çıkma teklifi

ela gozlerimdeki renkli hikayeler ela gozlerimdeki renkli hikayeler
*alıntı* ama çok güzel ❤️ okuyun sizde.

çıkma teklifi diye bir şey vardı eskiden, erkek bir kızdan hoşlanırsa gider çıkma teklifi ederdi, kız da kabul ederdi ya da etmezdi.

her şey bu kadar basitken birden nereye kayboldu bu çıkmak? ben bunu yıllar boyunca "birlikte okulun merdivenlerini çıkmak" zannetsem de, yaş kemale erince anladım ki türk filmlerindeki "biz sevişiyoruz" repliğinin çağ atlamasıymış bu "çıkmak".

çıkmak; ilkokulda aynı sırada oturmak, ortaokulda elini tutmak, lisede cafelerde buluşmak, bir sonraki şarkının "o"ndan sana geldiği aşklardı… sonra birden yok oldu "çıkmak". biz sevişiyoruzla sadece arkadaşız arasında kayboldu gitti… büyüdükçe kolaylaşması gereken sevgililik müessesesi her gün daha da büyük bir çıkmaza girdi.

korkar olduk çıkmaktan, kaçar olduk sevmekten, yorulduk acı çekmekten. şuurumuzu yolda bıraktık, yeni bir kelime uydurduk "takılmak". sorumluluk yok, sorun yok, soru yok. başkalarından kaçardık zaten ama artık kendimizden de kaçar olduk. evde yemek yapmak yerine dışarıdan hazır söyler olduk. her şey "fast" her şey "food" oldu. o kadar hızla tükettik ki sahip olduklarımızı, korktuk artık çıkma teklifi almaktan, çıkma teklifi etmekten, ciddiyetten, yükümlülükten. oysa ne kadar basitti her şey, erkek severse söylerdi, yoksa çekip giderdi…

şimdiyse işler değişik, severken sevmez gibi yapanlar, nefret ederken aşık gibi davrananlar, ortalıkta romeo'lar juliette'ler fink atar oldu. iki güne bir duygular değişti, yaşananlar basitleşti, yani özetle bizim nesil bir çuval inciri berbat etti. sevgili olmayalım ama öyleymiş gibi davranalım, birbirimize aşık olmayalım ama öyleymiş gibi yaşayalım. her yerde –mış gibiler –miş gibiler doldu.

yaşadıklarımızın hangisi gerçek, hangisi değil çözemez olduk. başkalarına aşık insanlar, birbirlerine aşık-mış gibi davranmazlardı benim bildiğim, benim bildiğim çıkma tekliflerine ne oldu?

ne olduğunu bilmediğiniz, herkesin birbirinin kaidesi olduğu, kimsenin birinin istisnası olmak istemediği, ilişkinin ciddiyetini facebook statusüyle değerlendirdiğiniz, birbirinizin hislerini twitter'dan takip ettiğiniz, her sabah "biz neyiz" sorusuyla uyandığınız ilişkileriniz sizin olsun.

ben hikayemi istiyorum,...

türk kızı

kehkeşan kehkeşan
dünyada sadece türk kızına özgü kendini ağırdan satma geni var sanırım, isviçreli bilimadamları bunu bir araştırsın. yaş ilerledikçe, karşı cinsle ilişkiler arttıkça bu özelliğin kazanılmasını anlarım ama 5 yaşındaki yeğenimde bile varsa bu iş artık bilimin konusudur.

sıpa oyuncak telefonuyla kreşteki yavuklusu berk'le hayali konuşmalar yapıyor. birinde telefonu koşa koşa bana getirip dedi ki "berk arıyo sen aç banyoda, konuşamaz de." neden konuşmak istemediğini sordum cevaba gel: "her aradığında açarsam seviyorum zanneder" "peki sevmiyor musun?" "seviyorum"

ııh, olmayız biz.

zeyna izlemiş efsane nesil

soulmates never die soulmates never die
efsane midir nedir onu bilmem ama; içlerinde "elililiiiii" diye ruh hastası gibi bağırıp, koltuktan koltuğa, oradan oraya zıplayan tek şapşal ben değilimdir diye umduğum nesil.

en büyük hayranlarından biriydim. hiç unutmam, canım babam bana mukavva ile şu fırlattığı diskten (chakram) bile yapmıştı. gerçi benimki biraz nankördü, atınca geri dönmezdi ama olsun. oklava da kılıcımdı.
güzel zamanlardı be.

bu arada giriş müziğini tekrar dinlemişken, siz fosil dostlarımla da paylaşayım dedim. swh

3

üniversite hayatında kimseyle sevgili olmamış kız

nymeriaa nymeriaa
inanın hiçbir şey kaybetmemiştir. üniversite aşklarının çoğu neredeyse tamamı bitiyor otogarda. gördüm, tanık oldum. üniversite koridorlarında el ele gezilir. kız ya da oğlan tarafı hangisinin evi varsa orda takılır, sevisir yemek yerler birlikte kalırlar. maddi açıdan da imkan varsa aynı evde yaşarlar hatta.

sonrası fena. okul biter. herkes memleketine döner ve ilişki biter. taraflar başka birilerini bulur ve evlenir. hiç şaşmadı. oturun kpss çalışın, ales kasın hayat el ele gezmekten ibaret değil maalesef geleceğinizi kurtarın bari.
6

öldürmeyip süründüren şeyler

tarçınlı havuç tarçınlı havuç
çaresiz bir hastalığa sahip olmak, dahası hastalığına çare bulunamayan birinin çocuğu ya da annesi-babası olmak..
hayırsız bir evlada ya da anne-babaya sahip olmak..
yıllarca çalışarak elde ettiğin şeylerin kısa sürede elinden kayıp gitmesi..
iftiraya uğramak ve masumluğunu ispat edememek..
birinin ölümünü seyretmek ama elinden gelen hiçbir şey olmaması..
hiçbir sonuca kavuşturulamayan her şey..
uzun yıllar acısını çekmiş ve hala çeken biri olarak diş ağrısı..
vücutta bulunan her türlü taş ağrısı ki söylenenlere göre doğum sancısı kadar can yakan bir şeymiş..
aslına bakarsanız her türlü ağrı insanı öldürmeyip süründürüyor.
2

motosiklet sürücülerine duyulan antipatinin sebebi

sekiz kenarli altigen sekiz kenarli altigen
birinci sıkıntı kavramlara hakim olmamaları.

yabancı ve medeni devletlerde bir kural vardır, motorsikletliler yol omzu denilen, sol şerit kenarındaki bariyerler ile şerit arasındaki boşluğu kullanabilirler. izinleri vardır ancak 50km hız ile sınırlandırılmış halde. üstelik, bu boşluk onların "hakkı" değildir, dolayısı ile orada bir boşluk bulamazlarsa "burası benim yolum" deme hakları yoktur. kullanma iznine sahip olmak, bir yerin hak sahibi olunmasından farklı bir şey. bunu bilmiyorlar. gençler, hakkınız değil. bir araba bariyere yanaştı ve siz geçecek yer bulamadınız diye selektör yapamazsınız, korna çalamazsınız, küfür edemezsiniz, orası sadece sizin hakkınızmış gibi davranamazsınız.

ikinci sıkıntı ise kurallara hakim olmamaları.

halen motorsikletin bir motorlu taşıt olduğunun ve trafik kurallarına tabii olduğunun farkında değiller. emniyet şeritlerinin kullanımından tutun da, ani şerit değişimlerine kadar sürücülerin canını sıkacak, insanları tehlikeye atacak ne varsa yapıyorlar. bir otomobilin, bir motorsikletten daha uzun sürede durabildiğinin ve yön değiştirebildiğinin farkında değiller.

üçüncü sıkıntı ise motorsiklet kullanıcıların birbirlerine verdikleri bilinçsiz destek.

hepsi kask üstüne go-pro takıp, "yaaaa beni sıkıştırdılar gördünüz mü" diye bir yerlere video yükleyince kendini haklı sanıyor. diğer motorcular da "bu ülkede kullanılmaz" falan diyorlar. güzel kardeşim, senin bir motorlu taşıt olarak ne iki şerit ortasından gitme hakkında var, ne emniyet şeridinden gitme hakkın var ne de yol omzundan gitme hakkın var. "trafikten kaçıcam mis gibi" deyip motorsiklet alınır mı lan?

sonuç olarak hepsini özetlersek, hepsinin yegane sebebi bilinçsizlikleridir.

yazarları bugün mutlu eden şeyler

prynzm prynzm
(bkz: alo 147 hattı)

sabah üzerimde hafif bir hastalık belirtisi ile uyanıp kasvetli mi kasvetli üstelik karanlık bir havada okula gittim. her zaman yaptığım gibi kalorifere yapışıp ısınmaya çalıştım. bir yandan da ıhlamur limon içip kendime gelmeye çalışıyorum.

kendi kendime "bugün nasıl geçer acaba, biter mi" diye düşünürken müdürüm sınıfın kapısını çaldı ve "hocam sana 147 den mesaj var " diyip elinde kağıtla sınıfa girdi.

daha önce hiç 147 ile muhatap olmadığım ve hakkında iyi şeyler duymadığım bu hat üzerinden kim beni niye şikayet etti acaba diye düşünerek aldım kağıdı. ilk başta nereden nereyi okumam gerektiğini kestiremedim heyecandan ama sonra dilekçe sahibinin ismi çarptı gözüme. geçen seneden bir velim " öğretmen şikayet hattı " olarak görülen bu sistemden bana memnuniyet ve vefasını dile getirmiş.

mesajın tamamını yayınlayamasam da beni en çok mutlu eden kısmını yazmak istiyorum; " prynzm öğretmene oğluma sadece öğretmen değil aynı zamanda anne olduğu , gözümün bir gün bile arkada kalmamasını sağladığı için ne kadar teşekkür etsem azdır. ama yine de oğluma vermiş olduğu kaliteli eğitimden dolayı, aynı zamanda tüm öğrencilerine gösterdiği ilgi, alaka, anlayış ve şefkatinden ötürü teşekkür ediyorum. onun gibi mesleğini severek yapan nice öğretmenlerle karşılaşmak dileği ile talebimin görüş ve öneri olarak sizin aracılığınız ile kendilerine iletilmesini talep ediyorum."

gözlerim doldu, tüm hastalığımı yorgunluğumu unuttum, içim ısındı mutlu oldum. bazı kelimelerin, bazı insanların, bazı anların tesiri çok ama çok güzel. böyle insanlar böyle anlar eksilmesin, artarak çoğalsın hayatımızda...