bir kadına asla söylenmemesi gereken şeyler

tekel savaşçısı ahmet abinin yeğeni tekel savaşçısı ahmet abinin yeğeni
memen küçükmüş demeyin arkadaşlar. kendisi gömse bile demeyin. kendisi kendinin ağzına sıçar, memem küçük, şekilsiz, beğenmiyorum der. siz o sırada ona katılsanız bile "yok aşkım ya ben çok seviyorum bence ideal, büyüğü ne olacak sanki :)" diyin. çünkü sizden bunu beklediği için söylüyor bunları.

maazallah "yani evet biraz küçük ama olsun" falan derseniz sıçtınız. sokakta gördüğü her büyük memeliyi size gösterip bak tam senlik, seversin sen diye laf sokar.

meme üzerinden söylediklerim her yeri için geçerli aslında.
4

sibel kekilli

mesele yapma mesele yapma
türkiye'nin bugünkü gündemi. ulan ben anlamıyorum ya. statü, yaş, kültür farkı olmaksızın ülkedeki herkesin aynı konuyu konuşuyor olması çok boktan bir durum değil mi? herkesin gündemi bir, sosyal medya ne diyorsa o!

geçen de trt'deki hoşaf projesi gündemdi mesela. yolda yürürken kulak misafiri oldum polis de bunu konuşuyor, teyzeler de. ofise geldim yine hoşaf konuşuluyor. hay aklınıza sıçayım hepinizin. oğlum siz bambaşka dünyanın insanlarısınız. nasıl oluyor da bu kadar esir düşebiliyorsunuz gündeme, nasıl bu kadar tek tipleşebiliyorsunuz?

silkinin kendinize gelin lan, sanane sibel kekilli'nin pornoculuğundan, açıklamasından? sanane hoşaftan? sen bu değilsin, ilgilenmek zorunda değilsin, dön kendi dünyana.

rizeli bmwli müteahhit

at avrat amonamarth at avrat amonamarth
altında babetimsi ayakkabılar ve babet çorabı, dar likralı bilek pantolon ve slim fit gömleğiyle kombo yapmış erkektir. kolunda doğal taş bileziği bulunur, en sevdiği mekanlar huqqa, kalamış tesadüf cafe gibi yerlerdir. nargileyi çift elma içmeyi severler. çok rastlanılmasa da vurdurmaya meyilli oldukları da doğrudur.
5

türkiye de kitap okumak

theokoles theokoles
"-araştırmada "en önemli ihtiyacınız nedir? " sorusu sorulmuş ve ülkemizde birinci sırada cep telefonu çıkmış. kitap ise ancak 135.sırada yer almış.
-kitap için kişi başı 6.9 tl harcanırken sigara için 1400 tl harcanıyormuş mesela.
-çocuklara kitap hediye edilmesi sıralamasında 180 ülke içinde türkiye 140'ıncı sıradaymış.
-türkiye'de kitap okuma alışkanlığı oranı 0,01. 10 yılda 1 kitap ediyor kişi başı. "

kaldırıma park etmek

elma yemeyi reddeden adem elma yemeyi reddeden adem
götlüktür.

zaten sabahın köründe kalkıp işe gidiyoruz siktiğimin memleketinde bu yetmezmiş gibi bir de bu davarlarla uğraşıyoruz.

en son ne zaman kaldırımdan yürüdüm hatırlamıyorum resmen, geçen gün bütün kaldırımlar araba ile dolu olduğu için, gerçi olmasa bile kas hafızası direkt olarak oraları es geçip yola atlıyor.

sabahın köründe işe giderken arabanın biri yalayıp geçti, adama dolu dolu sövdüm, o da siktir kaldırımdan yürü yarrağım dedi. şimdi iki gereksiz küfür çıktı durduk yere.
sebebi ise birkaç davarın kaldırıma arabasını park etmiş olması.

benimki büyük bir problem değil ama engellisi var, yaşlısı var, var da var amk..

adam olun kaldırıma parketmeyin.

fermuarlı pantolon giyen kadına allah lanet etsin

kendi kendimin efendisyim kendi kendimin efendisyim
bu maymunların kadınlarla ne alıp veremediği var?
gerçek islam bu değilciler toplanır.
üç beş kişinin kadın düşmanı olması bi dini karalamaz ama bir dinin ileri gelenleri bunu alışkanlık hâline getirmişse dinin inananları da kadına o ölçüde değer verir.

islam bu yüzden sevilmiyor. kadına hayvan muamelesi yaptığınız müddetçe başkalarının size saygı duymasını beklemek de tam hayalperestlik.

tuvaletteyken plan yapmak

kutudakisonsigara kutudakisonsigara
son zamanlarda farkettiğim bir durum. ne zaman acaba şunu mu yapsam, bunu mu yapsam, nasıl yapsam derdine düşersem tuvalette kararımı veriyorum. ve plan tıkırında işliyor genelde. artık bilgisayar başında karar vermek yerine tuvalete yöneliyorum. ama gerçekten tuvalet ihtiyacımın olması gerekiyor. mesela hafta başından beri acaba san francisco'ya mı gitsem, yoksa wunderlich county park'a doğru bisikletlesem, yoksa ikisini de mi yapsam diye bir çıkmazdayken az evvel tuvalette çok manyak akıllıca bir plan yaptım. demek ki sifonu çekmem gerekiyormuş önce. sadece bu değil tabi. kısa süreli planlar yapma konusunda gerçekten işime yarıyor. neden sonuç prensibine güvenen biriyim. ama henüz casual effect kısmını çözmüş değilim. korelasyonu ancak kurabildim.
bir çok bakış açısından bu durumu ele alabilirim.
birincisi psikanaliz: 1.5-3.5 yaşları anal dönem olarak bilinir psikanaliz literatüründe. bu dönemde bütün libidinal enerji anal bölgede yoğunlaşmıştır. bu yüzden bu dönemde tuvalet eğitimin verilmesi çok önemlidir. neyse demek istediğim tuvalete gitmek eylemi kişiyi regresyona uğratıp bu döneme geri götürebilir. bu da kişinin bilinçdışı ile bağlantılarını aktive
edebilir. bu da kişiyi belirsizlikten kurtarıp daha net bir şekilde karar vermesine yol açabilir.
ikinci perspektif ise fizyobiyolojik perspektiftir. ben sıçarken mutlu olan bir insanım(ishal istisnası). mutluyken salgıladığımız bir hormon mevcuttur: serotonin. belki de sıçarken bu hormonu salgılıyorum ve bu durum beni neyin mutlu neyin mutsuz edeceği konusunda bana net bir çerçeve sağlıyordur.
üçüncüsü bilişsel-davranışsal psikoloji ekolünden gelmektedir. her tuvalete sıçtıktan sonra plan yaptığımı farkediyorum. ve bu planlarım başarıyla tamamlanıyor. bu durum her tuvalete gittiğimde beni düşünmeye, plan yapmaya teşvik ediyor. fazla uzatmadan, sabırla okuduğunuz için sevgilerimi yolluyorum.
1

eski sevgilinin geri dönmek istemesi

cafune cafune
her şey zamanında güzel. doğru zaman ve doğru yerde, yanlış yapıp giden adam; yanlış zamanda ben seni istiyorum deyip gelemez. öyle bir dünya yok. bunu size yaşatan her kim olursa olsun. hatta sevgili kemal sunal bir filminde; ben sonradan gelen paranın üstüne sıçarım demişti. acımayın sıçın. kimsenin, duygularınızı elinde oyuncak etmesine izin vermeyin. sizden bir tane var bu hayatta. kendinize saygı duyun canlarım.

instela yazarlarının itirafları

keşke böyle olmasaydı keşke böyle olmasaydı
neden böyle oluyor. aşkla şevkle başladığım bir ilişki de devamını getirmekte zorlanıyorum. karşıdaki kendine alistirdiktan sonra neden bi anda ilgisini esirgiyor benden. kötü bir insan mıyım diye o kadar düşünüyorum ki. hak etmiyor muyum güzelce sevilmeyi ilgi görmeyi aşık olmayı evlenmeyi....
böyle olunca kendimi o kadar değersiz o kadar aptal o kadar bok gibi hissediyorum ki.
yüzümü veya hiçbir vücut hattımı güzel bulmuyor hatta tiksiniyorum onlardan.
hastalıklı bir kişiliğe mi sahibim diyorum bazen.
onun değer vermesi ile mi ben degerlenecegim diyorum. ama asıl mesele o değil. biliyorum.
bu kadar zor mu mutlu olmak mutlu etmek. bunu sürdürmek. ilgi göstermek.
korkuyorum üzülmekten kalbimin kırılmasından beni kimsenin kaybetmekten korkmayacagindan korkuyorum.

saçma bir yazı oldu. içimden geçenler bunlar kusura bakmayın.