2017 üniversite kontenjanlarının arttırılması

fekku ragabe fekku ragabe
bu sene üniversite kontenjanlarında 58 binlik artışa gidilmiş.haberlerde ''öğrencileri sevindirecek haber'' diye verilmiş ama bence bu çok iyimser bir yorum.bana göre üniversite bu kadar basit bir kurum olmamalı.zaten malumunuz artık üniversiteli olmak o kadar zor bir şey değil.zaten sırf dışarıdan bakıldığında üniversiteli insan sayımız çok görünsün diye ihtiyaçlar gözardı edilerek kontenjanlar kontrolsüz bir şekilde arttırıldı.artık frene basıp çekidüzen vermemiz gerek.şimdi hepimizin bildiği birkaç örneği irdeleyelim...

mesela eğitim fakülteleri.zamanında kontenjanlar gereğinden fazla şişirildi.puanlar birçok yerde 200 bandına düştü.herkes bilinçsizce doldurdu bu bölümleri ve şuan maalesef 438 bin işşiz öğretmenimiz var.işin komik yanı artık fizikten 2-3 net yapıp kimi üniversitelerde fizik öğretmenliği okuyabiliyorsunuz.zira başka bir örnek de mühendislik fakülteleri.bir ülkenin gelişimi,yerli üretimin arttırılması yetiştirdiği kaliteli mühendislere bağlıdır.maalesef bu fakülteler de aynı akıbete uğradığından hem kalitesizlik hem de işsizlik iyice yaygınlaştı.işin özü şu bizim üniversitelerimiz genellikle vasat düzeyde ve kaynaklar sınırlı.şuanda bile gereğinden fazla öğrenciyle dolu bunlar.dolayısıyla hem yeterli eğitim verilemiyor hem de diplomalı işsizler gittikçe artıyor.

tıp fakültelerinde de durum buna evriliyor.bu sene -geçen sene donduracaz demelerine rağmen- kontenjanlar 1200' den fazla arttırılmış.zaten şuanda maksimum 150-200 kişi kapasiteye sahip birçok tıp fakültesinde 300-400 kişi eğitim alıyor.bu fakültelerde küçük bir labarotuvar malzemesinden tutun kadavraya kadar fiziki koşullarda eksiklik var.üniversite hastaneleri ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor.daha bu yükün altından dahi kalkamıyorken yeni bir yük eklemek saçmalıktır.böyle giderse her taraf reçete ezberleyen altyapısız doktorlarla dolacak gibi. bu tür örnekler çoğaltılabilir.

velhasılı kelam gün geçtikçe üniversitelerden çıkan nitelikli eleman sayısı azalıyor ve diplomalı işsizler ordusu katlanarak artıyor.umarım durum düzelir diyecem ama pek ümitli değilim.ilkokulundan tutun üniversiteye kadar eğitim sistemimiz şapşalca idare ediliyor.
2

recep tayyip erdoğan ın camide fenalaşması

sosyalismet sosyalismet
bu sabah bayram namazı için gittiği mimar sinan camiinde fenalaşan cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan;"şekere bağlı kısa bir rahatsızlık" demiş.
koca cumhurbaşkanı abdestsiz camiye gidip çarpılarak değil ya!..

şaka bir yana ülkenin bir kısım insanı neredeyse bayramı dibine kadar yaşayacaktı.

sakın öyle bir şey akıllarına gelmesin, bir aziz yaratırlar.

instela yazarlarının itirafları

ithinkthereforeiam ithinkthereforeiam
bilmiyorum siz nasıl yapıyorsunuz yada nasıl başarıyorsunuz ayarlı sevmeyi... ben ayarı tutturamıyorum bu noktada... sevince çok seviyorum mesela; dengemi falan kaybediyorum, ayarlarım bozuluyor... çok değer veriyorum.. gecem gündüzüm sevdiğim kişi oluyor... uyumadan önce ve uyandıktan sonra aklımda beliren düşünceler hep tek bir kişi ile kaplı oluyor severken... hayaller kuruyorum, düşlüyorum... konuşamadığım zamanlarda huzurum kaçıyor, hüzün basıyor... ilgi gösteriyor ve ilgi bekliyorum sürekli... yazdığı mesajlardaki karakter sayısı bile önemli bir hal alıyor benim için... bazen saatlerce mesaj gelmiyor, hüzünleniyorum, efkar basıyor; duvarlar üzerime üzerime geliyor... sağ omzumda müslüm gürses oturuyor gibi oluyorum... sanki pamuk prenses ve diğer 6 cüce ölmüş de ben son cüce tek kalmışım, kırmızı başlıklı kız yolda gelirken kurda yem olmuş da ben evde onun getirdiği yemekleri beklemekten cam kenarında açlıktan ölen yaşlı nine gibi hissediyorum...

çocuk gibiyim yani bu konuda...

siz nasıl beceriyorsunuz lan ayarlı sevmeyi?

bakıyorum mesela, baya baya yetişkin takılıyor herkes... hani, adamın sanki sevgilisi değil de karşısındaki 25 yıllık eşi, bıkmışlar birbirlerinden ve 6-7 saat haberleşmeden yada yazışmadan falan durabiliyorlar... nasıl durursun lan seviyorken?!.. ben 3 saat mesaj gelmediği zaman "aha sıkıldı benden, terk ediliyorum" moduna giriyorum, adam sabahtan beri konuşmamış "akşam mesai bitince bir ararım" diyor... yok, 3-4 gün konuşmayın, sonra lazım olursa ararsın!... sevmiyorsan tamam da, sevip de haberleşmemek, haber almamak, görüşmemek, buluşmamak, konuşmamak ne demek ya? özlerim lan ben...

birbirleri ile konuşurken de bunu görüyorum bazı çiftlerde mesela;

- berna tuzu uzatsana
+ uzan al işte, önünde kamil
- bir tuz uzatacaksın alt tarafı, ne kadar uzattın
+ ne kadar tembelsin, önünde işte
- tamam almıyorum
+ ben de uzatmıyorum
- uzatmazsan uzatma
(gerçek diyalog)
ve bu çift ezelden beri böyle... ayrılmıyorlar da... birbirlerine iyi tek bir kelime söylediklerini duymadım, el ele tutuştuklarını görmedim, birlikte bir şey yaptıklarına şahit olmadım... ama 4 yıldır birlikte aynı evde yaşıyorlar; böyle bir çift...

anlaşamıyorsanız ya ayrılın, yada sevgili iseniz iyi davranın la birbirinize; bu ne amk!... karşımda sevdiğim kişi, benden bir şey istemiş, yapabiliyorsam yaparım yani... yapamıyorsam tamam da, bu ne böyle ufacık şeylerde hemen karşılıklı atışmalar ve tartışmalar?!... seven insanlar böyle mi yapar birbirine?!... ben mi yanlış biliyorum "sevme" kavramını?!... böyle olur mu lan?!...

daha fenaları var ama.. sevmeyi ve sevilmeyi umursamayan gördü bu gözler... bak birebir yaşadığım bir olay;
sevmeden ilişki yaşayanlar bir yana dursun, sevmeden ve sevilmeyi iplemeden evlenen birini tanıdım ben...
kız evlenmek üzere, artık günler kalmış... soruyorum nasıl tanıştıklarını, "bilmiyorum yaa, evlencekmişiz işte" diyor... "görücü usulü mü?" diyorum, "yok yaa, öyle gördük birbimizi, iki üç kez buluştuk" falan diyor... "seviyor musun?" diyorum, "yok yaa, olmasa da olur" diyor, "o seviyor mu?" diyorum, "bilmem, hiç söylemedi" diyor... lan evlenmesene sevmiyorsan!.. ne yapıyorsun manyak?!.. insan böyle bir kararı öylesine alır mı?!... bir şey diyemedim tabii, evlendiler öyle... bi insan hayatından nasıl bıkabilir de sevmeyi ve sevilmeyi umursamaz ya?!...neden hayatını boş verir ki bir insan?!.. hem de böyle bir konuda...

bilmiyorum belki benimki çok çocukça... belki de sizinki fazla yetişkince... belki de ben yanlış yapıyorum...
ama yok lan, siz yanlışsınız bence...
sevince özlerim ben... göremesem de sesini duymak isterim en azından... değer veririm, değer görmek isterim... anlamak ve anlaşılmak isterim... öylesine olsun istemem hiçbir şeyi... sevmek isterim delice ve çocukça, sevilmek ve sevildiğimi görmek, duymak, anlamak isterim...

benimki çocukça belki ama yetişkince sevmek sizinki gibiyse ben reddediyorum; büyümüyorum lan ben!..

boktan bir hayatın beklediği gerçeği

kıskanmak kıskanmak
bir türlü kabullenilmeyen gerçek.

ben kişisel gelişim kitapları zirvaliklarina inanmam,basarili insanların hikayelerini abartılı bulurum.varsa da büyük başarılar bunlar sadece şanstır.şöyle bi bakıyorum hayatıma,lan daha gelecek yok.üniversiteden mezun olali 2 sene oldu,bölümle alakasız işler yapıyorum.sırf günü kurtarmak için çalışıyorum.piyasada iş yok,temizlik işçiliği bile torpil istiyor. iş begenmemezlik yapan biri değilim ama iş yok.internetten gündelik işlerden falan geciniyorum,2-3 gündelik iş yaptığım oluyor.devamlı iş bulamadım.hadi bunu da geçtim,ülkedeki siyasi gelişmeler yüzünden huzursuzluk hakim.öyle ki bu toplumun bütün hücrelerine sirayet etmiş.bir şekilde direnmeye çalışıyorum,uç beş elimize bir şey geçiyor ama ne gelecek var ne aşk ne huzur.resmen kaybedenler kulübünde ebedi başkanlık yapıyorum.simdi kalkıp gelecek hakkında konuşmak biraz mucrimlik olur ama simdi beni bekleyen hayatin iyi olacağını düşünen var mı? siki tutmuşuz beyler

edit: tıp ve birkaç mühendislik dışında iş garantisi bölüm yok şu anda.birsuru muhendis arkadaş issiz.piyasada iş yok.o yüzden iş begenmiyorsunuz diyenler bi siktirsin gitsin

ak parti döneminde normalleşen şeyler

mavi kitap mavi kitap
ensest, çocuk cinayeti/tecavüzü/evlenmesi, hırsızlık, insan öldürme, utanmazlık/pişkinlik, taciz, laf atma, kadın cinayeti, kadına şiddet, asker zehirlenmesi, her şehirde patlayan bombalar, 4 liraya varan euro, şehitler, devletin temel ilkelerine ve cumhuriyete düşmanlık, tüm farklılıklara nefret ve saygısızlık, yolsuzluk, yabancı düşmanlığı, torpil/hile/ihaleye fesat, tehdit, terör örgütü destekçiliği ve açıkça beyanı, hukuksuzluk, enflasyon, genel yozlaşma, eğitimsizlik, üretim olmadan aşırı tüketim, vasıfsızlık, betonlaşma, dış dünyada sıfır itibar, sansür, korku

kadınlar ne ister

fark ettim fark ettim
kadına sorsanız çok şey ister; ama kadını sevseniz bir tek onun yanında olmanızı ister.

"... o kadar nem kokusu vardı ki evde. misafir geleceği zaman patates kızartırdık, kızartma kokusu rutubet kokusunu bastırsın diye. ama biz mutluyduk, bugün yine gider otururum, kemal'in olması şartıyla tabii..." gül sunal. ( kemal sunal'ın eşi )

"... geceleri birbirimize şiirler okurduk (...) okuduğumuz şiirleri kaydederdik... bir gün kaydettiğimiz şiirleri dinlemek istedik (...) kayıtta tek bir ses dahi yoktu, bütün gece birbirimize bakmışız... beraber büyüdük..." rahşan ecevit ( bülent ecevit'in eşi ) (not: yıllar önce bir röportajında okumuştum, gazetedeki röportajı bir arkadaşımın müze yapma hayali için verdim; hatırımda kaldığı kadarıyla yazdım)

çevremde gördüğüm eş, dost, akraba da dahil bir ev içinde mutlu olan ne kadar aile varsa (zengin, maddi sıkıntılar yaşayan, eğitimli, küçük yaşta hayata atılmak zorunda kalmış maddi manevi farklı olan aileler) kadınların eşleriyle ilgili yegane düşüncesi "bu dünyaya bir daha gelsem yine onunla olurdum"

sözlük yazarlarının okuduğu ilk kitap

sorun değil hayattayım sorun değil hayattayım
(bkz: simyacı )

7 yaşında okumayı çok çok öncelerde sökmüş zaten okula da erken başlamış ve oldum olası ailesinden yeteri kadar sevgi nasibi alamamış hep işi gücü olan ebeveynlere sahip bir çocuktum. evde bolca yalnız kalır sürekli bir şeyler kurcalamaya bayılırdım. bir gün annemin makyaj malzemeleri cazip gelmeyince annemin kocaman kütüphanesine merak saldım. en incesini seçtim ve yaklaşık bir haftada ailem evde yokken -annem kütüphanesinin karıştırılmasından nefret eder- yavaş yavaş okudum. bitirdiğimde çok aydınladığımı söyleyemem sadece başladığım şeyleri yarım bırakmayı sevmediğimden bitirmiştim. derken her senr tekrar okudum tekrar okudum. her yeni yaşıma girdiğimde bir daha okudum. her yaşıma yeni şeyler kattı.

ve ben ölene kadar da başucumda kalmaya devam edecek.
4

celal şengör

alexander gray alexander gray
caner taslaman'ı adam yerine koymayarak kalitesini perçinlemiş hoca.
bazen ciddiye almamak en iyisidir. eğer caner taslaman'ı canlı yayında rezil etseydi bile
onunla o dalaşmaya girdiği için gözden düşecekti lakin isminin hakkını verdi.
çünkü bazen kibir, cehaletin önündeki tek duvardır.

neden gerçek bir kriz olmuyor

messias messias
sanırım ülkedeki özellikle muhalif kesimin farkında olmadan en çok merak ettiği sorulardan biri. özellikle 15 temmuz dan sonra ben de bu konuya çok fazla kafa yordum.

bi kaç farklı değerlendirme yapsam da sanırım en önemlisi alım gücü körlüğüdür.

tarih geniş kapsamlı incelendiğinde ilgili çağda toplumun en geniş kitlesini oluşturan kesimin desteklemediği hiç bir isyan başarılı olamamıştır.

türkiyede şuan için yoksulluk sınırı üzerinde ancak zenginde adledemeyeceğimiz çok geniş bir kitle yaşamaktadır. bu kitle bir çok toplumsal ve kültürel farkları içinde barındırsa da aslında aynı sorundan müzdariptir. hepsinin aslında bir aylık maaşından fazla borçları mevcuttur. ancak bu borçlar ay bazında değerlendirildiği için ödenebilir görülmektedir.

borçlanarak yapılan her harcama yeni borçlanmaları doğuru ki zaten onlar da yeni borçlanmaları doğuracaktır. ancak buradaki asıl mesele hala harcanabilir kredinin mevcudiyetidir. kredi azalsa da mevcuttur. olmayan para ile yapılan her ödeme kredinin miktarını arttıracaktır. yaşanması muhtemel her ay ekstra bir kredidir.

bu kesim bu ekstra harcamalardan doğan borçların altında ezilse de lüks tüketime rahat ulaşabildiği ve yoksunluk çekmekten uzak hayat sürebildiği için isyandan uzaktır. çünkü lüks sayesinde isyanla kaybedecekleri artmıştır.

özellikle gezi direnişi sırasında bu kitlenin çocukları isyana sevk edildiyse de neticede küçük bir azınlığı ayrı tutarsak ailerinden gerekli desteği sadece bu sebeple bulamamışlardır. direnişin ateşi her akşam eve gittiklerinde biraz daha sönmüştür. bu kitle ne kadar sinirli olsa da sadece tencere ve tava çalarak pasif agresife yakın bir tepkiden ötesini koymamıştır. içten içe helal olsun çocuklara deseler de ileri doğru adım atmaktan mevcut seviyelerini kaybetmekten korktukları için çekinmişlerdir.

yine 15 temmuz darbesinin en eksik yanlarından biri de toplumun özellikle bu kesiminden hiç bir destek bulamamış olmasıdır. çünkü her ne kadar toplum düzensizliğin farkında olsa da bu orta sınıf darbe sonrası daha kötü bir noktaya sürükleneceğini açıkça bilmektedir.

bu insanlar öyle bir sınırda yaşamaktadır ki bir alt kademe fakirliktir. korkuda buradan doğar. çok zengini ya da fakiri fakirlikle korkutamazsınız ancak bu kitle bu sınırın altına geçmesine sebep olacak hiç bir adımı atmaz. hele bir de kendince belirli bir lükse ulaşması bu kadar kolayken.

konuyu dağıtmadan söylenmesi gereken şuan için türkiye'de orta direk tabir edilen kitlenin genişliği sessizliğin en büyük teminatıdır. ondandır ki bu ülkede en büyük yatırımlar orta direğin gözünü boyamak için yapılır. o yüzden yol yaptılar önemlidir, refüj çalışmaları bitmez, avm inşaatları durmaz, reklamla kredi verme işi bitmez.

bu anlatılanlardan türkiye'de gelir adil paylaşılıyor gibi bir anlam çıkabilir ama malesef öyle değildir. bu çok başka bir konu olmakla birlikte mevcut sistemde adil gelir paylaşımı eşit paylaşım demek değildir.

kısacası sevgili dostlar toplumun en geniş kitlesini memnun edemeseniz dahi onlara mevcut durumun ortadan kalkmasıyla kaybedecekleri çok şeyler olduğu ilizyonunu yaratırsanız krizlerin önüne geçersiniz. ekonomik krizleri ise toplumunuzdaki ufak çalkalanmalar engeller. zira devletler için en kolayı bu ufak çalkantıları bastırarak global ekonomi devlerine ben sağlamım demektir. bu da parayı ülkenizde tutar.

formül şudur; alım gücü körlüğü yarat, küçük tepkileri bastırarak gövde gösterisi yap, parayı tut, krizi engelle.

not: kredi sebebiyle bir çok sorunlar yaşandığını biliyorum elbette ancak bu sadece benim bahsettiğim alım gücü körlüğünün ne boyutlarda olduğu gerçeğini destekler.

saygılar...