göt müşteri tipi

prometheus maximus prometheus maximus
bu müşteri tipi alışverişini yapıp kasaya
yönlendiğinde ödeme yapacağı aracı (nakit veya kredi kartı) düşünmemiş müşteridir. araba ya da sepet almaz, reyonlara arasında dolaşıp aldığı her ürünü kasaya koyup yeni bir ürün almaya gider ve bu sayade kasada işlem başlatıp tıkanmasına yol açar. aynı zamanda bu müşteri tipi aylardır poşetin paralı olmasını sindiremesiğinden dolayı, poşet ister misiniz diye soran kasiyere "kucağımızda mı taşıyalım" diye çıkışır. göt herif seni...

bu göt öyle bir şeydir ki ne istediğini bilmez. kasiyere, reyoncuya it gibi davranır ama en ufak bir sıkıntıda kuyruğuna basılmış kedi gibi kıvranır. her hafta ek çıkaran gazete o hafta ek çıkarmaz ama bu orul orul orospu evladı gazeteyi kasiyer kızın suratına fırlatır. seni orospunun çocuğu seni...

tüketici haklarında kendisi ile alakalı kısmı okuyup, hizmet sağlayan şirketin haklarını hiçe sayıp "hakem heyetine gideceğim" diyip davadan avucunu yalayarak dönünce kudurur... seni yavşak seni...

öyle bir terbiyesizdir ki bu yavşak, karşısında duran çalışana insan muamelesi yapmaz. bir ürün iade edecekse beklemeyi akıl etmez. bir de "25 kuruşum yok sonra vereyim" sorusuna hayır cevabı alınca ayrı kudurur. ama bilmiyor ki işlem yaptığı kasada kapanışa kadar 900 müşteri geçiyor. 100 kişiden 25 kuruş almayan kasiyerin o gün kasasında 25 tl açık çıkacak. yani bu adam gününün yarısına yakınını sana mı çalışacak amcık hoşafı... o eksik parayı kasiyerden kesiyorlar.
2

paradoks

loss loss
meselası içinde.

hukuk fakültesini bitiren genç, ülkenin en ünlü avukatının yanında staj yapmak için başvuruda bulunur. avukat gence tek şart ileri sürer: "ilk davandan elde ettiğin bütün parayı bana vereceksin". anlaşma imzalanır ve iki yıl beraber çalışırlar. tam staj bittiğinde genç anlaşmayı haksız bulduğunu, ilk davadan kazandığı parayı ona vermeyeceğini açıklar. avukat tazminat talebi ile mahkemeye başvurur.

hakimin kararı ne olmalıdır?

iki davalı duruşmada hakimin karşısına geçtiğinde avukat şunu söyler:

"-sayın yargıcım, bu davayı uzatmaya gerek yok; çünkü eğer ben kazanırsam zaten parayı alacağım, eğer kaybedersem yine alacağım, çünkü anlaşmamıza göre o ilk davasından kazandığı parayı bana verecek."

hakim tam avukatı haklı bulacakken bu kez genç avukat söz alır ve şöyle der:

"-sayın yargıcım, evet avukat haklı, bu duruşma gerçekten gereksiz, ama benim lehime; zira eğer ben bu davayı kazanırsam zaten ona birşey ödemeyeceğim. eğer kaybedersem, anlaşmamıza göre ilk davayı kaybettiğim için ona yine bir şey ödemeyeceğim."
7

vosvos

psamathe psamathe
birden fazla giri de yazılmış ama ben de yazayım. gerçekten de adolf hitler'in isteği üzerine üretilmiştir. dönemin amerika birleşik devletleri'ndeki kişi başına düşen araba sayısının artışı ve "aile arabası" kavramı, iktidar koltuğunu her açıdan sağlamlaştırmak isteyen hitler'in, "her alman ailesinin bir arabası olmalı", bakın bizim orta sınıf ve hatta düşük gelirli ailelerimizin bile arabası var", "eskiden almanya'da böyle şeyler yoktu, biz iktidara gelince alman ailelerine verdiğimiz sözü tuttuk", "tüm almanlar bu araba sayesinde tatile gidebilecekler" vs. gibi gerekçeleri ile üretilmesi düşünülmüştür. bu nedenle hem ekonomik hem de sağlam bir araba modeli yapılması gerektiğine bizzat hitler karar vermiştir. yani hem iç siyasete yönelik bir hamle, hem de dünyada, ı.dünya savaşını kaybetmiş, zayıf ve güçsüz almanlar imajını değiştirmek amaçlanmıştır. nitekim 1936 berlin olimpiyatları (ki hitler iktidara gelmeden önce berlin'de yapılması kararlaştırılmıştı zaten) için o döneme göre devasa ve gösterişli sayılabilecek berlin olimpiyat stadyumunun yapılması ve benzeri pek çok spor tesisinin inşası da, nazi partisinin propagandasının en üst seviyeye çıkmasını sağlayacak ölçüde ekmeğine yağ sürmüştür. dönem almanya'sında hitler'in popülerliğinin gün be gün artması ve halk nezdinde bu denli destek bulmasının önemli bir nedeni de budur.

tabii ıı. dünya savaşı çıkınca vosvos'un seri üretimine geçmek mümkün olmadığı gibi, hitler in ağır sanayi alanında yaptığı bütün gelişme hareketlerinin ve yatırımının, onun kafasında aslında bambaşka bir amaca hizmet ettiğini de cümle alem görmüştür ama geçmiş olsundur.

sonraları vosvos un çiçek çocuklarla özdeşleştirilmesi ise (gerçi daha ziyade minibüs sınıfına giren modeli ile) dünya tarihinin en ironik olaylardan biri sayılabilir. kendi halkı da dahil, dünyanın neredeyse her yerinde milyonlarca insanın ölümüne yol açan savaşı başlatan bir diktatörün kafasından çıkan bir projenin, savaştan 20-30 yıl sonra, tüm insanlık için aşk ve barış diyen ve hatta tüm siyasi otoritelerin reddedilmesini savunan hippiler tarafından sahiplenilmesi ^^ bu ironi değildir de nedir ?



hayatın birini unutmaya izin vermemesi

iwouldpreferkalıbındanhoslasmayaningilizceerbabı iwouldpreferkalıbındanhoslasmayaningilizceerbabı
hayat değil o bilinçaltı.

marshmallowlu sıcak çikolatayı biri vasıtası ile sevdiyseniz kafanıza yerleşen kod bir kaç gün sonra bir şirket bu ikiliyi paket ürün yapıp gittiğiniz süper markete kabak gibi yerleştirdiğinde sizi allak bullak ettiyse bu sizin suçunuz mesela.koca şirketin işi gücü yok ulan falanca yerde sözlük yazarı bir tip sevdiği kadını hatırlasın gelin şuna bir ibnelik yapalım diye sürmüş olamaz o ürünü piyasaya.

fatih istanbul'u siz her baktığınızda birini hatırlayın diye fethetmiş ya da petro st.petersburg'u "aman biri gelir yarın biriyle aşk yaşar burada ben de ibnelik yapar gülerim" maksadı ile imar ve ihyaya girişmemiştir.

hatta genelde sevmezler böyle seyleri.mesela timur şairin birini astırmış bu yüzden."ben hangi beldeyi çerimin kanıyla sulayıp feth etsem sen yanına iki tane daha katıp yarin kara kaşına feda yarin kara gözüne heba diye dağıtıyorsun.sen kimsin oç" demiş ve çok haklı.

hayatı suçla sağı suçla solu suçla.hırsızın hiç mi suçu yok la?
6

orhan veli

laleli esnafı laleli esnafı
denizi öyle seviyor ki, en sevdiği yemek de haliyle balık orhan veli'nin. sadece yemeyi sevmiyor tabii. özel ilgi alanı aynı zamanda. bir gün sebahattin eyüboğlu'nun motorundayken sait faik'e soruyor :

"balıkların yüreği var mıdır?"
sait faik, " olmaz olur mu be" diyor.
-yoktur.
-yüreksiz yaşanır mı?
-bizim bildiğimiz manada değil onların kalbi diyor orhan veli de.

sait faik tuttuğu balıklardan motorun döşemesine bulaşan kanı gösteriyor, "bu kan nereden çıkar öyleyse" diye soruyor? orhan veli de , "sen lakırdıdan anlamazsın be sait" diyor.

sait faik, hachette kitabevi'nde balıkları araştırıyor. balıklardaki kan dolaşım sisteminin insanlardaki gibi olmadığını, yalnızca atardamarların ya da toplardamarların girip çıktığı iki hücreli bir kalpleri olduğunu okuyor. bunun üzerine de yeditepe dergisinde şöyle yazıyor orhan veli için :

"o, boğazın akıntılarını, balıkların yüreğini, ağların boyasını, yellerin koyu balıkçı ağzıyla isimlerini, neleri bilmiyor yahu"

denize bu denli sevdalı olunca, nazım hikmet bile o'na oğlum diye seslendiği şiirinde deniz ol diyor;

"denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda çıplak bir adam
durmuş düşünür.
bulut mu olsam
gemi mi yoksa,
balık mı olsam, yosun mu yoksa?
ne o, ne o, ne o.
deniz olunmalı oğlum.
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla."

aşk

step2009 step2009
"sevmek tehlikelidir.
biliyorum bunu.
daha önce birini sevdim. sevmek, uyuşturucu almak gibidir.
başlangıçta kendini iyi hissedersin,bütünüyle verirsin.
ertesi gün daha fazlasını istersin.
henüz zehirlenmemiş, o duygudan hoşlanmışsındır ve onun üzerindeki egemenliği sürdürebileceğini sanırsın.
sevdiğin kişiyi iki dakika düşünür, sonraki üç saat boyunca unutursun.

ama, yavaş yavaş varlığına alışır, ona bütünüyle bağımlı hale gelirsin.
böylece, onu üç saat düşünüp iki dakika unutmaya başlarsın.
yakınında değilse, bağımlıların uyuşturucu bulamadıkları zaman hissettikleri şeyi hissedersin.
uyuşturucu bağımlılarının, gerek duydukları şeyi bulamadıkları zaman hırsızlık yaptıkları, kendilerini aşağıladıkları gibi,
aşk için her şeyi yapmaya sen de hazırsındır."

paulo coelho
2

paradoks

katia katia
bir gün köye bir adam gelir ve peygamber olduğunu söyler. köylüler adama inanmazlar:
"ispat et!" derler.
adam karşılarındaki eski suru göstererek: "eğer bu duvar konuşur ve benim peygamber olduğumu söylerse inanır mısınız?" diye sorar.
köylüler, "elhak inanırız!" derler.
adam duvara döner ve elini uzatarak, "konuş ya duvar!" diye buyurur.
bunun üzerine duvar dile gelir ve şöyle der:
"bu adam peygamber değildir. sizi kandırıyor, peygamber değildir."

(engereğin gözündeki kamaşma - zülfü livaneli)

tanım: türkçe karşılığı yanıltmaç olan kelime.
1

ali şeriati

dumrul dumrul
modern islam açısından çok önemli ve değerli bir figür.

ve bence alınacak en önemli ders şu: iran'ın ali şeriati'si vardı ve ona rağmen yaratılan şeriat rejimi bombok, zalim bir diktatörlükten ötesi olamadı.

bizde ali şeriati de yok. dinci insan malzemesini özellikle son 17 yılda net gördük. kazara şeriata geçsek ortaya saçılacak bok kokusunu düşünebiliyor musunuz?