tarih tekerrürden ibarettir

1 /
sorunsal sorunsal
geçmişte ne yaşanmışsa sadece zaman degişerek aynı olaylar bir döngü halinde yaşanır ufak tefek değişikler haricinde hersey aynıdır
dbk21 dbk21
türk cumhuriyeti tarihinde tek başına iktidar olan partilere halk bir sonraki seçimde yine tek başına iktidar olma şansı vermiştir ve sonunda kötü olaylar gerçekleşmiştir. bu durum menderes, özal ve en son rte için geçerlidir. bu bir nevi tarih tekerrürden ibarettire örnektir.
karahisari karahisari
bu kadar mı tekerrür eder diyeblieceğimiz tarihler olmuştur. mesela bir yazısında soner yalçın 1954 ve 2007 seçimini karşılaştırıyor. arada geçen yıllarda bu ülkede hiç mi bir şey değişmemiş be birader denecek hadiseler. gerçekten çok ilginç bir yazı..

soner yalçın/hürriyet

bu kadar benzerliğe çok şaşıracaksınız

hükümette olan bir partinin seçimlerde oyunu artırarak iktidarını sürdürmesi açısından, 2007 ile 1954 seçimlerinin benzer olduğu ifade edildi.

doğru. ancak, benzerlik sadece bu kadar değil. benzerlikleri okudukça, "tarih bu kadar da tekerrür etmez ki canım" diyeceksiniz. ve 2007 seçimlerini bir kez daha gözden geçireceksiniz.

tari̇h 11 şubat 1954. demokrat parti meclis grubu, seçimlerin 2 mayıs’ta yapılması kararı aldı. seçimlerin üç güçlü partisi vardı:

dp, chp ve zamanla mhp adını alacak olan cumhuriyetçi millet partisi (cmp). ama iktidar için iki parti kıyasıya yarışacaktı: dp ve chp.

chp seçim öncesinde, cmp ile ittifak yapmak istedi. süren görüşmeler anlaşmazlıkla sonuçlandı. ancak bu yakınlaşma, her iki partinin miting meydanlarında birbirleri aleyhine hiç konuşmamalarına sebep oldu.

dp, seçime vitrinini yenileyerek girdi: chp’nin önde gelen isimleri cavit oral, lütfi kırdar ve genelkurmay başkanı orgeneral nuri yamut, kore’ye giden türk birlikleri komutanı tahsin yazıcı, orgeneral i̇smail hakkı tunaboylu gibi üst düzey subaylar aday yapıldı.

i̇nşaci ve i̇marci dp

dp’nin seçim kozu, vitrininden çok, "altın yıllar" dediği dört yıllık icraatıydı. dp, seçim stratejisini ekonomik başarısı üzerine kurdu. ülkeyi şantiye haline getirmekle övünüyordu. limanlar inşa etmiş, çimento ve şeker fabrikalarının temellerini atmış, otomatik telefon santralları kurmuş, karayolları yapmıştı.

kuşkusuz bu iyileştirmelerde, 1950-1953 yılları arasındaki dünya ekonomisinin canlanmasının büyük payı vardı; "konjonktür himmetiydi" bu ivme.

i̇kinci dünya savaşı’nı yaşayan ülkelerin hammadde ve tarımsal ürünlere ihtiyacı, türkiye’nin ihracatına olumlu etki yapmıştı. özellikle tarım sektörü patlamıştı. traktör ve yeni sulama kanallarıyla tarımsal üretim üç kat artmış; tarımın gayri safi milli hasıla içindeki payı yükselmişti.

köylünün yüzü gülüyordu; bu nedenle buğday, tütün ve özellikle pamuk fiyatları patlama yapmıştı. kişi başına düşen milli gelir artmıştı.

dp’nin seçimlerdeki en büyük kozu, ekonomik canlanmaydı.

chp: lai̇kli̇k tehli̇kede

chp’nin seçim propagandasının iki ayağı vardı: ekonomi ve laiklik.

chp’ye göre, dp halkı kandırıyordu; ekonomi reel olarak büyümüyor şişiyordu; geçici iyileştirmelerin nedeni alınan borçlardı ve bu hesapsız büyüme zamanla iktisadi krize yol açacaktı.

"liberalizm bize göre değildir" diyordu chp’nin önde gelen ismi şemsettin günaltay.

bu arada:

dp’nin "türkiye müslüman bir ülkedir ve müslüman kalacaktır" gibi sözlerini chp’liler, "laiklikten ödün" olarak değerlendiriyordu.

chp’ye göre dp, rejim açısından güven vermiyordu; kara çarşafı bile serbest bırakabilirdi. bu nedenle halkı uyanık olmaya çağırıyordu chp: "1950 seçimlerinde kandın, bu kez kanma!"

dp’lilere göre, laiklikten ödün verildiğini söyleyenler köy enstitüsü mezunu "inkılap softaları"ydı.

"dp vatani satiyor"

dp ve chp arasında miting meydanlarında en büyük kapışma yabancı sermaye konusunda oldu. o seçim günlerinde türkiye’ye başta amerikalılar olmak üzere yabancılar sık geliyordu:

abd’nin ünlü dışişleri bakanı, soğuk savaşın mimarlarından foster dulles, türkiye’de kurulacak üsler için onay almıştı.

abd temsilciler meclisi dış ekonomik i̇lişkiler komisyonu başkanı clarence randall, türkiye’den çıkmıyordu sanki. sürekli demeç veriyordu: "sermaye ürkektir, bu nedenle önündeki tüm engellerin, kısıtlamaların kaldırılması gerekir."

dp hükümeti, 18 ocak’ta "yabancı sermaye yasası" çıkardı.

bir diğer amerikalı max ball de görüşmeler için başkentteydi. bu ziyaretin ardından hükümet bu kez 7 mart’ta "petrol yasası" çıkardı.

2007 seçimleri öncesi nasıl migros’un yabancılara satışı gündemdeyse, 1954 seçimlerinin gündeminde de migros vardı.

türkiye halkına "ucuzluk kralı" olarak tanıtılan migros’un sahibi m. gottiep duttweiller de türkiye’ye gelen yabancılar arasındaydı. 1 nisan’da migros kuruldu. migros, yabancı sermayenin türkiye’ye gelişinin de bir sembolü oluvermişti. dp, yabancıların ilgisinden memnundu.

chp’ye göre ise "dp’liler memleketi satıyordu".

yabancı sermaye ve petrol yasası, türkiye’yi yarı sömürge bir ülke haline getirmek için çıkarılmıştı. ülke zenginlikleri yabancılara peşkeş çekiliyordu.

chp lideri i̇smet i̇nönü, seçim meydanlarında, "amasya’nın elma bahçelerini sattırmayacağız" diyor ve şöyle devam ediyordu:

"tarihte yabancılar kapitülasyon korumacılığıyla türkiye’yi istismar ettiler. yabancı sermaye özel kanunlarla korunacaksa biz elimizdeki milli sermayeyi yabancı olmaya zorlarız. yüzyıllarca denenmiş sakıncalı usullerin, bugün marifet gibi yeniden getirilmesini kabul edemeyiz."

küçük ameri̇ka

chp seçim stratejisini "vatanı sattırmayacağız" teması üzerine kurmuştu.

dp’liler ise daha basit propaganda yapıyorlardı; vatandaşlara soruyorlardı:

"dün mü mutluydunuz bugün mü; ona göre oy verin."

acaba sandıkta, dp’nin "müreffeh türkiye", "türk mucizesi" sözleri mi; yoksa chp’nin "vatanı sattırmayacağız" söylemi mi prim toplayacaktı?

o dönemde türkiye halkının büyük çoğunluğu amerika’ya sempatiyle bakıyordu. dp bu nedenle sürekli "abd bizi destekliyor" propagandası yapıyordu.

örneğin: seçimden sonra iktidar değişikliği olmazsa abd’nin türkiye’ye 1 milyar dolar yardımda bulunacağını iddia ediyorlardı.

chp ise alınacak parayı eleştiriyordu: "bu yardım değil, çocuğumuzun kursağından kesilecek borçtur."

dp hemen cevap veriyordu: "chp büyük rakamlardan hep korkar."

abd hangi partiyi destekliyordu?

dp’yi destekliyordu. dp’nin yanında olduğunu kamuoyuna göstermek için dp’nin önemli ismi cumhurbaşkanı celal bayar’ı amerika’ya davet etti. bayar, amerika’da büyük törenlerle karşılandı; amerikan kongresi’nde konuştu.

dp’liler bu geziyi seçim malzemesi olarak kullandılar. celal bayar yurda dönüşünde açıkladı: "türkiye’yi küçük amerika yapacağız."

chp’nin, yabancı sermaye ve petrol yasasını eleştirmesi, abd ile arasına soğukluk getirdi. new york times türkiye muhabiri w. hangen, "chp seçimleri kazanabilmek için abd aleyhtarlığı yapıyor" diye haber yaptı. chp bunu şiddetle yalanladı ama benzer haberler hep sürdü gitti.

devlet olanaklari

chp, başbakan menderes’in seçimlerde, devletin c-47 tipinde çift motorlu uçağını ve makam aracı cadillac otomobilini kullanmasını sürekli eleştirdi.

menderes de, "siz de devletin beyaz trenini kullandınız yıllarca" diye yanıtladı bu eleştirileri.

bu tartışma, anadolu ajansı ve radyonun dp’liler tarafından tek taraflı kullanıldığı eleştirileriyle sürdü.

gazeteler açısından da iktidar partisi şanslıydı. üstelik:

dp seçimlerden hemen önce çıkardığı bir yasayla chp’nin, -tek parti döneminde haksız şekilde mal edindiğini iddia ederek- başta partinin güçlü yayın organı ulus gazetesi olmak üzere mallarına el koymuştu.

sadece abd ve basın değil, işadamları da dp’ye destek veriyordu. o yıllarda henüz tüsi̇ad yoktu; i̇stanbul’un önde gelen 20 işadamı -içlerinde chp’liler de vardı- düzenledikleri basın toplantısında, ekonomik istikrarın bozulmasını istemediklerini açıkladılar.

i̇şadamlarının bu açıklaması, "i̇stanbul zengin çevreleri bu seçimde dp’ye oy verecek" söylentisine neden oldu.

chp çevreleri, adana’dan, kayseri’den yani anadolu’dan çıkan yeni zenginlerin "gazino kültürünü" küçümsüyorlardı. cumhurbaşkanı bayar’ın köşk’e alaturka söyleyen müzeyyen senar gibi sanatçıları çağırmasıyla alay ediyorlardı. türk burjuvazisinin beğeni düzeyinin düştüğünü fısıldıyorlardı birbirlerine.

dp ise chp’lilere bir başka açıdan "vuruyor"; chp genel sekreteri kasım gülek’in robert koleji mezuniyet fotoğrafını el altından anadolu’ya dağıtıyor; "chp genel sekreteri daha önce papaz idi" propagandasını yapıyordu.

dp, seçmeni daha yakından tanıyordu! "papaz" zamanla "dindar cumhurbaşkanı" söylemine dönüşecekti!

düne övgü bizde neredeyse gelenektir. oysa 1954 seçim kampanyasında da liderlerin ağızlarından düşmemişti hakaret sözcükleri: "cahil, bunak, jurnalci, sağır, psikopat, memleketi satanlar, hırsızlar vs..."

bu havayla gidilen seçimlerin sonucunu kimse kestiremiyordu.

2 mayıs akşamı sandıklar açıldı.

seçime katılım yüzde 83.6 oldu.

dp yüzde 58.4 ile 305 milletvekili; chp yüzde 35.1 ile 31 milletvekili; cmp yüzde 4.9 ile 5 milletvekili ve yüzde 1.6 ile bağımsızlar 2 milletvekili çıkarmıştı. dp oylarını artırmıştı.

seçimin mağlubu kuşkusuz chp idi ve gözler genel başkan i̇smet i̇nönü’deydi; istifa edecek miydi?

ismet paşa da istifa etmedi!

1954 seçimlerinden sonra i̇smet i̇nönü evine kapandı. i̇stifa edeceği konuşulmaya başlandı. bazı chp’lilere göre, "millet chp’ye değil, genel başkan i̇smet i̇nönü’ye karşıydı". kimi partili ise chp’nin kendini feshedip yeni bir isimle kurulmasını istiyordu! gözler, kulaklar i̇smet paşa’nın açıklamasına çevrildi.

chp 1954 seçimlerine iktidar olacağı umuduyla girmişti.

oysa oyları bir önceki seçimde 39.9’du. şimdi 35.1’e düşmüştü.

seçim sonuçlarından sonra chp lideri i̇smet i̇nönü evine, pembe köşk’e kapandı. paşa’nın bu ikinci seçim yenilgisiydi. i̇stifa edecek mi tartışmaları başladı.

partide herkes şaşkındı. herkes kendi dışındakileri suçlu buluyordu.

chp’nin yenişehir’deki yeni genel merkezi önünde bazı gençler olay çıkardı.

bu arada chp tunceli milletvekilleri aslan bora ve fethi ülkü dp’ye geçti; chp’nin sandalye sayısı 29’a düştü. chp darmadağın olmuştu. gözler ve kulaklar i̇smet i̇nönü’deydi.

çünkü i̇smet paşa’nın genel başkanlığı bırakması, fahri genel başkan olarak partide bulunması konuşuluyordu.

chp’nin önemli ismi şemsettin günaltay’a göre, "millet chp’ye değil, i̇smet paşa’ya karşıydı. millet onu tekrar ülkenin başında görmekten korkuyordu!"

bazı chp’liler, partinin kendini feshedip yeni bir isimle tekrar kurulmasını bile dile getiriyordu. bu teklifi ortaya atan cemil barlas’a göre (gazeteci mehmet barlas’ın babası), chp üzerindeki ipotekten kurtulmalıydı. i̇potek, tek parti döneminin jandarma tahsildar baskısı, savaş yıllarındaki yokluk dönemi vs. idi. chp bunlarla özdeşti ve chp adıyla artık iktidar olması zordu!

bazı chp’liler halka kızıyordu: dp milleti kandırmış, iğfal etmişti; halk içinde yaşadığı koşullardan habersiz oy kullanmıştı.

i̇smet paşa seçimlerden üç gün sonra basının karşısına çıktı:

chp ve genel başkanlıktan ayrılmayacaktı. i̇stifa haberleri kasıtlı olarak çıkarılmıştı. halka inanıyordu. gerçeklerin görülmesi için zamana ihtiyaç vardı. ve inanıyordu ki, halk zamanla her şeyi görecekti.

i̇smet paşa’nın chp’lilere de mesajı vardı. eğer chp, atatürk devrimlerinin bekçisi olarak kalır ve dp’nin seçim sonrası yaptığı (dp’ye oy vermeyen bazı illerin ilçeye, ilçelerin bucaklara çevrilmesi gibi) totaliterliği karşısında cesurca tavır alırsa, dp’nin sonu yakındı.

paşa’ya göre, dp bir dalgaydı ve dalgalar kalıcı olamazdı!

i̇smet paşa ne kadar soğukkanlı olsa da, partide "her şey bitti" havası vardı.

partide erime sürüyordu; chp milletvekili, üstelik grup başkanvekili server somuncuoğlu da dp’ye geçmişti.

i̇smet paşa haziran ayında chp parti meclisini topladı. herkes her şeyi söyledi. ancak bir karar alınamadı. seçim yenilgisini araştırmak için "islahat komisyonu" kurulmasına karar verildi. komisyon, seçim yenilgisinin nedenlerini araştıracak ve partiye yeni tüzük ve program hazırlayacaktı.

chp kurultayı temmuz ayında yeni sinema’da toplandı.

i̇smet paşa açılış konuşmasında, "taviz sahasında dp ile yarış edebilir miyiz? o halde? biz devletçilikten ve bilhassa laiklikten en ufak taviz verirsek bunların ucunu bir daha yakalayamayız. türkiye’de chp, atatürk devrimlerinin bekçisi olduğu için itibardadır ve gerçek bir kuvvete sahiptir" diyerek chp’lilere moral verdi.

paşa’nın son sözü, "chp, atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisidir" oldu.

bu sözden sonra sinemada öyle bir tezahürat oldu ki, salon yıkılıyor gibiydi.

chp yine duygusallık girdabına girmişti.

i̇smet paşa bu konuşmadan sonra genel başkanlığa oybirliğiyle yeniden seçildi.

ve chp bundan sonraki seçimlerde de oylarını artırmadı, hep aynı oyu aldı.

ta ki bülent ecevit’in genel başkan seçilmesine kadar.
sear me sear me
"hatalardan ders alınmazsa" şeklinde devam eden sözdür.fakat bu söz bizde fazla bilinmez ve kullanılmaz.zaten ülke olarak içinde bulunduğumuz konumda bunu ispatlar nitelikte.
angesen angesen
değişik çağlara ait sadece bir kaç kitap karıştırınca bile doğru olduğunu gösteren önerme. öncelikle bu önermede ki mecazi vurguyu gözardı etmeden ele almak gerekir. tekerrür eden zaman ve mutlak aynı olan olaylar değil ancak farklı dönemlerde yaşanmış ancak sonuçları aynı olan olayların her dönemde tekrar etmesidir.

mesela ortaçağı kasıp kavuran vebanın yerini günümüzde, aids, kanser gibi hastalıklar aldı. şimdi nasıl biz onlar için, ne kadar cahillermiş, nasılda bulamamışlar çaresini, vebayı bulaştırdıklarını düşündükleri kedileri katlederken fareler daha da çoğalmış veba daha da yayılmış derken, bundan belki de yüzyıl sonraki tarih kitaplarında da kanser ya da aids ile ilgili benzer şeyler yazılacak.

savaşlara bakınca da değişen hiç bir şey yok. sadece teknoloji farklı. şu anda da dünyanın bir çok yerinde savaş ya da adı savaş olmasa da benzer katliamlar devam ediyor. tarihte barbarlık diye geçen olaylar, günümüzde kullanılan kimyasal silahlarla çok daha kalıcı sonuçlar bırakarak devam etmekte.

küçükken tarih derslerinde savaşlar, olaylar anlatılırken, tüm bu savaşlar dünya'nın şimdiki sınırları çizilsin diye yapılmış diye çocukça düşünürken, o sınırlar aradan çok ta fazla olmayan yıllar geçmesine rağmen gözümün önünde defalarca değişmiştir.

fiziki sömürgeciliğin yerini ekonomik sömürüler almıştır ancak sonuçları ezilen toplumlar olması bakımından yine benzerdir.

tarihe adını kazımış, asla yıkılmaz denen büyük imparatorluklar hep yok olmuş, yerini yenilerine bırakmış, ama döngü, imparatorlukların ismi ve yönetim şekilleri değişerek ama dünyaya etkileri benzer olarak devam etmiştir.

ahlaki değerlere değinmemek ise en iyisi gibi. daha iyiye değil ancak daha kötüye gittiği bir gerçek.

aklıma şu an gelmeyen ancak oldukça fazla çoğaltılabilecek bu döngüler ise hint inanışındaki maha yuga kavramını sanki haklı çıkarıyor ve şu an bizim içinde bulunduğumuz evre kali yuga gibi.
fakespeare fakespeare
türkiye için kesinlikle katıldığım olaydır.

16 şubat 1969'a götüreyim ben sizi. 40 yıl öncesi. bir ülke 40 yılda ne kadar gelişir, ne kadar ilerler halbuki. hollanda'ya bakıyorum adamlar 50 yıldan sıfırdan buraya geldiler. türkiye 40 yıl önce sıfır değildi, 40 yılda ne kadar gelişmesi gerekirdi.

neyse neler oldu şubat 1969'da? şubat 1969 amerikan 6. filosuna karşı gösterilen olduğu dönemdir. amerikan askerleri beyoğlu'nda adeta kendi malları gibi istediği her şeyi yapmaktaydı. kendilerine ayrılmış genelevleri bile vardı. istedikleri zaman istedikleri gibi girip çıkıyorlardı. neyse efendim. devrimci gençlerimiz bu emperyalist ülkeye karşı tepkilerini ortaya koymaya başladılar 1969 şubatında. önce kafalarındaki şapkaları alıp kaçtılar, elbiseleri jiletlediler. kıstırdıkları yerde tekme tokat giriştiler amerikan askerlerine. sonra halkı ayaklanmaya, isyana çağırdılar. ve bütün halkı 16 şubat 1969'da büyük eyleme davet ettiler.

amerikan askerlerini kim korudu? türk faşistleri. çok ilginç değil mi? bir tarafta milliyetçi olmayan ve emperyalizme karşı mücadele vererek ülkesini koruyan gençler, diğer tarafta ise milliyetçi, vatan sevgisinin ateşiyle yanan gençler. e vatan sevgisiyle yanıp tutuşan bu gençler polisin de desteğiyle nasıl oluyor da amerika'ya karşı savaşmak yerine türk gençlerine karşı savaşabiliyor ki?

olaylarda 2 kişi öldü yaklaşık 200 kişi yaralandı. bakın amarikan askerleri ile kapışmadık. tekrar söylüyorum, ülkücü, vatansever gençlerimizle çatıştık. hatta ve hatta alın o günden size bir fotoğraf. sokaktan toplanmış bu adam, yerde yatan ali turgut aytaç'ı bıçaklıyor ve polis de olayı izliyor.





sene oldu 2009
gelelim bugüne. bir grup genç imf'yi ve politikalarını protesto ediyor, ülkesini işgal eden bu güçlere karşı isyanını dile getirip halkını korumaya çalışıyor. peki imf'yi yani türkiye halkını ezen bu örgütü kim savunuyor? polis'in desteğiyle halk savunuyor yine. hergün siftahsız kepenk kapatıyoruz diye sokakta ağlaşan esnaflar da var aralarında.



ben size 2049'u anlatayım. amerika'ya karşı yapılan protesto gösterisinde 100 kişi öldü 200 kişi yaralandı. öldüren de ölen de türk. öldüren amerikayı savunan aşırı milliyetçi türkler. ölenler önemsiz, anarşist, kaldırım sökücü, vitrın kırıcı gençler.
1 /