sylvia plath

1 /
julien sorel julien sorel
intihara teşebbüs edip de bir türlü başaramadığından muzdarip olup,otuz yaşında kafasını fırına sokup gazı açarak bunu başaran şair.hatta intihar etmeden çocukları aç kalmasın diye bisküvi ve süt hazırlamıştır.şiirlerinin çoğunda yaşamından kesitler sunar.on yaşındayken babasının ölmesi kendisinde derin izler bırakmıştır.
julien sorel julien sorel
çoğu şiirinde nazilerle ilgili benzetmeler,söz öbekleri kullanan şair.hatta "daddy sylvia plath" şiirinde babasıyla hitleri özdeşleştirir.babası avusturyalı olduğundan kendisinin nazilerle bir ilişkisi olup olmadığı merak konusudur.almancadan da garip bir biçimde nefret etmektedir.nedeni küçükken zorle öğretilmiş olmasıdır büyük ihtimalle.kullandığı sözler genelde serttir.en belirgini, mesela incileri solucanlara benzetmesi,kendi derisini de nazilerin lamba siperlerinde kullandikları yahudi derilerine benzetmesi.hitler dışında josef mengele 'ye de "herr doktor" ve "tanrı" şeklinde seslenir.
myrkur myrkur
sylvia plath 8 yaşındayken babasının ölümüyle çok büyük bir sarsıntı geçirdi ve ilk şiirini yazdı:
dikenli tellere takıldı kaldı
ich, ich, ich, ich
güçlükle konuşurdum
her alman'ı sen sanırdım
hele o yüz kızartıcı dilin

bir lokomotif, beni bir yahudi gibi
çuf çuf alıp götüren bir lokomotif
dachau'ya, aushwitz'e, belsen'e
yahudi gibi konuşmaya başladım
sanırım bir yahudi olabilirim.

baba, babacığım, alçak herif,
seninle işim bitti.

babasının ölümünden sonra bu saplandığı derin psikolojik bunalımların eşiğinden bir türlü dönemedi. sonra combridge üniversitesinde kendisi gibi şair olan ted hughes'la tanıştı. ted hughes ile bir süre beraber olduktan sonra evlendiler ve sylvia plath'ın iki tane çocuğu dünyaya geldi. ted hughes sylvia'yı çok fazla ihmal ediyordu ve sylvia evde çocuklarına bakarken, o başka kadınlarla sürtüyordu.bir gün olan hiç birşeyin üzerinden kalkamayacağını düşündü. ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktı, mutfağa geçti, çocukların kapılarının boşluklarını bantlarla, bez parçalarıyla sıkıca kapattı. gazı açtı, kafasını fınının içine sokarak intihar etti.-üçüncü kez kalkıştığı bu intihar denemesi ise ne yazık ki başarılı oldu.-

"gentleman,
ladies,
these are my hands,
my knees,
i may be skin & bone,
i may be japanese."


türkçeye çevrilmiş yapıtları:

johnny panik ve rüyaların kutsal kitabı, (altıkırkbeş yayınları)
sylvia plath'in günceleri, (oğlak yayıncılık)
üç kadın, (oğlak yayıncılık)
sırça fanus, (can yayınları)
ariel, (imge kitabevi)
alternatif maliyet alternatif maliyet
karanlık, kabul etmekten hep korktuysa da son derece "kadın", şiirleri ve düz yazılarında harika atmosferler yaratabilen, "biraz daha yaşasaydı da daha çok yazsaydı..." dedirten kadın. ted hughes'la evlendikten sonra sylvia yaratıcılık açısından oldukça gerilemiş, kısıtlanmış hisseder kendini. sylvia'nın onun için bütün çabalarına karşın ted hughes, "sylvia plath'ın günceleri"nin önsözünde şöyle buyurur: "...sylvia plath, gerek kişisel yaşamında gerekse yazdıklarında çok-maskeli bir kişiydi... altı yıl her günü onunla birlikte geçirmeme...karşın, onun gerçek kendisini hiçbir zaman hiç kimseye gösterdiğini görmedim - belki de, yaşamının son üç ayı dışında..." bu hükmün doğruluğu her zaman tartışılabilir olsa da ted hughes'un bu tavrı, sylvia'nın hayranlarını kızdırmaya yeter de artar bile. hele aynı yazının sonlarına doğru sarfettiği "güncelerin bir kısmını ben imha ettim, çünkü çocuklarının okumasını istemedim" cümlesi, sylvia'nın ne kadar yanlış bir insan için çabaladığının özeti gibidir; sanki "çocuklar" sadece sylvia'nındır ve ted onların babası falan değildir. yine de sylvia'nın intiharının tek sorumlusu olarak - bütün yaptıklarına ve yapmadıklarına rağmen - gösterilemez ted; sylvia küçüklüğünden itibaren son derece sancılı dönemlerden geçmiş, birçok kez psikolojik tedavi görmüştür; intihar denemeleri de bunlara neden olarak gösterilebilir. yazıları ve şiirlerindeki karanlığın sebebi, kendi içindeki, çocukluğundan başlayarak ilerleyen "mükemmelliğe ulaşma" çabasından doğan sorunlarıdır. her şeye rağmen iyi ve daha da iyi olabilecek bir yazar ve şair ayrılmıştır bu dünyadan, üzüntü sebebidir...
mabel mabel
"sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür."

diyen ve gördüğü bu düşü kendi isteğiyle sonlandıran amerikalı şair,yazar.
demilan demilan
sylvia plath bu şiiri 1950 lerde yazmış, hatta (bence) ironik olarak mademoiselle adlı bir moda dergisine yazmış . uzun süre bu kadın ve moda dergisinde çalışıp bu dergiyi kendi şiirlerini yayınlatabileceği bir alan olarak görmüştür. ironi ise kendisine ait bu cümlelerde yatar"" god, who am i? i sit in the library tonight, the lights glaring overhead, the fan whirling loudly. girls, girls everywhere, reading books. intent faces, flesh pink, white yellow. and i sit here without identity: faceles. my head aches..i'm lost.." journals, september 1950 " genel olarak, o zaman hakim olan gelenekçi yapıya ve toplumun kadına olan bakışına adapte olamamış ve sorgulayan sylvia dan defalarca buna benzer "diğer kızlar" üzerine cümleler okumuşuzdur. yani aslen okuyucusu olmadığı dergilerde, mutlu ve cıvıl cıvıl kızlar için hazırlanan bu moda dergisinde nevrotik olarak adlandırılan şiirinin ilk adımları yeralmıştır.
"mad girl's love song" alışık olmadığımız üzere çok sade ve metaforlardan oldukça uzak. tabii bu benim şahsi fikrim. zira bir eleştirmen kalkıp bana burada gözle şunu demek istemiştir, yıldızlarla da bilmemne sembolize edilmiştir derse, bana "allah belanızı versin, kadının kemiklerini sızlatıyorsunuz" demekten başka bişey düşmez. artık her ne demekse "villanelle" tarzında yazılmış. ben onu bunu bilmem. okuduk mu okuduk. beğendik mi beğendik. ben bunu bilirim. ve kesinlikle çeviriden aynı tad alınmıyor. birşeyler yamuluyor, saçmalaşıyor. yani ı ıh olmuyor.
ve onu biraz daha tanıyabilmek için o çok sevdiği kocasının onun için yazdığı şiire bakalım
"benim yerime becerikli bir büyücü olsaydı
seni çıplak elleriyle havada yakalayıp
bir elinden ötekine aktara aktara soğutabilir
ve tanrısız, mutlu, sakin kılabilirdi sonunda"(mermi)
aslen o çok sevdiği kocasının bile onun hezeyanları karşısında kapıldığı çaresizlik duygusunu "mermi" de açıkca görülmektedir. bence kendisi de böyle yaşamak, bunalımlardan bunalımlara koşmak istemiyordu. ama maalesef elinden başka türlüsü gelmiyordu. 90 larda ve ya 2000 lerde yaşamış olsaydı kendisi sıkı bir psikoterapi ve sağlam bir ilaç tedavisiyle farklı olabilirdi belki de. bu da suicidal şiiriyle ünlenen sylvia nın hakiki bir intiharla taçlanmış kariyeri için bambaşka bir bakış açısı olurdu. acaba hangisini tercih ederdi. şimdi ve daima okunmak mı, yoksa duygularını ve yeteneğini köreltecek bir psikiyatrik tedavi mi? sylvia farklı bir kadın olduğu için bunun cevabını verebilmek oldukça güç. çünkü genel olarak sanatçılarda "daima olmalıyım, ölsem bile unutulmamalıyım" tavırları, egoları görülmesine rağmen, sylvia plath, iyi bir edebi eser olan "sırça fanus" u kendine güvensizliğinden takma adla çıkarmayı tercih etmiştir. evet şimdi bu güzide eserle girimize son verelim

i shut my eyes and all the world drops dead;
i lift my lids and all is born again.
(i think i made you up inside my head.)

the stars go waltzing out in blue and red,
and arbitrary blackness gallops in:
i shut my eyes and all the world drops dead.

i dreamed that you bewitched me into bed
and sung me moon-struck, kissed me quite insane.
(i think i made you up inside my head.)

god topples from the sky, hell's fires fade:
exit seraphim and satan's men:
i shut my eyes and all the world drops dead.

i fancied you'd return the way you said,
but i grow old and i forget your name.
(i think i made you up inside my head.)

i should have loved a thunderbird instead;
at least when spring comes they roar back again.
i shut my eyes and all the world drops dead.
(i think i made you up inside my head.)"
hayatberbat hayatberbat
yazarken de giderken de boşluğa bakıp gülümsemiş şair... her yağmur yağdığın da hüzünlü bir kızın yüzünde tekrar belirir yüzü.. şemsiye açmayı reddedenler derneğinde..
picara picara
güzel, yetenekli, zeki, yaşadığı dönemin ilerisinde bir şairdi. sevdi, aldatıldı. kocasını aldatmadı ama intihar girişimleriyle azraili bir kaç kez aldattı. sonunda ölümsüzler arasında yerini aldı. çünkü o hiç yaşlanmadı.
1 /