şu an olmak istenen yer

bucuu bucuu
sadece yerin değil zamanın da değişmesini talep edeceğim ama yazlık ya, hem de yazın ortasında hatta bir de günün ortasında yazlık.
yüzmüş yüzmüş yorulmuşum. eve çıkmış, tenimdeki tuzlardan kurtulmuşum. balkonda sandalyede kaykılarak oturuyorum. saçlarımı sandalyenin sırtından geriye atmışım. şıpır şıpır sular damlıyor yere saçlarımdan. hindistan cevizli şampuanımın kokusu kış boyu özlediğim güneş yağı kokusuyla birlikte burnumda. gözlerim kamaşık, karnım aç. masada az önce doğrayıp tuzladığım hafif yeşilli domates ve buz gibi zeytinyağlı taze fasulye var. bir yerlerden hafif hafif tarkan sen başkasın çalıyor, farkında olmadan gülümsüyorum.

recep tayyip erdoğan

nikos para elenia nikos para elenia
yüzünü herhangi bir billboardda görünce iştahımı kapatan, nefret saçan yılanımsı sesini bir şekilde (kazara) duysam bütün yaşama sevincimi kaçıran politikacı. toksik karakterinden bihaber olmak için; bütün ömrümü saçı sakalı birbirine girmiş bir şekilde, mağarada neandertal olarak geçirmeye bile razı olabilirdim.

tanım: önüne birkaç metrelik düz bir çizgi çekilse, sekiz çizmeden yürüyebilme yeteneğinden aciz olan şahıs.

üç hürellerin dördüncüsü

purge me purge me
kadın yazarlara küfrettiğinin vurgulandığı bir tartışmadan sonra, sözlük girilerini yoruma kapatışını nazik bir lisan ile ifade ederek hakkındaki suçlamaların ne denli yanlış olduğunu dosta düşmana gösteren güzel insan.




en nefret ettiği şey kendisine üç hürel denilmesidir. çünkü o, dördüncüsüdür. (four horsemen emojisi)

veda ederken 2021 e bir not bırak

labor omnia vincit improbus labor omnia vincit improbus
1. yaşadığım şehrin kaosundan uzaklaşıp on beş yıldır yaşamak istediğim şehre taşınma planlarım vardı ama olmadı.
2. evlenme ihtimalim vardı ama bitti. ilk defa bu kadar hazır olduğumu ve doğru insanı tanıdığımı düşünüyordum halbuki.
3. birkaç defa maaşımı üçe katlayarak iş ve ülke değiştirme ihtimali ayağıma kadar geldi ama önemsemedim. elimin tersiyle aptalca ittim.
4. iki ciddi ayrılığı üst üste yaşadım. bunların dışında, çok yakınlarımızdan üç kişiyi de sonsuzluğa uğurladım.
5. atlatmak için çok uğraştığım eski travmaların bir kısmını yıllar sonra yeniden tattım.


2021 yolculuğuna umudun ve heyecanın gözlerimi kör edici aydınlığı eşliğinde çıkıp, hayal kırıklıkları ve pişmanlıklarıyla tamamlamak üzereyim. her bir ayında hem maddi, hem de manevi açıdan yorduğu gibi; ikincil güdülerimin öngörü ve düşüncelerimi doğrulamasının sarsıcı sonuçlarını yıl boyunca yaşayarak geçirdim.

en büyük süpriziyle son düzlüğe girerken karşılaştım sanırım. haftalardır tomografi film hastane doktor vs peşinde koşan kardeşim için geçmiş muayenelerinden birinde bir nöroşirüji uzmanının kanser tanısı konulabileceğini ima ettiğini konunun biraz üzerine gidip deşmemin sonrasında henüz bugün öğrendim.

2013'te hayatımın en berbatını yaşamıştım. 2021 de ikiz kardeşi oldu.
ve tek yıllar vasat geçer totemim bozulmadı.

daha fazla enkaz yaşatmasın yeter. gücüm kalmadı gerçekten.

osman kavala

dumrul dumrul
türkiye'de kimin niye içerde kimin niye dışarda olduğunu herkes çok iyi biliyor.

adama geziden giydirmeye çalıştılar olmadı. darbe dediler olmadı. ajanlık dediler olmadı. başka bir şey kalmayınca fetö diyorlar. osman kavala iyimiş kötüymüş bunun bir anlamı yok. adamın gerçekten yasa dışına çıktığı tek mevzu var onda da zaten kimsenin bir işlem yapması söz konusu değil. sedat peker'in açtığı mevzu çok normalmiş gibi geliyor olabilir ama bize tam da eski türkiye yeni türkiye arasında temel mantık açısından çok büyük fark olmadığını gösteriyor. eski türkiye'de de devlet kendi işlerini mafya aracılığıyla yürütüyordu. bir satış işlemi varsa bunun ihalesi açılır iş şeffaf biçimde halledilir. işin içinde devletin pekk yüksek çıkarları varsa dahi bir iş yasalara uygun şekilde, kitabına uydurularak yapılır. veli küçük kimdir kardeşim? sedat peker kimdir?

sen bu işleri bu şekilde yapmayı bir yol haline getirirsen işte ortaya akp iktidarı gibi bir ucube çıkar. her halt vatan - millet - stratejik çıkar kılıfına sokulabilir.

sonuç olarak devlet dediğimiz yapı sistematik biçimde kendi yasalarının dışına çıkabiliyorsa kimse osman kavala'yı suçlayamaz. sedat peker'i bile suçlayamaz. sen devlet olarak kendi yasalarına uymuyorsan ben niye uyayım? sebep ne? amaç ne? sen uymak zorunda değilsin ama ben uymak zorundayım. var mı böyle bir şey?

sen bir iş yapıyorsun. işlerini yürütmek için önünde yasalar var, hukuki merciler var falan filan. sonra birileri geliyor diyor ki "yasa da devlet de her şey de benim" buna karşı hakkını nerede arayacaksın? eğer işler belli bir yasal çerçeve içinde yürümüyorsa dişi keskin olanın borusu ötüyorsa işte sen de dişi daha keskin birini buluyorsun işler yürüyebilsin diye. o kişi de sedat peker oluyor. alaattin çakıcı oluyor. bilmem kim oluyor. finalde bunlardan daha örgütlü bir suç şebekesi ortaya çıktığında (fetö gibi, akp gibi) züccaciye dükkanına girmiş fil gibi her şeyi parçalayıp devleti de ele geçiriyor. ondan sonra her işi zor yoluyla çözebileceğine inanan eski türkiye'nin muktedirleri bile "hukuk nerdeğğğ" diye bağırmak zorunda kalıyorlar. hukuk yok abicim. hukuk eskiden veli küçüklere kadar vardı şimdi tayyiplere kadar var.

bir devlet düşünün ki stratejik meselesini mafya aracılığıyla çözüyor olsun. e mafya dediğin şey işlerini silah zoruyla yürüten bir iş insanı türüdür. hayır kurumu değildir. çıkarı neredeyse oraya yönelmesi son derece normaldir. yoksa o da ayakta kalamaz. bir şeyi benim senin meşru görmemiz ya da görmememiz önemli değil. herkes kendi çıkarlarını kovalıyor. eski türkiye'de sedat peker'e bir rol verilmiş. sonra rejim değişince onlar da sedat peker'e bir rol vermişler. nihayetinde sedat peker dediğin de ekmeğinin peşinde bir insandır. herkesin kara kutusu haline getirildiği vakit onu iyi beslemezsen pisliklerini orta yere döküverir.

sedat peker'in ergenekon'da yargılanma mevzuunun bir tanecik sebebi vardı. fetö ile işbirliğine yanaşmıyordu. çünkü fetö kendi gücüne aşırı güveniyordu ve karşısındakilere pozitif bir vaadi yoktu. "pastayı senle de paylaşıcaz" demiyordu kimseye. "bize biat etmezsen hayatını skeriz" diyordu. eğer o dönemde fetö ile sedat peker anlaşmış olsa ve sedat peker bugün osman kavala'nın vatana millete faydası olarak anlattığı olayı o gün anlatsa osman kavala ergenekon üyeliğinden hüküm giyerdi.

bugün de sorosçu filan diye giydiriliyor. pekii soros'u türkiye siyasetine sokan kim? recep tayyip erdoğan. soros'u türkiye piyasasına sokan kim? can paker. osman kavala'nın suçu ise tayyip'in önünde diz çökmemiş olması. açık toplum enstitüsünün kurucusu can paker'i yargılayamıyorsan sıradan bir üyesi olan osman kavala'yı da yargılayamazsın. bu kadar basit. çünkü yasa dediğiniz şey ona ayrı ötekine ayrı işleyemez.

mantık aşırı basit. kendi kendine ne kadar tepinirsen tepin bu gerçek değişmiyor. senelerce pkk'nın saha komutanlığını yapan osman öcalan'a kanaat önderi muamelesi yaparsan "pkk'ya terörist demiyoğğr" diye selahattin demirtaş'ı sorgulayamazsın birader. kaldı ki adamın cumhurbaşkanı adayı olmasına engel bir durumu da yok. tamamen yasal zeminde gezen bir adam. aynı şekilde fetö'yü onlarca yıl yöneten latif erdoğan ve hüseyin gülerce'yi yargılamıyorsun, kanaat önderi muamelesi yapıyorsun ama bankasya'ya para yatıran sıradan fetö sempatizanını süründürüyorsun. bunu yapamazsın. can peker'i yargılamadığın sürece osman kavala'ya dokunamazsın. kolombiya'da 5 ton kokaini yakalanan adamların peşine düşmüyorsan çinçin'de yarım kilo esrar satmaya çalışan torbacının peşine düşemezsin. yeldana kaharman'ı tecavüz edip öldüren herife ilişmiyorsan metroda kadınlara tehditler savuranı neye dayanarak yargılayacaksın? aynı sedat peker senin yanındayken yargılanmıyorsa sana karşı olduğu için de yargılanamaz.

bunları söylemek için birazcık aklınız, azıcık adalet duygunuz olması yeter. ülke tepeden tırnağa çürümüş, biz burada ayarı bozuk bir yargının herhangi bir kişi hakkında adil bir karar verebileceğini mi zannediyoruz?
2

oruç tutmak

dumrul dumrul
hala dinsel öğelere mantık yükleme çabasında olan arkadaşlarımız var. bunların ortak özellikleri islami öğelerin inandırıcı olmadığını, saçma olduğunu görüyor olmaları. bunların ezici çoğunluğu etiket olarak müslüman, kültürel müslüman demek istemiyorum çünkü diğerleri yani deist ve ateist azınlık da kültürel müslüman gibi akıl yürütüyor.

geçenlerde "solcu" bir çifte misafir oldum. bana gelmiş islam'ı savunuyorar. inanç insanın doğasında var diyorlar. e dünyadaki 1 milyar ateist insan değil mi o zaman? cevap yok. ne cevabı olacak? böyle bir şey akıllarına hiç gelmemiş ki? dedesinden duyduğunu sorgulamadan bana anlatıyor. "islam'ın topluma faydaları da var" diyorlar. "ne gibi?" diyorum. "köleliği kaldırdı mesela" diyorlar. aga siz böyle şeyleri nerenizden uyduruyorsunuz? iki satır kuran okudunuz mu? bakara 178'i okudunuz mu mesela? bakara 221'i okudunuz mu? nur 32'yi okudunuz mu? kölenin azad edilmesi ayetleri bile mesela bir müslümanın yanlışlıkla öldürmesinin diyetidir. bugünkü para cezası gibi... yanlışlıkla bir müslümanı öldürdüğünüzde bir tane müslüman kölenizi azad edersiniz. müslüman köleniz yoksa başkasına ait müslüman bir kölenin parasını verip satın alır ve onu azad edersiniz. onu yapacak kadar paranız yoksa oruç tutarsınız. gerçekte neyin ne olduğu bu kültürel müslümanlar için önemli değildir. bir konuda kafasına yatan bir şey vardır. kafasına yatan neyse islam'ın onu buyurduğunu savunmaya kalkışır.

açın şu kuran'ı bir okuyun bir tek yerde orucun yoksulun halini anlamakla bağı geçiyormuymuş geçmiyor muymuş görün... aksine kuran'da 11 ayette oruç geçer bunların 4 tanesi doğrudan bir ceza olarak, 1 tanesi fidye olarak oruçtan bahseder. pagan kültürünü ve kafasını biraz biliyorsan oruç ayetlerinin bağlamını çat diye yakalarsın. bunları bilmiyorsan ya da bu bağlamı inkar ediyorsan bağlamsız, anlamsız salt emir olarak görürsün. öz hakiki müslüman da bunu böyle görür. önüne arkasına bakmadan inanır ve uyar. kültürel müslüman saçma bulduğu için onu akla uydurmaya çalışır, ona alakasız bir bağlam uydurur. orucu da kafasına estikçe tutar. oysa akla uygun bulduğun bir şeye daha büyük bir hevesle sarılırsın. islam tüm hayatı 24 saat kuşatan tam (tekmil) bir ideolojidir, onu böyle seçmeceli, elemeli, kafana göre takılmacalı bir şey olarak uygulamaya kalkışana müslüman denmez. bu yüzden de türkiye'de kendini müslüman olarak tanımlayanların yüzde sekseni aslında deisttir. sadece adını koyamaz. başka ülkelerin aksine türkiye'de deizmin ateizme nispetle çok çok hızlı yayılmasının sebebi de budur. islamcının zorlamaları onu bunalttığında islam hakkında da düşünmeye başlar ve aslında deist olduğunu fark eder. kendini dışsal bir baskı nedeniyle keşfeder. buyursun deist kardeşlerimiz anlatsın. islam'dan deizme geçişte ezici bir çoğunluğunun hayatındaki tek değişiklik islam'ın yarattığı her an izlenme halinden kurtulduğu için bir rahatlamadır. inancının ona artık korku değil huzur vermesidir. yaşam tarzında en ufak bir değişiklik olmaz. çünkü zaten önceden de müslüman filan değildir.

oruç fakirin halinden anlamak için mi farz olmuş? gerçekten mi? o zaman yüzde 90'ı sefalet içinde sürünen islam dünyasını düşününce bu yüzde 90 için orucun farz olmadığını da söyleyebiliriz değil mi? pekii aynı islam dünyasında hangi varsıl hangi yoksulun halini anlamış? 1400 senedir yoksulun hayatında ne değişmiş?

yasaklardan uzak durması kolay olana (misal domuz yememek) riayet eden ama söz konusu olan seks ya da faiz olunca yasak masak takmayan sözde müslümanlar, herkesin görmediği, dolayısıyla sosyal getirisi olmayan ve cebine dokunan yükümlülüğü de yerine getirmiyor. laf aramızda namaz da öyle değil mi? beş vakit namaz kılanla sadece cumaları kılan arasındaki fark da budur. birini herkes görmez, ikincisini bütün mahalle görür. bu yüzden "konu komşu müslümanı" sadece cumaya gider. hatta hiçbir cumayı kaçırmaz. kurbanını kapısının önünde keser. neyse konumuza bağlayalım bu meseleyi... islam'ın bildiğim kadarıyla kendine özgü bir tek şartı var o da gerçekten toplumsal dayanışmayı amaçlayan zekat, onu da takan yok. siz zekat veren kaç müslüman gördünüz hayatınızda? aranızda zekat veren var mı? sözde allah'ın emirleri arasında bile kafana göre ayrım yapıyorsun. aynı şey "haram"lar için de geçerlidir. illa haram denilen bir şeyi kendi akıllarına uyduracaklar... bunun için de salak saçma şehir efsaneleri uydururlar... tabii domuz yemeyince bir kaybın yok. bu harama bütün müslümanlar uyar ama faizin ucunda para olunca ona uymamakta sıkıntı görmez. dedikodu kardeş eti yemiş gibi sayılır ama müslümanların neredeyse yüzde yüzü bunu görmezden gelir. yani islam'da akla uygun olan, topluluğun yararına olan hepi topu iki üç unsur var onları da müslümanlar görmezden geliyor. niye? ateisti bile "oruçlu musun?" diye darlarlar ama birbirlerini kardeşim niye zekat vermiyorsun diye sorgulayan var mı? hadi gel bunu akla uydur illa bir şeyi akla uyduracaksan.

oruç, namaz, kurban, hac gibi adetlerin pagan inancında çok somut karşılıkları vardır.

güneşe tapan insanlar güneşin hareketlerine göre onun önünde eğilir ve saygılarını sunarlardı. güneş ışınıyla kavuşma ayinine biz namaz diyoruz. pekii islam'da bunun mantığı ne? kıble ne alaka? bu ibadeti niye güneşin hareketlerine göre yapıyorsun? güneş kültüne tapınan halklardan çalınan ibadetin rasyonel bir sebebini bulamazsın. bunun için de en hakiki öz islam savunucuları bu ibadetlerde bir mantık aramazlar. allah emretmiş yapacaksın. bitti.

kurban, doğanın güçlerini yatıştırmak için kesilir. eski insanlar doğa olaylarını anlayamıyorlar. onun için seli de depremi de kuraklığı da her şeyi de tanrıların ruhların vs gazabına bağlıyorlar. onları yatıştırmak için, onlara boyun eğdiklerini göstermek için insan kurban ediyorlar. ya da hayvanları kurban edip cesedini doğaya bırakıyorlar ki bu gazap yatışsın. islam mitolojisinde bunun ne gibi özgün bir mantığı var? yok. allah ibrahim'e yalancıktan çocuğunu kes diyor, ibrahim de örnek bir baba olarak çocuğunu kesmek için hazırlanırken gökten davar gönderiliyor. lan hikaye bu. allah ibrahim'in ne yapacağını bilmekten aciz mi ki ciddi ciddi bu numaralara giriyor? sen bundan nasıl bir sosyal dayanışma şeyi uydurabilirsin? bahsettiğim öz hakiki müslüman için bu bir iman sorunudur. sen allah'ın ibadetini kendi aklına uydurmaya çalışmazsın. ama aslında inanılmaz bulduğu şeyi akla uydurma ihtiyacı duyan müslüman, bu saçma ibadete makul bir açıklama bulmaya çalışır. oruç da böyledir. oruçta kişi kurban gibi keskin ve ölümle sonuçlanan bir sunumda bulunmaz, onun yerine tanrılarının kendisini kıtlıkla cezalandırmamaları için o "kıtlığı" sınırlı bir zaman dilimi için kendine uyarlar. kısacası tanrıların onu açlıktan ölmekle cezalandırmaması için kendi kendini cezalandırır. pekii koca evreni salt "ol" diyerek yaratan bir tanrı senden niye aç kalmanı istesin? bunu aklına uyduramayan müslüman da işte "yoksulun halinden anlamak" diye kendi kendini ikna etmeye çalışıyor. gerisini de düşünmüyor. zaten açlıkla boğuşan adam neyi anlamak için oruç tutuyor o zaman?

mantığa oturtmaya çalışıyorsan aklına gelen ilk fikirimside durmayıp o sorgunun devamını getirmen gerekmiyor mu? çünkü akıl böyle bir şey kardeş. bir iddianın, bir argümanın, bir fikrin kendi doğal sonuçları vardır. en iyi önermenin de en kötü önermenin de kendi doğal sonuçları vardır. bir adım ötesi vardır. onun da bir adım ötesi vardır. bir soruya karşılık olarak bulduğun bir cevabı başka sorularla da sınarsın. sağlamasını bu sorularla yaparsın. bunu yapmıyorsan ona düşünmek demiyoruz biz. en iyi ihtimalle ezber kusmak diyoruz.

sonra hac... zamandan ve mekandan münezzeh olduğunu söylediğin (ki bunun da orijinal islam'da yeri yoktur. allah'ın arş'ta somut bir mekanı vardır) bir varlığı belli bir mekanla ilişkilendirmenin mantığı ne? eski insanların tanrılarının somut mekanlara ihtiyaçları vardı. çünkü bunlar zaten andropomorfik tanrılardı. göksel tanrıların ibadethaneyle ne alakası olabilir? hele hele kabe nedir? bunun atrafında niye dönüyorsun? hacer-ül esved denen taşı niye öpüyorsun? bildiğin putçuluk bu. pagan arapların putları kabede dururmuş, tanrılarının fiziki temsilleri orada olduğu için kabe'nin etrafında deli gibi tur atarlarmış. sen niye dönüyorsun? bunun özgün mantığı nedir? hadi bunu da akla uydur.

kimse size inanmayın demiyor. inanacaksanız neye inandığınızı bilerek inanın. aklınıza yatmıyorsa da inanıyormuş gibi yapmayın. taslaman gibi sahtekar olmayın ki "aga adamlar saçma da olsa inanıyorlar yapacak bir şey yok" deyip geçelim. özetle islamın inanılır hiçbir tarafı olmadığını görüyorsun ki gerçekten inanan bir kişinin yapmasını bekleyeceğimiz hiçbir şeyi yapmıyorsun. sen de bütün bunların mantıksız olduğunu görüyorsun ki bunları akla uyduracak saçma sapan teoriler geliştirmeye çalışıyorsun. bunu kendine etiket olarak yapıştırmış gidiyorsun? amaç ne? yaşadığın ülkede azınlıkta olmaktan mı tırsıyorsun? anandan, babandan, öğretmeninden, komşu çocuğundan her duyduğunu tartışılmaz gerçek zanneden üç yaşındaki çocuğun kafasını mı yaşıyorsun? sana kötü bir haberim var. bu işler böyle olmaz. üç yaşındaki çocuk gibi davranmayı bırakmalısın. içindeki çocuğu bir sal artık. herkesin bir ara olgunlaşması gerek.
3

michael schumacher

oradaolmayıisteyenkadın oradaolmayıisteyenkadın
2013 ten beri komada olan efsanevi yarış pilotu.
netflix belgeseli ile yarışlardaki heyecanı bir kez daha yaşıyor insan. o ezeli rakabetler, senna hakkinen.
kayak kazasında olmasa başka bir ekstrem spor yaparak komaya girerdi herhalde. adrenalin tutkusu böyle bir şey sanırım.

chivas reyonunda foto çekilip 4 tane tuborg almak

purge me purge me
cumartesi akşamları yaptığım rutin sözlük hareketi. "bu akşam da güzeliz (ünlem)" yazıp girimi konduruyorum chivas 18 ile, nefis oluyor. o sırada elde tuborg kutu+beyaz leblebi tabii.
alamasak da havamız olsun istiyorum. normal bir davranış bence. kimse kıllanmıyor. koca adamım sonuçta. "selfi at lan" diyecek halleri yok diye düşünüyorum, işe yarıyor. itirafım budur.

osman kavala

anabacı vokke anabacı vokke
sedat peker ifşaatının sırrı şudur, osman kavala bu uçak yazılımı işine girdiğinde işlerini büyüttüğü dönemdi. her büyük hamle yapan işadamı gibi çok kredi çekmişti. ancak alacaklılarınndan ödemelerini tahsil etmekte zorluk çekiyordu. eh türkiye'deki her işadamı gibi mafyacılara başvurdu, sedat peker de tek bir şartla kabul etti. uçak firmasını istedikleir firmayta satması. kavala da tam bir burjuva rasyonalitesi içinde büyük parçayı kurtarmak için küçük parçayı feda etti... mesele bundan ibaret. bu ülkede her orta boy işadamının mafyayla ilişkisi vardır. bu osman kavala olsa bile...

peki bunca adam dışarıdayken kavala neden içeride? rejimin kavala'yla kan davası ne?

kavala kendisiyle oynatmadı abicim. çözüm sürecinin başlangıcında akp ile iş yaptı. ama bunu kendi mantığı ve hedefleri için yaptı. akp roni'yle şunla bunla oynadı, sağolsun kemalistler de çok yardımcı oldu bunlarla oynanmasında "biz olmasak bunlar sizi bu ülkede bir saniye yaşatmaz" diye... ama bunu osman kavala'ya yapamadılar. osman kavala o masaya hep özne olarak oturdu. çünkü osman kavala iyi kötü 12 eylül öncesinin sokağını görmüş bir adamdı. birilerine bir şeyler yaptırılacaksa bile kendiliğinden değil inişli çıkışlı zor bir süreçle yaptırılacağının farkındaydı. eh tabi eski dy'li abiler de kimi isimler üstünde estirdikleri terörü kavala'nın üstünde estiremediler. çünkü maddi olarak hala faydalanıyorlardı kendisinden... allahtan doğan tılıç arada kavala meselesini gündeme getirdi birgün'de. yoksa birgün'cülere de şiir gibi küfrederdim şurada...

bence bu davanın açılma sebebi kavala'yı devredışı bırakıp, açık toplum enstitüsüne solculukla ilgisi olmayan birisini angaje etmektir. başarabilecekler mi, göreceğiz...

insandır

purge me purge me
medyatik olan kriminal vakalara karışmış rezil adamları savunan girilerin ilk cümlesi. hümanistler bunu vurucu bir kelime olduğunu düşündükleri için kullanır. yanlış yapar mallar, onu diyeyim.