tempo

tenement funster tenement funster
derste, evde, yolda, orda, burda, ... oturduğum yerde ayaklarım benden habersiz pıtıdıdı pıtıdıdı tıpıtıpıtıpıtıpıtıpı... diye tutmaya başladığı şey. ayaklarım benden önce sıkılıyo.
chaghdash chaghdash
toplum sayfalarında cinlerin tecavüzüne uğrayan kadınların dertlerini dinleyen ve bu kanayan yaraya parmak basan dergi.

ayrıca babalığını milletvekillerinin kurşunlandığı bir dönemde "aktüel yine gündemin nabzını tutuyor, ayaktaki g noktası bulundu" kapağıyla çıkan aktüel dergisinin yaptığı dergidir.

dipnot: o zamanlar aktüel tekti, şimdiki gibi rakip değillerdi.
twinkle twinkle
haftalık ve aktüel ile fiyat eşitlemesinden sonra tarzında çok ciddi değişimler olmuş dergi. kanımca "sizin gibi gençleri yatakta görmek isteriz" ve "türklerin kafatası ölçüsü" gibi acayip kapak konularıyla bir değeri kalmamıştır.
sezenehir sezenehir
söz müzik sezen aksuya ait hepsi şarkısı.

diyorlar ki bize eninde sonunda
hayat herkesi kuzulaştırırmış
döve döve yola getirirmiş
sonunda mutlaka uzlaştırırmış

onların hiç aklı yok muymuş ha
tekmili toptan salak mıymış
baş kaldırmak sadece
hayatı büsbütün zorlaştırırmış

bizi de dövsün hayat, bizi de yorsun varsın
geciktirirler ancak durdurumazlar
geleceğe akar zaman, korkan yerinde saysın
bütün boşluklara sızar yeninin gücü azar azar

bıkmadan usanmadan yaş alırken yaşlanmadan
pas tutmadan, yas tutmadan
eğilmeden bükülmeden
ezmeden ezilmeden, kin tutmadan, kül yutmadan
tempo tempo tempo tempo tempo
tempo tempo.. forte forte...

yaşamak istiyoruz, yaşıcaz
hem de yasaksız bahçelerde
tıpkı tören gibi tıpkı şölen gibi
dolu dolu, doya doya tamam mı?

çekirdeksiz üzüm, zeytin dalı
çiçek balı, kan portakalı tadında
umut dolu, hayat dolu, peki ya siz devam mı?

durur mu dünya döner, kiminin yangını söner
kimi anlam çoğaltır, kimi anlam gömer

su akar denizine kavuşur
deniz okyanusuyla buluşur
değişir, herşey değişir
daha oynanmadı son el
ali kamber ali kamber
satrançta çok garip bir anlamı var bunun. tam olarak anladığımda böyle ince bir kavrama ad koyan insanlara hayranlık duymuştum.

satrançta tempo saatle, saniyeyle ilgili değildir. hamleyle ilgilidir. şöyle bir pozisyon düşünün: sıra beyazdaysa beyaz mat ediyor, sıra siyahtaysa siyah mat ediyor (mümkündür bu). işte böyle bir pozisyonda temponun önemi açıkça ortaya çıkar. böyle bir pozisyona düştüğünüzde mat olan taraftaysanız, daha önce yaptığınız işe yaramaz hamleler bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçer. bu uç bir örnektir tabii. ustalar tempoyu çok daha küçük kazançları düşünerek elde ederler.

örneğin gambitler genelde açılışta tempo kazanmak için yapılır. siyahlar zaten oyunu bir yarım hamle geriden takip etmek zorundadırlar. beyazlar siyahların bu geriliklerini pekiştirmek için sık sık açılışta bir piyon feda ederler. bu fedalar öyle ince ayarlanmıştır ki, kaybedilen piyon, kazanılan tempo ile tazmin edilir. edilmelidir en azından.

temponun önemli olduğu başka bir aşama, oyun sonudur. bir piyon oyun sonunda şahınızla yapacağınız bir ters hamle, sizi 20 hamle sonraki bir yenilgiye götürebilir. opozisyon denilen teknik sırf tempo korumaya dayalıdır örneğin.

böyle durağan bir oyunda tempo gibi bir şeyden bahsediliyor olmasının gerekçeleri bunlardır nitekim.
brachiosaurus brachiosaurus
türk futbolseverler bu kavramı yanlış anlıyorlar. bu akşam oynanan trabzonspor-kasımpaşa maçından sonra bunu bir kez daha anladım. maçta bir takımın orta sahasının sahadan silinmesi maçı tempolu maç yapmaz, sadece taraflardan birinin orta sahasının sahadan silindiğini gösterir.