the dispossessed

2 /
saprofit saprofit
kurgusuna hayran bırakan bir kitaptır mülksüzler.
bölümlerinin yolculuğu da konusu gibi geri dönüştür aslında, neresinin daha geride kaldığını bilmeden.

bir de kitapta shevek'in bir konuşması vardır ki,

----
"acı var," dedi shevek ellerini açarak. "gerçek. ona yanlış anlama diyebilirim, ama var olmadığını veya herhangi bir zamanda yok olacağını varsayamam. acı çekme, yaşamımızın koşulu. başına geldiği zaman fark ediyorsun. onun gerçek olduğunu anlıyorsun. tabii ki, tıpkı toplumsal organizmanın yaptığı gibi, hastalıkları iyileştirmek, açlık ve adaletsizliği önlemek doğru bir şey. ama hiçbir toplum varolmanın doğasını değiştiremez. acı çekmeyi önleyemeyiz. şu acıyı, bu acıyı dindirebiliriz, ama acı'yı dindiremeyiz. bir toplum ancak toplumsal acıyı -gereksiz acıyı- dindirebilir. gerisi kalır. kök, gerçek olan. buradaki herkes acıyı öğrenecek; eğer elli yıl yaşarsak, elli yıldır acıyı biliyor olacağız. en sonunda da öleceğiz. bu doğamızın koşulu. yaşamdan korkuyorum! bazen ben- çok korkuyorum. herhangi bir mutluluk çok basit gibi geliyor. yine de her şey için, bu mutluluk arayışının, bu acı korkusunun tümüyle yanlış anlama olup olmadığını merak ediyorum... ondan korkmak veya kaçmak yerine onun... içinden geçilebilse, aşılabilse. arkasında bir şey var. acı çeken şey benlik; benliğin ise- yok olduğu bir yer var. nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. ama gerçekliğin, rahatlık ve mutlulukta görmediğim, acıda gördüğüm gerçeğin, acının gerçekliğinin acı olmadığına inanıyorum. eğer içinden geçebilirsen. eğer sonuna kadar ona dayanabilirsen.
----
heidi heidi
okunmamış olması kayıp olacaklardan.
"kardeş bile rahatlatamaz insanı kötü saatte, karanlıkta, duvarın dibinde."
ali kamber ali kamber
bilineni ilan edeyim: kitabın orijinal başlığında dostoyevski'nin ecinniler romanına gönderme yapmış leguin. ecinniler ingilizceye the possessed başlığıyla çevrilmiştir. bu cin çarpmışlar, içine şeytan girmişler demek olduğu gibi, sahiplenilmiş mal da demektir. leguin'in romanının başlığı ise sahiplenecek şeyi olmayan anlamına gelir.

göndermenin sadece başlıktaki kelime benzerliğinde kalmadığını da söyleyebiliriz (ben söylerim, sizi bilmem). zira mülksüzler, ecinniler'de cinlere uyup kendilerini uçurumdan atan nihilistlerden geriye kalanların hikâyesidir bir yerde. (söyledim işte.)
ne içersen iç su iç ne içersen iç su iç
----------


müzedeki bütün resimlerin çerçevelerine fiyat etiketleri iliştirilmişti. ustaca boyanmış bir çıplağa baktı. etikette 4000 ubp yazıyordu.
''bu bir fei feite,'' dedi arkasında sessizce beliren esmer bir adam, ''bir hafta önce elimizde beş tane vardı. son zamanlarda sanat piyasasındaki en büyük şey. bir feite edinmek gerçekten iyi bir yatırım, efendim.''
''dört bin birim bu kentte iki aileyi bir yıl yaşatmaya yetecek para,'' dedi shevek.
adam shevek'i inceledi ve ağır ağır konuştu. ''evet, şey, bakın, efendim, bu bir sanat eseri.''
''sanat mı? insan yapması gerektiği için sanat yapar! bu niçin yapılmış?''
''galiba sanatçısınız,'' dedi adam açık bir küstahlıkla.
''hayır, yalnızca boku bir görüşte tanırım!''


----------
turuncu turuncu
ursula k le guin'in odoculuğu ve odocu yaşam tarzını anlattığı romanı.odoculuk anarşizm dir diyor ursula k le guin.tarafımdan yeni okumaya başlanmış olup bittiğinde neymiş ne değilmiş ayrıntılı yazılacaktır.
grasp grasp
açık ara le guin'in en etkileyici kitabıdır. diğer kitaplarında alttan alta verdiği mesajları bu romanda direkt yüzümüze çarpmış ve ortaya açıkça politik olan bir kitap çıkmış. kendisi de bir anarşist olduğundan dolayı anarşizmi oldukça iyi anlatmış le guin, anarşizmin karşısına da kapitalizmi çıkarmış, sosyalizmi ise hain gezegeni ile kitaba katmış ancak yaptığı birkaç eleştirinin dışında pek değinmemiş. bir anarres bir urras diye giden bölümlerde urras ve anarres'teki hayat koşullarını görüp karşılaştırma fırsatı buluyoruz, doğa koşullarının etkisiyle anarres'te her şey kısıtlı ve paylaşılmak zorundayken urras'ta bolluk ve konfor hakimdir. ancak ilerledikçe urras'ın zenginliklerinden sadece küçük bir zümrenin yararlanabildiğini, binlerce fakir insanın ise savaşlardan, kıtlıklardan ve hastalıklardan dolayı öldüğünü görüyoruz. anarres'te ise fakirlik bile paylaşılmaktadır, kıtlıktan dolayı insanlar yiyecek bulamamaktan azalan tayınları ile uzun saatler boyu çalışmak zorunda kalmaktadırlar, ancak bu zorunluluk sadece toplum vicdanına karşı duydukları sorumluluktan ileri gelmekte yoksa herhangi bir zorlama yok. yine de odo'culardan oluşan anarres'te bir süre sonra bürokratikleşmelerin görüldüğü, tomlumsal sorumlulukların zorunluluklara dönüştüğüni gösteriyor le guin bize; ki bu da devrimi yapamazsınız, devrim olabilirsiniz ancak sözü ile verilmek istenen mesajı anlatmakta.

kitapta kapitalizmin medya araçlarını, savaşları, şiddet tekelini kullanışından cinsel ayrımcılığa, anarşizmin bir süre sonra bürokratikleşmesi muhtemel olan yapısına kadar onlarca politik gönderme ve felsefi tartışma konusu var.sosyalizmi bir çırpıda başından savması eleştirilmesi gereken bir şey olsa da, anarşizme inanan birinin yazdığı gerçeğinden hareketle sadece anarşizm ve kapitalizme odaklanarak okunduğunda oldukça başarılı bir kitap. okunması gereken bir kitaptır kanımca, hatta okurken notlar alınması ve üzerinde bir müddet düşünülmesi gerek, zira ancak o zaman tadına varılabiliyor...
modern zamanların pollyannası modern zamanların pollyannası
ursula k.leguin in bir romanıdır.

''eger bir şeyi bütün olarak görebilirsen hep güzelmiş gibi görünür.gezegenler,yaşamlar...ama yakından bakıldığında bir dünya yalnızca toz ve kayadan oluşur.günden güne yaşam daha da zorlaşır,yorulursun,ritmi kaçırırsın.uzaklığı ararsın-ara vermeyi.dünyanın ne kadar güzel olduğunu görmenin yolu,onu ay gibi görmekten geçiyor.yaşamın ne güzel oldugunu görmenin yolu ölümün bakış açısından bakmaktan geçiyor.'' der shevek takver e.
sengercekolmamalısın sengercekolmamalısın
anarşist dünya anarres ve tam tersi urras ta geçen, mülksüz bir insanın mülkiyeti görmesi ve sorgulamadıklarını sorgulanmasını anlatan çok eleştirilmiş ursula k. le guin kitabıdır. iyidir, hoştur, güzeldir. sosyalist, faşist, kominist, anarşist, militarist demeden okunmalıdır. düşündürür, öğretir, ufuk genişletir, şaşırtır. tavsiye edilir.

''bir hırsız yaratmak istiyorsanız sahip yaratın. suç yaratmak istiyorsanız yasalar koyun.''
de te fabula narratur de te fabula narratur
"...
vermediğiniz bir şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir.
devrim'i satın alamazsınız.
devrim'i yapamazsınız. devrim olabilirsiniz ancak.
devrim ya ruhunuzdadır, ya da hiçbir yerde değildir.

..."

-mülksüzler; ursula le guin.
dappia dappia
ursula le guin' in bilimkurgu romanı. aslında bir bilim kurgu romanın dışında bir şey, sistem tartışması, yorumlaması. her sayfada farklı bir bakış açısı getiriyor insana.

hiç bir şeye sahip değilsin, çocuğun bile aslında topluma aittir. ona çok bağlanmamalı,çok sevmemelisin. çünkü o senin değil. ona bireysel sevgi yoğunluğunu verirsen sonrasındaki acıyı da vermiş olursun. der kitap
toblerone toblerone
“acı var.,” dedi shevek ellerini açarak. “gerçek. ona yanlış anlama diyebilirim, ama var olmadığını veya herhangi bir zamanda yok olacağını varsayamam. acı çekme, yaşamımızın koşulu. başına geldiği zaman fark ediyorsun. onun gerçek olduğunu anlıyorsun. tabii ki, tıpkı toplumsal organizmanın yaptığı gibi, hastalıkları iyileştirmek, açlık ve adaletsizliği önlemek doğru bir şey. ama hiçbir toplum varolmanın doğasını değiştiremez. acı çekmeyi önleyemeyiz. şu acıyı, bu acıyı dindirebiliriz, ama acı’yı dindiremeyiz. bir toplum ancak toplumsal acıyı - gereksiz acıyı - dindirebilir. gerisi kalır. kök, gerçek olan. buradaki herkes acıyı öğrenecek; eğer elli yıl yaşarsak, elli yıldır acıyı biliyor olacağız. en sonunda da öleceğiz. bu doğuşumuzun koşulu. yaşamdan korkuyorum! bazen ben- çok korkuyorum. herhangi bir mutluluk çok basit gibi gelior. yine de her şeyi, bu mutluluk arayışının, bu acı korkusunun tümüyle bir yanlış anlama olup olmadığını merak ediyorum... ondan korkmak veya kaçmak yerine onun... içinden geçilebilse, aşılabilse. arkasında bir şey var .acı çeken şey benlik; benliğin ise- yok olduğu bir yer var. nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. ama gerçekliğin, rahatlık ve mutlulukta görmediğim, acıda gördüğüm gerçeğin, acının gerçekliğininacı olmadığına inanıyorum. eğer içinden geçebilirsen. eğer sonuna kadar dayanabilirsen.”

“yaşamımızın gerçekliği sevgide, dayanışmada,” dedi uzun boylu, parlak gözlü bir kız. “insan yaşamının gerçek durumu sevgidir.”

bedap başını salladı. “hayır. shev haklı,” dedi. “sevgi, acının içinden geçme yolarından yalnızca biri, bazen yanılıp ıskalayabilir. acı hiçbi r zaman ıskalamaz. ama bu yüzden ona dayanma açısından pek seçeneğimiz yok. istesek de, istemesek de katlanmak zorundayız.”

kısa saçlı kız şiddetle başını salladı. “ama katlanmıyoruz! yüz kişiden biri, bin kişiden biri sonuna kadar gidiyor ,ta en sonuna kadar. geri kalanlar ya mutluluk taklidi yapıyor ya da duyarsızlaşıyor. acı çekiyoruz, ama yeterince değil. bu yüzden de boş yere acı çekiyoruz.”

sayfa 57-58, metis yayınları 2008.
toblerone toblerone
söz vermenin, hatta belirsiz bir süre için verilen sözlerin geçerliliği, odo’nun düşüncesinin ürünlerine işlemişti; onun değişme özgürlüğünde ısrar etmesi söz veya yemin fikrini geçersizleştiriyor gibi görünse de, aslında sözü anlamlı kılan özgürlüktü. verilen bir söz, seçilen bir yöndü, kendi kendine seçenekleri kısıtlama anlamına geliyordu. odo’nun gösterdiği gibi, eğer hiçbir yön seçilmezse, eğer insan hiçbir yere gitmezse, hiçbir değişme olmaz. insanın seçme ve değişme özgürlüğü kullanılmamış olur, tıpkı insan hapishane, kendi yaptığı bir hapishanede, içinde hiçbir yolun diğerinden daha iyi olmadığı bir labirentteymiş gibi. bu yüzden odo söz vermeyi, yemin etmeyi, sadakat fikrini, özgürlüğün karmaşıklığı için temel olarak görmeye başlamıştı.

sayfa 210, metis yayınları 2008.
toblerone toblerone
“buradayım, çünkü bende vaadi, iki yüz yıl önce bu kentte ettiğimiz vaadi - yerine getirilen vaadi görüyorsunuz. vaadi yerine getirdik biz, anarres’te. özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok. size kendi özgürlüğünüzden başka verecek bir şeyimiz yok. bireyler arasında karşılıklı yardımlaşma dışında hiçbir yasamız yok. hükümetimiz yok, yalnızca özgür birlik ilkemiz var. devletlerimiz, uluslarımız, başkanlarımız, başbakanlarımız, şeflerimiz, generallerimiz, patronlarımız, bankerlerimiz, mülk sahiplerimiz, ücretlerimiz, sadakalarımız, polislerimiz, askerlerimiz, savaşlarımız yok. başka da pek fazla şeyimiz var sayılmaz. biz paylaşırız, sahip olmayız. varlıklı değiliz. hiçbirimiz zengin değiliz. hiçbirimiz iktidar sahibi değiliz. eğer istediğiniz anarres’se, aradığınız gelecek oysa, o zaman ona eli boş gelmeniz gerektiğini söylüyorum. ona yalnız ve çıplak gelmeniz gerekiyor, tıpkı bir çocuğun dünyaya, geleceğine, hiçbir geçmişi olmadan, hiçbir malı mülkü olmadan, yaşamak için tümüyle başka insanlara dayanarak gelmesi gibi. vermediğiniz şeyi alamazsınız. devrim’i yapamazsınız. devrim olabilirsiniz ancak. devrim ya ruhunuzdadır, ya da hiçbir yerde değildir.”

shevek'in konuşması, sayfa 256, metis yayınları 2008.
2 /