evlilik

ela gozlerimdeki renkli hikayeler ela gozlerimdeki renkli hikayeler
çok tuhaf bi dengesi var bu evliliğin.

kavga ederken nefret ettiğin adamın gömleğini ütülüyorsun, iletişimi kessen de bir sürü şeyi yapmaya devam ediyorsun aç kalmasın vs vs diye.. oysa kavga ettiğin yakın arkadaşının yüzüne bakmazsın mesela.

evlilik katlanmaktır aslında en çok.. bunun başka açıklaması olamaz.

çocukluktan akılda kalan kitap

ela gozlerimdeki renkli hikayeler ela gozlerimdeki renkli hikayeler
kitabın adını hatırlayamıyorum.

bir kız vardı, annesi günlüklerini okuyordu. kız da günlüğüne "sen bir cadısın ve benim günlüğümü okuyorsun çünkü beni kıskanıyorsun" gibi cümleler yazmıştı. annesi okumuş ve çaktırmamıştı ve bir daha günlüğünü okumamıştı.

o dönem ben de annemin benim günlüğümü okuduğundan şüphelendiğim için, ben de aynı yöntemi uyguladım.

unuttuğum tek şey, türk anneleri ve yabancı anneler farkıydı.

annem kim kimi kıskanıyormuş ha diyip, günlüğümü parçalamış ve bana da bir tokat atmıştı.

hayat kitaplardaki gibi değilmiş, o an bunu anladım.

ankara

akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez
iki dolmuş arası 200 yıl fark edebilen bir şehirdir. mesela seyran dolmuşunda kaptana bir şey sorarsanız boğuk bir sesle "mahanamınıhımınaıı" gibi bir şeyler der, eyvallah der geçersiniz.

sonra inip balgat taurus dolmuşuna ya da odtü'ye falan binince kaptandan "tabi ki efendim, buyrun efendim" gibi cümleler duyarsınız. nerden baksan 150-200 yıl.

instela yazarlarının itirafları

bucuu bucuu
bugün uzun zaman sonra ilk defa ağlayarak uyandım. hatta ağlamama uyandım da diyebilirim. hayatımda kaç kez böyle oldu bilmiyorum. iki filandır sanırım.
rüyamda nisan ayında ölen kedimi gördüm. öldükten sonra rüyama üçüncü gelişi. ilk gördüğümde vedalaşıyor, güzel bir yere gittiğini ve artık acı çekmediğini söylüyordu eminim buna. bu sefer koşup oynuyordu, mutluydu. nasıl olduysa rüyamda öldüğünü hatırladım. çok özlemişim, dayanamadım.
annenin bana güvenip seni elime doğurduğu günü hatırlıyorum. sana annelik yaptığım 14 sene için minnetarım güzel kızım, canım arkadaşım benim. umarım bir gün kavuşur birlikte uyumaya, birbirimizi hayran hayran izlemeye devam ederiz.

annenin ölmesi

caotic caotic
dün memleketten dönerken, yanıma rahmetli anneciğim yaşlarında bir teyze oturdu. kibar, sakin, anlayışlı, olgun biri olduğu halinden tavrından ve konuşmalarından belliydi. çocukluğumdan beri yerimi yadırgayan biri olmadığım için, uçakta kırk dakikalık yolcuklarda dahi uyuyan biri olduğum için yine denizliyi dahi görmeden uyuyakalmışım. uykumun arasında, teyzenin sırtımı örttüğünü fark ettim bir kaç kez. tek düşündüğüm şey, teyze öldüğünde evlatlarının haliydi. hayata bağlı, sevgi dolu, herkese annelik eden, güçlü mü güçlü o annelerin ölümü.. ve geride kalan evlatları.

çocukken tüm arkadaşlarım "keşke benim annem senin annen olsaydı." derdi. anneciğim, dayaktan yana değil konuşmaktan yanaydı. annem bir şey kırılıp döküldüğünde bir kez olsun bağırmadı. annem affet derdi, affetmem derdim, affet derdi gelene kapın açık olsun. boşanamamış bir ailenin çocuğuyum. aklım erince, tek celsede boşarım seni dedim, baban iyileşsin öyle onu o halde bırakamam dedi. bir kez olsun komşu çocukları ile kıyaslanmadım. kardeşimle ben, emeklerimizin karşılığını aldık. annem hep yanımızdaydı. "yapamazsın" demedi hiç. "yaparsın neyib eksik, üstüne git, korkma" derdi. öylesine alan dışı tercih yapmıştım, annem sırf o sınava tekrar girmem için kendisi coğrafya çalışıp bana çalıştırdı. bugün bir lokma ekmek geçiyorsa boğazımdan, annem sayesinde. harry potter ı çok severdim, benden habersiz okumuş. kürk mantolu madonnası, simyacısı, yuva maya dergisi aylarca çantasında beklerken, çocuğunun ne okuduğu daha önemliydi işte.
tüm kötü huylarım kendimdendir, fıtrattır belki ama toplu iğnesi kadar iyiliğim varsa sebebi annemdir. 54 yaşında saçında beyaz yokken egede bir köy mezarlığında, bir zeytin ağacının dininde yatan annemdendir.

anne ben seni çok sevdim.



euro truck simulator 2

a good day to die a good day to die
satın alalı neredeyse 1 sene olacak. bu sürede 157bin km yol gitmişim. az bir miktar.

herşey iyi güzel ama yenilik şart. yeni ülkeler/şehirler eklenmesi yetmiyor. kaplamalar, dorseler oyununun gidişatına etki etmiyor. forumları takip etmiyorum ama belki benim aklıma gelenler başkalarının da aklına gelmiştir.
+öncelikle otoyollar üzerinde tamirhane olması şart. en azından benzin istasyonlarına ek yapılabilir.
+şoför arkadaş dışarı çıkıp dolaşabilmeli. onu da kişiselleştirme işine girerlerse oradan kendilerine ek gelir fırsatı ortaya çıkar.
+zaten şoförü kabin dışına çıkartınca onlarca şey yaptırmak mümkün. akaryakıt doldurmak ilk akla gelen.
+uykusuzluk haricinde şoförün ihtiyaçları olmalı. acıkma, susama, tuvalet... bunları karşılamak için akaryakıt istasyonları var zaten. istasyondan kahve veya enerji içeceği satın alıp uykusuzluk etkisini azaltmak mümkün olabilmeli.
+polis çevirmesi eklenebilir.
+aracımız kirlenmeli ve kirlenince yıkayabilmeliyiz.
+şehirdeki otellerde konaklama için araçtan inebilmeliyiz.
+eğer otel yoksa ve akaryakıt istasyonu veya otoparklarda dinleneceksek direksiyon başından kalkıp arka yatağa geçebildiğimizi görebilmeliyiz. sadece animasyon bile olsa olur. gerçeklik katar.
+sesli navigasyon olsa tadından yenmez.
+yanımızda co-pilot olabilir. biz uyurken o devam eder. tabii ki maaşını ödemek şartıyla.
+paralı geçişlerde durmak tam bir ölüm. buradaki gibi otomatik geçiş sistemi olmalı. sadece iskandinavya ülkelerinde var.
8

the sopranos

büllük büllük
dizi çok iyiydi. yirmili yaşlarımdan önce beni diziye bağlayan detaylardan biri size hafif gelebilir ama anlatayım. soprano'nun koca burunlu karısını oynayan edie falco'nun dişlerinin arasından tıslayarak "ciiisıs" dediği sahneler, dünyadaki bütün porno videolarından daha etkileyiciydi.




bir de tony'nin psikoloğu vardı ses tonuyla milfstar'da finale oynayacak.




günah çıkarır gibi oldu bu.
2

zevk alınan sapıklıklar

caotic caotic
iş yerinde kasa düğmesine stiletonun ucu ile basıp, pc iyi öyle açmak.

plastik bardak suları tüm masaya yayıp, piramit gibi dizmek.

kediyi patisinden tutup içinden çıkan tırnakları ile oynamak.

kediyi yere yatırıp saat gibi çeviren de var gerçi :) onu da yaptım, o daha iyi.