sungur savran

badanaadanadanaana badanaadanadanaana
haydi bismillah. şimdi efendim öncelikle sungur savran bence türkiye'de marksist kurama, marksist tarih anlayışına, 20. yüzyıldaki sosyalizm denemelerine tartışmasız en çok hakim olan insandır. kod adı küreselleşme kitabı günümüz dünyasına yön veren politik gelişmeleri anlamak için bulunmaz nimettir. türkiye'deki siyasi değişimleri ve türkiye cumhuriyeti ve osmanlı arasındaki geçişi müthiş bir şekilde sergileyen türkiye de sınıf mücadeleleri ise alanında yine bana kalırsa rakiplerine on basma özelliğine sahiptir. bu iş böyle.

gelelim sungur'a yapılan eleştirilere. marksizmi tersinden anlamak elbette herkesin hakkı. buna itirazım olamaz. ama tersten anladığı marksizm anlayışına sungur'un uymayışı birilerini geriyorsa tabii ki burda sungur'u savunmak da marksistlere düşüyor. elbette yazacaklarım sungur'un doğrudan düşünceleri olmadığı için bundan da sakın ha sungur'u sorumlu tutmayınız. marx'a ait olmayan sözleri ve düşünceleri ona atfetmeyiniz ki eleştiriniz çamur atma seviyesinden ileri gitsin.

neymiş efendim "burjuvazi tek bir sınıfmış ve bunun çıkarı proletaryayla çatışır." mış. bu ne şimdi yahu. aksini iddia eden zaten yok da marksizmi niye karikatürize ediyorsunuz arkadaşım. elbette marksizm sizin beyninizdeki dandik karitkatürlere uymayacaktır. marx'ın kapital'in üçüncü cildinde incelediği rekabet ne anlama gelir? marx'ın fransa'da sınıf savaşımları ya da louis bonaparte'in on sekiz brumaire'i kitabında burjuvazinin belli katmanlarının birbirini yemesi marksizmle çelişiyor muymuş acaba? lenin'in emperyalizmi ne demektir? acaba emperyalist olan ülke burjuvazisi ile emperyalist olmayanın arasındaki yapılan ayrım marksizme aykırı mı? ya sungur'un ta 1990'ların başında yazdığı türkiye'de sınıf mücadeleleri adlı kitapta uzun uzadıya sınıf savaşımlarının emek-sermaye çelişkisinden ibaret olmadığını, aynı sınıfın içindeki bölünmelerin de sınıf savaşımı olduğunu uzun uzadıya açıklaması. elbette birilerinin kafasında marksizm bu olabilir. bunda bir şey yok. kendine marksist diyen birtakım zevatlarda da bu olduğu için mazur görülebilir elbette bu durum. ancak lütfen anlamadığınız işler hakkında uzun uzadıya ahkam kesmeyin arkadaşım rica ediyorum.

laikçiler islamcılar olayına gelelim. dün de ümit boyner'in üstü kapalı ergenekon savunusu yaptığını daha önce başbakanımızın tüsiad'ı bertaraf etmekle tehdit ettiğini, bülent arınç'ın müsiad'ı kendimize daha yakın buluyoruz demesini biliyoruz. isteyen açar bakar. peki sungur'un da başkanlığını yaptığı devrimci işçi partisi olayları nasıl analiz etmiştir? tam da bu çatışmanın ülkenin iki büyük sermaye fraksiyonu olan tüsiad ile müsiad'ın çatışması olmasıyla. isteyen müsiad'ın isteyen tüsiad'ın projelerine göz atar. chp'nin bugün dediklerinin nasıl tüsiad'ın istekleriyle uyuştuğunu, müsiad'ın planlarının nasıl akp ile çakıştığını görür. yani devlette hangi sermayenin ajanları olacak, hangi pazar kimin olacak, devlet ihalelerinde hangi kanada daha çok öncelik vermek zorunda kalacak, avrupa birliği stratejik bir hedef olmaktan çıkacak mı, müsiad ilk 500 şirket içine 80 değil de 200 tane şirket sokabilecek mi, abd ile işbirliği ne düzeyde olacak? temel parametreler bunlar. en azından sungur'un yazılarındakiler. başkalarının sözleri başkalarına.

bütün bunların yanında elbette bir marksist için emek-sermaye çatışması kapitalizmde en belirleyici olan çatışmadır. bu ne demek peki? bu şu demek: yani mısır'da veya tunus'ta işçi sınıfı eliyle verilen devrimci bir mücadele söz konusuysa o zaman burjuvazinin iç çatışmaları bir süre ertelenir, kamplar açıkça görülür. ya da 1980 darbesi öncesi olduğu gibi işçi sınıfı şaha kalkmış durumdaysa burjuvazinin önceliği kendi rakiplerine parmak atmaktan önce mülkiyetini korumaya çalışmak olacaktır. burjuvazinin salak bir sınıf olduğu marksizmin hiçbir yerinde yazılı değil. işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki çatışma politik yaşamı baştan sona belirleyecek seviyedeyse burjuvazi de politik ve ekonomik yönelimini bir hakim sınıf olarak ona göre ayarlar. yerine göre parlamentonun feshi pahasına işçi sınıfının kafasına sopayı indirmek ister. yani bu şu demek: müsiad ile tüsiad arasında verilen devasa politik savaş işçi sınıfının ben de burdayım demesinden sonra ikinci plana inmek zorundadır. dahası zamanla tüsiad ile müsiad belli biçimlerde ateşkes de edebilir. işçi sınıfına karşı burjuvazi silahlarını sonuna kadar kullanmak durumundadır ama burjuvazinin iki kanadı arasındaki mücadele aynı zorunluluğu asla içermez.

neyse evvela hasımlarımızın ne dediğine bakmak önemli. adam sana iki tane rasgele ideolojik yönelimli insanlar savaşıyor demiyor ki. uzun süredir tüsiad diyor müsiad ve tuskon diyor. bunların adını a veya b koymak sadece birinin diğerinden nerede ayrıldığını belirtmek için söyleniyor. burdaki ayrım da tüsiad ile müsiad'ın eşitsiz gelişmlerinde anlamını buluyor. yani birinin avrupa'yla ilişkilerinin devasa boyutta oluşu, ab'nin tüsiad için stratejik bir hedef oluşu, diğerinin başka pazarlara mecbur kalması, başka örgütlenme biçimleri üzerinden gelişimi gibi. velhasıl, marksizm iyidir. sungur da oldukça büyük bir marksisttir.

ayrıca devrimci marksizm dergisinin 12. yani son sayısı tam da bu konuyu ele alıyor. çok merak eden baksın. sungur ne diyor dip ne diyor, orda var.
bu başlıktaki 26 giriyi daha gör