16 nisan 2017 referandum sonuçları

kaf78
eğer bu yazıyı okumaya başladıysanız, mümkünse 2-3 dakika daha okuyun çünkü hakkaten emek var. ayrıca öyle kafadan da sallamıyorum, rakamlar konuşacak.

şimdi sizinle referandum ile 7 haziran 2015 seçimlerini karşılaştıracağız. referandumun nasıl olup da 51-49 evet ile sonuçlandığını bulmaya çalışacağız.

3 kasım ile değil 7 haziran ile karşılaştırıyoruz çünkü, 3 kasım seçimleri 7 haziran sonrası ülkenin hükumetsiz kalması, terör olayları, muhalefetin tutumu gibi gerekçelerle gerçekçi bir sonuç değildi. hem o seçimle kıyaslarsak akp'liler 3 kasımda oyları yüksek olduğu için burada düşmüş gözükmesine itiraz ederlerdi. o nedenle zaten düşük olan 7 haziran'ı baz alıyoruz.

verileri aldığımız site linkleri de aşağıda;

referandum 2017 sonuçları,türkiye sonuçları - hürriyet 2017 türkiye referandum sonuçları hürriyet referandum sayfasında.türkiye genelinde anayasa referandumu evet hayır sonuç yüzdelerini burada bulabili... hürriyet
http://www.hurriyet.com.tr/secim-2015/

bir yanlışımız varsa, valla ben hürriyetin yalancısıyım.

yaptığım çalışmaya aşağıdaki fotolardan bakabilirsiniz.












7 haziran 2015 seçim sonuçlarını il il olarak; l sütununda akp, m sütununda mhp, o sütununda chp, p sürununda hdp oy oranlarını görebilirsiniz.

r ve s sütunu da şu, bu 4 partiden geride kalan oyların, bu 4 partinin oy oranına göre dağılımını veriyor. mesela 4 parti toplamı %96 ise geri kalan %4, bu 4 partinin oy oranına göre evet veya hayıra yönlenecek olarak ayrılıyor. şehrin yapısına göre kalan %4'ü dağıtıyoruz yani.

g stütununda l,m ve r sütunlarının toplamı yer alıyor. yani hazirana göre akp + mhp + o geri kalan %4'ün dağılımı. kısaca bu şehirde evet'in %kaç olması gerektiği çıkıyor ortaya. aynı şekilde i da hayırın % kaç olması gerektiğini veriyor.

d ve e sütununda ise referandum 2017'de o ilin evet ve hayır oranını gösteriyor.

sonuç sütunları da h ve j sütunları ki ikisi de aynı şeyi gösteriyor. h sütunu, akp + mhp'nin o ilde alması gerekenden ne kadar az veya çok aldığını gösterirken, j sütunu da chp + hdp için aynı işlemi yapıyor.

şimdi isterseniz fotoğraftaki adana örneğinden hareket edelim; akp + mhp + dağılımdan gelen oy 56.08 iken, adana'da evetin oranı %41.81'de kalmış. bu da evet cephesinin %14.27 oy kaybettiğini gösteriyor.

türkiye geneli ise, normalde 59.82 evet çıkması gerekirken evet cephesinin %8.41 oy kaybettiğini gösteriyor.

sonuçlara geçecek olursak 81 ilin 65'inde evet cephesi oy kaybetmiş gözüküyor.

en çok hangi şehirlerde kayıp yaşamış diyecek olursanız aşağıdaki fotoğraftan bakabilirsiniz. 1. sırada osmaniye'yi görünce şaşırmayın ama. devlet bahçeli'nin memleketi osmaniye evet cephesinin en çok oy kaybettiği il olmuş. osmaniye ayrıca mhp'nin kalesi diyebiliriz çünkü mhp'nin türkiye genelinde en çok oy aldığı il osmaniye. bu veriler ışığında akp'den çok mhp'nin kayıp verdiğini söyleyebiliriz.




evet cephesinin oy kaybettiği 65 ilde ortalama kaybı %13.54. zaten %59.82 demiştik, %50'yi bulamaması gerekirdi. ama işte referandumun kaderini değiştiren, akp + mhp'nin oyunun arttığı iller var. bir bakalım mı nerelermiş.




hangi illerde oyunu arttırdığını bir de harita üzerinde görelim mi.




buraya mühürsüz zarfların en yoğun olduğu illeri gösterir haritayı da ekleyelim.




işte burada ysk nedeniyle matematik yetersiz kalıyor. eğer mühürsüz oylar sayılmasaydı ve bu sonuç çıksaydı, federatif yapıyı destekleyen kürtlerin ya da muhafazakar kürtlerin oyuyla referandumdan evet çıktı diyebilirdik. şimdi ise 2. bir seçenek daha var, mühürsüz oy pusulaları nedeniyle de evet çıkmış olabilir.

sırf matematiğe köstek olduğun için bile, belanı vere ysk.
2

serkan inci nin siyaset uzmanı olduğu ülke

gilberto
güzel ülkem türkiye'dir. herif sadece siyaset değil teknoloji, bilim, sanat, spor, moda, akla gelecek her konuda sallıyor tek başarısı caps kültürünün yaratıcısı biosunda böyle yazıyordu bir aralar birde sözlük sitesi açması hani ssg olsa tamam da değil işte sözlük formatını da zeykur a borçlu bilenler bilir. nihat doğan ahkam keser, rasim ahkam keser, bu ahkam keser, meltem banko ahkam keser, tuğçe kazaz ve diğerleri. ben bunlarla aynı ülke vatandaşı olacak ne günah işledim allah'ım !

kemal kılıçdaroğlu

radiance
kimse oyunu kılıçdaroğlu için vermedi. bundan dolayı kılıçdaroğlundan hesap sormanın kesinlikle bir anlamı yok.

kılıçdaroğlu benim gözümde bu ülkeyi sürükleyecek lider değildir. o liderle tanışmadık henüz ancak illa ki tanışacağız. bence buna çok da zaman kalmadı.

velakin unutulmamalıdır ki bence, benim gözümde lider olmasa bile alnı ak, temiz, dürüst bir vatan evladıdır ve bu süreçte görevini layıkıyla ifa etmiştir. vatandaşa yaşanabilecekleri aktarmakta ve düşümneye sevketmekte başarılı da olmuştur.

kılıçdaroğlu bildiğim kadarıyla devlet bahçeli gibi yükselmekte olan güçlü alternatiflerin önünü tıkamamıştır. parti tabanı iç seçim istediğinde önünde durmamıştır. bu gerçeği göz ardı etmek adaletsiz olacaktır.

ve yine eminim ki yeni nesil önümüzdeki günlerde yeni liderler çıkaracaktır ve kılıçdaroğlu kişisel hırslarından ötürü koltuğuna saplanıp yeni alternatiflerin önünü kesmeyecektir.

şunu tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki ben yalnızca ve yalnızca düşünceme göre oyumu kullanırım. liderin ne kadar karizmatör veya laf ebesi olduğuna göre değil.

gün gelir ve tertemiz bir adam gelir, düşünceleri sağlamdır, üstüne halkı etkisine alabilecek laf ebesi ve güçlü bir karakterdir. işte o zaman koltuğa yapışırsa seçmen o koltuğu söker atar. bundan gram şüphem yok.

şu an pek çok kişi hayal kırıklığı yaşıyor. bunu anlıyorum ve hatta hissediyorum.

ancak tam şu anda başı kılıçdaroğlundan daha büyük dertte olan bir isim var. ve kanaatimce o da erdoğan.

şu an ekonomi çökmüş durumda ve bu da tabanını son sürat eritmeye devam ediyor. barzani tayfasının müdahalesiyle türkiye'de sadece ama sadece doğuda oyunu yükseltebildi. bu insanlara sinyal verebilmek adına "eyalet" muhabbetlerine sessiz kalmak zorunda kaldı.

ve tüm bunlar gerçekleşirken erdoğan'ı dev bir sınav bekliyor. koltuğunu kaybetmekten sadece ve sadece %1,4 puan uzakta. bu koşullar altında arkasına sığınabileceği tek bir mağduriyet kalmadı. halkın nefesini uzun yıllar sonra ilk kez ensesinde hissediyor ve bu yüzden hiç mutlu değil. harcayabileceği kredi yok, verdiği "yerine getirmesi neredeyse imkansız" bir sürü vaat var. hayatında girdiği en ama en büyük yükün altında. bundan ötürü kazandığı bir seçimi bir gram yüzü gülmeksizin anons etti ilk kez.

bu noktada kılıçdaroğlu'na çemkirmek yalnızca ve yalnızca zaman ve enerji israfı. vatandaşlara düşen ise kılıçdaroğluyla bilmemneyle odağını dağıtmadan pür dikkat süreci izleyip o bol keseden dağıtılan vaatlerin yerine getirilip getirilmediğini kontrol etmektir. getirilmediği her saniye de bunu ortaya koymaktır.
3

hoşcakal cumhuriyet

kokobongo
***ağlayarak okudum... :(

değişim !

sandığınız gibi hızlı olmayacak...

çok yavaş ve emin adımlarla ilerleyecekler.

bugünden 5 yıl sonra bu yazımı tekrar paylaştığımda ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız...

*

geçen sene bağdat caddesinde 40 derece sıcakta kot giyen kızlar gördüm ben.

kimse şimdi sokakta short giyen kızlara ahlak polisiyle gelmeyecek elbet.

ama bundan 5 sene sonra emin olun siz kendiniz short giymek istemeyeceksiniz.

"ben zaten çok rahat etmiyordum shortla" diyeceksiniz...

*

alkol yasaklanmayacak.

vergilerle, kanunlarla erişimi kısıtlanacak...

bugün saat 10 olan yasak, zamanla git gide geriye gidecek...

barlar kapatılmayacak, yavaş yavaş kendi kendilerine batmaları sağlanacak.

bundan 5 sene sonra emin olun, öyle bir alışmış olacaksınız ki, "ben zaten çok içmezdim" diyeceksiniz...

*

bugün 1 liranın üzerinde atatürk resmi yok.

zamanla 5 liranın, 20 liranın, 100 liranın üzerinden silecekler.

evinizde duran atatürk resmini kimse kaldırmayacak, ama çocuklarınız onla büyümeyecek...

derslerden, dersliklerden, devlet kurumlarından zamanla kaldıracaklar...

bugün benim diyen en büyük kemalist bile, "atatürk de zaten böyle isterdi" diyecek...

*

eğitimi kendilerince uyarlayacaklar.

çok yavaş hareket edecekler.

sindireceksiniz.

çocuklarınızı bilimden ve atatürk'ten uzaklaştırdıklarından haberiniz bile olmayacak.

sizi yaşama bağlayan içgüdülerinizle hareket edip, "aslında o kadar da kötü değil" diyeceksiniz...

*

hukuk zaten kalmayacak.

karşı gelenlere ne olacağı malum...

susacaksınız, görmezden geleceksiniz.

herşeye alışacaksınız.

yavaş yavaş...

*

yaşam tarzlarınıza sert müdahalelerle gelmeyecekler.

siz sanki hep böyle yaşarmışsınız gibi,
kabul etmenizi bekleyecekler.

ve siz, eski yaşantınızı hatırlamayacaksınız bile...

*

korkmayın,

bu geçiş tatlı olacak.

farkına bile varmayacaksınız...

*

zaman zaman evinizin duvarında asılı, o güzel gözlü adamın resmine rastladığınızda, istemeden de olsa, gözlerinizi kaçıracaksınız.

hoşçakal cumhuriyet...

selim sabah'dan alıntıdır.

sadece üniversite mezunları oy kullanabilsin

çikilops vol 2 canım benim
hiç öyle demeyin valla demeyin, çalıştığım firmadaki bir üniversite mezunu kız, sabah koyduk mu edasıyla başladı mesaiye, ben de mühürsüz zarflar, oy pusulalarının da geçerli oy sayılması hakkında ne gibi bir yorumun var merak ettim diye sordum, cevap olarak da daha önceden de aynı şey olmuş ne var yani dedi asdfg.

bir de siz her üniversite mezununu kültürlü birey sanıyorsunuz ya götümle gülüyorum, bu mevzubahis kız, rauf isimli müşterim hakkında, ya ne ilginç ismi var, rauf diye bir isim hiç duymadım demişti, ben şok olmuştum.

rauf denktaş'ı, rauf orbay'ı hiç duymadığını söyledi bana, ben de benim amcaoğulları diyerek konuyu kapatmıştım süratle.

he he üniversite mezunlarının hepsi harika.

regl olan bir kadınla sevişmek

enarkacamkenarı
bu satırları yazarken utanıyorum gerçekten ama bi zamanlar gerçekten çok malmışım hatta bunu itiraf başlığınamı yazsam die düşündüm ama konusu gelmişken anlatalım

üniversitede ilk yılım tabi ilk yıl heyecanı comezlik falan eve çıkılmış ilk manita yapılmış duzenli bir cinsel hayat edinilmiş,neden çünkü öyle olması lazım üniversiteye sevişmek için geldik üniversite başka ne işe yararki bu kafadayız
neyse birgün sevgilimle mesajlasiyoruz yazdım kıza
-gelsene eve özledim ;)
-aşkım ama vatan kan ağlıyor.dedi

tam da o günlerde şehit olayları var benim kafa direkt oraya gitti dondum kaldım ulan kiza bak o bile dusunuyo vatan elden gidiyor senin aklın sikinde bi bok olmaz lan senden falan diyorum biraz sonra kendimi vatan haini ilan etcem o dereceyim,helal olsun kıza evlensemmi ben bunla falan diyorum tabi bunu kıza söylemiyorum cevap veriyorum o ara

-askim ben düşünemedim şehitleri helal olsun sana utandım valla suan
gelen cevap

-gerizekalimisin adetliyim ulan adetliyim

yer yarilsada içine girseydim o an şuan yazarken bile utandım

80 milyon kardeşiz biz

yazan yöneten
akp'li trollerin dünden beri sosyal medyada yaymaya çalıştığı saçmalık.

sonuç hayır olursa iç savaş çıkar diye tehdit savuranlar "fazla kurcalamayın evet çıktı. kardeşiz işte" demeye getiriyorlar.

ama öyle bir dünya yok. takım tutar gibi parti tutup ve holiganca sonunu düşünmeden oy kullanıp memleketi uçuruma sürükleyenlerle kardeş filan değiliz. bu memleketi hep biz mi düşünücez? bir kere de siz düşünün anasını satayım. bir herifin peşine takılıp geleceğimizi ateşe atanlar da kardeşim değil düşmanım olur ancak.

siz de pişman olacaksınız ama iş işten geçecek. hatırlarsınız 1982 referandumunda verilen hayır oyları yalnızca %8'di. şimdi sorsan o gün oy kullanananların tamamı hayır verdiğini iddia ediyor. %92 evet verenler nerede? bilen yok.

şimdiden söylüyorum ki ben %49'luk güzel insanların arasındaydım. bu günler de geçecek, hep gururla anlatacağım sizleri...

karadeniz bölgesi

son oss bukucu
tıpkı iç anadolu gibi, içinde daha tartışmayı bilmeyen, işine gelmeyince ve arkasında kalabalık görürse bağırıp çağırmaya başlayan, aslında klasik eğitimsiz bir bölge.

dün, 16 nisan 2017 referandumunda kendilerine ne ekonomik ne sosyal olarak zerre değer vermeyen bir partinin geçirdiği pakete "dur lan niye evet veriyorum ben" deseler, bu hallere düşmezdik. gerçi sosyal olarak değer veriyor, açmışlar her ilde bir uyduruk avm, millet ordan instagrama foto atıyor.

hele trabzon, güya memleketim. zaten ilçelerinde insan kalmamış, onlarda yere tükürüp, kartal-doğan biniyorlar. hayatında zerre kitap okumamış,hadi kitabı geçtim o şart değil, hayatında bilginin peşine düşmemiş adamlar kahvelerde ahkam kesiyorlar.

bazen sorguluyorum kendimi, akp bu kadar destek alıyor, acaba ben miyim kabahatli? yok ulan yok, bir size bakıyorum, bir bunlara. bende kabahat falan yok.

istanbul'da ve ya başka illerde yaşayan, ya da kendilerine bir yaşam alanı yaratmaya çalışan insanları kenara koyuyorum, onlar da azınlık değiller, ama geri kalanın burnu pislikten kurtulmuyor. haberleri yok.

alman sağcı parti evetçi türklere ülkene dön diyor

sosyalismet
alman sağ popülist almanya için alternatif (afd) partisi, türkiye seçimlerinde evet oyu kullanan türklerin ülkelerine geri dönmeleri gerektiğini belirtmiş.

deutche welle türkçe'nin haberine göre açıklamayı yapan afd merkez yönetim kurulu üyelerinden alice weidel, almanya'daki türk vatandaşı seçnenlerden çıkan evet oyu oranlarının almanya'daki birçok türkün topluma uyumu konusunda başarı sağlayamadığımı belirtmiş.

weidel, "erdoğan'ın beşinci kolu, belli ki hoşlarına daha çok giden ve ait oldukları türkiye'ye dönsünler" şeklinde konuştu.

weidel, bu türklerin alman vatandaşlıklarının geri alınmasını söyledi.
böyle yazıyor deutche welle türkçe'nin haberinde.

sağcı partiye, sağcı partinin ağır gelmesi, dokunması acayip gelebilir insana. ama türkiye'nin akp'si ile almanya'daki afd aynı siyasi çizgide olmasa gerek.
bir ülkede demokrasi, bizde ohal diktatoryası var.

benim dikkate pek almaya gerek olmayan görüşüme göre, almanya'da oturum, yılda hatta ın yılda bir kez ev arsa almaya türkiye'ye gelip oy zamanı abuk oylar kullanarak cumhuriyete hançer vuran bu gurbetçikerin yaşadıkları ülke dışında oy kullanmalarının yasaklanması gerektiği kanısındayım.
büyük abim sağlığında ingiltere'de işçi partisine oy verirdi. türkiye'de ise sırasıyla ap, anap, akp'ye oy verirdi.

ingiltere'de solcu işçi partisine oy vermesinin sebebi, ırk ayrımı yapmadığı ve işçiden yana olduğundan, türkiye'de ise kendini zengin zannederek sağ partilere oy verirdi rahmetli.

işte böyle bir tezat.
bunlar avrupada sol partilere, türkiye'de sağ partilere oy verme ilkesizliğindedirler.

herkes yaşadığı yerde oy kullanmalı.

bir erkeğin en çaresiz olduğu an

y all know me well enough
babasının, kolları arasında öldüğü an.

niye öldün baba? madem ölecektin, neden kollarımın arasında ölmeyi bekledin? iş güç dolayısıyla aylarca uzaklarda değil miydim? neden o günleri seçmedin? intikam mı aldın benden? eğer öyleyse için rahat olsun, sen kazandın. ben bittim baba.

ağlayamıyorum adam. gururun ötesinde bir gurur olduğunu sen öğrettin bana. ben bu dünyada hangi özelliklere sahipsem senden almışım. hiçbirinize ihtiyacım yok derdin ya, kızardım sana. aynı şeyleri hissediyorum artık. hiç kimseye ihtiyacım yok. kimsem de kalmadı zaten. etrafımda ne varsa kırdım, döktüm, kaybettim. sadece mızıkam kaldı. o da senden hatıra diye. takım elbise dahi giysem cebimde taşıyorum. olur olmaz yerlerde çıkarıp çalıyorum. uyurken yastığımın altına koyuyorum. uyanınca çalıyorum. belki gelirsin diye, rüyama girer bana yol gösterirsin diye.

gelmiyorsun adam. ağlatmıyorsun adam. cenazende bir damla göz yaşı dökemedim. hani amcanı çok severdin sen. onun cenazesinde, neden ağlamıyorsun diye sormuştum ya. demiştin, "serde erkeklik var evlat, ben ağlayamam." diye. ben de ağlayamıyorum. aklımdan atamadığım halde seni, yapamıyorum. ağlayamıyorum. kendimi işe güce vereyim dedim. yoğun olursam belki daha çabuk atlatırım diye. iyi de geldi o anlarda. ya sonra ? bitkinlik, hastalık, yok oluş, yalnız kalış.

işi gücü hallettikten sonra, sen soğuğu seversin, belki gelirsin diye sibirya'da kimselerin olmadığı yerde dağ evi tuttum kendime. soğuk, yalnız, kimsesiz. seversin sen. gelirsin sandım. gelmedin adam. ağlayamadım adam.

kendimi düşündüm biraz. bana iyi gelebilecek ne varsa koydum oraya. piyano, bateri, ney… daha sonra aklıma geldi. aslında senin "kafa siken" diye tanımladığın ne varsa koydurmuşum. sabah sabah kafa sikme derdin ya sen. kaç kere elime bageti alıp bıraktım tahmin bile edemezsin. çalarsam gelmekten vazgeçersin diye kendimden vazgeçtim, gelmedin adam.

bana önerdiğin ama benim yapmadığım ne varsa hayal ettim uyumadan önce. yıllar önce senin önerilerini dinleyip hayatımı o şekilde yönlendirdiğime dair hayaller kurdum, en azından rüyama gelirsin diye. yine yoktun.
geceleri yorgunluktan ölene kadar uyuyamadım. uyandığımda saatin kaç olduğundan habersizdim. hangi gün, hangi saatteyiz bilmek istemedim. öldüğünden beri kaç gün geçtiğini saymak istemediğim için. yine fayda etmedi. en sevdiğin mezeleri hazırladım, kavunu senin istediğin gibi kestim, çayı senin istediğin şekilde demledim, yine yoktun.

o dağ evinde masanın üstünde bir kağıt buldum baba. tek kalmış bir a4 parçası. yalnız, benim gibi. masanın tam ucunda kalmış. kapıyı çarpsam rüzgarıyla düşecek gibi. oraya kadar dayanmış, son bir darbeyi bekler gibi bekliyor uçurumun kıyısında. onu oradan aldım, çantamın en güzel yerine koydum. buruşmasını istemedim. o kağıtta kendimi gördüm baba. ağzımla kuş tutsam dahi "senden adam olmaz." derdin ya. ona da senden adam olmaz demişler gibi, sen burada yalnız kal der gibi bırakıp gitmişlerdi sanki. kurtarmak istedim. başkaları ne derse desin hala bir yerlerde ona değer veren, itibar gösteren birileri olduğunu anlasın, sonsuza kadar yaşasın istedim.

yoruldum baba, sen gelmezsen ben gelirim dedim. kalktım mezarına geldim. yine ağlatamadın beni. belki de sorun bende baba. ben sarılıp ağlamak istediğimi fark ettim çünkü. o da ihtimal dahilinde değil gibi en azından ben de ölene kadar. çok doldum ama yapamadım yine. sen kiri tozu sevmezsin, biliyorum. sildim mermerlerini, mezar taşını. pırıl pırıl oldu, dert etmeyesin onları.

senden sonra aylarca eve giremedim baba. söz vermiştik ya. hep beraber dönecektik eve hani. iyileşecektin ve yine tatlı tatlı laf sokacaktın bana. hem artık kendi evime de gitmiyordum. sizinleydim hep. sucuklarıma salça olsaydın ya mesela pazar kahvaltılarında. sabah gelip gelip "kaç yaşına geldin hala buzağı gibi yatıyorsun?" deseydin ya. iyileşip geldiğimizde öyle olmayacak mıydı? olmadı baba. sen gelemedin.

giremedim baba eve işte uzun süre. 6 ay boyunca giremedim. annem de giremedi. abimlerle kalıyor sen gittiğinden beri. nasıl girebilirdik ki? beraber dönüş hayali kurmuşuz. apar topar çıkmışız evden. döndüğümüzde senin sallanan sandalyeni göreceğim mesela. hemen yanında beylik tabancan ve bastonun. gazetelerin, kahve kupan, pilot kalemin, terliğin, arka planda fotoğrafların. öylece kalakalmış. nasıl girecektim baba?

girdim ama. bir gece girdim o eve. evet sabaha kadar girişte uyudum, salona geçemedim ama sabah girebildim nihayet. tüm yaşadıklarımız oradaydı. ve biliyor musun, saatlerce ağladım. kendimi paralarcasına, göz pınarlarımda yaş kalmayıncaya dek. bir kollarımın arasından kayıp gittiğinde, bir de o an çok çaresiz hissettim. sonra yavaş yavaş alıştım ama. düzenleyebildim ortalığı. şimdi daha da alışıyorum. sensiz pek tadı yok buraların ama n'apayım. alışmak zorunda kalıyor insanoğlu. annem ve abim tam dediğin gibi çıktılar. konuşmuyorlar benimle. üzülmüyor değilim ama gurur bende de var. ben de pek oralı olmuyorum. zamanı gelince bu konuda da pişman olur muyum, bilemiyorum.

ben bugün beşiktaş maçına gittim baba. gerçekten kalmadı kimsem. bir erhan kaldı işte. maça çağırdı beni. senin efsane çubuklu lefter formanı giyip gittim baba. beşiktaş'ta bir olduk. sağ olsunlar bağırlarına bastılar beni. ben de en fanatik beşiktaşlıdan daha feci destekledim. sesim kısıldı, boğazlarım ağrıyor şimdi. elendik belki ama birlikte olmaktı önemli olan.

içimden seni atamıyorum baba. bilmiyorum, olmuyor işte. çoğu zaman aklımdasın. kızma bana ama not defterini de buldum, okuyorum arada. benimle ilgili olan itirafların canımı yaksa da, beni aslında ne kadar çok sevdiğini anlıyorum. benimle ilgili olan cümlelerin hep her şeye rağmen affet beni oğlum diye bitiyor. keşke bunu sağ iken de dile getirebilseydin ama olsun. bir şekilde beni önemsediğini anladım ya o yeter bana.

içine öyle bir oturmuş ki, son nefesinde bile "affet beni oğlum" dedin ya. benden yana bir sıkıntı yok babam, için rahat olsun. asıl sen affet beni. gururumu çiğneyip bir kere dolu dolu sarılamadım sana diye. toprağına sarılıp uyumak gerçekten çok acıydı.

düğün masrafları

kehkeşan
az evvel bir düğünden geldim. salona girdik, baktım salonun zemininde, dans pistinde gelinle damadın baş harfleri yazılı kocaman. derken masamıza oturduk ki peçetelerde de bunların baş harfleri. yok ebesinin demeye kalmadı su bardaklarında da o iki harfi görmemle birlikte karar verdim:
bazı insanlarda gram akıl yok, biraz aklı olan da bu düğün hazırlıkları esnasında beynini sessize alıyor olmalı. öküz alınır o paraya öküz!
7

seni yakalarsam tecavüz ederim atabokçu

sosyalismet
"seni yakalarsam tecavüz ederim atabokçu o..... çocuğu, pis, şerefsiz, terörist, kafir fahişe"
twiti atan kim?
kendi ifadesinden okuyalım.

fatih menteş
türkiye cumhuriyeti
1 başkanı recep tayyip erdoğan'ın yakın koruma polis - özel harekat.

böyle bir başkanlık ve kuruluş olmadığını cümle alem biliyor.
bakalım cumhuriyetin 1.başkanından ne gibi açıklama gelecek.

şimdi birileri bu saplıksız yaratığa sormalı.
atabok derken neyi kastediyorsun?
bir kadına nasıl orospu çocuğu dersin?
fahişe olduğunu nasıl tespit ettin?
terörist olduğunu, kafir olduğunu nereden biliyorsun?
müneccim misin, müneccim şeyi mi yedin? derler.

gelelim asıl konuya.
fatih menteş'in, atabok derken atatürk'ü kastettiğini hepimiz biliyoruz.
atatürk'ün adını bu şekilde anan çomar kaynıyor ortalık.

kısacası atatürkçü bir kadın, fahişe, orospu çocuğu, terörist kafir oluyor fatih menteş'e göre.

birgün gazetesinin paylaşımında teresin açık kimliği ve fotoprafı da var. tabi facebook adresi doğruysa.

serkan inci

toshiro
evet, işgal devletlerinin tabi ki bir bildikleri vardı. neyse ki o devletlere bildiklerini yutturan bir de adam gibi adam * vardı.

bu işgal devletleri, senin istanbul gibi yüzyıllardır jeopolitik, siyasi ve tarihsel önemi, izmir gibi yunan uygarlıklarına ve helenizme ev sahipliği yapmış, doğal ve tarihi değerleri olan, ipek yolu üzerinde bulunan ve ortadoğu petrollerine yakınlığıyla cezbeden güneydoğu vilayetlerin varken neden bayburt'u, yozgat'ı işgal etsin ki? bayburt'ta ne var allasen? bi stratejik konumu mu, tarihsel dokusu mu, coğrafi güzellikleri mi...bugün haritada yerini gösteremeyiz çoğumuz ki eminim serkan da bunların başında gelir. ha eyvalla, yine bu ülkenin bi toprağıdır ve değerlidir ancak istanbul ve izmirle kıyaslayabilecek ve hatta ondan üstün tutabilecek ancak serkan gibilerdir zannediyorum.

kendisi, bayburt, yozgat, aksaray vb. gibi illerin türklüğünden bu kadar memnun ve istanbul, izmir, ankara gibi büyük illerin gavurluğundan bu kadar şikayetçiyse eminim ki kendisini bayburt'ta o uzun saçı ve küpesiyle ağırlayacak hoşgörü sahibi birçok fikirdaşı olacaktır.

lütfen kendisi, kendisi gibi düşünenlere öncelik edip önden buyursun!

günün sözü

prynzm
"küçük hanımlar, küçük beyler... sizler hepiniz, geleceğin bir gülü, yıldızı, bir bahtının aydınlığısınız. memleketi asıl aydınlığa boğacak olan sizsiniz. kendinizin ne kadar önemli, kıymeti olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız."
-mustafa kemal atatürk
dünyada çocukları düşünerek onlara bayram hediye eden tek lidere sonsuz teşekkürler. 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı kutlu olsun.