zengin bir kadına kapağı atıp rahat yaşamak

ryhkaw ryhkaw
vallah benim en yakın, ana sınıfından beri 1 kez kopmadığım, kardeşimden öte çocukluk dostumun başına geldi.

öyle yakışıklı makışıklı alakası yok ama çok iyi bir eğitimi var. bilkent mezunu, tam burslu, sanatçı 8-10 arası da kazancı var. tabi pandemide yarıya düştü. ama ciddi çok yetenekli biri.

evliydi nalet iğrenç bir karısı vardı, kişilik olarak. 5 sene nasıl dayandı insan anlayamıyor. neyse boşandıktan 1 ay sonra, hemen birini buldu. yeni bulduğu hatun da yine sanatçı ve bir apartmanı var kadının. ama kadın, arkadaşın gerçekten yeteneğine hayran tabi ki kara gözüne kaşına değil.

apartmandakilerden kira hariç, özel derslerle aylık 15-20 bin arası kazancı var, kiralarla siz düşünün artık ve bomba kısım, arkadaşa peugoet 3008 aldı lan ahahah 308 değil, jeep olan var ya.

şaka gelebilir size ama hatun özel dersteyken, biz arabada pantera açıp anıra anıra bağırarak bira içiyoruz ama hatunun güzel tarafı o da içiyor, kafa bayağı.

öteki arkadaşımı anlatsam, ona hiç inanmazsanız. özet geçeyim ama o yakışıklı bayağı 1.78 boyunda falan ama brad pitt gillerden.

eşi sırf çok yakışıklı diye, kadın evi arabayı üstüne yaptı haha. iki de çocuk istiyorum senden dedi bir erkek bir kız çocuğu oldu. üniversite ev arkadaşımdı bu, hala görüşüyoruz tabi.

ve işin komik tarafı hiçbir işi yok, eve kadın bakıyor kariyeri olan mühdensi bir kadın. arkadaş da saçma sapan işlerle uğraşıyor. 40 yaşına geldi hala para kazanamıyor, maddi durumu da sadece bir evi var, oradan kira geliyor katkısı o.

yani çok ilginç dünyalar var lan. bizde de ne yakışıklılık ne de yetenek bir şey var. zaten bunları yaşamayı bırak herhangi bir dişinin varlığını görmedik bile. işte arkadaşlarla teselli oluyoruz biz yaşayamadık onlar yaşasın.
1

annenin ölmesi

caotic caotic
bugün 57 olacaktın.

yaşasaydın.

eski zamanlarda, henüz üniversitede okurken memlekete her geldiğimde buket buket çiçekler getirirdim sana. ben yoldayım diye istisnasız olarak hiç uyumamış olur, kapıyı pijamalarınla açardın, benim elimde bazen mor sümbüller, bazen papatya, bazen frezya. bugün havaalanında, başına geleceklerden habersizce, elinde bir buket çiçek, sırtında sırt çantası ile yirmili yaşlarının başlarındaki siluetimi gördüm. yaşayacağı çok şey var, onun için üzüldüm.

ankaranın eski semtinde, evimin hemen alt caddesinde, ruhu olan bir müstakil ev var. bazen yetmişli yaşlarında bir kadın balkondaki çiçeklerini sular; onu her gördüğümde bir ince sızı tüm benliğimi yakar. ah anne, yaşadıklarımız ve yaşayamadıklarımız, belki hayallerimiz belki düşlerimiz, tadımız ve tudumuz her şey bir yana ben sadece yaşlılığını görmek isterdim. başarılarım, kaygılarım, doğurmadığım çocuklarım değil bu mesele.

yıka döke yaşanmış yirmi yaşlarım ile hiç yaşanmamış yetmişlerin buluşsaydı bir köşede.
benim bütün rüyalarım seninle.


gümrük

oradaolmayıisteyenkadın oradaolmayıisteyenkadın
ben de zülfikar ağabeyimiz gibi her güne bir gümrük ayeti bırakayım.

tütün ve alkollü ürünler, çay, kahve, çikolata gibi gıda ürünleri, kozmetik ürünleri ile cep telefonu, evcil hayvanların posta veya hızlı kargo yoluyla türkiye'ye gönderilmesi mümkün değildir.

yalnızız

la bocca della verita la bocca della verita
"beni ona bağlayan hisse bir isim takamıyorum.
aşk değil bu. dostluk değil.
dostluk ve ahbaplık gibi, zora gelince feda edilebilecek bir şey değil.
sevilmenin gururu var tabiî bu biraz da sevmektir.
aşka yakın bir sempati mi? galiba.
çünkü aşk olsa, ona hürriyetimi feda ederdim; kuvvetli ve sempati olmasa, onu hürriyetime feda ederdim. ikisini de yapamıyorum."

peyami safa- syf 111

yandımanam

leo basgan leo basgan
bu gün ramazan özel programıyla sizlerle beraber olacak program.
gel gör beni beni leo basgan size ne eyledi?

edit: süpriz konuk a sami bayrakli akşam bizlerle!

en sevilen eserlerini bizler için seslendirecek!
kah ağlayıp kah güleceğiz! bekleriz!

hoşlanılan kıza hakan sabancı nın yürümesi

ryhkaw ryhkaw
adam allahın vip kulu. şaka gibi yaşam lan düşünüyorum da adam bakkala gider gibi barcelona'ya miami'ye gidiyor. eminim benim antalya'da, bahçelivlerden lara'ya gitmemden daha kısa sürüyordur gidişi.

ben de 100 liraya tasarım ve çizim yapacağım diye götümü atomlarına ayırıyorum. ha bir de bu olmamış kısmı var, o kadar yapıyorsun tamam çok güzel oldu diyor, 1 saat sonra yok ya bu olmamış diye beğenmiyor.

hakan sabancı duyuyorsan beni, bahçene evcil hayvan olarak alabilirsin zaten goril gibiyim düşmanlara korku salarım, ayrıca veganım zaten bahçedeki otu boku yerim.

bir diğer özelliğimde de-da ve mu misin gibi soru eklerini ve bağlaçları benden iyi ayıran bulamazsın.

çok sinirliyim lan ne biçim yaşam bu.
1

zengin bir kadına kapağı atıp rahat yaşamak

terminal tedirginliği terminal tedirginliği
yıllar önce çalıştığım fabrikada iş başvurusuna gelen birisi vardı. işinde iyi olduğu anlaşılıyordu. uzun bir sohbetten sonra maaş beklentisi sorulunca "karımdan bir lira dahi olsa fazla olması şart" diye cevap verip bizi düşüncelere sevk etmişti.

insanlar gerçekten çeşit çeşit. kimisi karısından fazla maaş almayı şart koşarken kimisi de zengin bir kadına kapağı atıp rahat bir hayat sürmek istiyor.

tanım: bizim gibi ataerkil bir toplumda yadırganacak durum.

gümrük

oradaolmayıisteyenkadın oradaolmayıisteyenkadın
yolcunun beraberinde ve tüketim amacıyla getirdiği belirli bitkisel ürünler gümrük vergilerinden muaftır. bu kapsamda, en fazla 3 kilograma kadar taze ve kuru meyve ve sebzeler ile en fazla bir kilograma kadar olan diğer bitkisel ürünlerden gümrük vergisi alınmaz. bunun dışında kalan her tür ve miktardaki bitkisel ürünün yolcu beraberinde türkiye'ye getirilmesi halinde ticari miktar ve nitelikte olduğu kabul edilerek, işlemler buna göre sonuçlandırılır.
tarım ve orman bakanlığı'nca düzenlenen 2012/11 sayılı "hayvansal ürünlerin kişisel sevkiyatlarının ülkeye girişine ilişkin kurallar hakkında" tebliğ gereğince, et ve süt ürünlerinin kişisel sevkiyat olarak türkiye'ye getirilmesi veya türkiye'ye gönderilmesi mümkün değildir. diğer taraftan, yolcu beraberinde sadece 2 kg. bal getirilebilmektedir.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

kucukkadın kucukkadın
hakkımı helal etmediğim insanlar var. buna hakkım var mı bilmesem de yaptıklarını unutamıyorum. affetmedikçe de hep benimle kalıyorlar. hatırlamak istemedikçe karşıma çıkıyorlar. geçmişten kaçmak nafile bir çaba olsa da affetsem rahatlayacak olsam da ben bırakmadıkça onlar da sanki rahat nefes alamıyor gibi geliyor. insanlara acı çektirmekten zevk alan biri değilim ama bana hissettirdiğinizi unutmuyorum. umarım bir gün sizden kurtulurum.

pub

müthiş sol ayak müthiş sol ayak
isminin kökeni romalılara kadar giden mekan türü.

roma imparatorluğu genişleyip, kelt diyarını işgal ettiğinde orduları ve tüccarları için yollar da yapmış. aynı zamanda, açtıkları ve yaptıkları yollara aşağı yukarı her elli kilometrede bir taverna yapmışlar. aynı bizdeki hanlar gibi, yolculara yatacak yer ve karın doyuracak yemek sağlayan, sürekli açık mekanlarmış bunlar. fakat burada bir nüans var; eğer taverna kasabanın içinde veya yakınında kalıyorsa, halk da evi ile işi (tarla, orman, vs) haricinde üçüncü bir mekan olarak benimser hale gelmiş.
roma imparatorluğunun yıkılması ile tavernalar, saklama yöntemlerinin gelişmemiş olduğu bir dönemde taze olarak yapılması mecburi olan biranın üretildiği, ale house'lara ve yol üstü kalacak yerler ise innlere dönüşmüş.
bugün çok kullandığımız pub kelimesi ise 17nci yüzyılda bu tür mekanları tanımlamak için kullanılan "public house" isminin kısaltması.

eski pub'ların tuhaf isimlere sahip olmasının nedeninden de bahsetmek istiyorum. yukarıda yazdık, on yedinci yüzyılda yaygınlaştı pub ismi diye. işte o dönemde okuma yazma oranı halen çok çok düşük, o yüzden pub'lar tabelalarında ayırt edici ve akılda kalıcı resimler kullanıyorlar. uçan at, üç mum, mavi bacak, vs.
alkollü mekanları enteresan isimlendirme geleneği (?) oradan kaynaklanıyor diyebiliriz.