yüzde 11 büyüyen ülkede saati 2 dolara çalışmak

sessiz soylesi sessiz soylesi
2 dolar bile değildir aslında 1,6 dolar fakat başlıkda noktalama işareti kullanamadığımızdan 16 dolar falan sanılmasın istedim.

günlük çalışma saati 7,5 saat ve 30 gün üzerinden yatan sigortaya göre

7,5x30=225

net asgari ücret 1404,6 lira

1404/225=6,24 lira

dolar kuru 3,8 dersek

6,24/3,8=1,64 dolar yapıyor.

zamanında ucuz iş gücü, adamları köle gibi çalıştırıyorlar dediğimiz çin'i egale ettik resmen ki bu adamların ülkesinde bildiğin üretimin alası yapılıyor. biz ise daha önce açılmış olan başlıklarda gördüğümüz gibi tek üretebildiğimiz şey olan tarımı da öldürdük, çiftçiyi de küstürdük, köyleri de boşalttık.

gel gelelim betonlaşan şehirlerimizle ayakta durmaya çalışıyoruz fakat nereye kadar sürecek bu. zamanında tersanede çalışan dedem ve boncuk işi yapan babaannem biriktirdikleri para ile 3 katlı bir apartman alabiliyorlarken -ki bunu 5 çocukları varken yapmışlar-. benim yüksek faizlerle kredi çekmeden sadece çalışıp kazandığım paranın bir kısmını kenara koyarak ve aile sahibi olmadan. düşük segment bir araba sahibi olmam neredeyse imkansız.

eski türkiye'yi gören amcalarım, teyzelerim size sesleniyorum. hani diyorsunuz ya türkiye çok değişti yokluk çekiyorduk kimsenin evinde telefon yoktu, bak şimdi herkesin elinde telefon diye. e be güzellerim siz niye dünyanın geliştiğinin ve globalleştiğinin bu yüzden elindeki eşyaların fazlalaştığının ve bu eşyalara normalin 10 katı vergi ve kur farkı ödediğinin farkına varamıyorsun?

not: çok doluyum sözlük, dertlerim hat safhada.

iş yerinde kahvaltı yapmak

topalkırkayak topalkırkayak
sevgili şirketimizde, finans müdürünün " bunlar çalışmıyorlar " diye söylenmesinden sonra, çok sevgili ik'mız tarafından yasaklandı bugün.

bu finans müdürü mesaiye en erken 10 dk geç gelir. " mesai saatinde kahvaltı ettiğiniz tespit edilmiştir " diye mail attı lan ik. bahsi geçen kahvaltı simit- çay. benim şahit olduğum 6 seneden beri, herkes, her sabah, ulu orta yapıyor bunu. bugün tespit edip yasaklamışlar. şirkette işten kaytaran da yok. patron götü yalamak ne kadar zor lan. yazık valla, acıyorum bu insanlara.

" ben kahvaltı edeceğim, haberiniz olsun " dedim. bakalım ne yapacaklar? elalem ne işler çıkarıyor. bizimkiler de ottan boktan işlerle uğraşıyorlar. sonra bu işler neden olmuyor? sence neden sayın amınakoduğum?
2

utangaç kızların çekici olması

maviarmut maviarmut
bi gün eski erkek arkadaşımla onun kankası ve sevgilisini bekliyoruz malum tanışma faslı neyse bunlar geldi tanıştık, tokalaşırken kızın ellerinin titrediğini fark ettim. bizimki de fark etmiş döndü bana öküzce "ne utangaç kız çok masum çok etkilendim" dedi. sonradan anladık ki meğer kızın bir rahatsızlığı varmış elleri uyurken bile titriyormuş. bu da burda dursun.
4

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

karsenger karsenger
(bkz: seni seviyorum)

bugüne kadar çok fazla sıkıntı çektim.

-üniversitede bir bölüm seçtim ki ben seçtikten sonra çöküşe geçti. yerle bir oldu. "tesadüftür" dedim.

-50-60 yıldır izmirin hatay semtinde duran köprüden hayatımda sadece 1 kez geçtim. ben geçtikten 1 hafta sonra köprüyü kaldırdılar.

-chicky gaziemir şubesinde bir kez dürüm yedim. 1 hafta sonra mekanı kapattılar.

-bucada çok sevdiğimiz bir mekan vardı. formasyon aldığımız dönemde giderdik. formasyon bitimiyle birlikte yılların mekanı kapandı. (özledik seni abla)

-bostanlıya iskele kurmuşlardı. iskeleye bir arkadaşla adımızı kazıyıp "yıllar sonra geldiğimizde bakalım" dedik. 2 ay sonra iskeleyi kaldırdılar.

-üniversite zamanı alsancakta gittiğimiz bir bar vardı. dün beni ziyarete gelen arkadaşı oraya götüreyim de nostalji olsun dedim. mekan kapanmış.

bugüne kadar böyle sorunlar yaşamama rağmen beni hayatta yanıltmayıp, iyi zamanlamalar yapmamın karşılığında müthiş olmasa da iyi para kazanmamı sağlayan iota ve bitcoin ikilisi ; evet gülüm, evet ciğerim sizi seviyorum...

tolkien ne yaptı

pink flamingo pink flamingo
bahadırhan dinçaslan'ın eşi benzeri olmayan kitabı.

bize insan ırkıyla bencilliğimizi, elf ırkı ile sonsuz kibrimizi, cüce ırkı ile maddiyata olan düşkünlüğümüzü, mordor ile şiddete olan akılalmaz yatkınlığımızı, isengard ile doğaya olan düşmanlığımızı, değerlerin yok edilmesi ile evrene karşı olan nankörlüğümüzü, tek yüzük ile güce olan zaafımızı, ırkların her fırsatta eru'ya sırtlarını dönmeleri ile inançsızlığımızı anlatan tolkien gibi eşsiz bir yazarı ve yarattığı dünyayı karşılaştırmalı mitoloji ile anlatabilen biri daha yok ülkemizde.

yazara göre dünyaya yeni bir dil ve mitoloji sunan tolkien öykü olarak yüzüklerin efendisi, masal olarak hobbit, kutsal kitap olarak silmarillion, destan olarak lay of leithian'dan oluşturur mitolojisini. hikayelerinin dede korkut destanları, battal gazi anlatıları hatta keloğlan masalları ile benzerliğinin dikkat çektiğini düşünmekle de çok haklıdır.

kendisi bir röportajında "edebi lezzetine ulaşmak ve onu bütün ihtişamıyla tanımak için kitaplarını okumak filmlerini izlemekten daha yararlı olacaktır." dediği için gönlümü fethetmiş ve bu yazıyı yazmama vesile olmuştur. var olsun ve kitap ve çevirilerinin devamı gelsin lütfen.

edit: kendisi instela yazarıymış aynı zamanda. "nerede o eski yazarlar?" kısmındaki yazarlardan.
8

dinozorların 66 milyon yıl sonra tekrar canlanması

mordor belediye başkanı mordor belediye başkanı
bir grup bilim adamının, çin' de 66 milyon yıl önce yok olan teruzor (pterosaur) isimli, uçabilen bir sürüngen türüne ait 215 adet yumurta bulması ve bu yumurtalardan 16 tanesinin içinde embriyo kalıntısı bulunduğunun tespit edilmesiyle heyecan yaratan ihtimal. bilim adamları, zaman alsa da bunun mümkün olduğunu söylemiş.
jurassic world gerçek oluyor galiba.

www.gazeteduvar.com.tr
7

cinselliği bir tapu olarak görmek

rene rene
evet aslında bir nevi tapu olarak görülüyor orta doğu'da. yani hem tabu hem tapu olarak görülüyor. erkek istiyor ki ev sıfır olsun, ilk defa ben gireyim, fayansları yeni olsun, o kadar para veriyorum diyor. kadın da ben sıfır ev gibi bir metayım, burada odaklanmanız gereken kadının kendisini bir meta olarak kabul etmesi ve bunu bir takım dogmalar üzerinden içselleştirmesidir. seks de evlilik ile birlikte satın alınan bir özgürlük haline gelir. evlilik cüzdanı olmadan sevişmeyen insanlar bir anlamda o imza ile cinselliğin tapusunuda almış olurlar. erkek sıfır ev satın almanın zevki ile daha naylonu açılmamış çelik kapının deliğine anahtarını sokarken, kadın da elindeki evlilik cüzdanıyla evin tapusunu sallamaktadır.

bisiklete binen kadınlara saldırı

yürüyen adam yürüyen adam
zonguldak'ta akp'li filyos belde belediye başkanı ömer ünal'ın koruması olan selçuk k.'nın bisiklete binen kadınlara "filyos'ta kadınların bisiklete binmesini istemiyoruz. bisiklete binerek herkesi tahrik ediyorsunuz. evli kadınsın, utanmıyor musun" demesi ve boğazını sıkması olayıdır.

lanet olsun sizin gibi yobazlara! kadınların toplumun her ferdi gibi birer parçası olduğunu öğreneceksiniz cahil herifler!
link:

Bisiklete Binen Kadınlara Saldırı: Herkesi Tahrik Ediyorsunuz

cem uzan

lanetherif lanetherif
şu adam türkiye'de siyasete girse alacağı oy demografik dağılımı kimse de yok.
ülkeye gelse 80 yaşındaki dededen 18 yaşında ilk oy verecek olan bebeye kadar çok kişiden oy alır.
15-18 yaş arası gençlerde dahi tanınan bir figür. hepsi tanımıyor elbet lakin tanıyanı var. bu dahi enteresan bir veri...

şu adama "oy vermek isteyen" sayısı dahi 2002 de türk siyasetinin aslında dondurulmuş ve geriye doğru gitmiş olduğunun göstergesi. yoksa 2000 de doğan çocuğun cem uzan'ı tanıyor olması başka şekilde izah edilemez.
ayrıca
(bkz: halk balkon konuşması değil after party istiyor)

türklerin çoğunluğunun kafir olduğu gerçeği

kahtalı niçe kahtalı niçe
koskoca arnold joseph toynbee'nin bile hepimizin bildiği bir halk türküsünü "my darling has religion but no faith" diye ingilizceye çevirip, kabul ettiği durum. türklerin tek tanrılı dinlerle kurduğu ilişki aslında alabildiğine gevşek ve kaypaktır. hala bile biraz öyledir.

resmi tarih tarafından anadolu'daki türk tarihinin görmezden gelinen bir sayfası türkopol'lerdir. evet, batı ordularında hala bile hafif zırhlı süvari anlamında kullanılan türkopol. post malazgirt sendromu yaşayan bizans daha önce balkanlardaki barbar istilalarında uyguladığı bir stratejiyi anadolu'da devreye soktu. bizans istilacıları paralı asker olarak alıyor, yerli rum kadınlarla evlendiriyordu. bu zaten savaşçı bir azınlık olarak gelen istilacıların yerel halkın içinde asimile olmasını sağlıyordu. bu süre içerisinde istilacıların devleti sınır dışına kovulabilirse ne alaydı, istila edilen topraklar bizans'a geri kazandırılmış oluyordu. aynısı anadolu'daki selçuklu türklerine de uygulandı. zaten bizans taht kavgalarının default bir bileşeni haline gelmiş olan, iyi ata binen ve iyi ok atan türkleri bizans lejyonlarına süvari olarak aldılar, aldıkları lejyoner türkleri de kafileler halinde vaftiz ettiler, yapabiliyorlarsa bizanslı bir kadınla evlendirdiler. zaten turcopoles'in kelime anlamı türk oğlu demektir, zamanla ordudaki türkopol birlikleri paralı asker olarak alınan vaftiz edilmiş türklerin çocuklarından oluşmaya başladı. kommenoslar döneminde bu insan akışı o kadar arttı ki ii.ioannes vaftiz yeminini bile değiştirtti. imparator, konstantipol patriğiyle vaftiz yemininin "muhammed'in tanrısına" diye başlayan beddua kısmının değiştirilmesi için baskı yaptı. çünkü vaftiz olan türkler yeminin bu kısmında "ya tanrı gerçekten muhammed'in tanrısıysa" diye geriliyormuş. bu da vaftiz işlemlerini yavaşlatıyordu haliyle. öyle olunca patrik ne kadar ayak direse de imparator "dalağını siktirtme hoca bana atlı asker lazım" diyince yeminin o kısmı değiştirilmiştir.

yani türkler parti parti ortodoks olurken "ya varsa" diye muhammed'den de tamamen vazgeçmemiştir. dini var imanı yok ortodokslar olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. selçuklu döneminde hristiyan olmuş, bilemedin islam'la hristiyanlık arasında gidip gelen çok fazla göçebe vardır anadolu'da. bu etki o kadar belirgindir ki selçuklu parasının ön yüzünde bizans'tan devralınan çift başlı kartal, arka yüzünde hz isa vardır ama islamiyet'e ait hiç bir simge yoktur. selçuklu anadolusunda müslümanlıkta en net öge iran'dan gelen saray bürokrasisidir herhalde. türkler "dini var imanı yok" müslümanlar olarak çok ikirciklidir. elbette bizans yıkılıp yerine osmanlılar egemenliğini kurunca din değiştirmenin yönü tersine dönmüş, hristiyan türk nüfusu azalmıştır. ancak kurtuluş savaşının akabindeki nüfus mübadelesinde bile kapadokya'dan yüz binlerce türk ortodoksun-karamanlılar- yunanistan'a sürgün edildiği düşünülürse bu türkopollerin oranı konusunda bir tahminde bulunabilir. 600 yıllık osmanlı egemenliğinde erimiş bir nüfustan bahsediyoruz, erimiş haliyle bile o zamanın 14 milyonluk türkiye'sinde bir kaç yüz bin eden bir nüfus. dolayısıyla rahatlıkla anadolu'ya gelen ilk türklerin büyük bir çoğunluğunun doğu roma vatandaşı olabilmek için din değiştirdiğini söyleyebiliriz.

ikinci haçlı seferinde manuel kommenos, "korkak türkler bana bir şey yapamaz" diye artistlik yapıp miryakefalon denilen dar boğazdan geçmeseydi muhtemelen konya alınacak, selçuklu hanedanı tekrar iran platosuna sürülecekti. o durumda bugün "dini var imanı yok" ortodokslar olabilirdik. kaldı ki yeşil kuşak projesi olmasa, türkiye devleti sosyalistlere ve kürt hareketine karşı mücadelesinde sürekli bir din motifine ihtiyaç duymasa türklerin bugün bile islam'la ilişkisi zannettiğimiz kadar sıkı olmaz herhalde. tarihsel süreçte adım adım geri gidersek türklerin müslümanlıkta da dini olup imanı olmadığını, bu ülkede islam'a en sıkı tutunanların din değiştirmek zorunda kalmış osmanlı tebaası olduğunu görürüz.

bu toplumun dinselleştirilmesinde 12 eylül bir milat, oradan başlayalım. 12 eylül öncesine gidin, bugün ramazan'da sigara içemeyeceğiniz, birayı bile zar zor alacağınız bingöl, adıyaman, erzurum gibi tutucu anadolu şehirlerinde içkili lokantalar olduğunu göreceksiniz. nasıl oluyor bu? oradan cumhuriyet dönemi fotoğraflarına bakın. kadınların etek boyunun kısalığını görünce şaşıracaksınız. ve o etek boyu zaman geçtikçe uzayacak. ben mesela kara çarşaf içinde ölen babaannemin gençlik fotoğraflarını görünce baya şaşırmıştım. en sonunda en geriye, cumhuriyetin kuruluşuyla osmanlı'nın son yıllarına gelelim. merkezi bir köy yada kasaba olan bir tane tarikat gösteremezsiniz. hepsi de istanbul başta olmak üzere şehir merkezlerinde kurulmuşlardır. osmanlı döneminde kırsal nüfusun türklerden, şehir nüfusunun ise din değiştirmek zorunda kalmış bizans'ın kadim halklarından oluştuğu biliniyor. bu veri bile anadolu'ya türklerin getirdiği islam'a türklerin değil din değiştirmiş yerli halkların iman ettiğini gösteriyor.

resmi tarih işte bu dini olmakla beraber imanı zayıf geçmişi görmezden geliyor, görmezden gelmek zorunda.
2

sevgilinin sevişmek istiyorum demesi

di mi ya di mi ya
yav siz ne kadar entersan insanlarla sevgilisiniz.
ya da ciddi misiniz ?
en doğru soru bu ...
vallahi cidden merak ediyorum, kafalarınız nasıl çalışıyor.
istemek, vermek, almak.
nasıl da büyütmüşsünüz gözünüzde bu durumu. bu bir duygu işidir, bir anda gelişir.
ha istiyorsa da söyler coco cola sırrı değil ayol bu.
sonra da, vay beni neden terk etti, vay gitti o şıllığa baktı.
bakmasın napsın, siz öyle kütük gibi yaşarsanız bu hayatı hangi adam ya da kadın sizi çeker?
hep ne diyoruz, aşkla sevişin bütün dertlerinizin nasılda manasız geldiğini anlayacaksınız.
deneyin, vallahi ölmüyorsunuz, söyleyince de hafif kadın olmuyorsunuz.
2

dinozorların 66 milyon yıl sonra tekrar canlanması

arokh arokh
açılın dinazor uzmani geldi.

pterosaur'lar dinozor değil, aynı dönemde yaşamış ve nesli tükenmiş uçan sürüngenlerdir. dinozor, tanımı itibariyle dört ayağı vücudunun direk altında olan (kertenkele gibi yanlara doğru çıkık durmayan) sürüngenleri kapsayan sınıftır. kuşlar da bu sınıfa dahil olduğu için nesilleri tükenmiş diyemeyiz.

ayrıca bugüne kadar bulunan yumuşak doku örneklerinden (içlerinde t rex uyluk kemiğinden çıkarılmış protein de var), kehribar içinde korunmuş tüy ve kemiklerden dinozor klonlayamayan bilim adamları taşlaşmış yumurta kalıntılarıyla ne yapacak bilmiyorum. zaten içinde korunmuş embriyo bulunan baya yumurta çıkartıldı. yani haber biraz uydurma gibi.
2

bitcoin

azwepsa azwepsa
bu konuyla ilgili olarak bilgi veren arkadaşlar sağolsun sağdan soldan referans linkleri paylaşıyorlar. nedir referans linki? filan site diyor ki; "sen bana yeni müşteri getir, biz de sana bir güzellik yapalım" . bilgi veren arkadaşlar da gönüllü reklamcılar olarak sağda solda filan yerden alıyorum şöyle güzel, böyle ucuz diye yazıp kendileri için üretilmiş referans linkini paylaşıyorlar.

siz linki tıkladığınızda sizin için pek birşey değişmiyor ama site biliyor ki sizi o yazar gönderdi, böylece sizin yaptığınız işlemlerden ona bir kıyak çekiyor. sizin sırtınızdan ekstra bir para kazanılıyor. bence eğer biri, size güzel bir tavsiye veriyorsa ve siz bundan memnun kalıyorsanız bu hizmetin ödüllendirilmesinde sorun yok. ama siz kendi sırtınızdan para kazanılmasını istemiyorsanız linkleri tıklamayın. onun yerine adres çubuğuna adresi yazıp girin. yazarların sizin için ayrıca referanssız bir link oluşturmalarını beklemeyin. buna üşenmeyecek kimse yoktur.
1

ali ismail korkmaz

kendi kendimin efendisyim kendi kendimin efendisyim
benzetme yapmak gibi olmasın ama annem de ali'nin annesi kadar olmasa da yarısı kadar ağlamıştır.
konusu geçince hemen salondan çıkar, odasına gider gene ağlar. bizim ailede öyle bir şey var, birbirimizin yanında pek duygusala bağlamayız ama tanımadığımız hâlde hepimizi bu kadar derinden üzen tek insan ali ismail'dir.

devletin polisinin katil olması, hükümetin katillere çanak tutması, dahası ailenin suçlu hâle gelmesi...
çok rezillik, çok insanlık dışı hadise var bu ölümde.
ölüm her yaşta kötü ama 19 yaşında insan dayak yiye yiye neden ölsün be?
vicdana, insanlığa, ahlaka, dine hiçbir şeye sığmaz.