sungur savran

1 /
mayakovski mayakovski
sungur savran 1946'da ankara'da doğdu. üniversitede siyasal bilim eğitimi gördü, yüksek lisansını abd'de, doktorasını iktisat dalında tamamladı. istanbul üniversitesi iktisat fakültesi'nde on yıl boyunca asistanlık ve öğretim üyeliği yaptı. 1983 yılında yök'ü protesto ederek görevinden istifa etti. 80'li yıllarda yapıt dergisinin yazı kurulunda bulundu, onbirinci tez dergisinin kurucuları arasındaydı. 90'lı yılların başında patronsuz generalsiz bürokratsız sosyalizm gazetesinin yayın kurulunda yer aldı. şu an praksis dergisi yazı kurulu üyesi, devrimci marksizm ve işçi mücadelesi yazarıdır. ayrıca birçok çevirisi vardır.

kitapları:
türkiye de sınıf mücadeleleri
`avrasya savaşları: körfez'den afganistan'a yeni dünya düzeninin kuruluşu`
sürekli kriz politikaları
neoliberalizmin tahribatı
lenin i yakmalı mı
baschar baschar
iki hafta önce radikal 2'nin manşetinde yer alan "marksizmle tartışma çağrısı" ile radikal 2'nin sol-sosyalist liberal yazarlarına (ahmet insel, baskın oran, `fuat keyman) yönelik, akp'yi üstü kapalı da olsa savundunuz, ulusalcılarla uğraşdınız ki bu çok kolay bir uğraştı şimdi sizi marksizmle tartışmaya çağırıyorum, minvalinde çağrıda bulunmuştu. (bkz: marksizmle tartışma çağrısı - #radikal2 1 mayıs 2008 olayları akp'nin işçi sınıfı düşmanı yüzünü, kimsenin görmezlikten gelemeyeceği şekilde açık biçimde ortaya koydu. ama sadece bu kadar... radikal )

bu haftaki radikal 2'de ismi geçen üç yazardan sadece baskın oran cevap niteliğinde bir şeyler yazmış. (bkz: akp"ye mahkum edenler utansın - #radikal2 marksizm'in sınıfsal ve diyalektik yaklaşımı benim temel dünya görüşüm. ama, aynen 1930'lara kazık kakmış kemalistler gibi kimi marksistler de 1970... radikal ) pek de doyurucu olmamış aslında. hele bu iki ismin (savran ve oran) seçimlerde istanbul ikinci bölgede birbirlerine rakip oldukları ve gene birbirlerini baltaladıkları iddiaları hala sıcaklığını korumakta iken daha çetin bir tartışma beklemekteydim.
oran haricinde bu konuya cevap niteliğinde yazılan diğer yazılar için (bkz: sol tartışma, sol düşünce - #radikal2 haber: mahmut mutman / arşivi sungur savran'a göre son 1 mayıs olayı gösterdi ki, akp demokrasi yanlısı değil aslında 12 eylülcü bir düzen partisid... radikal )
(bkz: solun cehalet peçesi ile imtihanı! - #radikal2 radikal i̇ki'de süren "marksizm ile tartışma", türkiye'de yıllardır açlığı çekilen "sol içi" polemik yazıların üretilmesinin bir başlangıcı olacak ... radikal )

sungur savran'ın çağrısı üzerine yazılan yazılara cevap niteliğindeki yazısı için (bkz: solun çıpası sınıf mücadelesidir - #radikal2 düş kırıklığı! eski kuşakların gayet yakından tanıdığı onbirinci tez dergisinin ilk sayısından başlayarak 23 yıldır sol liberalizmi felsefi, metodo... radikal )
earendill earendill
radikal 2 başgardiyanıdır. "burası marxizm, burdan çıkış yok", "bu aleme bir giren bir daha çıkamaz" tipinde yazılar yazıp liberal solcuları soldan sapmakla suçlar. bu eğilim bir ideolojiyi iyi anlamış zeki insanlarda görülür, muhtemelen sungur savran da öyle birisi marxizm açısından. bu yüzden kendisi zihninde olaylara marxist açıklamalar getirebildiği ölçüde diğer solcuları tutarlılık sopasıyla dövme cesareti bulur kendinde, çünkü onları eklektik görür ve "yok öyle kaçmaca" mantığıyla yaklaşır. onun gibi gardiyanlar yüzünden bu ülkenin solu, devleti ve türkiyedeki yanlış insanları değil birbirini hizaya getirmeye çalışan gerizekalı bir cemaate (bireyler hariç) dönüştü. türk solunun bu ortodoksi gardiyanlığı meselesini de bir çok başka girimde yazmıştım diye hatırlıyorum, samimi düşüncem odur ki türk solu ancak sungur savrandan ve gibilerinden kurtulunca adam olacaktır (o da bir ihtimal)

edit: sakın kimse bana tiksinç mesajlar atıp sungur savran'ın marxizm anlayışını yanlış anladığımı falan söylemesin. ne marxistim ne sosyalist, hiç biriyle ilgim yok, ideallerinizi de paylaşmıyorum. sözkonusu olan tipik bir gardiyanlık refleksidir, ideoloji değil. marxist ideoloji zaten saçmalık, ona hiç girmiyorum.

sonradan gelen edit: bazen sol framede bir başlığı görünce sadece "aha beklediğim başlık" diyor ve öncesinde kim yazmış, kim yazmamışa bakmıyorum. bu başlık da onlardan biriydi ve gardiyan sungur'dan bıkkın bir radikal 2 okuru olarak klavyeme davrandım ve okumadan yazdım. üstüne alınanlar boş yere alınıyorlar.

daha da sonradan gelen edit: sungur savran gerçeklik değil ama sol adına doğru yerde. halihazırda solcuların ondan ve zihniyetinden uzaklaşmasını da zaten bu yüzden iyi bi gelişme olarak algılıyorum. ben zaten uzak olduğumdan önce solcu, yani sungur savran gibi olup sonra da ondan uzaklaşmama gerek yok bittabi. ülkedeki beyin israfına yanıyorum, başka bi şey değil.
demokles demokles
türkiye devrimci hareketinin her kademesinde emeği bulunan, ciddi bir entellektüel birikime sahip; türkiye'de marksizm tartışmalarında önemli bir yerde duran marksist düşün insanı.

11. tez, özgür ülke, özgür gündem gibi yayın organlarında yazılar yazmıştır. halen maviderfter org adresinde belirli periyodlarla yazısı yayınlanmaktadır.

aynı zamanda türkiye'de sınıf mücadeleleri, avrasya savaşları, sürekli kriz politikaları isimli kitapları bulunmaktadır. ayrıca david harvey'in postmodern durum isimli kitabının çevirisini yapmıştır.
demokles demokles
bu hafta radikal 2'de yayımlanan hayati bir dönemeç başlıklı, güzel bir yazısı vardır. bu yazıda türkiye'de son zamanlarda yaşanan gelişmelerin tümünü iyi analiz etmiş ve sürekli yükseltilen iç savaş konusunun gerçek nedenleri üzerine kısa ve önemli tespitler yapmıştır.

... spoiler

bugün birçok insan bir iç savaş'tan, bir kurumlar arası savaştan söz etmeye başladı. nasıl etmesinler ki? son bir-iki ay içinde neler neler oldu! mit görevlilerinin erzincan'da polise silah çekmesine ramak kaldığı basına yansıdı. genelkurmay'dan askeri personele, polise karşı silah kullanılmaması yolunda talimat verildiğine dair haber basına sızdı. hakimlere, savcılara, mafya soruşturması dolayısıyla değil, tsk belgelerini araştırdıkları için kurşun gönderildi. meclis komisyonu, polise ve mit'e ağır silah ithal etme yetkisini veren yasal düzenlemeyi tsk'nın itirazlarına rağmen kabul etti. genelkurmay başkanı, bir fırkateynden herkesi tehdit etti. bütün bu olayların en yüzeysel gözlemciye bile iç savaş fikrini çağrıştırmaması mümkün mü?
olan biteni doğru anlamak gerekiyor. türkiye hızla burjuvazinin ekonomik ve politik iç savaşının bir askeri iç savaş haline gelmesine doğru evriliyor. burjuvazinin iki fraksiyonu, batıcı-laik burjuvazi ile yükselen islamcı burjuvazi arasındaki ekonomik paylaşım savaşı, bugüne kadar hükümet ile tsk kampları arasında bir savaş olarak seyrederken, şimdi burjuva düzeninin silahlı güçleri arasında bir savaşa dönüşmüş durumda: türk silahlı kuvvetleri (tsk), polis ve mit birbirine girdi. yargı da orta yerinden bölündü. bu gerilim, her an bir patlamayla sonuçlanabilir. böyle bir iç savaşta ilerici bir saf olması mümkün mü?

... spoiler


demokratik açılımın, aslında neye hizmet ettiği konusunda da çıkarımlarda bulunmuştur:

... spoiler

akp hükümetinin tsk desteğiyle yürütülen açılım politikası, esas olarak türkiye kürtlerine değil ırak kürtlerine, daha yalın biçimde söyleyecek olursak barzani yönetimine bir açılımdır. türkiye burjuvazisi ve devleti, abd'nin himmetiyle, barzani politikasını değiştirdi, onun yönettiği bölgeyi ekonomik, politik ve askeri olarak himayesine almaya yöneldi.
türkiye'de açılım diye anılan süreç, bu yeni yönelişin türevidir. amacı, kürt savaşının bu yeni ilişki önünde bir engel olarak yükselmesini önlemek. daha açık şekilde söylenecek olursa, açılımın türkiye içindeki ayağının amacı, kürt sorununu değil kürt hareketini çözmektir. bunun için de bir dizi yöntemle, türkiye'nin kürtleri akp saflarına, akp olmazsa barzani saflarına kazandırılmak isteniyor. açılım sürecinin bugün içine girdiği krizin kilometre taşlarını incelemeye yerimiz yok. ama sonuç şu: açılım, kürt halkı barzanicileşmeyi reddettiği için krize girdi.

... spoiler

hayati bir dönemeç - #radikal2 onlarca yıldır işçi ve emekçilerin bütün kazanımlarına ve geleceklerine yöneltilen neoliberal taarruzdan sonra, son bir yılın ekonomik krizi bütün ... radikal
bi icim su bi icim su
dün kılıçdaroğlu'nun solcu, chp'nin de sol bir parti olmadığını anlatmak için trt haber'de yarım saatlik bir programa çıkan marksist akademisyen. e be sungur hocam, bunu anlatacak başka kanal mı bulamadın allasen?
demokles demokles
geçen pazar günü radikal 2'de yunanistan'da sembolleşen avrupa birliği'nin krizi üzerine yazmıştır.

-----alıntı-------

avrupa kapitalizmi devam demek için sadece yunanistan'da değil bütün ülkelerde işçi sınıfına saldırmaya başladı. irlanda ve portekiz'den sonra, ispanya (6 milyar avro), britanya (6 milyar sterlin), italya (24 milyar avro), hatta almanya ardı ardına kemer sıkma politikalarına yönelmiş durumda. bunun ne anlama geldiği açık: yunanistan'da görülen sert sınıf mücadeleleri, bütün avrupa'ya yayılabilir. elbette, geçen yazımızda da belirttiğimiz gibi, burjuvazinin saldırısına işçi sınıfının nasıl ve ne sertlikte cevap vereceği, her ülkenin siyasi hayatında rol oynayan sayısız faktör tarafından belirlenecektir. ama sınıf mücadelelerinin yükselmesinin dinamiği harekete geçti. sonuç her ülkede işçi ve emekçilerin mücadelesinin nasıl örgütlendiğine bağlı olacak.
avrupa tamam mı diyecek devam mı sorusu, ilk bakışta, sadece iki alternatifli bir soru gibi görünebilir: ya ab'nin inşasına devam etmek ya da eski ulus-devlet yapılarına geri dönmek. oysa, eğer sınıf mücadelesi yükselir ve bütün avrupa'yı kaplarsa, bir üçüncü alternatif daha ufukta görünebilir: avrupa birleşik sosyalist devletleri.

-----alıntı-------


"avrupa sosyal modeli"=ımf - #radikal2 yunanistan'dan sonra bütün avrupa'da sınıf mücadelelerinin yükselmesinin dinamiği harekete geçti. sonuç her ülkede işçi ve emekçilerin mücadelesini... radikal
demokles demokles
geçen pazar günü radikal 2'de yayınlanan yazısında kriz konusunu işlemeye devam etmiş ve devletlerin iflasını açıklamaya çalışmıştır.

"sonuç olarak, gerek dünyada gerek türkiye'de, en azından 2009 sonbaharından itibaren üretim, yatırım, kapasite kullanımı, tüketim, uluslararası ticaret ve benzeri birçok göstergede bir canlanma ortaya çıkmaya başlamıştı. nouriel roubini veya joseph stiglitz gibi istisnai örnekler hariç, düzen yanlısı iktisatçıların ezici çoğunluğu bu gelişmeleri önce 'yeşil filizler' olarak nitelediler: yani krizden çıkışın ilk umut işaretleri belirmişti. filizler boy vermeye başlayınca da krizin aşılmakta olduğunu ilan ettiler. gerçi herkes biraz temkinli idi, ama genel atmosfer iyimserdi.
üretim ve ticaret alanlarındaki bu canlanmanın nedenlerine bakılmaksızın bu gelişmelerden krizin sona ermekte olduğu sonucunu çıkarmak, çok basit, çok temel bir hataydı. üretim ve ticaretteki bazı göstergelerin iyileşmesinin ardında, dünyada (ve türkiye'de), devletlerin hem finans kurumlarını kurtarma hem de faiz oranlarını düşürerek, vergileri azaltarak, harcamaları artırarak talebi yükseltme yoluyla dünya ekonomisini uçurumun eşiğinden geri çevirmesi yatıyordu. ama ekonomide her şeyin bir bedeli vardır. devletlerin krizi engellemek için sermayeye koltuk değneği olmasının maliyeti, muazzam bütçe açıkları ve bu açıkları karşılayabilmek için kamu borçlarının çığ gibi büyümesidir. devlet harcamalarının boyutlarını hayal etmek bile güçtür. bu konuda bir fikir verebilmek için şu karşılaştırmayı aktaralım. dünya üretimi kabaca 60 trilyon dolar dolayındadır. 2008 sonbaharından 2009 sonbaharına kadar bir yıl içinde dünya çapında bütün devletlerin finansal kurtarma ve ekonomiyi canlandırma amacıyla yaptığı harcamalar ise 14 trilyon dolar. yani neredeyse dünya üretiminin dörtte biri!
bu kadar yüksek bir harcama ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan son derece yüksek kamu borçluluğu, kolay kolay altından kalkılacak bir şey değil. devletlerin bu denli borçlu olmasının sonucu, ya bazılarının temerrüte (borçlarını ödeyemez duruma) düşmesi ya da enflasyon (ve son tahlilde hiper enflasyon) olacaktır. yani, kriz ortadan kalkmadı, yer değiştirdi. devletler, dünya ekonomisini uçurumun kenarından kurtarabilmek için kendilerini tehlikeye attılar. 2008 sonbaharı ve sonrasında finans kuruluşlarının, hatta general motors gibi üretim sermayelerinin iflası söz konusu iken, şimdi sıra devletlerin iflasına geldi!"

şarlo l'si - #radikal2 ekonomide şarlo l'si: üretim hızla düşüyor, işsizlik artıyor ve ekonomi uzun süre toparlanamayacak haber: sungur savran / arşivi bundan önce yayınl... radikal
demokles demokles
"kısa bir formül önererek bağlayalım çocukların siyasetle ilişkisi meselesini. 2008 sonunda komşumuz yunanistan, bir aylık bir ayaklanmayla çalkalandı. kitlenin en büyük bölümü, yaşları 12'ye kadar düşen çocuklardı, yani gençlikti. neden? çünkü 15 yaşındaki bir genç, polis tarafından durup dururken öldürülmüştü. genel kural olarak söyleyelim: kim devlet tarafından öldürülüyorsa, onun isyana hakkı vardır!
yunanistan'da var da bizde yok mu? burası 12 yaşında 13 kurşunla öldürülen uğur kaymazların, hayatına bombayla kıyılan ceylanların diyarı! burası diyarbakır'da polis gencecik çocukları gösteri yapıyorlar diye öldürürken başbakan erdoğan'ın 'kimsenin gözyaşına bakılmaz' dediği diyar! işte boykot, onların boykotu. 1968 kuşağının boykotu gibi bir boykot! kimse o insanların yaşını istismar etmesin!"

geçen pazar radikal 2'de eğitim boykotu üzerine yazdı.

çocuksu istismarlar - #radikal2 tartışılması gereken 'çocukların istismarı' ya da 'siyasete alet edilmesi' argümanı. milli eğitim bakanı, basın, kürt burjuvazisi, herkes bu argüma... radikal
earendill earendill
çömezlerinin itüsözlüğe doluşup her hafta yazılarını bülten biçiminde sözlüğe yapıştırdıkları şahıstır. ama insan biraz dikkat eder di mi, page encoding falan?

şimdi bir insanın marxizmi ne kadar anladığını nereden çözersiniz? o kişi hayata ekonomik ilişkiler ve sınıflar açısından bakar değil mi mesela. ve burada sınıflararası savaşlardan bahseder mesela, her şeyin görüntü sınıf savaşlarının gerçek olduğunu, sınıf savaşlarının ötesinde bir gerçeklik olmadığını söyler mesela, burjuvazi ile proleteryanın çıkarlarının çatıştığını söyler ve her ikisini de ekonomik düzlemlerde tanımlar değil mi mesela? peki bir insan "laik burjuvazi ile islamcı burjuvazi çatışıyor, türkiye bunu yaşıyor" derse...

şimdi bak sungurcum. eğer burjuvazi bir sınıfsa bu zaten tek bi sınıftır ve bunun çıkarı proleteryayla çatışır. eğer sen çatışmaları açıklayabilmek için burjuvaziyi islamcı ve laik diye ikiye ayırmak zorunda kalıyorsan, yani cheating yapiyorsan, bunun anlamı burjuvazinin kendi içinde çatıştığıdır, hatta türkiye örneğinde islamcı burjuvaziyle aynı safta islamcı proleterler de var, tersi de var, laik burjuvaziyle aynı safta laik proleterler. eğer burda burjuvazi kendi içinde çatışıyorsa ve çatışma sebepleri burjuva olmak olmamak değil de laik ya da islamcı olmaksa o zaman asıl çekişme laik veya islamcı olmak arasında demektir. ee? nerde kaldı hani marxizm? nerede hani sömüren-sömürülen çatışması, niye sömürenlerin çıkarları kendi aralarında sömürülenlerin çıkarları kendi aralarında ortak değil, hani niye birleşmiyorlar, hani laiklik, islamcılık üstyapı altyapı görüntü ideoloji falan filandı? ben sana demiyorum ki sen yanlış bir şey söylüyorsun. sen doğru söylüyorsun, ama hala inatla "laikler ve islamcılar çatışıyor" demekten kendi marxizmin adına gocunduğun için, jargona uydurup laik ve islamcı "burjuvazileri" çatıştırtıyorsun. bırak bunları bırak. ekonomik olanın dışında gerekçelerle de çatışılabileceğini kabullen arkadaşım. bana bunun da altında din ayrılığı değil çıkar çatışması olduğunu falan da anlatma boşuna, her şeyin çıkar çatışması olduğunu ilkokul mezunları da söylüyor, marxizm o değil, marxizm bunu bilimsellik iddiasıyla söylüyor, er ya da geç her şeyin çıkar çatışması olduğunu söylemiyor adam, adam diyor ki şu sınıfla bu sınıf savaşacak, sonu da böyle olacak diyor, bu da deterministiktir diyor, bilimdir diyor, ekonomi bilen herkes bunun böyle olduğunu görecektir diyor.

ama bak senin hiç tahmin bile edemeyeceğin boyutlara taşındı bir anda çatışma, dün burjuva dediklerin bugün proleter olma yolunda, dün proleter dediklerin bugün burjuva olma yolunda. hani sınıftı? bak sınıf mınıf yokmuş, aynen biri çıkarken öteki inebiliyomuş? hani deterministik süreçti, hani hangi kısmını tahmin edebildin sürecin? herkes kendi çıkarı peşinde, güçlü olan da kazanır demekle yapılmaz bilim, hani nerde deterministik, burdan sonra ne olacak söyle o zaman, ne boyuta taşınacak çatışma, başka hangi görüntüyle yürüyecek de aslında altında çıkar çatışmaları olacak, ama biz bi türlü göremeyeceğiz? yarın da kürt meselesini kürt burjuvazisi ve türk burjuvazisi çatışıyor diye mi açıklayacaksın hadi? adını burjuvazi koyunca marxist açıklama mı oluyor? hadi bekliyoruz.

bırakın bu marxist ayaklarını artık ya. kabullenin marxizm yeterli değil. adamı sinirlendiriyosunuz akşam akşam, marxa bu kadar sinirlenmem ben, heralde onun kadar katkı yapan azdır, belki de yoktur sosyal bilimlere, hem de tümüne, sosyolojiden epistemeolojiye, sırf iktisata da değil. ama islamcı burjuvaziyle türk burjuvazi çatışıyormuş, alevi burjuvaziyle sünni burjuvazi çatışıyormuş, eşcinsel burjuvaziyle straight burjuvazi çatışıyormuş, facebookçu burjuvaziyle twittercı burjuvazi çatışıyormuş. azalarak bitsin lütfen artık bu jargon ya.
badanaadanadanaana badanaadanadanaana
haydi bismillah. şimdi efendim öncelikle sungur savran bence türkiye'de marksist kurama, marksist tarih anlayışına, 20. yüzyıldaki sosyalizm denemelerine tartışmasız en çok hakim olan insandır. kod adı küreselleşme kitabı günümüz dünyasına yön veren politik gelişmeleri anlamak için bulunmaz nimettir. türkiye'deki siyasi değişimleri ve türkiye cumhuriyeti ve osmanlı arasındaki geçişi müthiş bir şekilde sergileyen türkiye de sınıf mücadeleleri ise alanında yine bana kalırsa rakiplerine on basma özelliğine sahiptir. bu iş böyle.

gelelim sungur'a yapılan eleştirilere. marksizmi tersinden anlamak elbette herkesin hakkı. buna itirazım olamaz. ama tersten anladığı marksizm anlayışına sungur'un uymayışı birilerini geriyorsa tabii ki burda sungur'u savunmak da marksistlere düşüyor. elbette yazacaklarım sungur'un doğrudan düşünceleri olmadığı için bundan da sakın ha sungur'u sorumlu tutmayınız. marx'a ait olmayan sözleri ve düşünceleri ona atfetmeyiniz ki eleştiriniz çamur atma seviyesinden ileri gitsin.

neymiş efendim "burjuvazi tek bir sınıfmış ve bunun çıkarı proletaryayla çatışır." mış. bu ne şimdi yahu. aksini iddia eden zaten yok da marksizmi niye karikatürize ediyorsunuz arkadaşım. elbette marksizm sizin beyninizdeki dandik karitkatürlere uymayacaktır. marx'ın kapital'in üçüncü cildinde incelediği rekabet ne anlama gelir? marx'ın fransa'da sınıf savaşımları ya da louis bonaparte'in on sekiz brumaire'i kitabında burjuvazinin belli katmanlarının birbirini yemesi marksizmle çelişiyor muymuş acaba? lenin'in emperyalizmi ne demektir? acaba emperyalist olan ülke burjuvazisi ile emperyalist olmayanın arasındaki yapılan ayrım marksizme aykırı mı? ya sungur'un ta 1990'ların başında yazdığı türkiye'de sınıf mücadeleleri adlı kitapta uzun uzadıya sınıf savaşımlarının emek-sermaye çelişkisinden ibaret olmadığını, aynı sınıfın içindeki bölünmelerin de sınıf savaşımı olduğunu uzun uzadıya açıklaması. elbette birilerinin kafasında marksizm bu olabilir. bunda bir şey yok. kendine marksist diyen birtakım zevatlarda da bu olduğu için mazur görülebilir elbette bu durum. ancak lütfen anlamadığınız işler hakkında uzun uzadıya ahkam kesmeyin arkadaşım rica ediyorum.

laikçiler islamcılar olayına gelelim. dün de ümit boyner'in üstü kapalı ergenekon savunusu yaptığını daha önce başbakanımızın tüsiad'ı bertaraf etmekle tehdit ettiğini, bülent arınç'ın müsiad'ı kendimize daha yakın buluyoruz demesini biliyoruz. isteyen açar bakar. peki sungur'un da başkanlığını yaptığı devrimci işçi partisi olayları nasıl analiz etmiştir? tam da bu çatışmanın ülkenin iki büyük sermaye fraksiyonu olan tüsiad ile müsiad'ın çatışması olmasıyla. isteyen müsiad'ın isteyen tüsiad'ın projelerine göz atar. chp'nin bugün dediklerinin nasıl tüsiad'ın istekleriyle uyuştuğunu, müsiad'ın planlarının nasıl akp ile çakıştığını görür. yani devlette hangi sermayenin ajanları olacak, hangi pazar kimin olacak, devlet ihalelerinde hangi kanada daha çok öncelik vermek zorunda kalacak, avrupa birliği stratejik bir hedef olmaktan çıkacak mı, müsiad ilk 500 şirket içine 80 değil de 200 tane şirket sokabilecek mi, abd ile işbirliği ne düzeyde olacak? temel parametreler bunlar. en azından sungur'un yazılarındakiler. başkalarının sözleri başkalarına.

bütün bunların yanında elbette bir marksist için emek-sermaye çatışması kapitalizmde en belirleyici olan çatışmadır. bu ne demek peki? bu şu demek: yani mısır'da veya tunus'ta işçi sınıfı eliyle verilen devrimci bir mücadele söz konusuysa o zaman burjuvazinin iç çatışmaları bir süre ertelenir, kamplar açıkça görülür. ya da 1980 darbesi öncesi olduğu gibi işçi sınıfı şaha kalkmış durumdaysa burjuvazinin önceliği kendi rakiplerine parmak atmaktan önce mülkiyetini korumaya çalışmak olacaktır. burjuvazinin salak bir sınıf olduğu marksizmin hiçbir yerinde yazılı değil. işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki çatışma politik yaşamı baştan sona belirleyecek seviyedeyse burjuvazi de politik ve ekonomik yönelimini bir hakim sınıf olarak ona göre ayarlar. yerine göre parlamentonun feshi pahasına işçi sınıfının kafasına sopayı indirmek ister. yani bu şu demek: müsiad ile tüsiad arasında verilen devasa politik savaş işçi sınıfının ben de burdayım demesinden sonra ikinci plana inmek zorundadır. dahası zamanla tüsiad ile müsiad belli biçimlerde ateşkes de edebilir. işçi sınıfına karşı burjuvazi silahlarını sonuna kadar kullanmak durumundadır ama burjuvazinin iki kanadı arasındaki mücadele aynı zorunluluğu asla içermez.

neyse evvela hasımlarımızın ne dediğine bakmak önemli. adam sana iki tane rasgele ideolojik yönelimli insanlar savaşıyor demiyor ki. uzun süredir tüsiad diyor müsiad ve tuskon diyor. bunların adını a veya b koymak sadece birinin diğerinden nerede ayrıldığını belirtmek için söyleniyor. burdaki ayrım da tüsiad ile müsiad'ın eşitsiz gelişmlerinde anlamını buluyor. yani birinin avrupa'yla ilişkilerinin devasa boyutta oluşu, ab'nin tüsiad için stratejik bir hedef oluşu, diğerinin başka pazarlara mecbur kalması, başka örgütlenme biçimleri üzerinden gelişimi gibi. velhasıl, marksizm iyidir. sungur da oldukça büyük bir marksisttir.

ayrıca devrimci marksizm dergisinin 12. yani son sayısı tam da bu konuyu ele alıyor. çok merak eden baksın. sungur ne diyor dip ne diyor, orda var.
1 /