taylan özgür

1 /
manha de carnival manha de carnival
1969 yılında beyazıt meydanında kurşunlanarak öldürülen odtü öğrencisi.
ablası hale kıyıcı tarafından araştırma komisyonu kurulması için tbmm ye dilekçe verilmiş.
20 milletvekilinin imzası gerekiyor bu iş için.bakalım 20 duyarlı milletvekili çıkacak mı ? taylan'ın ablasının mücadelesine destek verecek.
tekmeleyen kuş tekmeleyen kuş
21 aralık 2006 tarihli nokta dergisinden alıntıdır.

" önümüzdeki otobüs durağında siyah renkli bir otmobil durdu. içinden iki üç kişi fırladı. bir buçuk metre kadar ileride yürüyen iki kişinin üzerine çullandılar. bunlardan biri zorla otomobile bindirildi. ama bu kişi otomobilin diğer kapısından çıktı. arkasından biri ceketinin yakasını tuttu. ceket ve gömlek sıyrılarak gencin üzerinden çıktı. genci üzerinde sadece kırmızı bir atlet kaldı. koşmaya başlayan genç, yolu ayıran demir bariyerin üzerinden tam atlayacakken, yine iki metre önümde duran, gri takım elbiseli biri, elinde rulo olarak tuttuğu gazeteyi bir kenara bıraktı. içinden çıkarttığı silahı kaçan kişiye yöneltti. mantar tabancası patlar gibi bir ses çıktı. kaçan genç yere yığıldı, birileri koşup onu aldılar ve bir cipe bidirip götürdüler. akşam radyo haberlerini dinliyorduk. spiker ' bugün beyazıt meydanında çıkan silahlı çatışmada bir odtü öğrencisi vurularak öldürüldü. öldürülen öğrencinin üzerinden iki tane tabanca çıktı' deyince donup kaldık. çünkü üzerinde silah yoktu. çatışma çıkmamıştı, sadece bir tek el ateş edilmişti".

tanıklık ettiği bu faili meçhul cinayeti, gazeteci can ataklı, 17 0cak 1999 tarihli sabah gazetesi köşesinde yazıyordu. 23 eylül 1969'da, istanbul üniversitesi öğrenci birliği'nin beyazıttaki kongresi sırasında işlenen bu cinayet sonrası lisan çakıcı adlı bir polis memuru yakalanarak yargılandı. 6 ocak 1969'da abd büyükelçisi kommer'in makam aracını odtü'de yakan ve aralarında taylan özgür'ün de bulunduğu devrimci öğrencilerin isim listesinin cebinden çıktığı iddia edilen bu polis memuru delil yetersizliğinden beraat etti.

yıllar sonra 1990'da, kontrgerilla hakkında yazdığı kitapları ile de tanınan emekli yarbay talat turhan, derin devlet'in eylemlerini de anlattığı bir söyleşide taylan özgür cinayetine de değiniyordu. turhan, 1978 yılında içişleri bakanı bakanı olan hasan fehmi güneş'e dosyayı vermişti. o sırada deniz baykal ve ertuğrul günay da yanındaydı. dosyada, taylan özgür'ü öldürdüğünü iddia ettiği ve o tarihte (1969) üsteğmen olan askerin adı da yazılıydı. o asker, talat turhan'ın iddiasını dile getirdiği 1990 da bir generaldi. özgür'ün öldürülmesinin üzerinden 31 yıl geçmişti. ekim 2000'de bir chp kurultayı sırasında, partinin genel başkanlığına aday olan hasan fehmi güneş'in konuşması sırasında bir kadın kürsüye yürüdü. tam o sırada " tam bağımsızlıktan" söz eden hasan fehmi güneş'e bağırarak " bağımsızlık uğruna ölen taylan özgür'ün dosyasını neden sakladın? taylan'ın katili nerede?" diye sordu. bu kadın taylan özgür'ün ablası hale kıyıcı'ydı. hale kıyıcı, ömrünü kardeşinin katilin bulmaya adamıştı. her iktidar döneminde konunun araştırılması için girişimlerde bulundu. hiçbir zaman randevu lamadığı hasan fehmi güneş, deniz baykal ve ertuğrul günay'a kardeşinin katillerinin kim olduğunun bulunabilmesi için üyesi olduğu chp kurultayında genel başkanlığa bile aday oldu. tbmm'de bir komisyon kurulabilmesi için toplanması gereken 20 imza hiçbir zaman toplanamadı. olayın aydınlatılması için için tbmm'yi harekete geçiren shp milletvekili mustafa saya, faili meçhul kalmaya devam eden cinayetlerin toplumsal barışa zarar verdiğini söyleyerek, türkiye'nin geçmişi ile yüzleşmesi gerektiğini söylüyor. " önergeyi meclis'ten geçirmeye çalışacağız. ama gerekli 20 imzayı toplamaya çalışırken bile, solda görünen, kamuya mal olmuş kişiler dahi imza vermeyeceğini söyledi".
kurutulmus kelebek kurutulmus kelebek
23 eylül 1969 yılında beyazıt meydanında durupduruken sırtından vurularak öldürülen devrim şehitlerindendir. simgeleşmiştir. 68 döneminin ilk faili meçhul cinayetidir. bu cinayet suya taş atılmış gibi bir etki yaratmış olacak ki bundan sonra olan olaylar 12 mart muhtırasına kadar gitmiştir.
ilk yapılan soruşturmalarda taylan özgür'ü öldürenin polis memuru lisan çakıcı olduğu söylenmiştir. uzun süre aranan lisan yurdışında bulunmuş, yakalanmış yargılanması sırasında akli dengesinin yerinde olup olmadığının anlaşılması için bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastahanesi nde müşahade altına alınmış bir süre orada kalıp akıl hastası olduğuna dair teşhis koyulmuş ve davadan kurtuldu.
eski kurmay albaylardan talat turhan ise taylan özgür'ü öldürenin lisan çakıcı değil bir üsteğmen olduğunu iddia etmemiştir. deniz gezmiş'de taylan'ın yanına gömülmeyi vasiyet etmiş ancak izin verilmemiştir.

cinayete tesadüfen tanıklık eden can ataklı'nında 17 ocak 1999 sabah gazetesinde bulunan tarihli yazısı şöyledir..

"annem babamla birlikte beyazıt tarafından kapalıçarşı ya gidecektik. o gün meydan çok kalabalıktı. çünkü birkaç gün önce milli türk talebe birliği nde yaptığı bomba elinde patlayan mustafa bilgi adlı sağcı öğrencinin cenazesi vardı. bu nedenle beyazıt meydanı çarşaflı, türbanlı kadınlar ve sakallı cüppeli erkeklerle doluydu. biz o zamanlar marmara sineması olan binanıngirişinde durup uzaktan kalabalığa bakıyorduk. tam o sırada önümüzde, otobüs durağında siyah renkli bir otomobil durdu.içinden iki üç kişi fırladı. 1.5 metre kadar önümüzde yürüyen iki kişinin üzerine çullandılar. bunlardan biri zorla otomobile bindirildi. ama bu kişi otomobilin diğer kapısından çıktı. arkasından biri ceketinin yakasını tuttu. ceket ve gömlek sıyrılarak gencin üzerinden sıyrıldı. gencin üzerinde sadece kırmızı bir atlet kaldı. koşmaya başlayan genç, yolu ayıran demir bariyerin üzerinden tam atlayacakken, yine iki metre önümüzde duran, gri takım elbiseli biri, elinde rulo olarak tuttuğu gazeteyi bir kenara bıraktı, içinden çıkarttığı silahı kaçan kişiye yöneltti. nişan aldı....mantar tabancası patlar gibi bir ses çıktı. kaçan genç yere yığıldı, birileri koşup onu aldılar ve bir cipe bindirip götürdüler. akşam radyo haberlerini dinliyorduk. spiker "bugün beyazıt meydanında çıkan silahlı çatışmada taylan özgür adlı odtü öğrencisini vurularak öldürüldü. taylan özgür ün üzerinden iki tane tabanca çıktı" deyince donup kaldık. çünkü öldürülen taylan özgür'ün üzerinde silah yoktu, çatışma çıkmamıştı. sadece bir tek el ateş edilmişti. ilk kez bir öğrenci liderinin, sokak ortasında, hem de resmen öldürülmesi, türkiye'nin yakın geleceğini etkileyecek baskı tehdit döneminin habercisiydi"

yazının tamamı için;
arsiv.sabah.com.tr/1999/01/17/y05.html

(bkz: önder babat)
kimkorkarvirginiawoolftan kimkorkarvirginiawoolftan
taylan özgür’ün ablasından “hatırla sevgili” dizisine açıklama...

hatırla sevgili dizisinin sön bölümünde yaşanan olaylarda taylan özgür’ün öldürülme sahnesi ve dizinin olaylara ve 68’li gençlere genel bakış açısına ilişkin olarak özgür’ün ablası hale özgür kıyıcı sert bir açıklama yaptı. dizide olayların yeterli araştırma yapılmadan yansıtıldığına dikkat çeken kıyıcı, “deniz'i, taylan'ı, sinan'ı, hüseyin'i ve diğerlerini anlatabilmek biraz yürek ister. aynı duyarlılıkta yaşamak ister. yaşamı algılamak ister” dedi. kıyıcı’nın açıklaması şöyle:

“kardeşim taylan özgür'ün öldürülmesi, dizinizde yeterli araştırma yapılmadan, bu konuda bilgisi olanlara danışılmadan, çarpıtılarak anlatılmasını izlerken bu cüretkârlığınızı hayretler içinde izledik. 38 yıldır biz ailesinin verdiği mücadeleyi yok sayarak türkiye'nin unutmadığı /unutulmasına izin vermediğimiz bu faili bilinen cinayeti kanalınızın yapımı olan bu dizide ve uydurma bir aşk hikayesinde garnitür olarak kullanılmasına, malzeme yapmanıza söylenecek sözlerimiz olacak ve elbette ki bunun da bir bedeli olacaktır.

senaryoyu yazanların; yakın tarihle ilgili bir araştırma yapmalarını beklemek ,danışmanların yeterliliğini tartışmak abesle-iştigal…formasyon belli ediyor kendini.. bir nesli sadece sloganlarla konuşan, neredeyse karikatürize eden, dost mu düşman mı olduğu belli olmayan ( ! ) döneme belki de hıncı olan bir mantığın yansımaları! bu sizin 68'iniz! yaşananlarla alakası var mı diye bile düşünülmeden çalakalem bir senaryo!

mustafa kemal ile inönü'yü aşk romanlarında kullanan ecnebi yazarın elinden çıkmış gibi. sorulunca da herhalde ben gerçekliğe uymak zorunda değilim, alt tarafı bir roman yazdım demiş olduğu gibi siz de gerçeğe uymak zorunda değiliz alt tarafı kamuoyunda saygınlığı olan isimleri bir senaryoda kullandık ne var bunda diyecek ve prim yaptığınızı sanacaksınız! hala hayatta olan tanıklar da bunu suskunlukla karşılayacak öyle mi? beyhude bir çaba.

açık olun; bu dizilerin müşterilerine ne anlatmaya çalışıyorsunuz. bunlar eli silahlı-külahlı çocuklardı da sonunda su testisi suyolunda kırıldı mı demeye getiriyorsunuz. devrimci gençlerin taylanın ölümünden nice sonra, can güvenliği için, meşru müdafaa için silahlanmaya başladığını da mı size kimse söylemedi de, taylan'ı silahını birilerine dizide avniye'ye verdiğini yazıp söyleyebiliyor, avniye ismini de garnitür olarak kullanıyorsunuz! biraz saygılı olun beyler-hanımlar. haddinizi bilip oturun.

kardeşim taylan'ın istanbul üniversitesinin bahçesinde öldürülmediğini gazete arşivlerine bakarak bile öğrenebilirdiniz. yaralı vaziyette kumkapı toplum polisi karargâhında 2,5 saat dövülerek tutulduğunu, odtü'den istanbul'a nasıl geldiğini, yanında olup da katili en yakından görüp davada tanıklık yapmayan mim. sait kozacıoğlu'nun adını geçirememek, danışmanlarınızdan fahri aral'ın savcılıkta tanıyıp da, mahkemede tanıyamadığını söyleyerek yargılanan kişinin beraatine neden olduğunu, sağır sultan bile duydu.

danışman kadronuza bakmak zaten yeterli…

deniz'i, taylan'ı, sinan'ı, hüseyin'i ve diğerlerini anlatabilmek biraz yürek ister. aynı duyarlılıkta yaşamak ister. yaşamı algılamak ister. o yürekte sizlerde ve danışmanlarınızda yok.

12 mart'ta neredeyse aynı güneşte çamaşır kurutanlar bile sıkıyönetimin zindanlarına atılırken, kendini deniz'in en yakın arkadaşı, lider bendim diye pazarlayanın sayesinde, suat derviş'in evi basılıp eşim mustafa lütfi kıyıcı, dr. şefik hüsnü beyin eşi madam leokodya, suat derviş ve ben yakalandık. kendileri ise 12 mart öncesi bir aranmadan sivil yargıya sevk edilerek 1–1.5 ay sonra serbestkaldı… sıkıyönetimin, ziverbeyin semtinden bile geçmedi/geçirtilmedi. m.lütfi anayasa affına kadar hapiste kaldı . deniz'in istanbul'dan bazı "yakın arkadaşlarına" yani döb kurucu ve yöneticisi diğer arkadaşlarına kırılıp ankara'ya gidişinin nedenlerinin neler olduğunu bilenler hala sağ. 12 mart'ta değil olaylar içindeki militanlar, sempatizanlar bile yıllarca cezaevinde tutuldu. şimdi chp'de siyaset yaptığını sanan bu zat-ı muhteremde "danışmanlarınızdan" mustafa ilker gürkan'dır. 12 mart arşivi elbet bir gün su yüzüne çıkacaktır. o ifadeler ve kimi sır dolu geçmişleri de torunlarına miras kalacaktır.

diziyi çeken beyler- hanımlar değerlerimizi paraya çevirme hırsınız ve hayalleriniz sizin olsun. kurmacanın da bir sınırı vardır ve olmalıdır, anlarım ama bizim ölülerimize dokunmayın, ucuz hırslarınıza malzeme yapmayın. bilin ki, ölenlerin matemini de tutarız hesabını da sormasını biliriz, nazım'a inat!

bedel ödersiniz, vicdanlarda mahkûm olursunuz. haddinizi bilip köşenizde oturun.

bu diziyi yapanlar; açgözlülüğünüz bir gün başınıza bela olur. sanırım bu bela da benim. bu yürek acılarını sizin ucuz aşk hikâyelerine sos yaptırmayız.”

hale özgür kıyıcı

(bkz: sendika.org charlie hebdo dergisinin saldırıdan sonraki ilk sayısında bulunan muhammed karikatürünü yazan cumhuriyet gazetesi yazarları ceyda karan ve hikmet ç... sendika )
hüzünden bozma mutluluk hüzünden bozma mutluluk
beyazıt meydanı'nda güpegündüz kurşunlanarak öldürülmüş devrimci.ölümünden sonra uzun süre katilinin tespit edilmesi için hiçbir savcı dava açmamıştır.

taylan özgür'ü vuran polis memurunun adı o günlerde gazetelerde yayınlanmıştır fakat, ihsan çakıcı adlı polis memuru bu olaynadan sonra terfi ettirilerek komiser olarak görevine devam etmiştir.

kaynak :*uğur mumcu :katili bulunamayan başka bir ışık.

birileri her şeyin tesadüf olduğuna inanıyor hâlâ.
bulletproof bulletproof
taylan cemgil'in isim babasıdır. istanbul'a gitmeden önce sinan'a vasiyetidir ona birşey olursa oğluna onun adını vermesi, başına gelecekleri biliyormuş gibi. 68 gençliğinden planlı şekilde öldürülen ilk devrimcidir. ilk şehit içinse:
(bkz: vedat demircioğlu)
bilebilebiikikere bilebilebiikikere
ölümünden sonra odtü'deki anmasında hakkında sinan cemgil tarafından şunların söylendiği devrimci öğrenci;

''bir devrimci kardeşimiz polis kurşunu ile kahpece öldürülmüstür. devrimci şehitlerin matemini tutacak zamanımız yoktur. devrimcilerin postunu ucuza satmayacağız. gün gelecek türkiye'nin bağımsızlığı ve kurtuluşu için gerekirse hepimiz vurulacağız. bunlar bizi korkutmuyor, üzmüyor ancak kinimiz bileniyor. taylan özgür'ün ardından matem tutmayacağız, mersiyeler düzmeyeceğiz. o, 24 saatini devrime adamış bir kişiydi. yapılacak çok işlerimiz vardır, ikinci kurtuluş savaşının ilk kurşunlanan devrimcilerinden sonra bizler de düşebiliriz, bunu korku değil varacağimiz şerefli bir nokta olarak kabul ediyoruz. taylan, kommer 'in arabasını yakarak devrim için ilk kıvılcımı atmıştı. bu kıvılcım devam ettirilecektir. türkiye'de cia artık bir adam temizleme kampanyasi açmiştir. yılmıyoruz, korkmuyoruz.''

saygı.
cliche cliche
genelkurmay: "taylan özgür'ü asker öldürdüyse, mahkemeye gidin!"

odtü öğrencisi taylan özgür'ün 1969'da istanbul'da bir üsteğmen tarafından öldürüldüğü iddiasını 41 yıl sonra genelkurmay'a soran kardeşine "bizim yapacağımız bir şey yok" yanıtı verildi. iddiayı emekli kurmay yarbay talat turhan ortaya atmıştı.
taylan özgür için odtü mimarlık fakültesi öğrencilerinin 1970'te yaptıkları afiş genelkurmay başkanlığı, 23 eylül 1969'da istanbul, beyazıt'ta öldürülen odtü öğrencisi mustafa taylan özgür'ün katilinin, o tarihte "üsteğmen" rütbesinde bir asker olduğuna ilişkin iddiaların soruşturulmasını isteyen kızkardeşine, "bizim yapacağımız birşey yok," yanıtını verdi.

genelkurmay başkanlığı'nın hale kıyıcı'ya yanıtı şöyle:

04 ekim 2009 tarihli elektronik postanız incelenmiştir.

tarafımızdan çözümünü istemiş olduğunuz olayın yargıya intikal ettiği ve konu hakkında karar verilmiş olduğu görülmektedir. başvuruda yer alan iddiaların usulü dairesinde ilgili yargı yerlerinde ileri sürülmesi gereken hususlara ilişkin olduğu ve bu aşamada başvurunuza genelkurmay başkanlığınca yapılacak bir işlem bulunmadığı anlaşılmaktadır.

hale özgür kıyıcı, genelkurmay başkanlığı'nın emekli kurmay yarbay talat turhan'ın "çeteleşme" adlı kitabında "devlet cinayet işlemiştir" savına örnek gösterdiği ve değişik zeminlerde tekrarladığı "taylan özgür'ü bir üsteğmen öldürmüştür. şu an üst düzey bir generaldir," ifadesini açıklığa kavuşturmasını istiyordu.

hale özgür kıyıcı, genel kurmay başkanlığı'nın yanıtına verdiği yanıtta, "göndermek lütfunda bulunduğunuz bu cevap kabul etmelisiniz ki yasak savma kabilindendir, ikna edici olmadığı gibi bir gerçeği daha örtme çabası gibi algıladığımızı bilmenizi isteriz" dedi.

kıyıcı, "altay tokat paşaya 'onur' davası açan tsk 'nın talat turhan'a eğer iddiaları doğru değilse, neden bu açıklamalardan dolayı bir dava açamadığını" sormanın "ailesinin en doğal hakkı" olduğunu söyledi ve ekledi. "unutmayın ki; 1969'da üsteğmen olup, 1990'da üst düzey general olanlara baktığımda olayın ne kadar vahim olduğunun bilincindeyim. bu iddianın araştırılması dileği ve umuduyla."
umut taciri umut taciri
katili devlet... katili koruyan yine devlet!

masal anlatıyorlar. "özgürlükçü bir anayasa" yapacağız diye masal anlatıyorlar. dicle'nin kenarında kaybolan koyunu benden sorun diye anlattıkları masallar gibi. dicle'nin kenarında ne koyunlar kayboldu. bırakın dicle'nin kenarını, i̇stanbul'un, ankara'nın, koca koca şehirlerin merkezlerinde, meydanlarında, üstelik güpegündüz ne insanlar kayboldu... da bulunamadı. nice insanlar öldürüldü... de failleri sırra kadem bastı..
bu ülkede ne katliamlar örtbas edildi. nice infazlar, işkenceler, kaybetmeler, faili meçhuller yok sayıldı... masal anlattıkları şurdan belli ki, bunları devam ettiriyorlar.
bu sayımızda, bunlardan, bunların "ilk"lerinden bir örneği anlatacağız size.
*
mustafa taylan özgür, odtü'lü devrimci bir öğrenciydi.
23 eylül 1969'da i̇stanbul'da, beyazıt meydanı'nda, güpegündüz ve herkesin ortasında katledildi. katledilen ilk devrimci değildi taylan özgür; ancak ilk planlı kontrgerilla cinayetlerinden biriydi. kontrgerilla o dönemde artık örgütlenmişti. cia tarafından nato bünyesinde oluşturulan ve sonraki yıllarda "gladio" olarak anılacak olan kontrgerilla teşkilatlanması avrupa çapında tamamlanmıştı ve ülkemizdeki ayağı da "özel harp dairesi" adı altında kurulmuştu. taylan; devletin resmi bir görevlisi tarafından öldürülmüştü ve o alenen cinayet işleyen bir resmi görevlinin devlet tarafından "alenen korunması" açısından da ilk'lerden biriydi.
*
taylan, odtü sosyalist fikir kulübü üyesiydi. devrimci gençlik içinde tanınan ve sevilen biriydi. o dönem birlikte mücadele ettiği arkadaşlarının anlatımıyla "kitlelerin güvenini kazanmayı bilen, özveri sahibi ve mücadeleden kaçmayan atak ve yiğit bir kişiliği vardı."
sosyalist fikir kulübü tarafından düzenlenen "köy çalışmaları"na katılmıştı. ufkunda devrim olanlardandı.
taylan, 6 ocak 1969'da odtü'yü ziyaret etmek isteyen abd elçisi robert komer'in makam arabasını yakan devrimci gençlerden biriydi. eylemi gerçekleştiren çok sayıda öğrenci vardı ama kommer'in arabasını ateşe verenler, sinan cemgil, taylan özgür, ulaş bardakçı ve i̇brahim seven'di. bu eylem nedeniyle devrimci odtü öğrencileri, yusuf arslan, sinan cemgil, taylan özgür, hüseyin i̇nan, ulaş bardakçı, i̇rfan uçar ve münir aktolga aranmaya başladılar. bu dönemlerinde illegaliteyle tanıştılar.
mustafa taylan özgür, 23 eylül günü sokak ortasında polis memuru i̇hsan çakıcı tarafından bir süre kovalandıktan sonra tabanca ile vurularak öldürüldü. ama daha ilginç ve önemli olan, taylan'ı vuran polisin üzerinde komer'in arabasını yakmaktan sanık olanların listesi de bulunmuştu.
kısacası, taylan da dönemin gençlik önderlerinden, kadrolarından biriydi. ve kuşkusuz bunun için de hedef alınmıştı. zaten taylan özgür'ün katledilmesinden sonra da gençlik hareketini sindirmeye yönelik cinayetler devam edecekti. (19 eylül 1969'da orman fakültesi öğrencisi mehmet cantekin, sadece dört gün sonra taylan özgür, yaklaşık iki ay sonra, 9 aralık 1969'da yıldız devlet mühendislik ve mimarlık akademisi öğrencisi mehmet büyüksevinç, 14 aralık 1969'da da aynı okulun öğrencisi battal mehetoğlu polisin himayesindeki "komandolar" tarafından öldürüldüler. ve onların katilleri de ya tespit edilemediler, yakalanamadılar, ya da yakalandılarsa da, başbuğları tarafından tez vakitte kurtarıldılar.)
*
polis memuru i̇hsan çakıcı kontrgerillanın tetikçilerinden biriydi. bu cinayetten sonra, devlet tarafından yurt dışına "görevli olarak" gönderildi, yani düpedüz kaçırıldı. "taylan özgür cinayeti dosyası" kapatıldı.
oral çalışlar, bu cinayetin bir kesitini "68 anılarım" adlı kitabında şöyle anlatıyordu:
"taylan atak ve gözü pek bir arkadaşımızdı. odtü'lü devrimciler içinde tanınan ve sevilen birisiydi. bunlar deniz'le birlikte ertesi gün i̇stanbul üniversitesi'ne gidiyorlar. deniz o zaman aranıyordu. deniz, dekan tarık zafer tunaya 'nın odasına gidiyor ve tabii polisler de onu yakalayıp götürüyorlar. onun götürülmesi sırasında devrimciler arasında birisi havaya ateş ediyor. polis, taylan'ın da içinde bulunduğu grubu kovalamaya ve ateş edeni yakalamaya çalışıyor. bu şekilde beyazıt'ın önündeki ana caddeye geliyorlar. sivil polisin birisi taylan'ın peşine düşüyor ve ara sokağın birisinde kıstırıp beynine ateş ediyor.
polisin kimliği kısa sürede anlaşıldı. taylan'ı bilinçli şekilde ve önceden gözüne kestirerek öldürdüğü, cinayetin gerçekleştirilme biçiminden belli oluyordu... cinayeti işleyen sivil polis, bir görevle yurtdışına gönderildi..."
profesör dr. aydın aybay da konu üzerine yakın dönemde bir gazeteye gönderdiği yazısında bu konuda şunu ifade ediyordu:
1. taylan özgür 'ün katli tam bir vahşettir. görevli(!) failin, hemen oracıktan bir cipe atlayıp gittiğini görmüşlerdi.
*
görevli görevini yapmış ve gitmişti. sonrasında tanıklar i̇hsan çakıcı'yı teşhis ettiler.
lakin, "teşhis" normal bir devlet işleyişi ve normal bir yargı mekanizması içinde geçerli bir hukuki yöntemdir. ama devlet için zaten "bilinmeyen" bir şey yok ki, teşhise, tanığa ihtiyaç duyulsun.
devlet taylan özgür'ün katilini yargılama peşinde değildi ki, teşhislere, tanıklıklara itibar etsin.
polis memuru i̇hsan çakıcı, kimbilir nerede o günden beri? bilinmiyor. belki, taylan özgür'ün öldürülmesinden sonra, bu ülkede onlarca yıl başbakanlık yapmış demirel biliyordur, belki ecevit biliyordur. belki de "polisimiz görevini yaptı, devletimiz de görevini yapıp onu sakladı" deyip ötesini araştırmamış, karıştırmamışlardır.
ama bu arada büyük ihtimalle emniyet genel müdürlüğü, mi̇t veya başka bir devlet kurumu aracılığıyla i̇hsan çakıcı'nın maaşını ödemeye devam etmişlerdir. hani işkence, katliam davalarında oluyor ya; mahkemeler onları bir türlü bulamıyor, fakat onlar her ay maaşlarını tıkır tıkır çekmeye devam ediyorlar.
"devletin katili", "devletin işkencecisi" olmak böyle bir şey işte.
i̇lginçtir, birkaç ay önce basına da yansıdı. taylan özgür'ün katledilmesinin televizyonlarda oynayan 'hatırla sevgili' adlı dizide yeralması da "birtakım güçler" tarafından engellenmişti. gazeteci sina koloğlu ve oral çalışlar sözettiler bu sansürden.
koloğlu'nun yazdığına göre "o dönemin ilk faili meçhul cinayeti olarak bilinen taylan özgür'ün dizide yer alması bir şekilde sansüre uğramış."
düşünün, aradan 38 yıl geçiyor ve devlet, hala cinayetinin hesabını vermemiş. ve devlet, halâ cinayetini örtbas etme peşinde.
*
ama nasıl örtbas etmesin; bir değil, bin değil... birinin üstündeki örtü açıldığında, biliyor ki, devamının "çorap söküğü" gibi gelmesi de ihtimal dahilinde.
mesela, taylan özgür'ün polis tarafından alenen kovalanarak katledilmesinden üç yıl sonra, cephe'nin yiğit militanlarından koray doğan da ankara'da yine devletin resmi polisi tarafından aynı şekilde öldürülecekti... koray, sokağın ortasında pusuya düşürülüp öldürülecek ve hiçbir polisten bu cinayetin hesabı sorulmayacaktı. çünkü o zaman artık 12 mart cuntası vardı.
sonraki yıllarda işlenen sokak ortası cinayetler de soruşturulmayacaktı. çünkü artık o zamanlarda da "cunta hukuku" süreklileştirilmiş olacaktı.
aslında taylan özgür'den bugüne kadar gelen tüm örnekler şunu gösteriyor ki; devletin cinayet işletip, katilleri de koruması, "askeri" yönetimlere özgü değil. olay devlet içine "yuvalanmış" gizli örgütlerin işi de değil. i̇hsan çakıcı'nın patronu, amiri, "karanlık güçler!" değil, resmi ve aleni devletti. çakıcı, amirinden aldığı emri yerine getirmişti. i̇hsan çakıcı'dan ayhan çarkın- lar'a, erhan tunceller'e kadar da mekanizma halen böyle işlemekte...


yuruyus yuruyus
1 /