surrogates

1 /
tekmeleyen kuş tekmeleyen kuş
bruce willis'in polisi oynadığı aynı adlı bilim kurgu çizgiromandan uyarlanan film. türkiye gösterimi 25 eylül 2009 olacak. konusu kısaca, insanların evlerinden çıkmadan kendi adlarına dışarıda dolaşan surrogate adlı robotlarla gündelik yaşam ve heyecanlarını sürdürdüğü bir dönemdedir dünya. öyle ki surrogate'in hissedebildiği herşeyi hissedebilir, onun dış dünyada yaşadığı tehlikelerde ise evinizde olduğunuzdan dolayı etkilenmezsiniz. dışarıdaki surrogate robotların öldürülmesini araştırmak için yıllar sonra evinden çıkan polis abimiz bruce willis kimin gerçek kimin surrogate olduğu konusunda ve dünyada gerçek insan kalıp kalmadığı hususunda derin kuşkulara düşer ve maceraa gelişir.
konusu ve trailer ı ile sağlam bir filme benziyor. umarım trailer bombası çıkmaz.

bu da trailer ı

maybesomeday maybesomeday
büyük beklentilerle gittiğim ama pek de karşılığını bulamadığım film. çok daha derin işlenebilirdi konu. yüzeysel bir şekilde geçiştirilmiş herşey. böyle yüzeysel bir eleştiriden fazlasını, çok detaylı bir analizi bile haketmiyor. muadili i robot çok daha iyi bir filmdi kanımca. sinemada gitmeye değmez ama izlenebilir yine de..
notokord notokord
yalnız başına ve suretsiz sokağa çıkan bruce willis'in yüzündeki paniği görmek için bile filme gidilir. onun dışında insan hayatının makineleşmesini oldukça güzel sorgulayan bir film. izlenmeli diyorum.
dadundan yinmazz dadundan yinmazz
sırf bruce willis'in o mimikleri için izlenir zira hiç değişmeyecek o bakış, o dudak kıvırmaları.

--- çok feci spoiler ---

bir türk erkeğinin eline geçerse bu teknoloji aynen en başta ölen sarışın hatunun gerçek operatörünün erkek olması gibi, bizim türk erkeği de taş gibi bir sarışın hatun olup en azından bir günlüğüne sevişecek ve nasıl bir his olduğu konusundaki merakını giderecektir.

bir de aman diyim bir daha bruce willis'i gençleştirmesinler.

--- çok feciydi ---
lucy lucy
konusu iyi, ilgi çekici. belki ilk kez işlenmiyor ama bu tarz konular hala ilgi çekici ve merak uyandırıcı olma özelliğini koruyor insanlar için. fragmanını izlediğimde bende öyle bir etki yaratabilmişti en azından.

izlerken de sıkılmıyor insan ama filmden öncesi ve sonrası arasında hiçbir şey değişmiyor. genelde aksi olan bir insan olarak, yani filmden çıktıktan sonraki bir kaç saat filmden bazı sahneler aklına gelen, film hakkında konuşmaya can atan biri olarak ben bile filmden çıktıktan 3 dakika sonra filmi izlediğimi dahi unuttuysam filmin hiçbir şey katmadığını söylemek çok yanlış olmaz sanırım. her şey oldu bittiye getiriliyor. oysa biz fragmanı izleyip heveslenen izleyiciler olarak daha derin bir şekilde işlenmesini bekliyorduk.

film biraz the matrix'i biraz the island 'ı hatırlattı bana. makinelere bağlı insanlar.. matrix'dekinden farklı olarak sanal ortamda değiller bu kez robot şeklinde ortalarda -bildiğimiz dünyada- dolanıyorlar. teknolojinin kimin elinde olduğunun önemi, kötüye kullanılması gibi temalar ise the island'ı hatırlatan noktalardı. robot insanlar... (robot insan ne yahu robotlar işte)

bruce willis abimizin taş gibi olan avukat kızımıza "gerçekte ne olduğunu bilmiyorum tatlım, aleti donundan sarkan bir şişko da olabilirsin" (bunun gibi bir şey diyordu) diyerek ayar vermesi sanal ortamdaki maskeli insanları hatırlattı bana. istediğin kadar sağlıklı/güzel/ vs. olabildiğin, istediğin özelliklere sahip olabildiğin bir dünya (bkz: güçsüzlerin de güçlü olabildiği bir dünya). tam da sanal alem tanımına uyuyor.

sonuç olarak; sonu başından belli olan, hiç şaşırtmayan, izleyenin de izlemeyenin de bir şey kaybetmeyeceği filmdir.
rookiewolf rookiewolf
bruce willis sayesinde ölü sezondaki sinemanın adeta "nabzını yükselten" filmdir.

öncelikle film kısa, şahsen sevmem kısa filmleri, konuya yeterince hakim olamazlar-mesajı tam olarak veremezler diye ama bu filmde sorun olmuyor, alıyorsunuz anafikri kolayca.

konuya gelince; bugün ki sosyal duruma bakıldığında mantıksız sayılmayacak "consept" i eleştirmişler kendilerince, beğendim. zaten iletişimin en kuvvetli hali minimum 2 insanın fiziksel olarak bir ortamda buluşması halinde sağlanmaz mı ??? bide "suretler" felan girerse işin içine, yandı gülüm keten helva. * güvenlik kaygısının antisosyallik gibi "yan etkileri" olabileceğine işaret etmişler.

yönetmende bu bağlamda çok "etkileyici" olamamış. maçı gidişatına bırakıp kontrolü kaybetmiş hakem modunda seyirci gibi izliyormuş hissi verdi bana.

kadroya gelince !
kadrodan bahsetmeye gerek yok bruce willis var...
zira bu isimden sonra birşeyler yazarak altını doldurmaya bile gerek görmüyorum.
güzel film "sinemada izlemeye" değer.
sanki cazorla sanki cazorla
konusu galiba iyi.. fragmanı da bir o kadar etkiliydi hani. ama bu film nedense olmamış gibi.. bir eksiklik var. tüm mekanikliğini hafifletecek "duygusal titreşimli boşalım"larından mı yoksa "tak-çıkar-bambaşkalaş-hissetme-insan ol-hisset" geçişlerinden mi bilinmez ama beni tüketti. sıktı. saatlerimi heba etti.

tamam abarttım.
ama hata bile yakaladım be hacı!
oturdu içime bilet parası!
setheleh setheleh
sosyal yapının teknolojik gelişmeler sonucu ,radikal bir şekilde, yeniden şekillendiği bir zamanda geçen; kadrosunda bruce willis, radha mitchell, rosamund pike gibi oyuncuları barındıran bir çizimli roman uyarlaması surrogates. frank miller'in sin city'si ve neil gaiman'ın sandman'ı ile tekrar yıldızı parlayan graphic novel türünün sinemaya yansımalarından en günceli olan surrogates'in bir gişe filmi (block buster) olarak istenilen başarıyı yakalayıp yakalayamayacağı şimdilik bir muamma olsa da(hasılata bakmadım) filmin yetkinliği hakkında yorum yapabilmemiz şu aşamada dahi mümkün.

son zamanlarda popüler olan "yeniden şekillenen toplumlar" konseptine sırtını dayıyor surrogates. tıpkı "true blood" dizisinde işlendiği gibi insanların ikinci sınıf toplumsal unsur haline gelme süreçlerini ve yeni düzeni kabullenme evrelerini görüyoruz. söz konusu dizide vampirlerin topluma entegrasyonu ve insan ırkının bunu kabullenme sorunu anlatılıyordu. burada ise insanların sevilmek, pohpohlanmak için gerçek benliklerini sakladıkları kılıfın -egonun hiç gidemediği kadar ileriye gittiğini görüyoruz. insanlar kendileri operatör olarak evlerinde makineye bağlı kalıyor ve kendilerine seçtikleri robotları kendilerinin temsilcisi olarak (nöronları ile onları yönetiyorlar) sosyal hayata salıyorlar.
herkes suret olarak kusursuz görünümlü suretleri seçiyor. zaten film boyunca sokakların "victoria secret fashion show" dan fırlamış insanlarla dolu olması bunu kanıtlar nitelikte. gerçek insanlar ise artık "et torbası" olarak insanların bilinçaltında yer etmeye başlamış. insanlar kendilerinden o kadar nefret ediyorlar ki operatör koltuğundan ihtiyaç giderme dışında kalkmıyorlar, dışarı çıkmaktan korkar hale gelmişler.

film bir gişe filmi olarak muadili olan "hancock" ve "wanted" kadar başarılı olamıyor ve aslına bakarsanız konusu gereği onlardan farklı bir yerde durması da mecburi bir hal alıyor. çünkü işlenişi ile ciddiye alınmayı da arzuladığını görüyoruz surrogates'in .
kapitalist sistemin besleyicisi tüketim toplumlarında kaçınılmaz olarak ortaya çıkan mikro milliyetçiliğe vurgu yapan kahin'in hareketi( sistem karşıtı oluşumların yine sistemin kendisi tarafında üretildiğine yapılan vurguyu es geçmeyelim) bu filmin alt metnine layığıyla hizmet eden en önemli unsur.
tanrıyı oynamaya çalışan bilim adamı ve hollywood'un klişe vurgusu "tanrı olamazsın" da filmde kullanılıyor. bilim adamının gelgitleri de bu bağlamda incelenebilir.
yine animelerin genç dimağlara çoktan enjekte ettiği insan-makine ve beden-ruh çatışmalarına ve de cronenberg'in deformasyon korkusuna(body horror) aşina psikopat bünyelere çok yeni veya çok uçuk şeyler sunabildiğini söyleyemeyiz.

ayrıca es geçmemek lazım: bruce willis'in aslı varken surete ihtiyaç yok zira kendisi bu filmde gözüken tüm karakterler içinde suretinden daha yakışıklı/güzel olan tek karakter. bu da kendisinin filmdeki tavırları ile (karakterin farklılığına vurgu) örtüşüyor zaten.

bu ciddiyet ile gişe eğlencesi arasında sıkışıp kalmış ve olamamış filmden sonra aklıma bir şey takıldı:

bruce willis bizi neden her seferinde kurtarıyor ?

bu sefer iyi de yaptı gerçi zira ben elektro şok aleti ile kendini tatmin edenlerin dünyasında asla ve asla yaşayamazdım. tekrar sağ ol bruce, bir durum olursa biz seni buluruz!
ceyus ceyus
filmdeki suret robot fikri güzel bir fikir, böyle bir dünyanın kurulması ise ne kadar gerçekleştirilebilir bilmiyorum. filmde ise konu yani senaryo ise klasik... dünyayı kötünün elinden yalnız başına kurtaran polisin kahramanca hikayesi. bu açıdan da ortalama olarak değerlendirilebilecek bir film.
bledathehun bledathehun
gayet ilginç ve bence belli bir orijinalliği olan bir film. gelişen teknolojinin getirdiği yabancılaşmaya ve samimiyetsizliğe başka bir açıdan bakmış. bir yönüyle "ben robot" filmine benzetmek mümkün ama çok önemli farkları da var; misal burdaki robotlar insanların hizmetçilerinden ya da koruyucularından çok daha öte bir konumdalar: bunlar bizzat insanı temsil ediyorlar.

bu bana ister istemez facebook tarzı siteleri anımsattı. suretler insanların, aşırı ilerileşmiş facebook profillerine benzetilecek robotlar, yani birinin makyajlanmış ve mükemmelleşmiş hali. insanlar suretleriyle işlerini yapıyorlar, eğleniyorlar hatta cinsi münasebette bulunuyorlar. insanın gerçek vücudu evden hiç mi hiç çıkmıyor, sürekli bir ekranın karşısında. ama böyle bir "robotik hayat"ın olmaması gerektiğine inanan bir grup da var ve işler yavaş yavaş değişir ve sonra da... sonrasını da kendiniz izleyin artık, onu da bana anlattırmayın.
1 /