türklerin adamlığa çok önem vermesi

diyorum ben diyorum ben
kollektif yapıda bir toplum olduğumuz için diğerlerinin hakkımızda ne söylediğini fazla önemseriz. bu yüzden kelime grubu anlam bakımından, görünen yanımızın hep doğru ve düzgün olmasının önemsenmesi anlamına gelir.

aynı düşünce yapısı 'kimse görmüyorsa' değişkenlik gösterebilir.
kohlberg'in ahlak gelişimi evreleri'ni göz önüne alırsak gelenek öncesi düzeyde olma ihtimali yüksek insan topluluğudur.

ifadedeki kelime seçimini ele alırsak buradaki erilliğin kültürel yapıdan kaynaklanması muhtemeldir.

küçük yaştan itibaren erkek ve kız çocuklarının yetiştirilme tarzları arasındaki farklılığı gözlemleyen çocuklar, tüm iyi sıfatları erkeklik ve adamlıkla eşleştirmeyi öğrenir.

kız ya da erkek çocuk sürekli şunları duyar:
"adam gibi yap şunu."
"bu çocuk adam olur."
"o bilmem kim adam değildi zaten."
"adam akıllı konuş."

bunların karşısında bir de şunlar vardır:
"karı gibi ağlama."
"karı gibi gülme."
"kız çocuğu tek yollanmaz."
"elinin hamuruyla karışma."
"saçın uzun aklın kısa." bla bla bla

çocuk daha küçücük yaştayken kız çocuğundan farklı olarak taşıdığı organının ne kadar önemsendiğinin farkına varır. çünkü kız kardeşinin/arkadaşının/komşusunun cinsel organının adının dahi söylenmesi uygunsuz görülmesine rağmen ona "göster amcanlara pipini" denmiştir. demek ki bu sergilenmesi gereken önemli bir şey algısı oluşur ki sağlıksız başka tutumlarla da desteklendiğinde daha da olumsuz sonuçlara neden olabilmesi muhtemel bir davranıştır.

iyi olmak, güçlü olmak, doğru olmak = pipi algısının sonucunda da biz zamanla artık karakteri oturmuş, doğru, düzgün ve ahlaklı insanı adam gibi adam olarak tanımlar hale gelmişiz.

bir de tüm bunların şöyle bir inkarı söz konusudur ki tadından yenmez.

adamlığın cinsiyeti olmaz ben ne kadınlar gördüm senden daha adamdı. (!)
#çünkü kadın kadın olsa iyi bi şey değil onun iyiliğini ancak ve ancak adam gibi diyerek anlatabiliriz. (!)

babanın ölmesi

kriminalvaka kriminalvaka
ağustos 2015.
öğlen evden çıktı.
gelmedi.
her yeri aradık ama yoktu.
ertesi sabah haberi geldi.
şehit edilmişti.
17 yaşındaki oğlu ile.
çözüm süreci zamanıydı.
sadece tek bir gazete arka sayfalarda az bir yer ayırmıştı olay için.

"45 yaşındaki x tek kurşun ile, oğlu ise bir kolu kırık ve vücudunda çok sayıda kurşun ile öldürülmüş halde bulundu. "
diye.

7 kurşun sıkmışlardı 17 yaşındaki çocuğa.
kürt tü ikiside.
tek suçu zamanında devlete hizmet etmesiydi.

gözüm kapıda kaldı hep taziyede.
lakin devletin bir memuru bile gelmedi taziyeye.

yalnız bırakmışlardı bizi.
oysa pkk devletçi diye öldürmüştü.
çözüm sureciydi çünkü o zaman.

o yüzden bu iktidarı hiç bir zaman af etmeyeceğim.

3 kere oy vermiş, parti için çalışmış biri olarak hemde...

kızlar sıksın sizi

ersan kuneri ersan kuneri
1 söylem.
40 yılda 1 şu sözlüğe bakayım diyorum eski mavi donlulardan kim kaldı diye.

sol frame öyle kız böyle kız, şunu yapan kız bunu diyen kız. olm bunlar 2008 lerde falan komikti, bunlara gülenler şimdi çocuklarını sabah okula bırakıyor. siz hala...

umarım tez zamanda caaaanım güzel ve yalnız ülkemde strapon satışları patlar ve o bahsettiğiniz kızlar sizi sevişme vaadi ile kandırıp delik deşik ederler ve bende sigaramı içerken bu tecavüz dramları ile ilgili haberleri okurum.

not: kent var marlboro var...

yazarların özlediği şeyler

unicum unicum
uykum gelince hiçbir şeyle uğraşmadan direkt yatağıma girmeyi özledim ben en çok. kapıyı kilitleyenin, ocağın açık kalıp kalmadığını ya da camın çercevenin kapalı olup olmadığını kontrol edenin ben olmadığım zamanları, yarının hesabıyla uğraşmaktan şimdiyi ıskalamadığım yılları, anamın babamın gölgesinde olduğum havai yaşlarımı çok özledim. henüz kimseye gönül koymamış olmaktan sebep yastığa beş kala uyuduğum, olanların olmamış ölenlerin ölmemiş olduğu geçmişimi özledim.

oluyor ara sıra böyle, geçiyor sonra tabi. hayat kaldığı yerden bal gibi de devam ediyor tıngır mıngır ve el mecbur.

babanın ölmesi

sosyalismet sosyalismet
aylardan mayıs bahar ılıktan sıcağa dönmüş,
hava 1983ün 6 mayısında bana buz gibi geldi.
üşüdüm mü?
hayır.
üzüldüm mü?
hayır.
ama o kadar çok ağlamışım ki 33 yaşımda. sanki 33 yılın kırgınlığı akıyordu gözlerimden.
denizler gibi 6 mayısta.
üç fidan anıtında her 6 mayıs anmalarında aklıma gelir.

renk görme kabiliyeti

tanrım sana geliyorum tanrım sana geliyorum
yapılan testlere göre erkeklerin renk algısının kadınlara göre daha az olduğu ortaya çıkmış. çevrenizde de farketmişsinizdir. lila diyince akıllarında bir şey canlanmaz ama açık mor deyince canlanır. çünkü genel olarak ana ve ara renkler vardır erkeklerde.




bunun için bir de renk göre testi var. tonları gittikçe ayırt edilmesi zorlaşan bir test. kendinizi test edebilirsiniz burada.

www.goztesti.com


www.ntv.com.tr

tasarruf bakanlığı

çingene kanunları çingene kanunları
yetkili ablalardan ya da abilerden biri olsaydım, ekonomi bakanlığına bağlı tasarruf birimi kurup ardından da onu ayrı bir bakanlığa dönüştürürdüm ki aynı zamanda bakan sayımız artmış olsun...

bu aralar garip bir şekilde heyheyliyim. gerek hayatımda olan insanların, gerekse arkadaş çevremin paralarını anlamsız harcamasına çok sinirleniyorum. bunu da direkt söylemediğimden kafama gerekli gereksiz ne varsa takıyorum.

mesela borcu olan insanın, hala borç yaparak tatil yapmasını anlamlandıramıyorum. o kafa nasıl rahat ediyor arkadaş ya? kredi bile çekemiyorsun, birilerinden borç alıyorsun ve keyfi bir şekilde ödeyerek tatiline devam ediyorsun; gıpta edilecek durum ve bunlardan çok var.

sürekli tüketen toplum bilinci görmekten de midem bulanıyor. sürekli borç ödeyen insanları ki buna ailem de dahil olmak üzere hiç anlamadım, anlamayacağım. cebine göre harca arkadaş ya. her gün dışarı çıkma, kafeye gitme, dışarda yemek yeme. önce kiranı, faturalarını ve market masraflarını maaşından çıkart ve geri kalanını bilerek yaşa hayatını. her ay kıyafet alma amk. beceremiyorsan da kredi kartı kullanma. sigaranı, alkolünü azalt, meyve suyu içme amk. 2 bin lira maaş alıp 800 lirasını ayakkabıya verip borçlarımı ödeyemiyorum diye de ağlama. borç parayla alışveriş yapıyorsunuz ya? bu nasıl yiğitliktir, kamçılıktır, borca sahip çıkmaktır?

bu sinirin doğurduğu başka gereksiz şeylere de karşı çıkıyorum kendi içimden. mesela bizim şirketin istanbul ofisi var. topu topu 2 kişi çalışıyor. biri yönetici, biri de mühendis, en az 300 metrekare bir ofis hem de nişantaşı'nın göbeğinde. niye amk? başka ofis mi yok, başka ilçe mi yok? niye şirket bu masrafı yapıyor? şirkete müşteri mi geliyor, o da yok. ben bakan olsam bir kanun çıkartırım, gereksiz yere büyük ofislerde çalışanların sayısını tespit eder ona bir kota koyarım. büyük ofiste taşşak mı sallamak istiyorsun? tamam, en az 4 kişi olmadan o ofisi tutamazsın arkadaş o zaman. sizin yüzünüzden kentleşe kentleşe şehirlere sığamıyoruz, yer yok yer. kiraya verilecek o kadar parayla bir kişinin daha maaşı çıkar be.

of ya durdukça sinirleniyorum. alın verin ekonomiye can verin işleri böyle olmuyor. *
2

kimseyle konuşamamak

pink flamingo pink flamingo
zamanında konuşmak istediği halde dinleyeni olmayan, konuştuğu her şey aleyhine delil olarak kullanılan, konuşmaya çalıştıkça karşısındakinin onu dinlemek yerine kafasında kendi cümlelerini kurmakla meşgul olduğunu anlayan, konuşursam üzülürler deyip deyip kendini susturan, psikoloğa bile artık kendini ve sıkıntılarını anlatamayan insan davranışıdır.

şimdi de konuşsa can kulağıyla dinleyecek biri vardır hayatında ama konuşamaz, konuşma yetisini kaybetmiştir bir kere.

yazarları bugün mutlu eden şeyler

clementine ın turuncusacları clementine ın turuncusacları
şehir merkezine uzak bi yere gittim bu sabah. çantamda mutlaka ara öğün için bir şeyler taşırım ama bugün unutmuşum. gittiğim yerde kantine gittim ama yiyeceğim bana uygun hiçbir şey bulamadım. ordaki kadın ne aramıştınız dedi "meyve bulabilir miyim acaba" diye bakıyorum işte dedim. aaa durun dedi, mutfağa gitti portakal getirdi. ellerinizi kirletmeyin diye soydu bir de. portakalı uzatırken ben teşekkür ettim kadının "hayat; paylaştıkça güzel." deyip ağız dolusu gülümsemesi sabah sabah içimde garip bi huzur yarattı. sütümü ve portakalımı alıp çıktım. ben de o portakalı 3 kişi ile paylaştım.
gerçekten " hayat; paylaşınca güzel."
7