot hesap uçurdum reklamcılara ait, illallah ettim artık.
21

türk kızlarının seks yapmayı bilmemesi

radiance radiance
ulan düşündüm de. seks dediğin eylem içgüdüsel bir şey. yani mağaralardan apartmanlara geçiş sürecimizdeki binlerce yılda esasında çok büyük bir değişim söz konusu değil. yemek yemek gibi. zamanla çatal bıçak kullanmayı falan öğrenmişiz. yemekleri baharatla şunla bunla geliştirmişiz vesaire. ancak sonuç değişmiyor.

hal böyleyken eşeyli üreyen tüm canlılar seks yapmayı biliyor hocam. tabiatı gereği öğrenilen, öğretilen bir şey değil.

icra ediş biçimi ise kültüre göre değişen bir şey. nesilden nesile aktarılan normlar, medya, şu bu işte bir şeyler yapıyor. kültür aynı zamanda insanların sosyal beklentilerinin bir toplamıdır. bu perspektiften incelersek baskın söylem "ülkenin yarısı x yapmayı bilmiyor" ise kültürün negativite üzerine kurulduğunu anlamak kolaylaşacaktır.

her neyse antropolojik goygoy için geç bir saat olmuş. 31 çekiverin kanka işte madem.
1

emrah serbes

written and directed by written and directed by
t tipi cezaevinden açık cezaevine nakledilmiş. muhalif kimliği ve yazı tarzı nedeniyle takip ettiğim bir yazardı. behzat ç. en sevdiğim roman karakterlerinden biridir herhalde. ama kaza ve sonrasındaki süreçle zerre karakteri olmayan bir herif olduğunu ispatladı.


öncelikle alkol, uyuşturucu ya da yüksek hız gibi bir şey olmamış olsa "kazadır, herkesin başına gelir" falan denilebilirdi belki. bu hayatta hangimizin neyin içine düşeceği belli olmuyor ancak burada alkol ve yüksek hız nedeniyle ölümlü bir kaza yaşanıyor ve yanındaki arkadaşı suçu üstleniyor. ilk rezillik bu. bunu arkadaşlıkla falan açıklamak mümkün değil. sanki emrah serbes içeri girse çoluğu çocuğu var da onlar sokaklarda kalacak anasını satayım. neyin üstlenmesi bu? ilk gelen haberlerde kazaya karışanlardan birinin emrah serbes olduğu haber sitelerinde yazılırken, sonradan tüm haberlerden nasıl oluyorsa birer birer ismi siliniyor. ikinci kepazelik bu.

daha sonra savcı, sürücü koltuğunda kimin olduğuna dair şüphelendiği için mobese kayıtlarının ve hava yastıklarındaki kan örneklerinin incelenmesini istiyor. tesadüfe bakın ki tam bu sırada beyimizin itiraf edesi geliyor. edebiyat parçalayarak bir mektup yazıp twitter'a atıyor ve o durumda bile beğeni kasmaya devam ediyor.

insanı çileden çıkaran son noktaysa tutuklandığı sırada adliye önünde çiğ tavırlarla bağıra çağıra yaptığı şovdu. ulan pezevenk sen sözde çok vicdan yapıp teslim olmuşsun, hala o mağrur tavırlarla etrafa bağırmak ne? sanki muhalif yazı yazdığı için tutuklanıyor amk. "emrah serbes, sonunda t yok"muş, ağzının yayını sikeyim. hala edebiyat kasma çabası ne? burası dizi seti mi lan? biz de hatalar yaptık, vicdan azabı çektiğimiz oldu. kafamızı kaldırmaya utandık lan.

hem alkol hem uyuşturucu alıp yola çıkan "olm biz çok çılgınız, hayatı takmıyoruz" sikik tavırlarıyla 3 kişiyi katlederek bir aileyi yok eden, götünü kurtarmak için 112'yi bile aramadan kaçmaya çalışan bu insan müsveddesi de birkaç seneye salınır herhalde. sonuçta yaptıkları unutuldu sayılır.

ama bu fotoğraftaki anne, baba ve kız toprak altında...

10 şubat 2020 idlib de 5 askerin şehit olması

ürkek ürkek
milli savunma bakanlığı: idlib'de rejimin topçu ateşinde 5 asker şehit oldu, 5 asker yaralandı.

o sırada tr devlet hastanelerinde suriyeliler doğum yapıyor...

eleştirince ben suçlu oluyorum. suriyelilere tüm imkanlar sağlansın, kendi vatandaşını ölüme gönder. sonra vatan millet sevgisi. ateş düştüğü yeri yakıyor. allah rahmet eylesin, ailelerine sabır versin.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

tarçınlıhavuç tarçınlıhavuç
evden ve ülkeden ayrılmamın üzerinden neredeyse bir hafta geçti. her şey o kadar yeni ki.. tek başıma bir şeyleri hallediyor olmak, ayaklarımın üzerinde duruyor olmak, kaybolmak ve tekrar yolumu bulmak, kendi hayatım hakkında kimsenin baskısı olmadan söz sahibi olmak.. bunlar çok güzel duygularmış, 26. yaşımda yeni tattım.

resmen 25. yaşımdan sonra yepyeni bir kilit açıldı hayatımda. cesaret edemediğim şeyleri yapmak için güç sahibi olduğumu hissettim. ailemi çok seviyorum ama onlardan ayrı bir birey olduğumu ve artık bağımlı olmak istemediğimi fark ettim. kendimde onlardan ayrılacak gücü bulacağımı hiç sanmazdım ama bunu istediğimi anladım. çok farklı bir aydınlanma oldu bu. neyle nasıl geldi bilmiyorum ama sanırım kazık kadar olduğum için kafama dank etti.

bu zamana kadar şakayla karışık ya da direkt aşağılama olarak "mağarandan çık artık" cümlesini çok duydum. evet, mağaramdan çıktım. küçük tatlı bir şehirde, geleceğim için bir şeyler yapmaya ve çeyrek asırlık ömrüme rağmen biiir sürü şey öğrenmeye başladım. hayatımda ilk kez kendim için, belki biraz bencillik ederek bir adım attım. çok özlerim, yapamam sanıyordum ama kısa bir süre geçmiş olsa da iyi idare ettim ve kendimle gurur duyuyorum. :')

çocuğuna eski sevgilinin adını vermek

birfincancay birfincancay
bu hadisenin, halihazırdaki "eşim", "kocacım", "karıcım", "hayatım", "kimin kocası buuuuğğuuu" denilen kişiye yapılacak saygısızlıkların en kallavisi olduğunu ayırt edemeyen sevgi pıtırcıklarına buradan selam ediyorum.

canan tan bunu kitabına koymuşsa ona da selam ediyorum.

eski sevgilinizin çocuğunun kendi isminizle aynı ismi taşıdığını fark ettiğinizde gözleriniz dolmuşsa gözlerinize de en derin selamlarımı yolluyorum.

paragraflarca yazılmış, hangi birini okuyalım acaba? herkesin de eski sevgilisi evlenince çocuğuna onun ismini koymuş. maşallah; demek ki hiçbirinizin de ismi "sabire", "abdülkerim" ,"tonguç", "muzaffer" , "vesile" falan değil galiba. oldukça modern. kullanışlı. on sene sonra bile tercih edilebiliyor.

ben denk gelsem o eski sevgilimden direkt soğurum. hayır, zaten soğumuşumdur, neticede onca zaman geçmiş. ama iyice bi' etlerimden sıyrılarak yaldır yaldır soğurum. net. tabii; hanımıyla anlaşarak "karıcım, benim eski bi' manitam vardı, onun ismini mi koysak kıza? ne kadar orijinal bir fikir değil mi?" şeklinde konuşarak koymadığını varsayıyorum. bu konuda baskı altında olmadığını varsayıyorum. ha varsa da böyle bir durum; bu sefer, bunu kabul eden ya da bunda direten bir kadınla evlendiği için soğurum. hayatı sorgularım her türlü.

affedersin, 33 yaşındayım. affedersin gırla sevgilim olmuş. ilerde evlenirsem hiçbirinin ismini çocuğuma vermem. asla. 100 sene daha yaşadım diyelim; 100 sene boyunca talep görmeye devam ettim diyelim... o kadar çeşitli sevgilim oldu ki türkiye türkçesinde seçilecek isim kalmadı diyelim... 133 yaşında kadına çocuk doğurtacak teknoloji de bulunuyor o zamanda diyelim...

çocuğun adını "shaktar" koyarım, yine de eski sevgilimin ismini koymam.

shaktar adındakiler uzak dursun. o isim garantör ismim. elden çıkaramam. lütfen.

düzeltme: buldur'un uyarısıyla; "shaktar" değil, "shakhtar" şeklinde yazılıyormuş. ikisi de uzak dursun.
7

lotus çiçeği

revoluce revoluce
herkesin bildiği adıyla, nilüfer çiçeği aslında.

en önemli özelliği yaprak yüzeyinin özel nano yapısı ve süper hidrofobik özelliği sayesinde kendini temizleyebilmesi, suyu ve çamuru yüzeyde tutması olan pek tatlış çiçektir. hatta bu özelliği ile birçok sektöre içerdiği teknolojik yapı ile ilham sağlamaktadır.

zihnin duruluğu ve ruhun saflığını temsil eden bir çiçek olduğundan şimdilerde bazı beylerin sevgililerini tanımlarken kullanmakta olduğu, hediye ve evlilik teklifinde trendi yükselen çiçektir.
dosdoğru insan olarak hayatınızda nasıl konumlandırdığınıza göre zaten değerinizi az çok görebiliyorsunuz. bırakalım çiçeğe böceğe benzetmeleri.

kadir in kurtardığı kadının dayak yemedim ifadesi

zeitgeist zeitgeist
olayda kullanılan bıçağı görünce;

aklıma eski bir kabadayı olan yolyemez dayı geldi. nazmi yolyemez eskinin namlı kabadayısı, rahmetlik günlerden bir gün kahvede otururken polis gelir arama yapar ve bu bıçaktan daha masum olmayan tipte bir bıçak çıkar üstünden, dayı bu ne derler;

"elma da mı soymayak yeğen" diye cevaplar. nur içinde yatsın.

artık elma soymak için bıçak taşımanın makul olduğu yıllarda değiliz ne yazık ki, artık her an sebepsiz yere saldırıya uğranılabilen, hayatımızı kaybedebildiğimiz yıllardayız. işte tam da bu yüzden savunma maksatlı biber gazı, bıçak gibi taşınan nesnelerin sahiplerine direkt psikopat olarak bakmayı vicdansızca buluyorum. hatta gerçekten bilinçli şekilde sadece hayati tehlikeyi, tecavüzü def etmek amaçlı bireysel silahlanmayı da destekliyorum.

ama

bakın buradaki ama önemli:

savunma maksatlı taşıdığınız nesneyi hangi durumda ne şekilde kullanacağınızı bilmek zorundasınız. eğer nesneyi heyecana, korkuya kapılıp ya da bir anlık sinirle amacı dışında kullanabileceğiniz ihtimali varsa uzak duracaksınız. mesela eğer bunun gibi bir bıçak taşıyor ve saldırı altındaysanız, saldırıyı bedeni kuvvetle def edemediğiniz için kullanmanız gerekiyorsa hayatı organlara zarar vermeyecek şekilde kullanmayı bileceksiniz. eğer o anda bunun ayrımını yapabilecek soğukkanlılık ve bıçağı kullanma yetiniz yoksa bu sizi potansiyel katil yapar.

bıçağın meyve soymak için taşınmadığı aşikar, sıkıntılı bir durumda kullanmayı tercih etmiş kadir, adam akıllı kullanamayıp karşı tarafın ölümüne sebebiyet vermiş, bu bakımdan kadir suçludur, katildir.

kadir'in eğitim durumu, hayalleri, yakışıklı ya da sempatik olması gibi etmenler katıl olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

bu gibi durumlarda gerçek manada aciliyet içeren bir mevzu sözkonusu değilse lütfen polise haber verin. herkes kahraman olmak zorunda değil!

cem yılmaz

dupduru dupduru
neredeyse herkes tarafından ya bir esprisi ya da canlandırdığı bir karakterden yola çıkarak bir şekilde sempati kazanmışken, son zamanlarda hızla yokuş aşağı inen komedyen. şu son paylaşımı bu gidişata gaz vermiş.

snooker

francesca francesca
yıl 1999
sokağımıza oyun salonu açılmış.
giriş katı internet cafe ve tilt makinalarıyla dolu, ayrıca yeme içme alanı mevcut, alt kat bilardo salonu. tam 18 masa var. o zamanlar 2 masa alan bilardo salonu açıyor. 18 masa demek devasa bir maliyet, mekan, öngörü demek. 8 tane bantlı, 8 tane pool (amerikan),delikli masa var. 2 tane de yarı kapalı paravan arkasında masa var gelen giden 22 topla oynuyor, görüyoruz ama oraya geçemiyoruz. masalar daha büyük, cep kenarları sivri, toplar küçük. seyirci olarak bile girilmiyor, bakılmıyor. cebe giren top çıkarılınca silinmeden koyulmuyor. onu görmüşüz. meraktan ölüyoruz.
bantlı, amerikan oynuyoruz masa saati 1.000.000 tl o zaman. 22 toplu(snooker) 10.000.000 tl. yani biz 10 milyona 10 kere amerikan ya da bantlı oynarız mantığındayız. daha önce görmediğimiz, mahalleden olmaya arabalar geliyor. içinden koca koca adamlar inip paravan arkasına geçip oyun oynuyor. o snooker daha bir enteresan geliyor gözümüze ve hiç de boş kalmıyor. hep dolu masalar. toplar sürekli siliniyor. çok sessiz, dikkatli bir oyun oluyor. bizse makara yaparak, güle eğlene oyun oynuyoruz.
oyun salonunun sahibine gidip rica ediyoruz biz de oynamak istiyoruz diye. ya sabah çok erken ya da akşam çok geç masalar boşalıyor diyor. oyunu da bilmiyoruz, öğreteceğim diyor. ertesi güne harçlıkları birleştirip 10 milyonla sabah 8 de kapıya dikiliyoruz. adamcağız bize öğretiyor 10 da başkaları geliyor oynamaya, bizim oyun bitiyor. 2 saat ücreti almayıp 5 milyon alıyor bizden. artık o bizim hamit abimiz. hafta içi 3 bant, amerikan oynuyoruz ama artık bizi kesmiyor, aklımız hep snooker oynamakta. her cumartesileri sabah 8 den 10 a kadar oynuyoruz hem de 5 milyona. bu böyle devam ediyor. gece yarılarına kadar salondayım. alt katta olduğu için telefonlar çekmiyor. o zaman nokialar var. canı istemezse zaten hiç çekmezler. bana ulaşamayan babam sürekli salonu basıp beni önüne katıp eve kadar söyleniyor. annem bana dantel öğretmenin peşinde, ben rüyalarımda bile snooker oynuyorum. berbat olan geometrim artık 100. geometri nedir ki snooker oynarken yanan beynim, geometri sorusunu görünce lapss diye cevabı görebiliyor.
artık iyice öğrendiğimizden gündüz de oynuyoruz ama 2 masa var hamit abi artık saatine bizden 5 milyon alıyor ama 2 saat kullanamıyoruz, o yüzden 8 kırmızı toplu bir versiyonuna geçerdik, adını şimdi hatırlamıyorum onun da bir adı vardı. yan masadaki koca adamlar bizi hiç istemiyor. bu küçük kızları burda istemiyoruz onlar ne anlarlar diye şikayet ediyorlar. hiç sesimiz de çıkmıyor yeter ki şu oyunu rahat oynayalım. hamit abi bizi koruyup, kolluyor. bakıyorlar ses çıkartmıyoruz ama oynamayı da biliyoruz, bize ilişmiyorlar.
düz bir limaj yapmak için mümkün olduğu kadar yatmanız gerekiyor. isteka 4 bölgeye değerse daha iyi atarsınız. isteka parmak arasında değil üstünde olmalı yoksa zaten doğru açıdan topu görmek pek mümkün değil, zaten normalden daha küçük toplar. sırasıyla el, çene, göğüs ve istekayı tuttuğunuz diğer elinize dokunmali isteka. o zaman ancak düzgün bir limaj yapabilirsiniz, bunu öğrenebilmek ve tam yapabilmek için saatlerce evde oklavayla uğraşmış biri olarak kesin bilgi veriyorum. masada daha büyük mecbur yatacaksiniz yani öyle götüme bakan var mı diye düşünmek yok... çeneye dokunan isteka emin olun daha iyi açı almanızı sağlıyor.
geçenlerde eurosportta denk geldim turnuva maçına, tüm anılarım depreşti izlerken. bugün arkadaşlarımı arayıp oynasak mi dedim? ama o da ne oynayacak snooker masası olan bilardo salonu bulamadık. 1999-2000 de bulunan masa şu an bulunamadı. illaki vardır ama biz bilmiyoruz, unuttuk mu oynayabilir miyiz derken o heyecanla, çocukluğa dönmekle bile mutlu olduk. o zamanlar için o 2 masa devrim gibiymiş şimdi anlıyoruz. biz her yerde snooker masası var, millet oynuyor sanırdık. şimdi bulduğumuz en güzel salonda bile toplasan 8 masa var. hamit abi ne vizyon sahibiymiş ta o senelerde, üstelik paraya da para dememişti.