the curious case of benjamin button

1 /
yazar kafa yazar kafa
f. scott fitzgerald ın kısa hikayesinden eric roth un senaryolaştırdığı ve david fincher in yönettiği, izlemek için sabırzıslandığım film... 80 yaşında doğan ve yaşlanmak yerine gençleşen benjamin 50 yaşındayken 30 yaşındakı daisy (blanchett) ile bir araya gelir fakat zaman ikisi için ters yönde akmaktadır... film önümüzdeki yılbaşında vizyona giriyor.

http://www.dailymotion.com/video/x5tk20_the-curious-case-of-benjamin-button_shortfilms
yaşlı çocuk yaşlı çocuk
konusu ve fragmanıyla beni etkilemeyi fazlasıyla başarabilmiş filmdir. çabucak gelse de izlesek.

değiştirme: tarihin belli olduğunu biliyorum, yani zaman çabuk geçse de anlamında söyledim.
orochimaru orochimaru
hakkında kimi forumlarda, gitmeyin, dvd' sini alın, evinizde izleyin... hüngür hüngür ağlar, rezil olursunuz erkek halinizle* denilen film...*

merak etmekteyim.... gelse de izlesek....
orochimaru orochimaru
---spoiler---

ben hep demişimdir zaten, 30-40' lı yılların kadınlarına benziyor, öyle bir havası var, o yılların güzelliğini taşıyor bu tilda* diye...

--spoiler--
akılsızbaşınceremesi akılsızbaşınceremesi
yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir.
şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak
daha güzel, hatta mükemmel olurdu.
nasıl mı?
cami'de uyanıyorsunuz.
bir tahta sandık içersinde,
herkes karşınızda saf durmuş,
iyiliğinize dua ediyor
ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette.
tabuttan doğruluyorsunuz,
yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak.
herkes etrafınızda, büyük bir itibar,
iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır.
arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.
doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor,
aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.
ne güzel, hazır maaş, hazır ev...
altmışlı yaşlara kadar herşey garanti,
huzur içinde yaşıyorsunuz.
sağlığınız gittikçe düzeliyor,
kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
birgün çalışmak istiyorsunuz
ve işe ilk başladığınız gün
size hoşgeldin hediyesi olarak bir plaket
ve altın kol saati veriyor patronunuz..
ve genel müdürlük veya
bunun gibi yüksek bir makamdan,
tecrübeli bir insan olarak işe başlıyorsunuz.
herkes karşınızda elpençe divan...
vücudunuzda da bazı hosa giden hareketler de başlıyor.
gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.
diğer hormonal aktiviteler artıyor,
fevkalade.....aman ne güzel günler başlıyor...
derken birgün patron size
artık üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor.
bu arada babanız ortaya çıkmış,
"fazla çalıştın" diyor.
"artık eve dön, işi bırak,
okumaya başla, harçlığın benden olsun..."
keyfe bakar mısınız ?
okudugunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor.
ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor.
partiler, diskotekler,kızların sayısı artıyor.
derken anne ve babaniz sizi götürüp getirmeye başlıyor,
araba kullanma derdi de yok artık...
günün birinde sizi okuldan da alıyorlar,
"evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna" diyorlar...
mamanız ağzınıza veriliyor,
zaman zaman altınızı bile temizliyorlar,
hatta bu durum alışkanlık yaratıyor
ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.
derken anneniz birgün size süt verme kararını alıyor
ve baska bir keyifli dönem başlıyor.
mama artık her yerde,
her an ve en taze şeklinde hazır.
bir gün karanlık ilik ve sıcak bir ortama giriyorsunuz.
beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok,
bir kordondan besleniyor,
sıcacık, yumuşacık,
gürültü ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz.
küçülüyor, küçülüyor,
ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.
ve günün birinde müthiş keyifli bir orgazm ile hayatınız
bitiyor....
can yücel
abozek abozek
hayatta imkansız olan şeylerin anlatıldığı ya da gerçek olduğu -eternal sunshine of the spotless mind gibi- filmler fazla derinlere işliyor izlerken. bu film de bunun gibi birşey. aslında imkansız olan durumları imkanlı hale getirerek, o durumların kendisini daha da vuruyor insanın yüzüne.

filmin de konusunu bilince insan, başlardaki mutlu sahnelerde bile az çok bir hüzün hissediyor. hayatta da ilk gördüğünüz anda gözünüzü alamadığınız, ömrünüzü verdiğiniz insanı er geç bir gün kaybedeceğiniz gerçeği gibi. gerçekler acıtır.
malpolitikası malpolitikası
nike reklamı gibi "impossible is nothing", "you never know what's coming for you" söylemleri eşliğinde bayık bir sosyal mesajı içinde barındıran, 3 saate yakın olması itibariyle belli bir zaman sonra 'izlemiş olmak için izlenen' statüsüne indirgediğim bir film oluyor kendisi. film counter clockwise ilerleyen saat hikayesi dışında (ki o da filmin en başında) hoş bir sada bırakmadı zihnimde. silik devam edip, silik bitti. izlenmese de olur hani.

---entourage için spoiler---

bu filmde de meme yok hacu!
entourage entourage
şimdi anlatsam inanmazsınız, ilk benim aklıma gelmişti bu fikir. adını da the curious case of hulusi kentmen koyacaktım. haa ne oldu? gençliğini göremedik kendisinin. benim proje de havada kaldı tabi, ayaküstü sanatım baltalandı.
1 /