süveyş kanalı

malkoçoğlu malkoçoğlu
mısır topraklarında bulunan ve akdeniz ile kızıldeniz'i birleştiren 161 km uzunluğunda yapay suyoludur. kanalın genişliği 70-125 m arasında değişmektedir. derinliği 11-12 m'dir. su kesimi 10,36 m'den fazla olan gemiler kanaldan geçememektedir. 1951 yılında trafiği kolaylaştırmak amacıyla el-kantara ile el-firdan arasında 13,5 km lik bir yan geçit açılmıştır.

dünyada kapakları olmayan en uzun kanaldır.diğer kanallarla karşılaştırıldığında kaza oranı hemen hemen sıfırdır. gece ve gündüz geçiş yapılabilmektedir..
psikomedi psikomedi
espriye malzeme olabileceğini hiç düşünemediğim bir kanaldır kendisi.nitekim cem yılmaz'ın yapması başkasının ağzında mundar olmasını önlemiştir.yanlış hatırlamıyorsam tarkan'ın doğum gününe katılmak için belirlenen mekana gelen cem yılmaz büyük bir gazeteci ordusu tarafından karşılanmış ve soru yağmuruna tutulmaya başlamıştır.o an aklına bir muziplik gelmiş,siz hangi kanalsınız aa star kanalıymış,siz hangi kanalsınız aa show tv'ymiş,diğer gazeteciye dönerek ( herhalde tipini beğenmedi ) siz de süveyş kanalısınız sanırım deyip beni yarmıştır.
dünyayı kurtaran adam dünyayı kurtaran adam
süveyş kanalı akdeniz'deki ekosistemin bozulmasının en önemli nedenlerinden biri olmakla beraber, diğer neden ise deniz suyunun ısının artmasıdır. kızıldeniz ve hint okyanusu'ndaki zararlı türler süveyş kanalı'ndan geçmekle kalmıyor, insanoğlunun doğaya zararları yüzünden akdeniz'in suyu ısındığı için burada da barınıp, çoğalabiliyor. şu an bunun ceremesini çeken pelajik ve dip canlıları olmakla beraber, yakında akdeniz'de balık türleri iyiden iyiden azalmaya başladığında insanlara da büyük zararı olacaktır.
adım zebercet adım zebercet
sokullu mehmet paşa'dan önce yavuz sultan selim istemiştir bu kanalı yaptırmayı. yavuz, mısır'ı alınca portekizliler'in taşkınlıklarından bıkan halka güven vermek istemiştir. ayrıca baharat yolu'nun önemini daha da artırmak istemiştir. bizlere değil ingilizlere nasip olmuştur.
vikartindur vikartindur
sisi'nin yeni çılgın projesine ev sahipliği yapacak olan kanal. mısır merkez bankası'nın 8 milyar usd kaynak ayırdığı proje ile süveyş kanalı genişletilecek ve suezmax tanımı yeniden belirlenerek daha büyük gemilerin geçişi sağlanacak. ayrıca mısır'ın kanaldan yıllık kazancının 5 milyar dolardan 11 milyara dolara yükselmesi ve konvoy bekleme sürelerinin de üçte birine düşürülmesi hedefleniyor.
bedava sirke bedava sirke
selim-i sâni (ıı. selim, sarı ya da sarhoş olarak da anılmaktadır) döneminde devlet-i aliyye tarafından inşa'ası için etüt çalışmaları emredilen ancak söz konusu dönemde sadece bir proje fikri olarak kalmak durumunda kalmış kanaldır. kanalın açılması gayesi hereksin mâlûmu olduğu gibi hindistan/ açe müslümanlarına yardım etmekdir. ancak bunun da ötesinde baharat yoluna yeniden canlandırma fikri yatmaktadır. doğu akdeniz ile kuzey afrika sınırını elinde bulunduran osmanlı'nın temel ticaret gelirini oluşturan; akdeniz, baharat ve ipek yolu ticaretinin xvı. yüz yıldan itibaren coğrafi keşiflerin etkisi ile canlılık kaybetmesi (aynı dönemde venedik ve diğer italyan devletleri de osmanlı gibi ticari/ekonomik açmaz içinde kalmıştır) bu projeye baslanması fikrinin kıvılcımını ateşlemiştir. ancak ekonomisini canladırmak isteyen osmanlı'nın bu denli büyük bir projeye ayıracak bütçesi mevcut değildi. kanalın açılması için ilk emrin yollandığı tarih 17 ocak 1568'dir.

bu noktada vizyonsuzluk ile ileri görüşlülüğün tam bir tezat oluşturduğunu söylemek bir bakıma mümkündür. osmanlı-venedik rekabeti ne yazık ki hiç bir öğrenim düzeyince yeterince ayrıntılı işlenmiyormuş gibi geliyor bana (tarih lisans bölümleri ile uluslararası ilişkiler vd.) bu noktada bakış açımızı biraz geniş tutarak basma kalıp ifadelerin gerçek anlamını bulmalıyız. "osmanlı devleti coğrafi keşiflere katılmadığı için "yeni dünyanın" zenginliğinden yararlanamadı" bu tespit elbette doğru ama bu kadar basit mi? osmanlı'nın coğrafi keşiflere katılmama sebebi nedir? bu keşifler osmanlıyı nasıl etkilemiştir? öncelikle coğrafi keşif hareketini xı. yy.'da kadar geri götürmek mümkündür. haçlı seferleri güneye ve doğuya yapılan birer coğrafi keşiftir. çünkü doğu altın kubbeli şehirlerden oluşan bir masal diyardır avrupalılar için o günlerde. sefer sonunda aradıkları maddi değerleri bulamadılar ancak doğu kütüphanelerinden binlerce eser avrupa'ya taşındı şu "karanlık çağ" denen dönem avrupa bilimi için tam bir kuluçka dönemi idi ve aslında o kadar da karanlık değildi (cadı avı, kara veba gibi durumları elbette kabul ediyorum) şu meşhur lafın dediği gibi "roma bir günde kurulmadı" rönesans ve reform da bir günde gerçekleşmedi tüm orta çağ boyunca devam eden kuluçka evresi rönesans ile bir anka gibi küllerinden doğurdu avrupayı (yunan ve roma medeniyetinden sonraki çöküş döneminden kurtar). avrupa bilimsel atılım ile önce coğrafi keşifler (doğudaki altın şehirleri bulamayan avrupalılar daha doğudaki zenginlikleri ararken batıdaki altın şehirleri buldular (ve hala daha fazla altın şehir aramaktalar bu kez dünya dışında ). coğrafi keşifler sonucu avrupaya akana değerli madenler merkantilizm iktisadi fikrinin oluşmasını sağladı bu fikir esasen toprak zenginliğinden ziyade değerli madde zenginliği esas alıyor üretimi ve tüketimi arttırmayı hedefliyordu. bunun için ham madde ithali ve mamül madde ihracını destekliyor. ulusal zenginliği ki bu zenginlik devletin kasasındaki altın ve gümüş ile doğru orantılıydı arttırmayı amaçlıyordu. yani sanayi devriminin kıvılcımı bu noktada parlamış oluyordu. mesela bu noktada avrupadan gelen gümüş neden osmanlı piyasasını etkisi altına aldı dersek sebebi basit; hazır almak üretmekten daha ucuzdu. osmanlının gümüş madenlerinin çoğunun bulunduğu balkanlar ve orta avrupa konumu itibari daha geniş ticaret alanı ve imtiyazına sahipti bu bölgede gümüş madeni işleten kişiler ki devlete bağlıydılar avrupadan gümüş almayı kazıp gümüş çıkartmaktan daha ekonomik buldular ( bu durum çok tanıdık geliyor değil mi? 500 yılda değişen pek bir şey yok...) neyse konu baya dağıldı biz tekrar doğu akdeniz ticaretine dönelim.

rodos'un osmanlılar tarafından ele geçirilmesinin (1522) akabinde doğu akdenizde venedik'in son limanı kıbrıs kalmıştı. kıbrıs'ın alınması oldukça oldukça uzun sürmüş devlet için yıpratıcı olmuştur. türk savaş tarihinde eşine az rastlanır bir mağlubiyet olan inebahtı deniz savaşı pek dillendirilmesi de benim görüşümde osmanlı için sonun başlangıcı olmuştur. 1326 yılından beri (karasi beyliğinin ilhakı ile) mevcut olan ve peyder pey istikrarlı şekilde gelişen donanma tek seferde yok edilmiş yeniden inşa'ası nedeyse tüm hazineyi kurutmuştur yani durum aslında "siz inebahtıda donanmamızı yakarak bizim sakalımızı kestiniz biz ise kıbrıs'ı alarak sizin kolunuzu kestik. kesilen sakal yerine daha gür çıkar ama kesilen kol asla yerine gelmez." "devlet-i aliyye öyle büyük bir devlettir ki istese gün yelkenleri ipekten, yelken direklerini de gümüşten yapar." değildir. sokollu aslında bunu söylerken durumun çok farkındadır ancak amiyane tabirle kuyruğu dik tutma derdindedir. işte bu ahval ve şerait içinde süveyş kanalına (ve don-volga kanalına) ihtiyaç olduğunun sokullu çok net bir biçimde farkındadır ancak bunları hayata geçirmeye muktedir değildir.

yukarı da "neden osmanlı coğrafi keşiflere katılmadı?" diye sordum, cevabı çok basit birincisi "çünkü hiç ihtiyacı yoktu" yine amiyane tabirle "yarası olan gocunur" durumu vardı eski dünyanın tüm ticaret yolları neredeyse osmanlı ve venedik arasında pay edilmişti ve bu iki devlet sık sık savaşıyor savaşlar da tüm avrupa sathında ticari dar boğaza neden oluyordu. bu açmazdan kurtulmaya çalışan avrupalılar coğrafi keşif hareketini başlattı. (yani elinde ticaret yolu olmayan devletler bu pastadan pay almak istiyordu). ikincisi ise osmanlı istese de bu harekete katılmazdı zira açık denizlere ulşamak için venedik kontrolünde olan orta akdenizden, fransa ve ispanya kontrolünde olan batı akdenizden ve özellikle cebel-i tarık boğazından geçmesi gerekiyordu. peki bu mümkün olabilir miydi? elbette olamazdı. osmanlı günden güne canlılığını kaybeden doğu akdeniz ticaretini canladırmak istiyordu (kara ticareti de iran savaşları yüzünden sekteye uğramaktaydı söz konusu dönemde hacı kafileri bile can güvenlikleri olmadığı için askeri refakat ile belli menzillere ulaşıyordu) rodos ve kıbrıs ile akdeniz'de iki önemli üs elde etmişti ancak ticari canlılık yoksa bu üslerin hiç bir işlevi olmazdı. bu noktada süveyş kanalının açılması fikri zuhur etti. böylece akdeniz'den çıkamayan osmanlı arka kapıdan hindistana baharata ve çine ipeğe tüm afkira'nın çevresinden dolaşmaya çalışan avrupalardan daha çabuk ulaşacaktı. teoride zehir gibi olan bu proje ne yazık ki o günün şartları altında sallantıdaydı. yukarıda dediğim gibi hazinenin zorda olduğu ve başta da selim-i sani'nin olduğu bir devlet bu tip üst düzey projeyi ne yazık ki hayata geçiremezdi (don nehri kıyısında kazma kürek ile öğlene kadar kanal açmaya çalışıp bunun mevsimsel, coğrafi, askeri, iktisadi ve iş gücü bakımından mümkün olmadığını anlayıp öğleden sonra dönüş yolunu tutan osmanlı heyeti gibi...) . sonuçta süveyş kanalı fikri osmanlı tarihinde bir fikir olmaktan öteye gidemedi. şimdi aşağıya süveyş kanalının açılmasının mümkün olup olmadığının anlaşılması için yollanmış orijinal evrakı ekliyorum.




metnin transkripsiyonu ise şudur:
yazıldı.
paşa hazretlerine virildi. fî 17 receb, sene: 975 (17 ocak 1568)
mısır beğlerbeğisine hüküm ki:
bundan akdem hânedân-ı cihâd-âmâl ve dûdmân-ı gazâ-nevâlimüzden geçen ecdâd-ı ızâm ve âbâ-i kirâmum nevvera'llâhü merkadehüm eyyâm-ı nusret-encâm ve evân-ı sa'âdet-fercâmların cihâd ü gazâya sarfidüp mağârib ü meşârıkdan nice iklîmler ve memleketleri şirk [ü] dalâletden şemşîr-i zafer-te'sîrleri ile feth u teshîr [ve] memâlik-i mahmiyye-i osmâniyye'ye muzâf kılmışlar. selâtîn-ı nâmdâr ve havâkîn-ı âlî-mikdârun tefâhur u tefâzuli hâdim-i haremeyn-i şerîfeyn ile olup el-hamdü li'llâhi te'âlâ ol sa'âdet bana mukadder ü müyesser olup ol cevânibün ahvâl ü etvârı hüsn-i intizâm üzre olmak aksâ-yı murâdumdur. eyle olsa; portugal-i la'în memâlik-i hindûstân'a tegallüb cihetinden* ( ) müstevlî olup ol cânibden ziyâret-i haremeyn-i şerîfeyn'e gelen müslimânlarun yolları münsedd olup andan gayri ehl-i islâm küffâr-ı hâksâr-ı dûzeh-makâmun taht-ı hükûmetinde olmak revâ görilmeyüp hakk te'âlâ'nun ulüvv-i ınâyetine tevekkül ve hazret-i risâlet-penâh'un aleyhi efdalü's-salevât mu'cizât-ı kesîre[tü]'l-berekâtına tevessül olunup diyâr-ı hindûstân'un küffâr-ı hâksâr elinden istihlâsına ve haremeyn-i şerîfeyn'ün dahı etrâf u eknâfında ba'zı fırka-i dâlle olup anlarun dahı ol cevânibden izâleleri lâzim olmağın ınân-ı azîmet-i husrevânem ol taraflara munsarif kılınmağa niyyet ü azîmet olunmışdur. eyle olsa; ol husûs içün küllî donanma-i hümâyûnum ihzâr olunmak tedârük olunup donanma-i hümâyûnum denizden süveys deryâsına geçmek içün bir hark kesilmek gâyet sezâ-vârdur. buyurdum ki:
vusûl buldukda, aslâ te'hîr u terâhî itmeyüp ol yirün tamâm ehl-i vukûf mi'mârların ve mühendislerin* cem' idüp dahı yarar âdemler koşup irsâl eyleyesin ki, varup akdeniz ile süveys deryâsınun mâbeynlerin tetebbu' idüp ol berriyye mahallinden hark olmağa kâbil midür ve tûli ne mikdâr olur ve yanaşur kaç gemi gitmeğe kâbil hark olur; tamâm ma'lûm idinüp arzeyleyesin ki, ana göre tedârüki görilüp kesdürilüp inşâ'a'llâhü'l-azîz tamâm oldukda ınâyet-i hakk celle ve alâ ile ol diyâra cihâd-ı* fî-sebîli'llâhi te'âlâ müyesser olup eger haremeyn-i şerîfeyn'ün etrâfın fırka-i dâlleden* tathîr ve eger diyâr-ı hindûstân'un küffâr-ı portugal'dan feth u teshîridür; müyesser olup dîvân-ı a'mâlimüzde mastûr ola.