para bir insanı elit yapar mı

dumrul dumrul
para insanı elit yapmaz, paranın miktarı yapar. mesela türkiye'de bir genelgeyle 1,5 milyar dolar çalan (kaynak yeni şafak) binali varken sen 100 bin tl maaş almakla elit olamazsın. okuma yazması bile sıkıntılı olan binali ise elit olur.




"elit"in ne olduğunu şurada açıklamıştım:

tr.instela.com

elit latince electus'tan geliyor. hemen "election" akla gelmiş olmalı. türkçede bunun karşılığı seçkin ya da elek üstü. herhangi bir konuda en üstün kabul edilenler anlamına geliyor. neye göre en üstün? topluma göre. bizde bir takım medyatik zerzevat "elitizm"i iyi bir bok gibi gösterebilmek için konuyu salt entelektüel seviye açısından "en üstün" olanlara indirgiyorlar. elit bunla sınırlı değil ki birader. futbolda en tepedeki adamlar her kimlerse onlar elittir. siyasette en tepedekiler kimlerse onlar elittir. askeriye, ekonomi, kültür vs vs bunların her birinde tepede kimler varsa bunlar elitlerdir. sen ben beğeniriz beğenmeyiz o ayrı bir şey. tayyip erdoğan ve kemal kılıçdaroğlu elittir. cahil trump ve bunak biden elittir. futbolda fatih terim denen tip elittir. türk sinemasında şahan gökbakar ve nuri bilge ceylan aynı anda elittir. bu elitlik olayını abartmamak lazım.

hayat pahalılığı

gamlı baykuş gamlı baykuş
özeti artık şunu dedirtiyor; bir gün hepimiz o mağazadan son kez alışveriş yaptık ve bunu fark etmedik.

abi bir don 189,90; bir sütyen 699,90 lira olmamalı. anasının am* artık.

sırf götümüze don, mememize kap alabilmek için zengin koca bulmak zorunda olmamalıyız assdfgghhjk
2

emdr terapisi

adagiettoo adagiettoo
emdr terapisi alan ve fayda gören biri olarak kendi sıkıntılarımı ve emdr ile olan değişimimi anlatacağım.


beş yaşına kadar babaannemle büyüdüm, babaannem vefat edince de haliyle evlatlık verildim. o evlatlık verilme anı, valizinle başka bir eve taşınma sahnesinde benim anksiyete mesaisi başladı. nefes alamama, baş dönmesi, bayılacakmışsın hissi vs.

kimseye bir şey söyleyemedim tabi, kimseyi tanımıyorum ki kime ne söyleyeyim? yeni bir ev, yeni bir yaşam alanı... çocuksun tabi ve senin çocuk dünyan babaannenin inşa ettiği güzelliklerle dolu. yine her şey güzel olacak zannediyordum ama öyle olmadı. zorla baba dedirttirilen insan psikopattı.

askerdi.

çocukluğum süresince hep dağlarda (tunceli, şırnak, hakkari vb.) operasyonlarda kaldı, her operasyon dönüşünde ayrı bir psikoloji ile geldi eve. sürekli şiddet, tehdit, işkence vb. şeyler.
tüm bunlar karşısında seyirci kalan bir de üvey annem vardı. kadının benim hayatıma ne iyi ne kötü anlamda bir etkisi oldu. tüm hayatım boyunca o kadın yok gibiydi. şu vardı ki babam dağda operasyona gittiğinde ben o evde çocuk olabiliyordum. o yüzden her gece "operasyonda ölsün de rahat edelim" diye dua ediyordum. o evde olmayınca üvey annem bana daha normal davranıyordu mesela beni dövmüyordu.
1997 1998... o yıllarda doğu anadoluda yaşıyorduk ve her pazar pikniğe gidiyorduk. pikniğe giderken uçurum gibi bir yerden geçmemiz gerekiyordu.
babam ordan her geçtiğimizde uçurumdan düşeceğimizi söylüyordu. daha çok küçüktüm ve gerçek zannediyordum." şaka yapıyorsun dimi baba öyle bir şey olmaz" dedikçe sinirleniyordu. düşeceğimize inanayım diye arabayı bazen o yöne çevirir gibi yapınca kalbim duracakmış gibi hissediyordum. nefes alamıyordum, terliyordum ve yol boyu korkudan titriyordum. babam bundan zevk alıyordu. annemin de sesi çıkmıyordu ama o babamın dediklerini takmadığı için ses çıkarmıyormuş. ben çok küçüktüm, o da benim gibi korkuyor da konuşamıyor diye düşünüyordum. çünkü bizim evde iletişim yoktu. duyguların, düşüncelerin bir değeri de yoktu. o yüzden ben çocuk dünyamda neye inanırsam o benim doğrumdu.

i̇ki sene boyunca bu muhabbet devam edince haliyle dengem bozuldu. artık her gece rüyamda öldürüldüğümü görmeye başladım. bu rüyalar 7 yıl sürdü.

bir gün piknik dönüşü lojman bahçesinde elim arabanın bagaj kısmında, arkadaşları izliyordum. babam bagaj kapağını hızlıca parmaklarımın üstüne öyle bir kapattı ki parmaklarım koptu zannettim. babamla göz göze geldik. "herkes buraya bakıyor ağlarsan eğer seni mahvederdim. hiçbir şey olmamış gibi davranacaksın" dedi. gözlerinden o kadar korktum ki hiçbir şey olmamış gibi davrandım hemen. ağlama hissim geçti hatta elimin acısını da hissetmemeye başladım. i̇çimden de 'oha nasıl olabilir böyle bir şey ben bunu başardım' diye geçiriyordum ancak bu olaydan sonra hislerimi yitirdim.

bu olay sonrasında hislerimi yitirdiğimi emdr seansında psikoterapistim keşfetti.

ben de hissiz biri olduğumu biliyordum ama buna sebebiyet veren olayın bu olay olduğunu bilmiyordum. o keşfetti. hep ruh gibi bir çocuk olduğumdan bahsettiler ama bu durum işlerine de geldi. hep milletin eskisini giydim, umrumda değildi. çocuklar sürekli ailelerinden bir şeyler isterdi, benim umrumda değildi. böyle asalak, sessiz ve tepkisiz bir çocuk idealdi, kimse ses etmedi.

bu hissizlik yıllar sonra fiziksel olarak da kendini gösterdi. 2008 yılı... üniversite sınavına hazırlanacağım. bizimki marmara üniversitesi'nin önünden geçerken ilişkiye giren bir çift görmüş, beyanı bu yönde. bu olaydan esinlenerek üniversite okumama izin vermeyeceğini, benim de onlar gibi olacağımı o yüzden bir an evvel evlenmem gerektiğini söyledi. i̇lk başta şaka yapıyor diye düşündüm ama eve görücüler gelmeye başladı. ders çalışmak için masaya oturduğumda kitaplarımı fırlatıp avaz avaz bağırmaya başlayınca durumun ciddiyetini anladım. yine görücülerin geldiği bir gün annem bardağa çay doldururken sıcak çayı yanlışlıkla elime döktü. 'yandın yandın' diye çığlık attı ama ben bir şey hissetmedim. dik dik bana bakınca 'ya evet acıdı' demek zorunda kaldım. o mutfaktan çıktıktan sonra elime çay döktüm ve fark ettim ki ben fiziksel olarak da hislerimi kaybetmiştim.

hiçbir şey hissetmiyordum.

aynı zamanda liseye de gidiyordum. babam akşamları cep telefonuma el koyuyordu, biriyle görüşürüm diye. o hayali biri benim ağzıma sıçtı hep. adam kafada bir erkek yarattı ve hep beni olasılıklar yüzünden yaraladı.
zaten çıkışlarda okul önüne gelip erkekleri de tehdit ediyordu. artık öyle salmıştım ki hiçbir şey umrumda değildi. zaten bende de babamdan ötürü erkeklere karşı bir nefret vardı. onlar yüzünden okuyamayacaktım. o kadar hasta ruhlu bir adamdı ki ne zaman dışarı çıksam sessizce beni takip ederdi ve pat diye karşıma çıkardı. her defasında korkudan titrerdim. 'ya o an lisedeki erkeklerden biri bana selam verse bunu da babam görse n'aparım?' diye düşünüp korkardım.

tüm hayatım boyunca tek hayalim üniversite okuyup kendi hayatımı kurmaktan ibaretken şimdi üniversite okumama karşı çıkılınca hayatım alt üst olmuştu. 40 kiloya düştüm. hiç uyumuyordum. sürekli ateşleniyordum ve hocalarıma sarılıp ağlıyordum. onlara ne olduğunu bile anlatamıyordum. yaşadığım her şey benim suçummuş gibi geliyordu, kendimi suçluyordum. ben düzgün bir kız değildim demek ki. okulun mimli her gün başka bir erkekle cinsel ilişki yaşayan kızın bile sonsuz özgürlüğü varken ben ne kadar kötü biriydim ki bana okuma konusunda bir hak tanınmıyordu.

artık okulda bayılmaya başlayınca rehber öğretmen babamı çağırdı. babam rehber öğretmene 'genç işte aşık olduğu biri var. i̇lla evleneceğim diye tutturdu. kara sevdaya tutuldu' demiş. mahalledeki herkese de öyle demiş. ondan o kadar çok korkuyordum ki 'hayır yalan söylüyor' bile diyemedim. desem bile bana kimse inanmazdı. çünkü asker adamdı sonuçta. herkes onu atatürkçü ileri görüşlü biri olarak tanıyordu. herkese karşı çok iyi bir adamdı ama kapıdan içeri girdiğinde psikopattı, buna da kimse inanmazdı. bir gün ciddi ciddi evlilik muhabbeti dönünce evden kaçmaya karar verdim.

şöyle düşünmüştüm:

eğer evden kaçarsam iki ihtimalim var. i̇yi ihtimal, ben yakınımızdaki hukuk bürosuna sığınıyorum, durumumu anlatıyorum. onlar da iyi insanlar, benim okumam için ellerinden geleni yapıyorlar. kötü ihtimal her ne kadar iyi insan da olsalar sorumluluk almak istemeyip beni babama teslim ediyorlar. i̇yi ihtimalde ben üniversite okuyorum ama kötü ihtimalde ne yapabilirim? o zaman tekrar kaçarım ve kötü ihtimal olarak geneleve düşerim. genelevden de kaçamazsam banyodaki fayanslardan birini kırar, bileklerimi keser, kendimi ölürüm. o an ölüm bile öyle şerefli oldu ki gözümde ölüyorum ama yine de o adama teslim olmuyorum.

bundan daha güzel bir şey olamazdı.

buna karar verip yatarken ağzımdan 'ben evden kaçacağım' cümlesi çıktı. babamla annem birbirine baktı, anlamsızca güldüler. ben yattım. babam tüm gece ayaktaydı, hiç uyumadı. bir ara dış kapıya yaslanıp uyuduğunu gördüm ancak evden kaçacağıma o kadar emindi ki odamın kapısını açıp beni kontrol ediyordu. çünkü kafam atarsa camdan atlardım bile o noktaya geldiğimi anlamıştı. o gün evden kaçamadım ama evde ciddi anlamda bir gerginlik oluştu. babam beni nöroloğa götürdü sanki nörologluk bir işimiz varmış gibi. ben kendimdeki sıkıntıları saymaya başlayınca doktor babamın üstüne yürüdü 'ne yaptın kıza?' diyerek. bu sefer korkudan ben 'hiçbir şey yapmadı' dedim. ordan zar zor kaçtık. psikiyatra gitmem gerektiğini söyledim.

hangi psikiyatra gideceğimizi bile ben araştırdım, normal ailelerde bu durum çok daha farklıdır da neyse, neyimiz normal ki bu anlattıklarımdan bu normal olsun?

psikiyatra gittik. anksiyete ve major depresyon tanısıyla 650 mg yakın bir antidepresan reçetesi çıkardı ve babama dedi ki 'zaten bu ilaçlarla üniversite kazanması mümkün değil'
babam o an dünyanın en mutlu insanı oldu. ders çalışmama karışmadı. ben de hırstan kudurdum, o üniversiteyi kazanacaktım ve sonuçta o üniversiteyi de kazandım. sınav sonuçları sabah 09.30'da açıklandığında ekranda i̇stanbul üniversitesini görünce 'kazandım, kazandım" diye bağırmaya başladım. o an yine evde ikinci dünya savaşı çıktı.

bizimki kudurdu, tam bilgisayar monitörünü kaldırıp üstüme atacakken evden kaçtım. arkadaşımın babası beni eve götürdü, bana inandı. anlattıklarımı sorgulamadı. zaten beni her gördüğünde üzgün üzgün bakardı. ya meseleyi biliyordu ya da hissediyordu, bilmiyorum. elimden tutup ilk sinemaya götüren de oydu. 2004 yılı, gora. allahım ne büyük mutluluktu. kendimi çok değerli hissetmiştim. hissettirmişti.

benim yakın arkadaşlarımın hepsi kocaeli, ben istanbul üniversitesini kazanmıştım. '1 yıl okulu dondur, bizim kızlarla kocaeli'de yaşa. orda bir işe girer, çalışır, para biriktirirsin. 1 yıl kafayı da dağıtırsın. sonra tertemiz bir sayfa ile i̇stanbul'a geri dönüp okula başlarsın' dedi.

benim hayatımda bir dönüm noktasıdır bu.
ben o günden sonra dünyanın en mutlu insanı oldum. kocaeli'ye o kadar aşıktım ki orda bomboş dolaşmak bile içimi açıyordu benim. 1 yıl merkezde kaldım, bir mağazada satış danışmanı olarak çalıştım. müdürlerim çok iyi insanlardı. durumumu onlara da anlattım, ilaçlardan dolayı arada sıkıntı basıyordu ve çok geriliyordum. o an o ortamdan çıkmam gerekiyordu. ona bile izin verdiler, o atak geldiğinde kendimi ya yürüyüş yolunda buluyordum ya da umuttepe'ye çıkıp hayaller kuruyordum. zaten yarım gün çalışıyordum, günün diğer kısmında umuttepe'ye çıkar da öğrenciymişim gibi ortalıkta takılırsam dünyanın en mutlu insanı ben oluyordum.

1 yıl sonra i̇stanbul'a döndüm. bir sürü sefillik, maddiyatsızlık, kalacak yer sıkıntısı vs. hepsine tamamdım. çünkü hepsi geçici sorunlardı. geçecekti. üniversitede hiç yakın kız arkadaşım olmadı, hep tektim. çünkü kızlar o kadar acımasızlar ki çoğunun allah'ı yoktu. şöyle ki benim zaten düzgün kıyafetim yok, hep eski şeyler. bunların arasında sürekli marka muhabbeti dönüyor ve ben hiç anlamıyorum. anlamayınca da dışlanıyorum. ne laf sokmalar ne yermeler ne utandırmalar...

bir daha da kimseyle arkadaş olmak istemedim.
travmatik anılarımı kısa kesecektim ancak aralardaki çoğu olayı atlamama rağmen mevzu uzadı neyse sonuç olarak ben mezun oldum, işe yerleştim ve ayrı bir eve taşındım ancak benim için sosyal hayat diye bir şey kalmamıştı. sadece işi gidip eve gelen bir varlığa dönüştüm. cumartesi pazar dahi evden dışarı çıkmıyordum. kimseyle görüşmüyordum.

sonra yıl oldu 2022.

şükürler olsun 2022'ye gelebildim akdj.
bir gün evde böcek gördüm ve benim tüm dengem nah çekerek bedenimi terk etti. bir böceğe o kadar büyük tepkiler vermeye başladım ki ben bile kendime şaşırır hale geldim. 2009'dan çok daha kötü durumdaydım artık. i̇ştahım kesildi, en son ne zaman yemek yediğimi unuttuğum için çoğu gece aç yatmaya başladım. sabaha kadar 'ya böcek görürsem' korkusu yüzünden kendimi kastığım için sabah felç gibi uyanıp yürüyemiyordum. artık eve girerken çığlık atmaya ve titremeye başlamıştım.
böcek fobisi için çare ararken emdr terapisi diye bir terapi gördüm. bir iki seansta fobilerin hallolduğu yazıyordu. karar verdim ve psikoterapiste gittim. hayatımı dinleyip not aldıktan sonra 'o böcek senin gözünde baban olmasın?' dedi.

çocukluk travmaları halledilmediğinde 30 yaşından sonra tekrar canlanırmış ve bu canlanmaya sebebiyet veren de çoğu kez konuyla alakasız küçük bir olay olurmuş. bende de bu travmaları böceğin tetiklediği düşündü ve çocukluk travmalarım için emdr yapılmasına karar verdi, öyle anlaştık.

i̇lk seanstan çıkarken 'ne oldu şimdi? travmayı hortlattık eve gidiyoruz' diye düşünürken 1 saat sonra baş ağrısı, bağırsak sancısı, omuzlarda elektriklenmeler başladı. gece ağrıdan dolayı melatoninle dahi zor uyudum. rüyamda çok sevdiğim bir hocamı gördüm. 'sana inanıyorum, başaracaksın' diyordu. sonra her yer böcek oldu, korkuyla uyandım. tüm emdr seanslarını anlatmayacağım tabi ki ama genel olarak durum bu. seans sonrası bazı fiziksel etkiler görülür, rüya görmeniz beklenir. gördüğünüz rüya sizin iyileşme durumunuz hakkında bilgi verir, rüyalarınızı da terapistiniz yorumlar.

i̇lk seans sonrası tüm dengem bozulduğu için çok sinirliydim. çocukken kollarımı yara yapar sonra o kabukları koparırdım. 32 yaşımda yine bunu yapmaya başlamıştım. çocukluktan beri uyku sorunum vardı, kesik kesik uyur ve çoğu zaman irkilerek ve çığlık atarak kan ter içinde uyanırdım. uyumaktan dahi korkardım. i̇lk emdr sonrası çocuklukta yaşadığım fiziksel sıkıntılar tekrar ve çocukluktan daha şiddetli bir şekilde kendini göstermeye başlamıştı.

i̇çimden bir ses 'niye geldin ki buraya? hayatını mahvettin' dedi. terapiste kızdım. terapist de
'önce vücudun altını üstüne getireceğiz. dayanman lazım. 2008 öncesine dönüp sürekli travmalarını anlatan, çaresiz bir kadın olarak mı hayatına devam etmek istiyorsun? yoksa 2008 sonrası dümene geçip kendi hayatına kendi yön veren bir kadın mı olmak istiyorsun? tercihini yap ona göre devam edelim' dediğinde beni can evimden vurmuştu bile.

ben hiç çaresizlikten ağlayan biri olmadım ki tüm sorunlarımı kendimce hallettim ama şimdi psikolojik bir enkazla baş başaydım ve bunu da halletmem için yardım gerekiyordu. dümene geçmeye karar verdim, bir daha da hiç sızlanmadım.

her emdr sonrası biraz daha rahatladığımı hissettim. nasıl?

önceden en ufak bir olayda öfke patlaması yaşıyordum. sabaha kadar evde alkol alıp, bardak kırıyordum. bana haksızlık yapıldı hissi yakamı bırakmıyordu. ölmek de istemiyordum. zaten bendeki bu gereksiz yaşam sevinci ağzıma sıçmıştı.
bir şeyleri kırmaktan, tekmelemekten aşırı keyif alan biriydim. sırf babamın karşı tarafında yer alıyorlar diye hdp eylemlerine seve seve katılan biriydim. hdp benim için her şey demekti. çünkü asker sevmiyorlardı. onlardaki nefret ideolojik temelliydi ancak ben de babamdan ötürü asker sevmiyordum. artık ben birileriyle ortak hislere sahiptim, beni anlayan ve bana inanan birileri vardı, mutluydum.

orda polisten dayak yedikçe bile haz alıyordum çünkü otoriteye boyun eğmiyordum. babam otoriteydi ve benim hayatımı mahvetmişti. artık tüm otoritelere karşıydım, hepsini reddediyordum. kendimi kadın gibi hissetmiyordum, kendi bedenimden nefret ediyordum.

emdr sonrası her şeyden önce kendimi beğenmeye başladığımı fark ettim. güler yüzlü ve çözüm odaklı bir insan olmaya başlamıştım. ama bence en önemlisi insan olmaya başlamıştım.

zülfü livaneli 'huzursuzluk' kitabında "ben bir insandım" diyor ya aynı öyle bir aydınlanma geldi bana da.

i̇nsanım lan ben, dünyada evlatlık verilen tek kişi de ben değilim. dünyada bu tarz sıkıntılar yaşayan da tek ben değilim. ankara'da babası şeyma'yı öldürdüyse ona farklı hisler beslediyse, bir öz baba öz kızına bunu yapabildiyse demek ki bu ülkede böyle şeyler var, dedim. kabul ettim.

kabul edince gözünün önünden bir perde kalkıyor. i̇lerisini görebiliyorsun. görmeye başladım.
kendi sorunlarımı artık kendim küçümsemeye başladım. eskiden kendimi kahraman olarak görürdüm, kimse benim başardığımı başaramaz. hiçbir kadın benim gibi zora gelemez vb. gazlamalarda bulunurdum.

hayır, hiç de öyle değil.

herkes kendi hayatının kahramanı, herkes bir şeyler başarıyordu ben de herkes gibiydim. artık ayaklarım yere basıyordu.
yine melatoninle uyuyorum ama artık irkilmiyorum. kesik kesik de uyumuyorum, sabaha kadar deliksiz uyuyabiliyorum. i̇ştah problemim yok artık, eskiden nasıl yemek yemeyi unutabildiğime şaşırıyorum.
eskiden kitap okumakta zorlanırdım, dikkatim dağılırdı artık çok güzel kitap okuyabiliyorum. mutfakta aşırı dağınık bir şekilde yemek yaparken artık hayatıma bir düzen geldi. daha az bulaşık çıkardığımı fark ediyorum.

kronik yorgunluğum ve el titremelerim tamamen bitti.
eskiden iş yerinde kimseye selam vermeden işimi yapar, çıkardım. artık insanların yüzüne bakıyorum ve göz teması kurabiliyorum. buna o kadar seviniyorum ki anlatamam. eskiden kimseyle göz teması kuramazdım, o da travmalarla ilgiliymiş onu da "beden kayıt tutar" kitabından öğrendim, mükemmel bir kitaptı.

en son ne zaman sinirlendiğimi hatırlamıyorum bile, pamuk şeker gibi bir tip oldum. eskiden insanlar dertlerini anlattıklarında kendi travmalarım tetiklenirdi ve çok huzursuz olurdum. şimdi dert dinlerken kafada çözümü de oluştuğu için üzülmüyorum ve karşımdakine yardımcı olmaya çalışıyorum.
bu tarz güzellikler oldu ancak emdr seansları bitmedi, hala halledemediğim travmalarım var. o yüzden hallolmayan psikolojik sıkıntılar da var ama en azından artık hallolacağını biliyorum. kendimi çaresiz hissetmiyorum. siz de kendinizi çaresiz hissetmeyin, emdr terapisine gidin. bana dua edersiniz.

yakın zamanda gördüğüm emdr sonrası şu rüya benim çok hoşuma gitmişti, o yüzden son olarak bunu da anlatmak istiyorum.

ben üç aydır odamda yatamıyordum, uyanınca duvarda böcek göreceğim diye. o gün rüyamda odamda yatmaya karar verdim. ev kalabalıktı, biri 'sen odanda yatmadan önce biz bir odana bakalım, böcek var mı yok mu?' dedi. ben de "böcek yok eminim ama siz yine de bir bakın" dedim. odamda böcek buldular, "bana o böceği getirin" dedim. peçeteye sarmışlardı. peçeteyi açtılar. normalde benim evden çıkan böcekler simsiyahtı ama rüyamda gördüğüm böcek açık griydi. rüyamda "aaa bu böcek siyahtan griye dönmüş, baksanıza" dedim. "bu griye döndüyse beyaza dönmesi de yakındır, ben odamda yatacağım" dedim ve orada rüya bitti, uyandım. bu rüya çok mutlu etti beni. bu rüyadan sonra bana "artık başarabilirim" güveni geldi ve artık odamda yatabiliyorum.
ne kadar basit şeyler değil mi?

odanda yatmak, uyumak, yemek yemek, hissetmek vs. ama yıllar içinde bunlar benim için birer lükse dönüştü ama şu an her şey kontrol altında. bunu da bana sağlayan terapi çeşidi emdr oldu.

yazarların söylemek istedikleri

wintsky wintsky
bir mevzuyu merak ettiğimde genelde vikipedi-ye bakarım. bakarım bakmasına da; mevzu, mevzu olmaktan çıkar adeta mazi olur.

merak konusu örneğin orkide.
orkide - orkidegiller - salep - salepgiller - yetişdiği coğrafya - anadolu - kastamonu - ilçeleri - inebolu - bolu - bolu abant - tatil yöresi - fahiş fiyatlar - 22 eylül 2022 dolar kuru - ekşi başlıkları - geceye bir şiyir bırak - giriye gelen mesaj - "şiyir döğöl şöör ököz!"

türkiye de konser yasaklarının yaygınlaşması

dumrul dumrul
onun kıyafeti, bunun siyasi görüşü, ötekinin cinsel yönelimli... grup adını beğenmemek bile söz konusu olabiliyor. fakat tüm yasakların arkasında bir tanecik sebep var: i̇slam.

al sana müziğe bakış:

twitter.com

kimse maval okumasın. papazlıklarla, takiyelerle kaybedecek vaktimiz yok. yıllardır yaşananlar ortada. i̇stisnasız i̇slam dünyasının hali ortada. bu i̇slam denen şeyin en ufak bir faydasını görmüş olan bir toplum var mı? hala neyin geyiğini yapıyorsunuz? kardeşim sen i̇slamdan mı yanasın, yoksa hak ve özgürlüklerden mi? i̇nsan gibi mi yaşamak istiyorsun yoksa i̇slam tasallutu altında mı?

cübbeli ahmetler filan "din düşmanı devlet düşmanı çok arttı temizlik gerekebilir" derken, islami terör örgütleri sürekli silahlanırken, senin her yanını kuşatıp, her bokunu yasaklamaya kalkışırken içinizdeki papazlara dikkat edin.

takiyecinin görevi seni savunmasız bırakmaktır.

i̇çinizdeki dangalak çocuğu bir an önce büyütün. i̇slam şakaya gelmez. bulaştığı her toplumu çökertir, her ülkeyi bataklığa çevirir.

maocu bozkurt

dumrul dumrul
benim aklıma hemen ibda/c geliyor.

bir zamanlar ibda/c'nin yayın organlarında doğu perinçek cemaati küfürsüz anılmazdı. tansu çiller'in oğlu ve kocasıyla birlikte poz verdiği fotoğrafları "hansu, piçi ve pezevengi yan yana" diye resim altı açıklamasıyla yayımlarlardı. akp kurulmadan önce erbakan'a çakarlardı, 2003'te erdoğan'a amerikancı vatan haini diyorlardı. 2014'te yine erdoğan'a "hem katil hem hırsızsın" diyorlardı. (bunu yazı başlığı yapan fazıl duygun şimdi havuzda köşeci oldu ve gece gündüz erdoğan'ı yalıyor) mhp'ye ise "yozkurtlar" diyorlardı. 90'larda özellikle kağıthane ve zeytinburnundaki ülkü ocaklarını defalarca kez bombaladılar.

şimdi ise bunların hepsiyle kol kolalar.

ha işte doğu perinçek olsa olsa ibda/c'nin şimdi kuyruğunda dolandığı mhp'ye bir zamanlar söylediği üzere yozkurt olabilir. "maocu-kemalist-islamcı yozkurt"
6

yazarların söylemek istedikleri

akrep kadın akrep kadın
kimsenin içinden gelmeyeni talep edemem. çok isterim belki ama bir kapıda kendimden taviz verecek kadar ısrarcı olamam bu yüzden boyun bükerek de olsa kabullenirim. olacak olan benim ittirmemle olacaksa olmasın. kendimi hatırlattığım sürece var olacaksam zaten unutulayım!

yazarların söylemek istedikleri

zefura zefura
radyoda denk gelen şarkıyı bulur bin kere dinlerim.ama sabah akşam.öldüresiye kadar.
belli bir zamanı var. ta ki yeni kurban buluncaya kadar.sonra ona da aynı şekilde muamele ederim.
demem o ki; ne zaman birine, bişeye takılı kalsam bunu aklıma getiririm.
günlerce dinlediğim şarkıyı bile unuttum.
hep yerine yenisi gelir.
bugün dert edindiğim şeyin de zamanı var.ama biraz daha takılacağım.sonra geriye dönüp bakınca 'vay be ne dinlemiştim o boktan şarkıyı' diyeceğim.
hadi bakalım.

emre olur

dumrul dumrul
2018'de hazırlanan "sedat peker terör örgütü" dosyasından sorgulandığı söyleniyor.

akp'ye dair muazzam bir gerçek burada da görülüyor. sedat peker 2018'de akp lehine mitingler yapıyordu. muhalifleri tehdit ediyordu. akp buna benzer kişi ve grupları elinde tutmak için işte bu gibi dosyalar hazırlıyor. akp'liler arasındaki tek hukuk, tek bağ suç ortaklığı hukuku. suç ekonomisinde zincirin tüm halkalarına ufak ufak koklatıyorlar. tabii ufak ufak dediği bizim ölçütlerimizle pek de ufak sayılmaz. yani son patlayan spk mevzuunda gördüğümüz gibi bu ufak kemikler milyon dolarlarla ölçülüyor. tabii fetö gibi, sedat peker çetesi gibi önüne atılan kemiklerle yetinmeyeceği açık olan grupları elde tutmak için sadece havuç yeterli gelmiyor. bunlara ayrıca sopa gösteriliyor. emin olun alaattin çakıcı çetesi, çarşamba cemaati falan için de türlü türlü dosyalar çoktan hazırdır. onlar da bunu mutlaka biliyorlardır. çünkü akp böyle bir çete.

burada ekleyeceğim iki şey daha var. ilki uluslararası alanda da aynı tarzın sürdürüldüğü. mesela ibrahim karagül 2009'da tayyip, esad'la ortak bakanlar kurulu toplantısı yaparken iç savaşın hazırlanmakta olduğunu itiraf etmişti.




bunların "kardeşim" dediği niye üç gün yaşamıyor diye merak ediyorsanız sebep bu. bu çete içinde de herkes herkesin kuyusunu kazıyor. zayıf anında çelmeyi takıyorlar. ya da kendi uygun gördüklerinden daha çok pay isterlerse kafasına vuruyorlar.

ekleyeceğim ikinci konu da bu tarzın bütün çıkar amaçlı suç örgütlerinde ortak olduğu. halil falyalı'nın video koleksiyonu bunun için vardı. birlikte iş tuttuğu herkese kendi otellerinde kadın ayarlıyor ve bunları kayda alıyor. adnan oktar çetesi de bunu yapıyordu. ta 98'deki adnan oktar davasında kocaman kaset koleksiyonu çıkmıştı. fetö de aynısını yapıyordu. salt kaset maset olayları değil. onların elindeki devlet olanakları çok daha geniş olduğu için kafalarına göre önlerine geleni mahkemelerde süründürüp ceza verebiliyorlardı. beğenmedikleri herkesin üzerine maliyecileri salabiliyorlardı vs. somut olarak söylersem mesela ben ergenekon davasında sanık olan bazı kişilerin hikayelerini biliyorum. mevzuları olayların birincil elden tanığı olan avukatlardan dinlemiştim. zekeriya öz o dönemde sedat peker hakkında da kürşat yılmaz hakkında da ergenekon dosyasını hazırlıyor. sonra avukatları aracılığıyla bunlara haber gönderiyor. "ergenekon'da gizli tanık olursanız daha öneki tüm dosyalarınız temizlenir, olmazsanız ergenekon dosyanız işte burada" deniyor. ikisi de gizli tanık olmayı reddettikten sonra ergenekon torbasına konuyorlar.

yani bu çetelerin nasıl iş gördüğü apaçık ortada. bunlarla iş tutanların da bilmediği şeyler değil bunlar. ama sedat peker olayında da görüldüğü gibi akp'yle iş tuttuğunuzda devranın dönmesi filan gerekmeden er geç bu çete tarafından başınız yeniyor.

isa mesih

dumrul dumrul
mesih, meshedilmiş yani yağla ovulmuş anlamında. isa'nın da özel isim değil tanrının ışığıyla aydınlanmış anlamında bir ünvan olduğu öne sürülüyor. yeşua'daki şua ile bizim bildiğimiz şua aynı şeyler.

akp adaleti

dumrul dumrul
zehra taşkesenlioğlu ve diğer rüşvetçiler hakkında yapılmak istenen suç duyurusu "adliye'de savcı yok" denerek kabul edilmemiş.

tr.instela.com

ortada gerçekten suç varken hepsi birden bir yerlere kaçıyorlar. yani koskoca adliyede bir tane savcı çıkıp da "ben şuna bakayım" diyemiyor, üstüne bir de "savcı yok" gibi üç yaşındaki çocuğa yediremeyecekleri bir bahane uyduruyorlar. sonra birileri çıkıp diyor ki "bütün yargı akp'nin çiftliğiymiş gibi şey yapmayın, türkiye'de dürüst savcı ve hakimler de var"

yarrama var çok afedersiniz. varsa bulun da şu suç duyurusunu işleme sokturun hadi.

akp her bir icraatıyla "burada hukuk geçmez, burası bir dikta rejimi, burada çadır devleti hakim" diye bağırıyor ama bunlar diyorlar ki "yok ya öyle şey olur mu? burada azıcık otoriterleşmiş rekabetçi şey var"

bunlar 1944 almanyasında yaşasalar "almanya biraz otoriterleşiyor olabilir mi acaba?" filan diyecek tipler. "

hadi demokrasiyi biraz şey yapan goebbels bey hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunalım. sayın hitler acaba bu olan bitenlerden haberdar mı? bence sayın hitler iyi ama çevresi kötü... endişeli nazileri incitmemeye dikkat edelim arkadaşlar..."

neyse daha önce savcı ve hakimlerin nelerle meşgul olduklarına dair bir giri yazmıştım:

tr.instela.com

günün haberi de şu:

"denizli'de geçen yıl intihar eden polis memurunun eşi ile ilişki yaşayan ve müstehcen görüntülerini yaymakla tehdit eden hakan a. isimli cumhuriyet savcısı görevden uzaklaştırıldı. hakan a.'nın hsk tarafından temin edilen tabletinden de çok sayıda kadına ait müstehcen görüntü çıktı."

tele1.com.tr

görevden uzaklaştırıldı dediği de 3 ay meslekten men... 3 ay dinlenir sonra aynı şekilde "adalet" dağıtmaya devam eder paşam. dert mi?

ikinci elizabeth

ropte ropte
hala arabayla cenazesi dolaştırılan ingiliz kraliçesi. aga kaç gün oldu, gömsenize kadıncağızı. sürekli oradan oraya, oradan oraya gezdirip duruyorsunuz. insanlar da helak oldu. günlerdir törendi, protokoldü canı çıktı insanların. tamam görkemli olsun dediniz, tarihe geçsin dediniz amenna da, bu kadarı da fazla. youtube'u her eçıyorum. canlı yayın önerisinde hala elizabeth bir yerlere gidiyor. kadın sağlığında bu kadar gezmedi aq.

bu gidişle yalnız gitmeyecek, birkaç kişi daha eşlik edecek.

bakın vasiyetimdir; yarın öbür gün kral ya da kraliçe olursam, en geç öldüğümün ertesi günü ikindi namazına yetiştirin beni... uğraşamam öyle tören mören.
6

yazarların söylemek istedikleri

ophelias ophelias
yine konumuz aile.
hayattaki en büyük sıkıntı ve sorun kaynağım bu olgu. keşke diyorum kimsesiz olsaydım. bu kadar mutsuz ve huzursuz olmayacağıma eminim. gerçekten yordu ve sıktı. çekip gitmek istesen gidemiyorsun, sanki görünmez bir prangayla onlara bağlıymışsın gibi. kendi hayatıma dair yaptığım seçimlerden pişmanlık duymaya başlıyorum onlar yüzünden. yakınlarında olmak istemiyorum. haber almak istemiyorum. görmek istemiyorum.

"aile her şeydir" diyen güruhu hiçbir zaman anlamadım. benim için "aile çiledir" mottosu daha uygun. kendi ailemi kursam diyorum acaba yine bu kadar başım ağrır mı? onu yapmaya da göt yok. sorumluluktan kaçan biriyim ben, bir de aile kavramından bu kadar nefret etmişken kendi ailemi kurma fikri bana korkutucu geliyor. öte yandan sırf kendimi kurtarmak için bu fikre sığınmak da istemiyorum.

her şeyden soğudum. kendimi çok ihtiyar hissediyorum. sanki dünyanın yükü omzumdaymış gibi. çok şey yaşamışım da hayat beni yormuş gibi… hayal bile kuramıyorum artık. geleceğe dair hiçbir beklentim kalmadı hayattan. buraya da sürekli depresif ruh halimi yansıtmaktan nefret ediyorum. "neden bu kadar mutsuzsun?" "neden bu kadar bitiksin?" "nedir seni bu kadar depresif yapan?" tarzda samimi bulmadığım sorular alıyorum. bundan da sıkıldım. diyorum ki kendime insan bu kadar yalnız olur mu? güya yanımda birileri var ama içten içe yalnızım. aksi halde soluğu burada almazdım.

neyse. okuyan arkadaşlara selam olsun. i̇çinizi daha fazla karartmadan gidiyorum.

lgbt

tekatar tekatar
cinsel yönelimlerini; bas bas bağırmadan, insanların gözüne sokmadan, sürekli bir şekilde konuyla ilgisi olan veya olmayan her aktivitede etkinlik vb. şeyde yırtık dondan fırlayan lastik gibi ifade etmeden var olamayan bir grup. cinsel yönelimlerini ilgili ilgisiz her ortamda agresif bir şekilde haykırma huylarından sıyrıldıklarında geriye somut pek de bir şey kalmayan grup.

kabul ettirmek istenilen bir durum varsa bunun yolu bu değildir, bu yapılan ancak ve ancak tarafları kutuplaştırır. hiçbir erkek veya kadın arkadaşımla cinsiyetlerinden dolayı bir sorunum yok. bu grup kişilerinin de neticede yöneldiği, kendisini ait hissettiği bir cinsiyet var ve o cinsiyete yeterince uyum sağladığı müddetçe insanlarla ve toplumla bu cinsel yönelimlerinden dolayı herhangi bir sorunları olacağını düşünmüyorum.

insan kaçakçılığı

dumrul dumrul
akpli belediyeler eliyle akplilere gri pasaport verilerek almanyaya iltica etmelerinin sağlandığı olayı hatırlıyor musunuz? meğer malatya ve bingölde bunu organize edenlerden 3 kişi 3 ay önce tutuklanmışlar şimdi de tahliye edilip haklarında iddianame hazırlanmış. tutuklananlardan ikisi akpli belediye başkan yardımcısı, biri de işin almanya ayağını organize eden ak kafa.


Pasaport skandalında dikkat çeken tahliye ve gelişmeler


www.indyturk.com

olay 2020de gerçekleşiyor. 2021 nisan ayında yeşilyurt belediye başkanı, belediye meclisi toplantısında gevşek gevşek adeta övünerek bu olayı anlattıktan sonra olay basına da yansımıştı. daha sonra bu yöntemin yığınla belediye tarafından ve ayrıca diyanet işleri başkanlığı tarafından da kullanılarak yurtdışına insan kaçırıldığı açığa çıkmıştı. bir kısmını bu başlık altında paylaşmıştım. açıp bakabilirsiniz.

olayın resmen açığa çıkmasının üzerinden tam 1,5 yıl sonra iddianame hazırlanabilmesi göz yaşartıcı. 15 yaşındaki çocuklar twit atınca iki haftada hazırlıyorsunuz iddianameleri paşam, gülşeni tutuklama yasağı olan maddeden çat diye tutuklayabiliyorsunuz. bu ne iş? ne oldu? bu adamlar akpden ayrıldı da dava açmak aklınıza mı geliverdi? başka bir konuda mı anlaşamadınız? parayı mı paylaşamadınız hayırdır?