the endless river

2 /
larrybird larrybird
bu albümün gilmour-waters tartışmalarına alet edilmesine üzüldüm. yahu bu albümdeki şarkıların çoğu eski kayıtlar bile olsa rick wright'ın hayattayken elinin değdiği notalar var içinde, o da öldükten sonra iki kişi kalan gilmour ve mason'ın ona ithafen yazdıkları var, bunları ıskalayacak kadar algıların kapalıysa kötü ve rezalet dediğin bu albümü bile dinlemek sana fazla arkadaşım hakikaten fazla ya hiç duymadığın pink floyd şarkıları dinlemek sende heyecan yaratmadıysa zaten kapatalım gidelim insanları bu kadar heyecanlandıran biraz da bu kimse kusursuz ve mükemmel bi albüm olduğunu iddia etmiyor. ayrıca pink floyd'un son albümü ve bir daha müzik yapmayacak bu adamlar hala aktif gibi gözükseler de grubun kendini sonlandırışı yakındır sona gelişi hatırlatırcasına yazılmış veda niteliğinde bir albüm bu ve bu kadar şaheser vermiş bir gruptan hala wish you were here, animals, dark side of the moon hatta division bell ayarında albümler beklemek açıkça nankörlük. pink floyd senin her dinleyişinde kendini şanslı hissetmeni sağlayan tanrının, doğanın bi mucizesi iken müzikal analizlerde boğulup pink floyd denen efsanenin veda albümünden müzikal beklentiler içine girip saçma tartışmalara çekmen hakikaten ayıp güzel kardeşim.
not: dibine kadar olmuş albümdür, şarkıları ilk dinleyişimde aldığım hazzı tarif edemem
keşke biraz ölmesem keşke biraz ölmesem
bu albümden şöyle şeyler bekliyorsanız:








avucunuzu yalamanız gerekmektedir. eksik kadroyla sahaya çıkan bir futbol takımından nasıl ki güzel bir oyun beklememiz saçmalık ise bu albümden de eski pink floyd performansını beklememiz o kadar saçmalık olacaktır. " ıhhhh olmamış bu albüm " diyenleri kesinlikle eleştirmememiz gerekir çünkü pink floyd'dan bahsediyoruz ve beklentiler de pink floyd'un ismi kadar çok büyük. ama benim şahsi fikrim kesinlikle boş bir albüm değil hatta dolu dolu bir albüm olmuş . mükemmel soundlar mevcut ve çoğu da loop'a alınacak kalitede parçalar. haydi herşeyi geçtim de bize yaşattıkları heyecan için bile dinlenir bu albüm. oğlum düşünsenize 2014'teyiz , artık bitti gitti, mazide kaldı dediğimiz pink floyd albüm çıkarıyor ve sen müzik dünyasına adını efsaneler kategorisine yazdıran bir gurubun albümünün çıkışını yaşıyorsun. ben,sen,o kısaca bu müziğe gönül veren insanlara sesleniyorum: pink floyd'un son albümüne canlı şahitlik eden son nesiliz, farkında mısınız?
bizi bozguna uğratan yargılarımız bizi bozguna uğratan yargılarımız
beklentileri benim açımdan ne yazık ki karşılayamamış albümdür. içinizde "sen kimsin amına koyim?" diyorsanız eksiyi basıp geçin. bundan sonrasını okumasanız da olur.

beklentimi karşılamamasının ilk sebebi pink floyd'un adıdır. bu öyle bir ad ki müzik tarihinde grup bazında popülerlik açısından bir sıralama yapılsa kafadan ilk 3'e girebilecek, müzikal kalite olarak bir oylama yapılsa yine aynı sıralarda yer alabilecek bir gruptan bahsediyoruz. beklenti de bu kriterlere göre olunca ve bu müziği yapan isimleri yanyana görünce seviyeyi en üst perdeden açmalarını bekliyoruz. fakat bu albüm ne yazık ki böyle değil.

bu albümü baştan sona 3 defa dinledim. hatta daha sonra the division bell'i komple dinleyerek peşinden bir kez daha dinledim iyice anlayabilmek için. bu aşamadan sonra albüm hakkında oluşan fikirlerin olumsuzluğunu yok etmek için bu gruba olan olumlu önyargılarım bile yeterli olmadı.

öncelikle pink floyd klasik profili olan "psychedelic rock/progressive rock" çizgisine neredeyse hiç geçmemiş. sürekli ambient çizgisinde kalmış ve louder than words olmasa hiç o çizgiyi hatırlayamayacağımız bir müzik ortaya koymuş. bu yönüyle diğer albümleriyle açık bir farklılık yaratmışlar fakat bu olmamış gibi. klasik çizgilerinden farklı bir yöne kaymaları müzikal kaliteyi olumsuz etkilemiş.

parçaların bir tanesi hariç tamamında söz yok. bu da pink floyd çizgisinden kayışın başka bir anahtarı. evet pink floyd'un pek çok sözsüz parçası var fakat müziği dayandırdıkları temel dayanaklardan biri her zaman sözler olmuştur. o sözler ki çoğu parçada bizi tamamen etkisinde bırakmış ve istemsizce mırıldanmaya teşvik etmiştir. bu albümdeki parçaların hiçbirinde bu tür bir duyguya maruz kalmıyoruz.

başka bir nokta ise zaman zaman zorlama bir müziğin ortaya konulmasıdır. pink floyd başlığına daha önce yazdığım bir giride the division bell albümünün hiçbir notasında dahi müzikal bir zorlamanın olmamasından dolayı kusursuzluğa erişen bir albüm olmasından söz etmiştim fakat the endless river için bu söz konusu değil. bunu albümün ikinci parçasının girişindeki ezgilerin neredeyse shine on you crazy diamond ile aynı olmasıyla bağdaştırabiliriz. "sadece bu mu?" diyecek olursanız albümün dördüncü parçasının girişiyle the division bell albümünün açılış parçası olan cluster one adlı parçanın girişi de neredeyse birbirinin aynısı. burdan eski kayıtların olduğunu ve kenara ayrılan şeylerin yıllar sonra önümüze sunulduğunu görüyoruz. bu açıdan düşününce biraz can sıkıcı bir durum ortaya çıkmıyor değil.

albümle ilgili bir iki anektod vermek gerekirse albümde 18 bölüm olmasına rağmen aslında 4 parçadan oluşuyor. konsept albüm oluşturulmaya çalışılmış ve güzel de olmuş açıkçası. gilmour abimiz gitarı çok değil fakat etkili kullanmış. öyle ki bazı noktalarda perde geçişlerinde kulak zarımdan "ciuvv" diye ses geliyor. içimden "ulan özlemişiz" diye geçiriyorum. bunu hissedebilmek bile yetiyor. yine the division bell'in son parçasının * son sözleri "the endless river, forever and ever" olması ve albümün isminin burdan gelmesi muhteşem bir tamamlayıcılık olmuş.

son olarak albüm kapağına değinecek olursak kusursuza yakın bir çalışma olduğunu görüyoruz. bu dünyada işini müzikal olarak tamamlamış abilerimizin son kez bizi bulutların üstünde yolculuğa çıkardığına şahit olduk. sonuç olarak pink floyd'un adı bile bu albümü defalarca dinlememize yeter hatta artar bile. dinleyin fakat bu albüm muazzam, kusursuz falan diyip tanrısallaştırmayın. çünkü genel bi sıralama yapsak şu albüm pink floyd'un en rezil albümü bile olabilir. gelin görün ki en rezil albümleri bile dünyadaki albümlerin %90'ından daha iyidir. orası ayrı mevzu.
knight of terminus knight of terminus
ömrünün son demlerini yaşayan abilerin (dedeler diyebilirdim ama açmayın dedelere gider konu diye demiyeceğim ehe) biz 80-90lar da doğmuş büyümüş nesilin ağzına son bir bal çalmasıdır.

eleştrilere gelince
arkadaş michael jackson thriller ın üstüne çıkabildi mi?
nerde 80lerdeki madonna?
hadi rock/metal kısmına dönelim
black sabbath ın nerde paranoid i nerde sabotage ı nerde blody sabbath ı?
sen metallica dan hala bi ride the lightning master of puppets falan bekliyor musun?
yada slayer hell awaits falan?
veya maidenden bir number of the beast?

dur dur biraz daha dönelim akranlarına
deep purple bi daha burn machine head fireball gibi albümler yapacak mı?
zeppelin zaten darma duman 82 den beri yoklar


albümü alıyor musun indiriyor musun ne bok yiyorsun bilmiyorum ama sus dinle işte arkadaş
spancibab spancibab
bence müzikalite olarak eleştirilmemesi gereken bir "son" albüm. şu ge(n)ç yaşımda bir pink floyd albümünün çıktığına tanık oldum ya oturup ağlayasım geliyor lan! yeni dinledim albümü ve ne zaman başladım ne zaman bitirdim anlayamadım. parça listesine bakınca anisinayazdığını gördüm ve gözlerimi ovuşturdum. bir pink floyd albümünde türkçe şarkı var yahu bu bile yeter ki bence gayet başarılı bir albüm. oha resmen ağlamak geliyor içimden.

beğendiklerim:

anısına
talkin hawkin
eyes to pearls
surfacing
louder than words

ve elbette albüm kapağı. daha mükemmel olamazdı. iyi dinlemeler hacılar.
mcyc mcyc
albümün adının, divison bell albümünün son şarkısı (bu yüzden pink floyd' un son şarkısı diyebileceğimiz) high hopes' un son sözlerinden birisinin olması özellikle seçilmiş bir gönderme mi yoksa güzel bir rastlantı mı bilemiyorum ama insan mutlu oluyor böyle tatlı göndermelere denk gelince.
2 /