the bucket list

1 /
ameliepoulain ameliepoulain
başrollerini morgan freeman ve jack nicholson'ın paylaştığı, 1 şubatta gösterime girecek olan rob reiner filmi.

film, hastanede tanışan iki ihitiyar delikanlının, yaşamlarında isteyip de yapamadıkları herşeyin bir listesini çıkarıp, hayatlarının kalanında listedekileri gerçekleştirmeye çalışmalarını anlatır. dünyanın en güzel kızını öpme maddesi gibi.

umarız sinemanın iki ihtiyar delikanlısı jack nicholson ve morgan freeman'dan beklendiği kadar eğlenceli bir filmdir.
sycrone one sycrone one
morgan freeman ve jack nicholson ikilisinin rollerinin hakkını verdiği, özellikle jack amcanın kendine hayran bıraktığı, sade, mesajlarını güzel veren güzel bir film.

filme gitmeden önce konusuna şöyle kısaca baktığımda beğeneceğimi biliyordum zaten. jack nicholson filmin belli başlı bölümlerindeki mimikleriyle gene takdirlerimi kazandı. yaşının da ilerlemesiyle artık huysuz ihtiyar karakterlerinin hepsi kendisine verilmeli bence. morgan amcayla güzel paslaşmaları vardı. karakterler güzeldi özet olarak. ayrıca film, özellikle son bölümleriyle insanı duygulandıran cinstendi.

şu tatil günlerinde vizyondaki gubidik tatil filmlerinden sıyrılıp rahatlamak, hayatınızı belki az da olsa değiştirebilecek bir film izlemek istiyorsanız kesinlikle gitmeniz gerek bu filme.


--- spoiler ---

o sondaki torun öpme sahnesinde ben bile içlendim lan, ne güzel bağlamışlar orayı.

--- spoiler ---
gxix gxix
her ne kadar coen gardaşlar gibi yönetmenler holivut klişelerini yerden yere vurarak felç etseler, kötürüm bıraksalar da, eğer bir filmin kadrosunda morgan freeman ve jack nicholson gibi devler var ise bu klişeleri "ayyyh:))))" modunda izleyebileceğimizin kanıtı olmuştur bu film.
jenesaispas jenesaispas
son derece hüzünlü bir konuyu, son derece başarılı yansıtmış film. ölüm gibi çaresi olmayan, son sözü söyleyen bir şey üzerine çok şey söyleyen bir film. bolca gülümseten, bir o kadar da burun sızlatan biri film. iki ihtiyarın dünya turunu izleyince insan 'e ben öleyim zaten bunları yaptıktan sonra' diyebiliyor. dile kolay tabi. 'yarın ölsem en çok neye yanarım' sorusu da var ki, çok sakıncalı. filmde de sözü geçen bir araştırmada, insanların %96sı ne zaman öleceğini bilmek istemezmiş. ölümcül bir hastalığa yakalanmadıkça insan kendine bu tür sorular sormuyor. iyi ki mi sormuyor, maalesef mi sormuyor. garip bir şekilde insanı derin düşüncelere iten, aynı zamanda çok da eğlenceli bir film. bu dengeyi kurmak zordur. hayat gibi film kısacası. başroldeki iki ustayı da kıyaslıyor insan ister istemez. jack nicholson biraz ağır bastı bende, morgan freeman ı da çok sevmeme rağmen.
strateji strateji
bir yandan gülümseten, diğer yandan çaktırmadan ağlatan bir film bu. sıkılmadan izlenebilecek, hoş bir seyirlik. konusu zaten ilginç; ölmek üzere olan iki adam, ölmeden önce yapmak istediklerinin bir listesini yapıyorlar ve bu listedekileri birer birer hayata geçirmeye başlıyorlar. bu güzel konu, morgan freeman ve jack nicholson gibi iki ustayla birleşince gerçekten güzel bir film ortaya çıkıyor. iki oyuncu, insanın ağzında yıllanmış şarap gibi bir tat bırakıyor, zira görülüyor ki yaşlandıkça performansları da gitgide yükseliyor iki ustanın. ancak film "hayat çok kısa vs..vs.." mesajları vermeye çalışsa da, bu noktayı ıskalıyor ve çoğunlukla yüzeysel kalıyor bu çabası. üzerinde fazla düşünülmeden, derin manalar aramadan izlenebilecek eğlenceli bir yapıt.
jellicle jellicle
jack nicholson ve morgan freeman ikilisi nedeniyle izlenen ancak oyuncuları dışında bir artısı olmayan sinema filmidir. yine de listede yer alan dünyanın en güzel kızını öp maddesini bağladıkları durum gerçekten anlamlıdır.
kızınbiri kızınbiri
şöyle "hangi filme gidilir mevsim kış hava soğukken" diye bir düşündüğümüzde senaryosu da pek alışılmış olmadığından tercih sebebi olabilecek bir filmdir. hollywood'un bokunu çıkarmadığı konulardan birine sahip olması, iki tane dev gibi gerçek oyuncuya sahip olması da önemli artılar bana kalırsa.

diğer bir güzelliği fazla aşklı meşkli olmadığından (biraz da 14 şubat'ın etkisiyle) "ah ulan, benim niye sevgilim yok" sözünü film boyunca beş yüz defa içimizden tekrarlamak zorunda kalmayışımızdır (evet bu biraz kişisel oldu ama, bu duygular içinde olan tek kişi olmadığımı bilmek içimi rahatlatıyor)
bunun dışında film hayatı dolu dolu yaşamaya, arkadaşlık, evlilik, baba-evlat gibisinden ikili ilişiklere dair güzel mesajlar da vermiyor değil.

eksi yönlerini de söylemesem içimde kalır. film reklamları falan da sayarsak yaklaşık iki saatimi güzel geçirmemi sağladı ama ne deli gibi güldüm ne de hüngür şakır ağladım. belki de bu benim ayılığımdır, ya da duygusuzluğum bilemiyorum. ne demiştim başta, konu ilginç çok işlenmemişti daha önce ki bu öenmli bir artıydı. ama bufilmin kendine ait bir kişiliği yok sanki. ne biliyim, diyaloglar çok özenilmiş değildi. sanki azcık uğraşsam ben daha güzelini bile yazardım. öyle ki, tek aklımda kalan adam gibi söz "önce kendi hayatına sonra başkalarının hayatına keyif katmak"la ilgili olandı.

filme 10 üzerinden 6'dan fazlasını çok görüyorum şahsen. kesinlikle izlenmeli diyemem, boş zamanınız varsa izleyin derim. cebinizde az para varsa hiç riske girmeyin, gidin yemek falan yiyin. yok ben kafaya koydum gitcem derseniz de, gençturcell diye bir nimet olduğunu hatırlayın.
muhabirkedi muhabirkedi
başrollerde morgan freeman ve jack nicholson'ın bulunduğu filmde bu ikili, hastanede aynı odayı paylaşan iki hasta rolündedir. birkaç aylık ömürleri kalmıştır ikisinin de.

bunlarda biri çok pis zengin ( j. nicholson), diğeri orta direk (morgan freeman)

ikisi de madem az bir ömrümüz kaldı, o zaman ver elini ölmeden önce yapılması gerekenler listesi der ve bir liste hazırlarlar:

-gözünden yaş gelinceye kadar gül.
-dünyanın en güzel kızını öp.
-paraşütle atla.
-tanımadığın birine karşılık beklemeden yardım et.
-olağanüstü bir olaya tanık ol....diye uzayıp giden bir liste.

bir ayağı çukurda bu iki adamın birbirleriyle sohbetleri, ölümle alay edişleri, yer yer güldürüyor. ama bu güldürü, filmin geneline hakim değil. film, sıkıcılık sınırında dolaşıyor.

---spoiler---

çin seddi ne, tac mahal e, piramitlere falan gidiyorlar. aha dedim, istanbul a da gelsinler. j. nicholson ve m. freeman, balık tutanları izleyerek , taksiyle galata köprüsünden geçiyorlarmış. ne ilginç bir sahne olurdu değil mi?

---spoiler---
rafraf8 rafraf8
jack nicholson'ın fevkaladenin fevkinde oynadığı film...
mutlaka gidilip görülmesi gerekir kanımca hele bu soğuk haftasonunda
piedra piedra
konuya değil oyunculuklara ağırlığın verildiği filmlerden bir tanesi daha olarak nitelesem yanlış olmaz sanırım.gerçekten de içinde güzel bir iki anektod barındırsa da ahım şahım bir konusu olmayan bir film iki usta oyuncunun yetenekleriyle geçer not almayı başarmıştır.galiba bu yönetmenler de bir adet haline geldi, eğer ki çok iyi bir oyuncuyu -burada katmerli bir durum sözkonusu- başrolde oynatıyorlarsa diğer kısımlara ağırlık vermeyi gereksiz görüyorlar.yine de sinemaların gevşek olduğu şu dönemlerde izlenilebilir filmlerden biri,en azından jack nicholson-morgan freeman ikilisi hatrına izlenir.
karışmasınkimselerbana karışmasınkimselerbana
ağlatan filmlerden biri daha demek istedim izlerken ama oyunculukla konuyu kurtarmışlar yaklaşımına çok katılamıyorum nedense.. evet mükemmel iki oyunculuk izliyoruz filmde ama anlatılan konuda dostluk arkadaşlık ve ölüm çok güzel işlenmiş bence. yani belkide ben bu aralar bu konularda çok duygusalım bilemiyorum ama gerçekten izlenecek pek film bulunmayan günlerde çok iyi geldi. bide ben dünyadan bi haber yaşarken sinemanın önünden geçerken aaa morgan freeman diyerek afişe atladım
-koskoca jack nicholson'ı nasıl görmedin
-görmedim beyaz beyaz dikkat çekmiyodu zaten yaklaşınca gördüm
iyikide gidip izlemişim dedim
hatta tam burnumu çekmeye başladım tam ağlıycam artık film doruk noktasına ulaşmış yandaki öküzün telefonu çalmaya başladı. öküz diyorumda bak yine içim gitti. neyse telefonu çıkardı gayet rahat konuşmaya başladı.. ağlıycağıma gülmeye başladım bende. "hayır anne gelmiycem siz gelin banane yaa" gibi cümleler kurarken pek sevimli görünen bir yeniyetmeymiş o öküz. kıyamadım terbiyesiz sus diyemedim. hele bide ağlamamı engellemiş 15 dakika beni güldürmüş ne diyimki.. sonuç olarak güzel bir filmdi
spoiler olabilir
hele sonunda o teneke kutuyla himalayalara küllerinin bırakılması çok hoş bişeydi bu kadar
serpico serpico
ölüm gibi adı anıldığında bile ajite edilebilecek bir konuyu yönetmen rob reiner güzel işlemiş. sinemanın yaramaz çocuğu jack nicholson (bu adamın ağırbaşlı rolünü ben hiç görmedim, gören varsa söylesin lütfen!) ve efendi karakteri morgan freeman, ki bu arada her ikisi de aynı sene 1937 doğumluymuş fakat jack nicholson iki ay büyük, güzel uyum sağlamışlar. ortaya hoş bir karışım çıkmış.
louis cypher louis cypher
daha önce bir çok defa değinilmiş basma kalıp bir mesajı daha önce belki hiç olmadığı kadar etkili aktarabilen bir film. iki büyük ustanın performanslarını değerlendirmek gereksiz sanırım isimlerinin zikredilmesi yeterli olacaktır (bkz: morgan freeman),(bkz: jack nicholson). bu iki ismin birlikteliğinin yarattığı beklentiyi tamamıyla karşılıyor diyebilirim. konusuna değinmeyeceğim, daha önce diğer arkadaşlar gayet güzel bir şekilde anlatmışlar. bir dram filmi ama bu filmde ağlamak için biraz fazla duygusal olmak gerekiyor sanırım. yalnız yapılacaklar listesinde ki "dünyanın en güzel kızını öp" maddesinin üzeri çizildiğinde göze biraz toz kaçabilir. "her yiğidin farklı bir yoğurt yeyişi var" diye bir atasözü var, bu filmde konusundan çıkarımlar elde etmek yerine o "yoğurt yeyişi" görme gayesiyle izlendiğinde daha tatmin edici olacaktır.
1 /