the autopsy of jane doe

digital militia digital militia
jumpscare? hayır.

efekt bombardımanı? hayır.

gore? hayır. (hem de otopsi temelli bir film olmasına rağmen, evet, şahane!)

cliché bombardımanı? hayır.

bir ceset, iki canlı, seyirciyi son kareye dek ekrana bağlayan, geren, korkutan, mükemmel bir film. yani o kadar iyiydi ki övücülüğe nereden başlasam gerçekten bilemiyorum.




--- achtung spoiler ---

korku filmlerine dinî ögeleri sokuyorlar ya, bitiyorum. supernatural bir gizem var, daha sonra bu sır perdesi film ilerledikçe aralanıyor, müzikler çok iyi, hele hele çok yerinde giren radyo, harika. creepy bir atmosfer var filmde ve bu kamera açılarıyla sağlanmış, ağır harcama gerektiren efektler veya cheesy yöntemlerle değil. oyunculuklara tek bir sözüm yok ki brian cox ve baba rolleri... ustalık! hele hele asansörde oğluyla geçen sahne; yönetmen andré øvredal'ı çok etkilemiş. söylediğine göre tek yaptığı kamerayı oraya koymak ve brian cox'u izlemek olmuş.

filmde çok ama çok ince düşünülmüş iki sahne var; biri jane doe'nun derisinin altındaki sembollerin açığa çıktığı sahne, diğeri de austin'in şerifin direktifleriyle "sıkışan" kapıyı açmaya çalıştığı sahne.

-open up!
+i can't, it won't!
-you should open up now!
+no, i'm trying, it's stuck.
-open up!
+i can't.
-open up!
+i can't!
-open up your heart and let the sunshine in, so let the sun shine in, face it with a grin.

böyle bir sahne yok hocam, yok yani...




--- achtung spoiler ---

kendi alanında değerlendiriyorsak beş yıldız, film olarak değerlendiriyorsak dört yıldız. ufak tefek kekolukları görmezden geliyorum, zira bu film bunu, hatta çok daha fazlasını hak ediyor.
ne içersen iç su iç ne içersen iç su iç
tek mekan korku filmlerini seviyorsanız mutlaka görün derim. en azından ilk bir saati için. ben eğlendim ama çok bayılamadım zira film bayağı bayağı rus korku filmi viy in remake'i gibi. diğer yandan bir başka psikolojik gerilim olan oculus ile benzerlikler taşıyor.
(bkz: viy)
widdler widdler
austin karakterini, emile hirsch gibi muhallebi çocuğu görünümlü bir hanım evladı canlandırmasa; ikinci yarısı da ilk kısmı gibi insanı koltuğuna çivileyebilen cinsten olsa ve nekrofililer benden daha çok düşünülmüş olmasa; muhteşem bir film. öyle ki, uzunca bir süre çan sesi duymak istemiyorum.




cahillere dipnot: john doe, kimliği belirlenemeyen cesetler için kullanılan bir terim. jane doe esprisi buradan geliyor.
kozetkurtulsun kozetkurtulsun
henüz izlediğim ve gerim gerim gerildiğim bir otopsi filmi. hani böyle korkup ne kadar kaldı daha ne kadar korkacağım diye kalan dakikaya baktım. otopsi kesme biçme izleyememe rağmen işin içine gizemde girince son dakikaya kadar nefessiz izledim.
anakininki anakininki
otopsi filmi değil korku-gerilim filmidir filmin kategorisi. otopsi filmi diye bir tür an itibari ile keşfedilmedi.
izleyememe değil izleyemememe olacaktır o kelime.
ha gayret biraz daha gayret, olacak eminim.
overactive overactive
yılın en iyi korku/gerilim filmlerindendir. özgün senaryosu ve işlenişi sayesinden hiç sıkmadan izlenebilmektedir. türü sevenlere şiddetle tavsiyemdir.
driving einstein driving einstein
az önce izlemeyi bitirdiğim, ortalama üstüne çıkamayan ama kötü de olmayan korku/gerilim/otopsi filmi.

oyunculuklar birkaç falso dışında fena değil, ses ve efektler güzel ama spoilerda yardıracağım biraz. 2. filmi gelecekse eyvallah ama gelmeyecekse cidden en önemli kısmı anlaşılmaz verip 2. perdede(sinemaya göre) çok klişelere ve saçmalıklara kaçmıştır.

----- spoiler ------------------------------

yahu her şey tamam da walking dead'i sindirmiş gibi yürüyen cesetin veya ölüyü görünce oğlan ve babanın davranışları bitirdi beni. daha önce walking dead gördün mü de mi cool tavra giriyorsun saniyeler içinde babacım? oyunculuktan puan kırmam bu yüzdendi.

hatun iyiydi, otopsi sahneleri güzeldi.

sürekli radyodan uyarı verilmesini saçma buldum. elektromanyetik dalga yayan ceset ya da işaret mi olur lan? en saçma kısmı buydu ama çok temellendirmişler radyoya vs.

cgi olduğunu bilmeme rağmen deşip kıl tüy uğraştıkları için biraz iğrendim, korkmadım. tabii gerçeğinde ödün bokuna karışır herhangi bir morgda vs ama cgi olduğu apaçık belliydi. ben kan görünce bayılmam ama iç organları deşilmesini, ameliyat videolarını izleyecek kadar manyak da değilim. kesip biçmeli çok şey izledim ama burada tıp işin içine girince beyin iptal oldu.

son olarak da ölü olmadığına kanaat getirmelerinden önce ölü ağırlığı yok vsvs diyorlardı, ondan köfteyi çakamadılar ama en son da oraya girilmez hani.

bir de kadını annabelle gibi putlaştırmışlar. annabelle'nin en azından yaşanmış bir olayı var. çok dini ve başka yerlere gitti konu, daha güzel bağlayabilirlerdi.


------ spoiler --------------
gölgelerin efendisi gölgelerin efendisi
korku sinemasına yabancı olan amatörleri korkutmayı başarmış lakin benden yalnızca 5/10 puan alabilmiş vasatın bir tık üzerinde bir gerilim/korku filmi.

senaryo aslında gayet klişe. klasik amerikan cadı mitini otopsi ile harmanlayıp sunmuşlar.
oyunculuk desen yerlerde. karakter derinliği çok kötü. işleyiş ve sunuş berbat.

tek mekanda 3 kişi etrafında dönen oldukça sıkıcı bir hikaye.

gerçek bir korku filmi izlemek istiyorsanız mesaj atmanız yeterli böyle ucuz filmlerle vaktinizi öldürmeyin.
the bridge of khazad dum the bridge of khazad dum
2016 yılında çekilen ve başrolünde pek çoğumuzun "into the wild" adlı filmden tanıdığı emile hirsch bulunduğu düşük bütçeli bir andré øvredal filmi. izlemeyenler için şuraya fragman linkini bırakıyorum:


conjuring serisi ile başladım korku filmi serüvenine. bu serüvenimde genellikle hayalkırıklığı yaşadım. ama umudumu kaybetmeyip başka filmleri izlemeye devam ettim. sonunda iki akşam önce bu filme rastgeldim. sonunda dedim beni geren, ürperten bir film. conjuring kadar başarılı mı? tabiki de hayır. ama genel olarak bakarsak başarılı bir film. ki düşük bütçeli olduğunu ve tek bir mekanda geçtiğini unutmamak lazım. ona göre eleştirmeli.

--- spoiler ---

yukarıda genel olarak fikirlerimi beyan ettim. şimdi kafama takılan bir kaç konuya değinmek istiyorum:

bu cadı neden o halde? bu cadının geçmişi nerede? tamam bizimkileri öldürmeyi kafaya taktı ama neden? insanoğlu sana ne yaptı ey cadı?

bizimkiler aslında halüsinasyon mu görüyordu? çünküsü, filmde jane doe morga getirildiğinde fırtına çıkmıştı. olay sırasında da hep fırtına devam etti. ama filmin sonunda karakterlerimiz öldüğünde radyoda bugün bilmem nerede dördüncü güneşli gün şeklinde bir anons oldu. dedim yoksa?

filmin kapanış sahnesinde jane doe'nun ayağının teki hareket etti. bu demektir ki ikinci bir film gelecek?

bu sorularıma cevabı olanlar lütfen mesaj atsınlar.

bu soruların dışında filmde otopsi sahneleri çok ilgi çekici ve esrarengizdi. içimi üperten, töbeee dedirten kareler şunlardı:










--- spoiler ---

sonuç olarak bazı kısımları hoşuma gitmese de gayet keyifli vakit geçirdim. puanım: 6/10