tarak

1 /
neyapmali neetmeli neyapmali neetmeli
bazı ortamlarda "insanın başına ne gelirse ya meraktan gelir ya y...tan" şeklindeki veciz sözün tamamalanmasında ayıp olmasın diye orijinal kelimeyi ikame etmekte kullanılır. bu durumda merakla güzel bir ikili oluştururlar.

sözün derin anlamını merak edenler "ilginç taraktan insanın başına ne gelir ki?" diye sorabilirler. bu durumda insanın başına hem bu meraktan hem de taraktan ne geleceğini uygulamalı olarak öğrenme şansları olabilir.
jkfl jkfl
bir gemi türü. limanlarda kayan toprak yada akarsuların getirdiği alüvyonlarla alçalan suyu yükseltme amacıyla deniz dibini kazmak amacıyla teknesi üzerinde vinç bulunan deniz taşıtı. tarak gemisi.
alt ve üst kenarları paralel olan dörtgen alt ve üst kenarları paralel olan dörtgen
aleni mesajlar veren barbaros şarkısı. melodisi de oldukça eğlencelidir.
aha sözleri;

benim bir taragim var
bak işte bak, bu tarak
tararım saçlarımı
hep aynaya bakarak

senin taragin var mi?
lan bu ne biçim tarak
dağınık kalsın bırak
kel başa şimşir tarak

tarak cok onemlidir
pek de marifetlidir
saçlara dans ettirir
sen de seyret ve dans et

`benim bir sevgilim var
o tarağı çok sever`
tararken saçlarını
benim şarkımı söyler

herkesin bir zevki var
benim zevkim de tarak
zaten bir taragim var
bak işte bak, bu tarak

herkesin bir zevki var
benim zevkim de tarak
zaten bir tarağım var
bak işte bak, bu tarak
ropte ropte
fonetiğinden ötürü adı lazım olmayan bir uzva zamirlik yapmakta olan.

hem de ne uğruna? asgari ücret + maaş + ssk
ilim ilim
hint avrupa dillerinde tarağın kökü diş anlamındaki gombhos sözcüğüne bağlanır. sanskritçe jambha, kilise slavcası zqbu, yunanca uzun, sivri çivi anlamındaki gomfos bu kökten gelir. letonca kemme, eski yüksek almanca kamb, danca kam, eski ingilizce camb ve yeni ingilizce comb tarak demektir. iddiaya göre bütün dünyanın tersine britanya adalarına tarak dışarıdan, 789'daki dan istilası sırasında getirilmiş. türkçe tarak/targak'ın kökü ise tarım ve darının da kökü olan "tarımak, taramak"tır.
abdülmecid kız kardeşi atiye sultan'ı 1840'ta evlendirirken, damat ahmet fethi paşa'ya altın üzerine elmaslı, süslü mine tuğralı sakal tarağı hediye edilmişti.
1960'ta isviçre'de ilk elektrikli tarak icat edilene kadar tarağın biçiminde bir değişiklik olmamıştır. metal, ahşap, fildişi taraklardan sonra bugün her biçim ve sertlikte plastik türevi taraklar yaygındır. tarağın dişleri tek değil, çok sıralı olanına fırça denir.
vomolbo vomolbo
bence bir dönemin aynası. iddialı bir tanım oldu kabul. bir özelliği ile dönemsel bir gereç diye iddiamdan vaz geçip, pasif ve silik bir tanım yapayım.

döneme has oluşu şekliyle alakalı. küçük cep tarakları. hani beşiktaşlı, cimbomlu, fenerli renkleri olan, daha afili olanlarda aslan, kanarya, kartal desenleri bile vardı.

bir de bunların taşındığı yer.. sağ arka pantolon cebi, cüzdanla göt arasında çoğu zaman kot pantolonun arka cep bölgesinin alt tarafını deforme eden ya da yırtan, ucu görünen. bir diğeri kolları dirseği geçen, kısa kollu (!) gömleklerde uzun tekel2000 ile göğüs arası. bir ucu küçük ve sık dişli, diğer ucu görece kalın ve daha seyrek. ince ucu ile bıyık, kalın ucuyla daha çok kuru kuru uzun ense saçların tarandığı bu taraklar her dayıda vardı, babada ve amcada. tarak, saçlar arasında genelde arkaya doğru ilerlerken, öteki el, bağımsızlığını 1 ms de olsa ilan etmiş her saç telini teskin etmek için olsa gerek peşi sıra sürülürdü.

90'ların sonuna kadar vardı bu taraklar. özlüyor insan. babayı, amcayı, dayıyı falan.

keşke herkes yine tarak kullansa.
saçıuzamayanmağdur saçıuzamayanmağdur
özellikle saçı düz olan her kızın yanında taşıması gerektiğine inandığım taradıktan sonra saça reklamlardaki gibi hacım verip adeta güzellik katan eşyadır head&shouldersları bırakın önemli olan tarak arkadaşlar
1 /