stranger than fiction

1 /
talen talen
hakkında bu kadar az girinin olmasına çok şaşırdığım film. ancak en çok beğendiğim yanı ise filmin sonu. (dikkat spoiler kokar) filmin sonuna yaklaşınca profesör hilbert, harold'a şöyle der: "ölmelisin çünkü bu onun başyapıtı olacak" film de tam böyle bir başyapıt edasıyla ilerlerken karen eiffel dayanamayarak sonu değiştirir. böylece profesör hilbert'in gözünde sadece "ok" olur. filmin sonunda da bunu hissedersiniz. gayet güzel izledikten sonra böyle bir finalin yakışmadığını düşünürsünüz. ama zaten film de "ok" bitmelidir...
togisama togisama
--spoiler--

en sonunda karen eiffel şöyle der:

"because it's a book about a man who doesn't know he's about to die and then dies. but if the man does know he's going to die and dies anyway dies willingly, knowing he could stop it, then i mean, isn't that the type of man you want to keep alive?"

son derece yerinde bir tespit yapmıştır.

--spoiler--

film her şeyiyle vasatın üzerinde. yalnız bir de en sonda bize öğüt veren, ana fikri anlatan dış ses olmasa. bırak güzelim ben zaten anlayacağımı anladım. sonra amerikalılar salak deyince kızarlar bir de...
madbrother madbrother
sıradanlaşmanın sıradanlaşması konusunda gayet güzel dokundurmalar yapan bir film olmuştur. harold crick'in muazzam bir matematik bilgisine sahip olması, yaptığı bütün işlerin kusursuz bir düzen içerisinde olması, kurallara kelimesi kelimesine uyması, sadece bir tane arkadaşının olması, evinde zevk unsuru olarak belirgin bir tarzın bulunmayışı ve dahi kesin çizgiler ile donatılmış bir modernizmin film boyunca izleyicinin yüzüne vurulması, açık olarak ortaya koymaktadır ki makinalaşan insan tasvirini gayet iyi bir şekilde yapmıştır.

"insanı insan yapan değerler nelerdir?" sorusunun cevabı bu filmde bulunamayacak elbette, fakat modern insanın toplumla daha çok iç içe olurken, aynı zamanda asosyalleşmesi, üstüne yaşama amacını yitirmesi hepimizin artık tecrübe etmeye başladığı bir durumdur, teknolojinin alıp başını yürümesi ile de orantılı olarak, "kendi kendine yaşayan" bir insan figürü blinçaltlarımıza bu yollar ile de eklemleştirilmiştir.
harold crick'in geçirdiği "rutinler" içinde dolanan hayatın bir "saate" bağlı olması yine sistemin bireyler üzerine yoğunlaştırdığı "mekanikleşme" durumunu yansıtmaktadır. harold, nefes almaktadır, yemek yemektedir, dişlerini fırçalamakta, arkadaşlarının salakça sorunlarını cevaplamaktadır, fakat harold yaşamamaktadır. hissetmemektedir.
bir insan hissetmez ise nasıl yaşayabilir?
film, bir yazarın romanı ile yaşayan bir kişi arasında kurulan doğaüstü ilişki ile, kader ve alınyazısı tartışmalarına büyük ölçülerde temas etmektedir. bir yazarın yazdıklarına bağlı olan harold'ın yaşamı, aynı "kader" kavramının önümüze sunulan yanlış çizgisine cevap niteliğindedir.
sanırım bu filmde öğretilmeye çalışılan tek şey, zincirlerimizi kırmanın bizim elimizde olduğu düşüncesidir. arkadaşı bile olmayan birinin güzel bir kız arkadaşa sahip olması, kendini mutlu etmek için yapacağı bir kaç şeye bağlıdır.

son söz olarak sanırım buraya şu alıntıyı yapmak yerinde olacaktır:
"düşüncenin, isteğin ve iradenin olmadığı yerde özgürlük olmaz; fakat özgürlüğün olmadığı yerde düşünce, istek ve irade sözkonusu edilebilir."

john locke
pinkegoboxx pinkegoboxx
chuck palahniuk un 2003 yılında yazdığı; people together, portraits, personel adlı üç bölümden oluşan kitabı. insanlara dair gerçek öyküler anlatıldığı söylenmektedir. chcuk palahniuk un diğer eserleri gibi ayrıntı yayınları nın çeviri listesinde yer almakta ve ülkemizde de satışa sunulması heyecanla beklenmektedir. son çıkan kitabı nın lullaby - ninni olduğu düşünülürse, bu tarihin çok uzak olmadığı sonucuna varılabilinir.
los lunes al sol los lunes al sol
maggie gyllenhaal a aşık olma olasılığınız oldukça yüksek.bunu söylemekte fayda var.film boyunca suratındaki hüzünlü ifadeyi büyük bir başarıyla korumuş will ferrell, yazdığı romanı bir türlü bitiremeyen depresif haliyle emma thompson, kaçık bir edebiyat profesörü ve aynı zamanda üniversite havuzunda cankurtaranlık yapan dustin hoffman gerçekten mükemmel iş çıkarmışlar.
yönetmen marc forster da değişik ve absürd bir dünya sunarken bizlere oldukça başarılı. buna yakın şeyleri yapan başka çılgın bir adam için

(bkz: charlie kaufman)
hidrolaz hidrolaz
şaşırtıcı senaryosu ve kurgusuyla sizi hemen kendine bağlayan ve hayran bırakan filmdir. yazar - karakter etkileşimini bu şekilde anlatan birçok film bulunmasına rağmen, bu durum filmi izlerken hiç canınızı sıkmıyor. emma thompson'un ve will ferrell'in oyunculuğu ise göz dolduruyor.

ayrıca gitar sahnesi bir başka güzelliktedir.
fingerbang fingerbang
yer yer emma thompson'ın yer yer dustin hoffman'ın hafif deli yazar ve profesör rollerine ve maggie gyllenhaal'ın asi güzel tadındaki duruşuna hasta olduğum şahane film.

herkeste çıplakayak bir salınma, güzel döşenmiş evler, tutarlı bir kalabalık ve düzgün bir şehir, romantik detaylar... son zamanlarda izlediğim en yazma isteği getiren filmdi. kesinlikle detayları için tekrar izlenmeli.
malpolitikası malpolitikası
!!!yer yer spoiler çıkabilir!!!

bugün tekrar farkettim ben bu filmi çok seviyorum. sevilmeyecek gibi de değil hani. bir kere dram anlatırken gülümsetmeyi başarıyor, bu çok önemli, ki tragedyadan komedyaya geçtiğini kendisi de yineliyor muhtelif yerlerde. anlatım tarzından oyunculara, her şey mükemmel. sonunu "çok banal" bulanlar nasıl bir halet-i ruhiye içindeyken izlediler bu filmi, cidden merak ediyorum. film zaten olası bir yaşamı anlatmıyor, kurgudan daha öte, hatta adından da anlaşılacağı üzere daha garip bir film. bu filmi izleyen bir insanın ana'nın (maggie gyllenhaal) harold'sız (will ferrell) kalmasına nasıl yüreği dayanır, anlamıyorum (çok sinirlendim). şayet dramatik bir son istiyorsanız gidin seven pounds'ı izleyin. bak hem orada da denzel abi maliye müfettişi gibi gelip, hatuna aşık oluyor. sonrası hüsranla biten bir film. ama bu filmden böyle bir son beklemeyin, üzülürüm.

unutmadan ekleyelim; en kıça kelebek kaçmış hissiyatı uyandıran film sahnesi diye bir anket açılsa şu sözlükte, ilk sıraya yes man'de jim carrey ve zooey deschanel'in samanlıkta birbirlerine sarılışlarını koyarım; ikinci sıraya da hiç düşünmeden bu filmdeki will ferrell'ın gitar eşliğinde söylediği whole wide world ve akabindeki 30 saniyeyi koyarım. ne güzel şeydi öyle... durun hatta linkini koyalım:




velhasılıkelam; güzel film. izlenmeli.
1 /