imamoğlu belgeleri pkk ve fetö erişimine açtı

laleli esnafı laleli esnafı
evet yaptı, gördüm. hatta bununla da yetinmedi. mazbatasını alır almaz tüm resmi yazışmalarını konstantinopolis büyükşehir belediye başkanı unvanıyla imzalamaya başladı. avrupa yakasını fransız, anadolu yakasını da italyan sömürgesi yaptı. aradaki köprüleri de , "sıcak deniz istiyordunuz, alın inin lan" diyerek ruslara hibe etti. ispark ihalesini ypg'ye, beltur ihalesini hizbullah'a verdi. aldığım duyumlara göre önümüzdeki hafta vapurla ingiltere'ye kaçacak. 80 sene sonra da torunu gelip "bu istanbul komple bizim, hakkımızı istiyoruz" diyecek.

amk sığırları.

berat kandili

müsait bir yerde lütfen müsait bir yerde lütfen
" günah, borç ve cezadan kurtulmak yani kurtuluş, af ve arınma anlamlarına gelen berat, müslümanlara kulluk bilinci ve hesap verme şuuruyla; hata, suç ve yanlışlardan kaçınmayı, günahlardan arınmayı; affedilmenin yanında affedici olmayı da, bağışlanma isteğinin yanında bağışlayabilme şuurunu da kazandırır."

bu mübarek günde ve gecede günahlarımızdan arınmak dileğiyle inanan herkesin kandilini kutlar, tüm sevdikleri ile tekrarına erişebilmelerini temenni ederim.

şüphesiz ki affedici olan allah'tır. rahmetinden ve merhametinden ümit kesmeden bol bol rahmet, merhamet, mağfiret ve sevdiklerimle güzel bir ömür dilerim. içimdeki hatipoğlu hortladı resmen, neyse, tüm gün öptük, öpüldük, hepinizi öperim, yüreklerdeki kandiller hiç sönmesin. hoş kalın*

hiçbir şey olmasa da kesinlikle bir şey oldu

ürkek ürkek
sığır amcanın bu cümleyi kurması zaten ayrı bir gerzeklik örneği. alttan alta ne haltlar karıştırıldığını bilen zihniyet cümlesi.

ya abi ben bunu sığır amcayı kenara atıp düşünmeden edemiyorum. size de hiç olmuyor mu, ortada gözle görülür bir şey olmasa bile içinize çöken bir his kesinlikle bir şeylerin ters gittiği yönünde baskın geliyor. bu oldu, şu oldu diyemiyorsun ama bir şeyin olma ihtimalini beyninden atamıyorsun. ister arkadaş ilişkileri olsun, ister gönül ilişkileri ya da hiç insan olmasın...herhangi bir konu, durum hakkında böyle bir kasvet çöküyor bana zaman zaman. işte böyle anlarda insanın hayat enerjisi sömürülüyor sanki. içinden hiçbir eylem yapmak gelmiyor.

instela yazarlarının itirafları

kime ne ona ne kime ne ona ne
mektup arkadaşıma birkaç gündür ulaşamıyorum diye çok endişeliydim çünkü kendisi en yakınlarımdan biridir ve gerçek hayatta tanıştığım biri. aklıma türlü türlü kötü düşünceler gelmişti. hatta bugün hep düşündüm, sırf whatsapp'taki son görülmesine bakmak için whatsapp'a girdim. pazar gününden beri ortalarda yokmuş. ben bunu daha önce farketmeliydim ama ne yazık ki dört gündür farkındayım. bu kendime kızdığım ayrı bir nokta. neden daha önce farketmedim!? bugün de aklıma çok kötü düşünceler düştü. acaba telefonu mu çalındı, hapse mi düştü, hastanede mi yatıyor gibi... daha da haber alamasaydım annesine, abisi olmayan abisine yazacak soracaktım ki istanbul'un anadolu yakasından bir numara beni aramaya başladı. tam yedi kere beni bu numara aradı. ve sonra mektup arkadaşım, canım michael lakaplı şahıs beni bir kere çaldırıp kapattı, kontörü olmayan gençler gibi. hemen anladım, aslında beni arayan oymuş. bilmediğim o numara aradığında açtım ve büyük bir neşeyle: ''sen miydin?'' diye sordum. o da :'ben kimim, biliyor musun?'' dedi, şapşal. şu an mutluyum ama içten içe kendime kızıyorum sözlük. çünkü bana' ben seni öncesinde hep aradım ama ulaşamdım', her zamanki gibi dedi. haklıydı, şu telefonlarıma bakmayı bir türlü beceremedim. telefon benim hayatımın bir parçası, benim bir uzvum olamadı. ama artık olmalı. yeter artık insanların bana ulaşamadıklarında ettikleri sitem! bana yakışmıyor, kendime yakıştıramıyorum. insanlar bıkmadı ama ben laf yemekten bıktım. bir an önce telefonlarımla barışmalıyım, insanları üzmemeli ve kırmamalıyım. biliyorum ki birçok arkadaşım bu yüzden bana kırgın. bu yüzden daha az arıyorlar. biliyorum... her neyse kerata askerdeymiş, istanbul çıkmış. istanbulda yaşayıp, bedellinin de istanbul'a çıkması çok güzel bir durum. bu haftasonu olamasa da haftaya oradayım, michael! ve artık telefonlarımla daha çok ilgileneceğim. ya da bakmaya çalışacağım. bunu başaracağım umarım.

antalya

clitor eastwood clitor eastwood
balkondan yazıyorum.
güzel üşüten bir sabah ayazı var, kuzeyden esiyor.
tam şu an uyanık olan antalya ikametli biri varsa çıksın balkona, pencereye.
afgan geceleri gibi laplacivert, bulutsuz, tertemiz gökyüzünü ve toros dağlarının üzerinde düğün gecesi muhteşem kokular, kıyafetler ve aksesuarlarla süslenmiş bir gelin gibi bembeyaz ve tam dolunay halinde olan ay'ı izlesin.

bu sabah, antalya semaları bir başka güzel.
çıkın balkona, bu seyir üşümeye değer.

cemaatçi kişilik bozukluğu

dumrul dumrul
bu videoyla ara ara karşılaşıyorum ve her seferinde bi elektrikleniyorum. din, cemaat, cinsel bastırılmışlık çok acayip şeyler...


sevilen şiirin en vurucu cümlesi

müsait bir yerde lütfen müsait bir yerde lütfen
"...
bambaşka bir yerlere gidiyorken
kalktım sana geldim. "

"seninle denize bakan evler gibiyim.."


"...
senin yüzün denize inen sokaklar
dörtyol ağızları, su saatleri senin yüzün
ne zaman eğilsem yüzüne ben
yüzün erkenden açan çarşılar."

" senin sesin akşamüstleri mi
(sesin, o deniz kıyısı)
bütün sesleri yaşadım da biliyorum
senin sesin akşamüstleri."


"...
bütün kitap adlarını düşündüm
senin gözlerin göl saatleri."


"..
ben senin gözlerine dönmek istiyorum. sonra da.. sonra diye bir şey yoktur. tarih dışıdır. "

" ...
bana gelince ben,
dümdüz giderken,
birden sana kıvrılan
bir yol gibiyim. "