süleymaniye

lenineli lenineli
beyazıt'ın arka bahçesi. kitap okumak için benzersirz meskûnlardan. herhangi bir yerinde önemsiz bir şey konuşulmamıştır bugüne değin. okunur, sigara içilir, huzurun hafifliğine nail olunur. beyazıt'tan kötü bir rüzgâr yellenir; kaçılır, kaçmak en çok burada anlamlı, güzel. sokak sokak, kaldırım kaldırım, sote sote, topuk topuk; bilinir.

ne kadar birbirine düşürülmeye(!) çalışılsa da beyazıt ve süleymaniye; ne beyazıt bizim ne süleymaniye onların. süleymaniye hepimizin. beyazıt'ta 'imge camii' var.

hakikaten muazzam bir yer. anlatamıyorum.

geçen ay, bir yürüyüş ve geçmişteki muhitlerimi ziyaret etmek adına sürüdüm ayaklarımı.

cihangir'den kabataş'a inip, tophane'yi geçerek eminönü'ne karaköy'den köprü üzerinden geçtim. köprü yapmışlar oraya. bu çok iyi olmuş. bu kısma gelesiye kadar iki kez iki ayrı insanla çok feci bakıştık. ses etmedim.

sonra yeni cami'nin bitmeyen restorasyonu ve gecelikleriyle bile güzel hali. mısır çarşısı kapalı, yanından sıyrılıyorum. pazar olmasına rağmen eminönü ve civarı istanbul'un en yoğun yeri olduğunu yine tanıtlıyordu. tahtakale'nin yılankavi ve ürkünç sokakları. üstelik buraları gece de bilirim ben. bilmez miyim... insanın ölesi gelir geceleri buralarda. unutmamışım. ezbere yokuşlar sarıyorum. hacı kıyafeti satan dükkânlar, züccaciyeler, çantacılar, falanlar filanlar hep aynı.

ulaşılabilecek en kestirme yerden varıyorum nihayetinde süleymaniye'ye. öncel hedefim; bu zamana değin gelip gördüğüm en güzel çay bahçesi lalezâr. gidiyorum. masa falan yok. kışmış. yine de duruyorum orada. düşünüyorum... çok feci düşünüyorum. yalansız. kandırmacasız. lalezâr; "her aşk tesadüftür" diyendin sen. ah.

buradan caminin içine giriyorum. oturuyorum. kalkıyorum. taşlara dokunuyorum. çocukluğum geliyor aklıma. kiliseler diyorum, "kiliseler niye daha somurtuk?" turistler falan var, güzel kız yoktu aralarında. olanları da güleç değil. ne varsa yine bizim kadınlarda. mimar sinan'la konuşuyorum. "padişahların adı unutuldu, seninki unutulmadı behey koca adam" gibi şeyler söylüyorum. "doğrudur" diyor. "doğru" diyorum. caminin bir köşesine yahya kemal şehsuvar'ın "süleymaniye'de bayram sabahı" adlı şiirini asmışlar. iyi olmuş tabi. imamın yanına varıp; "aferin" diyorum. imam "olmalıydı" diyor, "olmalı" diyorum.

yanımda bir tutam huzur, esas mekân beyazıt'a doğru yollanıyorum. meydanım, meydanımız! güzel anılar, kötü anılar... acı. dingin. anlatmak olmayacak şimdi. eczacılık fakültesi'nin önünde geçerken duruyorum. bir çocuk var kapının yanı başında, kaldırımda başı ellerinin arasında. beklediği de yok kimseyi belli. niyesi değil de, o hâli buralarda çocuk olmanın merağını yaşatıyor bana. ona diyorum: "çocuk, burada 30 sene önce öğrencilerin üzerine bomba atıldı biliyor musun?" "n'oldu ağabey sonra?" "elleri ellerinde kaldı, biz de yetim kaldık" diyorum, yürüyoruz kapının önüne. yürüyoruz... çocuk, bir gün...

çınaraltı'nın oradaki çay bahçesi de kapalı. sahaflar daha da "sahaf" olmaktan uzaklaşmışlar ancak yine de koku bildiğimiz koku. güzel. amca ve kedileri yoktu niyeyse. neyse.

çorlulu ali paşa medresesi'nde oturuyorum. bu çok fena, biliyorum. ah kaç masum beklemenin dumanını çektim ben burada. kaç kanlı nargileler içtim. nargile içenleri izliyorum. ben içmiyorum, ziyan olmasın.

ve muhakkak 61b beyazıt-taksim otobüsüne binmeliyim. bayazıt - taksim...

süleymaniye hepimizin.
ugokhan ugokhan
antalya akseki'ye bağlı bir belde. beldenin tarihi çok eskilere dayandırılır. hatta eski ismi olan "simyan" kelimesinin simon sözcüğünden geldiğine dair bir söylenti de mevcuttur. 2000 yılındaki nüfus sayımında belediyelik olmuştur. köyde eskisi gibi çiftçilik ve hayvancılık kalmamış olup genç nüfusu başta istanbul olmak üzere büyük şehirlere göç etmiştir. hadım ve herse yaylaları mevcuttur.
dakota dakota
istanbul üniversitesi yabancı diller bölümü burada yer almaktadır. fen fakültesinden çıkıp ulaşım bir nebze kısaltılsa da derse gitmeye üşendirecek kadar sevimsiz bir yolu vardır.
yapalım onu olric yapalım onu olric
büyük mimar sinan’ın istanbul’u olarak adlandırılabilecek tarihi semt. yenileme projeleri kapsamında düşünüldüğünde tarlabaşı ve sulukule’ye nazaran çalışmaların çok daha insan ve tarih odaklı olarak sürdürüldüğü söylenebilinen; camisi, medresesi, külliyesi bir yana, ahşap evleriyle de insanı istanbul’da yaşadığını hissettirebilen bir yerleşim.
bona fide bona fide
7.2 şiddetinde depremle sarsılan ırak şehridir. tee buralardan hissedildi deprem. umarım can kaybı olmamıştır. allah yardımcıları olsun.