tanrı misafiri

1 /
ccuk ccuk
ünlü nasrettin hoca fıkralarının birinin ismi. hadise şöyle gelişir.
bir gece bir adam hocanın kapısını çalar, amaç hocayı tiğe almaktır.
-hocam iyi geceler.
-iyi geceler evladım. buyur?
-hocam size misafirliğe geldim.
-hoş geldin evladım da ben seni tanımıyorum.
-olsun hocam tanrı misafiriyim ben. evine almayacak mısın beni?
-hm.. tanrı misafiriysen başka. gel sen benle bakalım....

bir zaman sonra...

-hocam neden camiye geldik biz?
-evladım sen tanrı misafiri değil misin?
-evet tanrı misafiriyim hocam.
-tamam işte. burası da tanrının evi. tanrı misafirini, tanrı evinde ağırlamak gerekir. buyur...
akılfikirdükkanı akılfikirdükkanı
nasrettin hoca ya saru saltuk tanrı misafiri olur. evde yemek yerlerken saru saltuk sorar,
-hoca öbür dünyaya giderken yanında ne götürürsün
-üç şey götürürüm.
saru saltuk sormuş
-nedir bu üç şey
-bir sikimle iki taşşağum.
ruhtamircisi ruhtamircisi
anarahmine düştüğü andan itibaren her insan tanrı misafiridir.kimi bu misafirliği pek sevmez ve erkenden geri döner.kimi sever misafirliği uzun kalır.kısa süreli ya da uzun süreli önemli olan misafirliği tadında,severek ve çoşkuyla yaşamaktır.rolünü şaşırıp evsahibini oynamak anlamsızdır ve yıkıcı etkileri vardır.
ütopya ütopya
tanı:

kendi evine sığınan kanlısını bile evinin baş köşesinde ağırlayan bir kültürün torunlarıyız. hiç tanımadığı insanlara bile haftalarca saygıda ve ikramda kusur etmeyen bir coğrafyanın çocukları.

geçenlerde bir kuzenimle karşılaştım çarşıda yürürken, canının sıkkınlığı yüzüne değilse bile yansımıştı sohbetine. oturduk bir yerde iki hoşbeş edelim diye. anlattı meramını. evinde bir haftadır abisinin kayınbabasıyla-annesi misafirmiş. hastaneye gelmişler, kalabilecekleri en yakın akraba da o olduğu için ona gitmişler. tabi bir hafta bizimkini fena bozmuş.

-hiçbir özel hayatımız kalmadı, çocukla ilgilenemiyorum, karım ilk günün sonunda küstü bana vs vs.

sonra -hayat şartları mı dersiniz adına bilmem- bizim kuşağın buradaki ilk tanı cümlesine pek uymadığını farkettim. 80 sonrası kuşağı mottosunu saymayacağım lakin acayip b.ktan bir bireyciliğe sürüklendiğimiz ortadaydı. haftasonunu arkadaşlarıyla 17 saatlik playstation turnuvalarına ayıran, işyerinde birçok haftasonunu ya da tatilini ücretsiz patronlarının kaprislerine ayıran, evine gelen kendi kayınbaba-annesine sırf karısına şirin görünmek için kul köle olan kuzenim evindeki iki yaşlı misafirle yıkılmıştı adeta.

ona zamanında dedemin bize anlattığı şu hikayeyi anlattım:

"köyün birinde ayyaş, ahlaksız, işe yaramaz bir adam yaşarmış. bütün köyü kendisinden nefret ettiren bir günah yumağıymış bu adam. günün birinde bu adam ölmüş ve köyün papazı dahil hiçbir köylü bu yaman kişinin cenazesini kaldırmaya yanaşmamış. adamın karısı durumun havarıyla başlamış bu adamı tanımayan birini aramaya, zira bunun adını dahi duymuş kimseler yanaşmamışlar cenazesini kaldırıp defnetmeye. sonunda kadın dağda gezen bir çoban görmüş, ondan yardım dilemiş ve beraber defnetmişler adamı.

günler sonra köyün papazı rüyasında bu adamı görüyormuş cennet bahçelerinde mutlu mesut gezer halde. ve bu rüyayı belirli aralıklarla sürekli görmeye başlamış. böyle günahkar ve işe yaramaz bir adamın rüyada dahi bir cenneti haketmediğini düşünmüş. sonunda gidip adamın karısına anlatmış durumu ve kocasını kimin gömdüğünü öğrenmiş ondan. çobanın yanına varan papaz sormuş ona;

bu adamı nasıl gömdün, nasıl ettin diye. çobanda anlatmış;

gömerken, tanrım dedim, şimdiye kadar bana gönderdiğin tüm misafirlere iyi baktım, onları baş tacı ettim, saygı ve ikramda kusur etmedim. şimdi de ben sana bir misafir gönderiyorum, sen de ona iyi bak..."

hikaye bittiğinde anlatıcı olan benim gözlerim dolmuştu ve fakat kuzenimde yaprak dahi kıpırdamamıştı. ihtimal ki akşam evde dönecek olası muhabbet simulasyonları hazırlıyordu kafasında.
1 /