tck 301

1 /
chicaloca chicaloca
kanun maddesinin tam metni şöyle;

(1) türklüğü, cumhuriyeti veya türkiye büyük millet meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) türkiye cumhuriyeti hükûmetini, devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(4) eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

yani neymiş? suç olan düşünce değil onu belirtme şekliymiş. düşünce özgürlüğü denilen şeyin sınırı vardır. düşüncemi belirteceğim diye öyle her ağzıma geleni söyleyip de sonra "ama ben fikir belirtiyorum bunda ne var" diyemem. isteyen istediğini düşünür ve bunu da uygun bir dille belirtir. ama iş aşağılama ve hakaret boyutuna geldi mi, işte o suçtur ve cezasız kalmamalıdır.

gelelim avrupa birliği konusuna. bu adamlar yakında türkçe konuşmayın derse, sırf birliğe kabul edilebilmek için onu da mı yapacağız diye sormadan edemiyor bu bünye. bu kanun maddesini kaldırın, türklüğe ve türkiyeye hakareti mazur görün diyen bir oluşumdan bahsettiğimizi görmek bu kadar mı zor?
madbrother madbrother
türk ceza yasası oluşuturulurken herkesin kafasında bazı soru işaretleri vardı. bütün düşünürlerimiz yazar çizerlerimiz , bu yasa hakkında pek çok makaleler kaleme aldılar. özellikle çoğunluğun birleştiği nokta , yeni türk ceza yasası'nın ab reformları ile gelen fikir hürriyeti'ne zarar vereceği düşüncesi idi. kanımca yapılan pek çok eleştiri yerini buldu ve görünürde sadece yasanın bir maddesi yerini muhafaza etti. o da meşhur 301. madde elbette.

tck'nın diğer anti-demokratik maddelerine oranla , bu madde içerisinde yer alan fıkralar muğlak ifadeler ile herkesin töhmetlendirilebileceği bir anlam taşımaktadır. özellikle türklüğe "hakaret" konusunun , açık olarak tanımlanmaması , bu konuyu hem dava açılması , hem de hakimin karar vermesi açısından her iki tarafında algılamasına bırakıyor. diğer yandan aşağılama yanın da 4. fıkra'da eleştiriler suç oluşturmaz maddesi yine o muğlaklığı ve istenilen tedbirin alınamaması eksikliğini taşıyor.
özellikle son 6 ayda pek çok yazarın bu madde yüzünden aslında sırf türk resmi tarih tezi'ne karşı çıkıyor diye yargılandığı düşünülürse açık gerçek ortaya çıkar diye düşünüyorum. bu ülke'de ermeni soykırımı olmuştur diyenlerin söz hakkı olduğu kadar , olmamıştır diyenlerinde söz hakkı vardır, olmalıdır. yine bu yasadan yola çıkarak bazı yazıları asıl anlamından kaydırılan ve bir cümlesi didiklenmiş olan hrant dink mahkum edilmiştir. bütün bunlar , özellikle eleştirebilme , düşüncesini açıklayabilme hürriyetine sahip insanlarımıza vurulmuş prangalardır.

diğer yandan yine aynı manteliteyi taşıyan , atatürk ü koruma kanunu gibi kanunlar da yürürlüktedir. geçen aylarda atatürk'ün heykeli karşısında sakız çiğnediği iddiası ile bir ak partili belediye başkanı hakkında soruşturma açıldığı düşünülürse bu yasanın da ne kadar muğlak ifadeler ile dolu olduğu anlaşılır.

yine hiç değinilmeyem bir konu , aynı yasa içerisinde türkiye büyük millet meclisi'ne hakaretinde suç olarak görüldüğüdür. iki yüzlü gazetecilerimiz , yazarlarımız , hukukçularımız , nasıl olur da her defasında ordu göreve diyerek , milli iradenin tecellisi olan meclise yapılan hakareti görmüyorlar? nasıl oluyor da bu ülkede birileri halen meclisi fesh etmekten , birilerini meclisin seçtiği makamdan indirme tehditinde bulunabiliyor? bu kadar 301. maddeye ve anayasa'nın temel maddelerine aykırı propoganda ve açıklama yapılmasına rağmen , neden kemal kerinçsiz gibiler , cumhuriyet savcıları o birilerinin hakkında dava açmıyor? bunlar cevaplanması gereken sorular.

ve son olarak , artık muhasebe yapma zamanı gelmiştir. oturup herkes kafasını başının önüne almalı "bunca yıldır kimden ne hak esirgedik , kimin hakkını bir verdik bir geri aldık çocuk gibi onlarla oynadık" demelidir. vicdanları yasalar korumaz , inançları gerçekleri yasalar bastıramaz. inşallah bu yasa en kısa zaman da tadile uğrar ya da kaldırılarak daha doğru düzgün bir yasa hazırlanır.
pitipiti pitipiti
5237 sayılı türk ceza kanununun üçüncü bölümünde; türklüğü cumhuriyeti, devletin kurum ve organlarını aşağılama başlığı altında yer alır. maddenin gerekçesine bakılınca ilk üç fıkra ile ilgili açıklama yapılmış olmasına rağmen sonra fıkra, yani; "eleştri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz" ile ilgili herhangi bir açıklık getirilmemiştir. bu da 301. maddeyi tehlikeli kılmaktadır. bu tehlike, kanundaki alenilik ilkesinin tam olarak yerine getirilmeyişinden kaynaklanmaktadır. 301. maddenin her ne kadar kaldırılması gerektiğini savunanlar olsa bile, bu maddenin kaldırılması demek; devlete türlü şekilde zarar vermeye çalışan kesimlerin ekmeğine yağ sürmek olacaktır.
son fıkraya bakıldığında eleştiri amacıyla yapılacak düşünce açıklamalarının sınırları belirlenmemiştir. bu yüzden, burada "eleştiri" denildiğinde, hakimin ne yönde karar vereceği, yine hakimin insiyatifine bırakılmıştır.yani hakimin şahsi görüşü bir yerde önem kazanacak ve hukuk ile bağdaşmayan sonuçlar ortaya çıkacaktır.
first born unicorn first born unicorn
kaldırılması gereken madde. bir an önce kaldırılsın ki insanlar gönül rahatlığıyla, ağız dolusu savurabilsin küfürlerini türklüğe ve cumhuriyete, meclise ve o meclisi seçimle getiren halka. bir an önce kaldırılsın ki, demokrasi oluşabilsin güzel ülkemde. demek ki neymiş demokrasi; insanın, yaşadığı, ekmeğini kazandığı ülkesine, cumhuriyetine, seçtiği ve kendisini temsil eden meclise ağız dolusu, uça uça, saça saça küfredebilmesiymiş, aşağılayabilmesiymiş. ne güzel şeymiş bu demokrasi, ne güzel şeymiş özgürlük.

efenim siz siz olun, olayla uzaktan yakından alakaları bulunmamasına rağmen toprakları üzerinde türkiye ermeni soykırımı yapmamıştır dediğinizde tutuklanıp yargılanacağınız ülkelere yalakalık yapmaktan geri kalmayın, çünkü neden, gerçek demokrasi budur da ondan. bizdeki demokrasi yalandır, hikayedir. çünkü başka ülkelerin arasındaki sorunları konuşanları, yargılamıyoruz, içeri atmıyoruz, sadece bize küfredeni, aşağılayanı yargılıyoruz, ama ona da önce soruyoruz: bu eleştiri mi, yoksa gerçekten aşağılayıp, küfür mü ettin? böyle demokrasi olmaz tabii. insanlık mı bu?

aklı başında olan her insan (evet sadece aklı başında olanlar), tck madde 301'in ağır bir madde olmadığının farkındadır. bu maddenin dördüncü fıkrasını okuyan aklı başında insanlar ise gerçek demokrasinin o cümlede yattığını görür zaten. bu maddeyi eleştirenlere benim diyebileceğim tek şey, atatürk'ün gençliğe hitabesine bir bakmaları. kendilerini orada gayet net göreceklerdir.
wondrous wondrous
"301 kaldırılırsa türk milleti ve egemenliğinin temsil ettiği kurumlara hakaret legalleşir. ağız dolusu hakaret için tetikte bekleyen milyonlara yol açılır."

yanılgı. 301. madde çok açık şekilde türklük ve türkiye cumhuriyeti kurumlarını koruma amacı güder. ceza kanununun ve türkiye'nin kabul ettiği kimi milletlerarası anlaşmaların kimi maddeleri ırk ve millet ayrımının önüne geçtiğinden ötürü 301 gibi türklüğe münhasır bir maddenin gereksizliği çok açıktır. şöyle düşünelim: türkiye'de yaşayan diğer etnik unsurları koruyan (atıyorum, kürtlüğe hakarete karşı) bir maddenin var olmaması bir insanın kürt etnik kimliğine edilecek "çok açık" bir hakareti ve yapılacak bir saldırıyı legal kılar mı? o halde neden konuyla ilgili genele yönelik bir düzenleme varken, böyle bir demirperde maddesine ihtiyaç duyuluyor?

birinci fıkraya yönelik durum buykan ikinci fıkradaysa çok daha açık bir durumla karşı karşıyayız. zaten "hakaret ve sövme suçları" altında her türlü tüzel kuruma hakaret illegal ve cezaya tabi iken, 301. maddenin 2. fıkrasının yürürlükten kalkmasıyla birilerinin tbmm veya emniyet teşkilatına hakaretinin legal hale geleceğini düşünmesi çok acı. büyük bir mal beyanı.

"ağabey insanlar bu maddeye neden bu kadar karşı? ne zararı var ki ne güzel işte?"

çünkü 301. maddenin neyi koruduğu bile belli değil. biraz da mübalağa edersek, kımıza boktan bir içki dense, kımızın türk kültürünün bir parçası olduğundan hareketle 301. maddeden yargılanmak bile işten değil. 301. madde kapsamında korunan türklük kavramı anayasa'nın 66. maddesiyle belirlenen etnik kimlikten bağımsız "türklük" mü, yoksa saf ırk kavramına atıfta bulunan bir "türklük" mü bu belli değil.

eğer maddede tanımlanan türklük ilk seçenekteki gibiyse, ortada pek problem yok. ama biliyorum ki "tüm türklerin allah belasını versin" dediğimizde 301'likken, "tüm kürtlerin allah belasını versin" dediğimizde 301'in ilgi alanına pek girmiyoruz. halbuki anayasaya göre kürtler de türk vatandaşı, dolayısıyla türk? anayasa'nın 66. maddesini çevirip çevirip insanın önüne getirirken, onbinlerce insanın etnik kimliğini gözardı edip herkesi türk yaparken böyle eşsiz bir korumadan mahrum bırakıyoruz. o halde ortada hukuk adına büyük bir çelişki var: teoriye göre, 301. maddenin bu bağlamda çin'deki uygurları türk kabul edip onları hakarete karşı savunurken kendi vatandaşını kapsam dışında bırakması çok garip.

"ama avrupa ceza kanunlarında da benzer maddeler var? onlarda var da bizde niye olmasın?"

evet. örneğin, ispanya ceza kanunu 543 üncü maddesinde, ispanya’ya ve özerk bölgelerine veya bunların sembollerine karşı kamu alanında yazılı ve sözlü olarak veya hareketle işlenen suçlar 7–12 ay arası hapis cezasıyla cezalandırılır; yani, yazı, söz ve hareketle sembollere hakaret veya atıyorum, bayrağı çiğneme gibi davranışlar cezaya tabi görülüyor. yine italyan ceza kanunu'nda buna benzer bir madde mevcut. ancak bu gibi ülkelerde uygulamanın ne şekilde olduğuna göz atmamız gerekir. örneğin ispanya'da ne tür davranışlar düşünce açıklaması kapsamına giriyor? italya kemal kerinçsiz gibi hukuktan bihaber bir hukukçu yetiştirebilmiş midir? ispanya ve italya toplumunda bu maddenin yankıları nedir, yoksa halk bile bu maddeden habersiz midir? ilgili madde yalnızca sembolik anlam mı taşır? bunlar tartışılmadan salt "onlarda da madde var bizde de olsun" demek mantığa ne derece sığar?

normlarımızı avrupa'ya göre kalibre etme sendromunu ayrı bir tartışma konusu olduğu için burada daha fazla açmaya gerek görmüyorum. yanlış bir uygulama varsa yanlıştır. "ama avrupa'da da var?" gibi bir argüman da yanlışı doğru hale getirir mi, tartışılır.
mr drummer mr drummer
kaldırılmasını istemeden önce dayanağını bilmemiz gereken madde.

atatürk milliyetçiliği'nin tarifi:"türkiye cumhuriyetini kuran, türkiye toprakları üstünde yaşayan topluma türk denir."bu tanım boşu boşuna ortaya atılmamış, emperyalizme karşı verilen ortak mücadeleden sonra bir millet kimliği oluşturma aşamasında ortaya çıkmıştır.yüzyıllardır bu topraklarda yaşamış olan, farklı etnik unsurların aynı amaç için bir araya gelmesiyle oluşmuş bir ülkenin milliyetçilik anlayışı budur.etnik kimliğe dayalı değil, emperyalizme karşı birleştirici bir milliyetçiliktir.301 bu tanımdan yola çıkar ve tüm ulusun tüm bireylerini kapsar.

emperyalizm ya da makyajlanmış yeni adıyla küreselleşmenin kendine yeni pazarlar açabilmek için en sık başvurduğu yol, böl-parçala-yönet taktiğidir.bunu yapabilmek için en kolay yöntem ise bir ulus devletin temel unsurlarını sarsmaktır.

şimdi, sen avrupalılaşmak adına bu toplumun temeline etnik kimlik tohumları atarsan veya atılmasına göz yumarsan, sonrasında elbette herkesin ayrı yasa tanımlamarıyla korunmasını istersin ya da varolan yasayı adil olma adına kaldırmak istersin.peki avrupa'nın ve amerika'nın senin 1923'te elde ettiğin başarıyı hazmettiğini mi düşünürsün bütün bunları savunurken?yoksa "biz müttefikiz" rüyasından uyanamamış mısındır?

301'in bugün bu denli tartışılmasının sebebi atatürk'ün ortaya koyduğu ve dünya güç odaklarının işine gelmeyen tam bağımsız bir ulus yaratma fikrinin her alanda olduğu gibi sona erdirilme çalışmasıdır.burnumuzun dibinde yaşanan etnik çatışmalar, abd'nin bölgeye demokrasi oluşturma adına girmesinin ertesinde başlamamış mıdır?bosna'da yaşanan etnik temizlik yine bu tarz bir düşüncenin ürünü değil midir?

301'in kalkmasıyla elde edilecek şey hakaret etme özgürlüğüdür.peki hakaret etmek bir özgürlük müdür?evrensel insan hakları beyannamesinde böyle bir hüküm var mıdır?istediğiniz türk devletinin tüm kurumlarına özgürce hakaret edebilmek midir?

köklü bir yargı reformu yapılması aşırı derecede gereklidir.uygulamada yapılan yanlışların bu şekilde düzeltilmesi gerekir.suçu bir maddeye yüklemek yanlıştır.
wondrous wondrous
marstan dünyaya:

· 301. madde şu haliyle anayasa’nın 66. maddesinde tanımlanan türk kimliğini değil türkiye sınırları dışında da hüküm süren, limitleri belirsiz bir türk kimliğini, türk kültürünü koruma altına alır. bunun örneklerini daha önce verdim tekrar vermiyorum.

· 301. maddenin son fıkrası, 301. maddeyi adil kılmaktan uzaktır. zira koruma altına alınan türklük kavramı gibi yasanın suç saymadığı “düşünce açıklamaları” da limiti çizilmemiş, çizilmesi çok zor ve tamamen yargı organlarının keyfiyetine kalmış bir şekildedir. çok güncel bir karar olarak hrant dink davasında yargıtay’ın 7 üyesinin özetle şu şekildeki karşı kararı yorum farklarını çok iyi gösterir niteliktedir:

"ifade özgürlüğü, özellikle milli değerler söz konusu olduğunda evrensel bakışa uygun bir korumaya kavuşturulamamış, ab'ye üyelik sürecindeki uyum yasalarındaki değişim ve gelişim kavranamamış ve eleştiri hakkının vazgeçilmezliği kararlara yansıtılamamıştır... yerel mahkeme yazıyı değerlendirirken, aihm içtihatlarını gözetmemiş, vardığı hükümle ab'yle uyum programına katkıda bulunmamıştır. türkiye'de karşı fikrin serbestçe söylenmesinden hâlâ korkulmaktadır. yargılanan ve cezaevi yolculuğuna çıkarılan hiçbir düşünce ölmemiştir. aksine yandaş bulmuştur. ceza korkusuyla hiçbir düşüncenin söylenmesinin engellenemeyeceği bilinmelidir."

· 301. madde ancak yüzeysel bir bakış açısıyla bakıldığında türk kimliğine hakaret için kastanyola gibi gözükür. 301. maddede suç sayılan eylemler zaten hâlihazırda türk ceza kanunu’nun başka maddeleri ve türkiye’nin kendi kanunları üstünde gördüğü milletlerarası anlaşmalara göre prensipte suçtur. bunun için 301 gibi muğlâk bir maddenin varlığı hem hukukun adil işlemesi önünde büyük engel oluşturur hem de en basit haliyle harf israfıdır.

· 301. maddeye karşı olmanın ön şartı avrupalılaşma isteğine sahip olmak değildir. daha birkaç paragraf yukarıda avrupa’nın kimi ülkelerinde zaten böyle maddelerin bulunduğunu, ancak normlarımızı avrupa’ya kalibre etmenin ne kadar doğru olacağının tartışma konusu olacağını söylemiştim. 301. madde karşıtlığı avrupa yanlılığı değil, hukukun adilleşmesinin yanlılığıdır. ben avrupa normlarına göre yaşayan bir insan değil, kendi tabi olduğum hukuk kurallarının ve kendi ülkemdeki düşünce özgürlüğünün gelişmesi yolunda adım atmak isteyen bir bireyim. benim bu çabalarımın “avrupa yalakalığı”, hatta bazı platformlarda “avrupa köpekliği” olarak görülmesi çok garip, düşündürücü.

ilhan irem’e bağladım, kozmik ışık ve sevgiyle anlatmaya çalışıyorum. çekiyor mu ordan ışık allah aşkınıza?
insight insight
taa ilk öğrenildiğinden beri karşı çıkılan tck'nın 301. maddesine karşı uzunca bir süre önce dilekçe düzenlenildi, kaldırılması istendi. işte geçen bu süre zarfında gelen tepkileri inceleyerek şimdiye kadar öğrendiklerimiz:
-tüm vatandaşları bağlayan tck hakkında dilekçe vermek, değişmesini istemek ancak belli vatandaşların hakkıdır, kimlerin bu dilekçeyi verebileceği ise herkes tarafından denetlenebilir. eğer tiyatrocu falansanız tck metnine karşı çıkamazsınız ama alelade bir insansanız hem tiyatroculara hem de değişiklik talebine karşı çıkabilirsiniz.
-maşallah tarihi tarihçiden hukuku hukukçudan iyi biliyoruz, konusunda konuşan akademisyeni "hadi ordan ne bilirsin sen alt tarafı profesör olmuşsun" diye kendimizce yok sayabiliyoruz. zaten bunları yorumlamak için bilgi değil önyargı yeterli sanırım.
-kanun metni de, gerekçesi de millet değil ırktan bahsediyor ama bizler yorumlarken nedense milleti millet yapan değerlerden başlayıp sizi kim aydın yaptıdan çıkabiliyoruz zira bunların da denetim mercii biziz. metinde ne dediği önemli değil.

kesin sözlükte bir yerlerde çok daha sağlam argümanlar vardır benim rastlamadığım ama ben de elimden geleni yapayım. evvela madde metinleri:

"halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama

madde 216. - (1) halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

"türklüğü, cumhuriyeti, devletin kurum ve organlarını aşağılama

madde 301. - (1) türklüğü, cumhuriyeti veya türkiye büyük millet meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) türkiye cumhuriyeti hükûmetini, devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(4) eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz"

şimdi bütün bütün sosyal bilimlere o da yetmedi bütün hukuk sistematiğine hakim aynı zamanda birer komplo uzmanı olan insanlara açıklamak benim haddime düşmez ama deneyeyim:

216. madde halkın bir kesimini (yani hangi dinden, milletten mezhepten olduğu farketmez herhangi bir kesimini) aşağılayanlara ceza öngörmüş değil mi? yani sen türkleri de kürtleri de (kart kurt sesi çıkaran dağ türkü) ermenileri de (haindirler) arapları da (sırttan bıçaklarlar) alevileri de (mumsöndü oynarlar) rumları da (pontus devleti kurmak, bizansı hortlatmak isterler) aşağılasan sana ceza verilir. cemaat ve ırka hakaret serbest falan değil yani, madem bilmiyoruz en azından uydurmayalım.
peki bunun 301. maddede ayrıca bir hükümle düzenlenmesi nedir?

gerekçede "türklük deyiminden maksat, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasınlar türklere has müşterek kültürün ortaya çıkardığı ortak varlık anlaşılır. bu varlık türk milleti kavramından geniştir ve türkiye dışında yaşayan ve aynı kültürün iştirakçileri olan toplumları da kapsar" denilmiş. yani en sevdiğimiz klişe olan "hayır hayır onlar da türk çünkü türkiye cumhuriyeti sınırlarında yaşayan herkes türktür" savunması kanunun gerekçesinde çürütülmüş. yetmişiki milletten adam barındıran, diller dinler kültürler mozaiği (ne mozaiği lan) olmakla zaman zaman övünen yurdumuzda nedense zaten her tür sosyal sınıf, ırk, din, cinsiyet aşağılaması suçken ayrıca, başka bir maddede "türklüğü" aşağılamanın da suç olmasından; diğer ırk, sosyal sınıf, mezhep vesaireden bağımsız olarak tek bir ırkın aşağılanmasının ayrıca suç olarak düzenlenmesinden bahsediliyor.

yani istenilmeyen, kaldırılsın denilen şey kanunda yer alan ve hakareti cezalandıran maddeler değil, bu hükümlerden ayrı olarak muğlak bir şekilde tanımlanan "türklüğü aşağılamak" kavramının kanuna eklenmesidir. tekrar ediyorum hakaret serbest olsun denilmiyor hakareti içeren maddeden bağımsız bir başka alakasız maddede daha bu konunun işlenmesi hatalıdır deniliyor.

yani bizlere hakaret edilemiyor ya, hani kaldırılsa da ben de size hakaret etsem denilen madde var ya, işte o bizlere hakaret etmeyi engelleyen madde ayrıca başka düzenlemeye yer bırakmadan herkese ve her şeye hakaret etmeyi engelliyor.
togisama togisama
sokakta zaten maddeyi uygulayanlar olduğundan ötürü anayasada bulunup bulunmamasının tartışılması zaman kaybı olan madde. uzayda yer kaplayan cisim.
mr drummer mr drummer
ey marslılar , dünyalılar ve kozmik ışınlarıyla bizi aydınlatmaya çalışan ulu varlıklar.

301'in genel işleyişindeki yanlışlıkları bertaraf emek için "köklü bir yargı reformu" ve içi boşaltılmış atatürkçülüğün doğru uygulanması gerekir.eleştirinin sınırlarını atatürk ilkelerine gönülden ve tam bağlı hukukçuların çizmesi gerekir.karşı çıkılan tüm noktalar bu sayede halledilir.günümüzde gelinen durumun sebebi, ülkemizde yıllardır her alanda uygulanan devletin kurumlarını işlemez hale getirme politikası ve halkın nazarında devleti, iş yapamaz baskıcı özgürlük düşmanı gösterip, güç odaklarının kendi istedikleri ayarda yeniden yapılandırma sürecinin bir getirisidir .

atatürk milliyetçiliğinde tüm dünyadaki türkler yoktur misak-i milli sınırları içinde yaşayan ve bu ülkeyi kuran halk türktür kavramı vardır.itiraz buna mıdır?yoksa işık gözleri mi kamaştırıyor...
vandal mimar vandal mimar
basit mantık kurallarına nazaran; "şu madde kalksın da gerine gerine hakaret etsem şu türklere" diye düşünen insanların varlığı endişesi ile ısrarla savunulmasına anlam veremediğim madde, zira gözden kaçırılan nokta "eleştiri" nin toplum bazında edinmiş olduğu sıfatların son derece vahim oluşu ki son dönemlerde "hakaret" sıfatını takmak louis vuitton çantası kadar moda.

eleştirinin boyutları var elbet. "sen haksızsın orospu çocuğu. annen nasıl?" lafı argümanı olmayana yergi yöntemiyle belirlenmiş vasıfsız bir eleştiri iken ilginçtir; bu yasaya verilen tepkiye verilen tepkilerin dozajı genelde bu kalitede oluyor. hemen şöyle bir bakalım; www.turkcu.com (asabı bozabilir)

kaldı ki; "eleştiri mantıklı bir analizden ibaret olamaz, olayları tahlil boyutuna getirmek için kullanılamaz" sözünü söyleyebilmek için binlerce yıllık siyaset ve hatta edebiyat tarihini bir çırpıda hiçe saymak gerekecektir. tepeden inme birkaç politik sistemin yarattığı kırk elli yıllık hassasiyetin etkisi altında kalıp "türkün türkten başka dostu yoktur" şovenizmine çanak tutmanın ele avuca sığar bir getirisi ortalarda görünmüyorsa ve biz dünya üzerinde "düşünce özgürlüğü" problemini hala halledememiş olan ülkeler sıralamasında üstlerde yer alabiliyorsak; zekeriya beyaz'ın da teşrif ettiği bir tartışma programından feyz ve gaz almak yerine şapkayı öne koyup düşünmek gerektir.

bilimsel verilere dayalı bir gerçek olarak, türk halkının ne tür mevzuulara hassasiyet gösterdiği de göz önünde bulundurularak belirlenmiştir ki; düşünmeyi kabiliyetten saymayan, 9.5 yaşında çocuk aklı ile yaşamını idame ettiren bir toplumuz. zaman zaman hamburger yedikleri için beyinsiz obezler haline geldiklerini sandığımız (bakın bu çok ciddi bir fatal veridir, taşak geçmeyin), oturduğumuz yerden "tü kaka" olarak nitelendirdiğimiz amerikan halkı arasından stephen colbert adında bir adam çıkıp, "basit bir adam" olduğunu beyan ederekten iki adım ötesinde oturan george w. bush'u, güttüğü politikaları ve kutsal amerika ideasını amiyane tabirle itin götüne sokabiliyorken; bizim ülkemizde yazarlar kitaplarında geçirdikleri bir zincirleme isim tamlaması yüzünden adliye kapılarında sürünebiliyor, vatan haini ilan edilebiliyor hala.

şimdi izninizle ben de coşacağım zira gördüm ki bir çoğunuz böyle heyecanlı nutuklar okumayı, düşünmeye tercih ediyor. (volume yüksel, ses titre)

yani şimdi ben ülke bilincinin ortalamasının üzerinde bir söylemde bulunduğum takdirde vatan haini mi oluyorum? insanların konuşma yasağından çok bir şey söyleme mecburiyetine hasıl olduğu, bilginin kaynağının, kaliteli yaşamın anahtarının kasti olarak kaçırıldığı, paramiliter devlet anlayışının hüküm sürdüğü bir ülkede demokratik ve özgür bir biçimde yaşamak istiyorum diye mi her daim çok sevdiğinizi belli kıldığınız ülkenize ve onun şanına zarar veriyorum? bu vatan sevgisi ne ile ölçülüyor? (gözyaşı ak) bu teraziyi taşıma görevi size mi verildi de lady justice misali şizoid ataklara kapılıp sağduyuyu bir kalemde silebiliyorsunuz? şu çağda siz robin hood'sunuz da ben insana hak ettiği değerin verilmesi gerektiğini düşünüyorum diye mi iğrenç bir insan oluyorum, persona non grata ilan ediliyorum? (tam burada adetten de olsa dağılmanız gerekiyor)
aguney aguney
türkiye'nin imajını zedeleyen en büyük etkenlerden biridir şu günlerde.
anlamalılar ki yargıladıkları kişidir, fikirler yargılanamaz.
hanzo hanzo
bu madde sadece vatandaş açısından inceleniyor. gelin bir de kurumsal taraftan bakalım olaya. siz bir devletsiniz, vatandaşınıza karşı yükümlülükleriniz var ve bunları yerine getiriyorsunuz *. onun haklarını gözetiyor, yaşaması için gerekli olan güvenli ortamı ve tüm hizmetlerini karşılıyorsunuz. siz, devlet olarak, vatandaşınıza saygılısınız, öyle olmak zorundasınız. peki aynı saygıyı vatandaşınızdan beklemek en doğal hakkınız değil midir? siz vatandaşınıza hakaret ettiğinizde, aşağıladığınızda nelerin olacağını, tarihsel örnekleriyle, biliyorsunuz. bunun bir yaptırımı oluyor elbet. o zaman aynı durumda ,bir devlet olarak, yaptırım hakkınızın olmaması çelişkili bir durum olmaz mı?

devleti, herhangi bir oluşumunu eleştirmek, malumunuz, suç değildir. o halde halihazır durumda özgür düşünce, ifade özgürlüğü diye yapılan haykırışlar da anlamsızdır bir bakıma. çünkü hakaret, aşağılama sınırına vardırmadıkça, yani, söyleminiz eleştiri sınırlarında kaldıkça bir suç teşkil etmez. istediğinizi söyleyin dostlar! eleştirin, açıklarını yerden yere vurun ama hakaret boyutuna vardırmayın.

türklüğü aşağılamak, tarafsız bir şekilde baktığınızda suçtur. çünkü burası türkiye cumhuriyetidir ve türkiye cumhuriyeti üzerinde yaşayan insanların çok büyük bir çoğunluğunu türkler oluşturur. demokratik açıdan bakarsanız, çoğunluğun erki üstündür, dolayısıyla bu doğaldır. türkiye cumhuriyetinin kalkıp da bir almanlığa hakareti suç olarak kabul etmesini beklemeyin, çünkü almanlar aynı durumu bir suç olarak görmezler, aynı durum bir yunanistan, bir amerika, bir isviçre, bir isveç için de geçerlidir. bu beklenti günümüz siyasi ve uluslararası yaklaşımlarına göre komiktir bir bakıma. ayrıca bu hadisenin ırkçılık içerdiğini iddia etmek, komiklikten öte provakatörlüktür ve ciddiye alınmaması gerekir.

en garip hadise ise bu aşağılama, hakaret olayının suç teşkil etmesinin ifade özgürlüğüne ket vurduğu iddiasıdır. sen bir olguya hakaret etme özgürlüğünü istiyorsan eğer, sende bir sorun vardır. herşeye barışçıl yaklaşan güzide bünyeler, neden işin içine devlet girince hakaret özgürlüğü diye çırpınırlar? bu gariptir.

ayrıca eleştiri ile aşağılamanın çizgisinin belli olmaması konusu ise çağdaş yaygın devlet yapılanmasında yeri olmayan bir olgudur, çünkü güçler ayrılığı ilkesi ile yargı yetkisi bağımsız mahkemelerdedir. yargı bağımsızdır ve hakimler verecekleri kararlarda bu gibi durumlarda kendi inisiyatiflerini kullanırlar. bu yüzden devlet suçlanamaz zaten. eğer siz "şunun bunun mahkeme üzerinde etkisi var, özgür karar alamıyorlar" diye bir kelam getiriyorsanız, zaten çözüm denen şeyden de uzaksınızdır. hangi çözümden bahsediyorsunuz? demokrasilerde sivil iradeye ve yasama, yürütme, yargı denetimini elinde tutan kurumlara güvenmekten başka çareniz yoktur. bunu aklın bir köşesine yazmak lazım.
1 /