the family

ceyus ceyus
oyuncuları robert de niro, michelle pfiffer ve tommy lee jones ile dikkat çeken, eğlenceli bir film.

konusu:

manzoni ailesinin kökenleri, aslında kötü şöhretli bir mafya geleneğine dayanmaktadır. fransa'nın normandy bölgesine, tanık koruma programı çerçevesinde yerleştirilen manzoniler, blake soyadını alırlar ama yeni çevrelerine alışmakta "biraz" zorluk çekerler. anne maggie(michelle pfiffer) kasabanın merkezini talan ederken, kardeş blake'ler okulda gizlice terör estirirler; fred blake(robert de niro) adını alan giovanni manzoni ise her şeyi kontrol altında tutmaya çalışırken elinde 'kazalar' çıkar! bu yüzden de manzoni ailesini beladan uzak tutma görevine atanan ajan stansfield(tommy lee jones)'ın görevi bir hayli zorludur.* *
iknowthepiecesfit iknowthepiecesfit
luc besson'un yıllardır ufak tefek işlerle ilgilendiğini ve sinema namına kayda değer işler yapmaktan çekindiğini bildiğim için aslında robert de niro ve michelle pfeiffer ismini gördüğümde "acaba" demiştim, "bir büyük geri dönüş mü söz konusu?" trailer yayınlandığında ve luc besson'un özellikle leon ve the fifth element filmlerinde kullanmayı çok sevdiği şu meşhur "tüm mahalleyi havaya uçuruyorum ve ben bunu her gün yapıyorum" temalı, esprili sahnelerin trailerda önplanda olduğunu görünce bayağı da heveslendim. hevesimin yarı yarıya kursağımda kaldığını söyleyebilirim.

favori yönetmenlerimden olan luc besson'un son işi olmasından mütevellit ince ince eleştiri yapmak istiyorum.

buradan sonrası ufak tefek spoiler içerebilir, seyir zevki açısından sorun teşkil edeceğini sanmasam da uyarıldınız.

spoiler

bana daha çok wes anderson filmlerini hatırlattı. içindeki şiddet unsurları çıkarılırsa gayet wes anderson çekmiş diyebilirsiniz.

filmin açılış sahneleri ve ailenin arka planını seyirciye anlatma tarzı oldukça hoş. narrator/pov karakteri aslında yok, robert de niro çok önemli noktalarda paçaları sıvamış ama genelde hikaye kendiliğinden çözülüyor. benim en çok sevdiğim şeylerden birisi de bu. aradan günler, haftalar, aylar geçmiyor. hikaye olduğu gibi gündüz gece akıp gidiyor ve siz bu esnada karakterleri ve mevzuyu görüyorsunuz. luc besson bunu en iyi yapan adamlardan birisi, kesinlikle eleştirilecek bir yan bulamıyorum. çok iyi "işlenmiş" bir hikaye var ortada.

karakterlerin karşılaştığı sorunlara buldukları çözümlerdeki şiddet eğilimi ve bu şiddetin filmdeki komedi unsurlarından birisi olarak yansıtılması ve elbette bunu da luc besson'ın olabildiğince ustaca yapması filmin en iyi yönleri. ilerleyen dakikalarda tanık koruma programındaki bir ailenin yaşayacağı problemler, üstüne eklenen anormal sorun çözme alışkanlıkları ve işlerin giderek sarpasarması oldukça yavaş ve ince işlenmiş. bir nevi "keyfini çıkarın çünkü oyunculuklar muhteşem" mesajı veriyor size. çok da haksız sayılmazlar. bu sahnelerde bayağı eğlendim açıkçası. oyunculuklar çok iyi.

filmdeki sıkıntı, daha doğrusu sıkıntı demeyelim de, bu filmi muhteşem bir film olmaktan çıkarıp sadece eğlencelik bir film yapan şey ise çok iyi işlenen bu hikeyenin gayet sıradan oluşu. yani tanık koruma programında olan garip bir aile ve onları öldürmek isteyen mafya mensuplarının karşılaştığı ana kadar sanki çok kaliteli bir sitcom izler gibisiniz. mafyanın kapıya dayandığı anda olanlar ise zaten çok çabuk geliştiği ve yine içerisinde bolca mizah barındırdığı için, sadece final görevi görüyor ve film öylece bitiveriyor. tüm hikaye bundan ibaret. ilgi çekici, senaryoda dönüşlerle konuya enterasanlık katabilecek neredeyse hiçbir şey yok.

komik, ilginç ve ustaca hayata geçirilmiş karakterlerin bir filmi kurtarmaya yetmeyeceği açık sanırım. senaryo kısa ve sıradan olunca karakterlerin de kendilerini gösterip filmi kurtarabilecek kadar iyi performans sergilemeleri mümkün olmuyor. bana kalsa bu film en az yarım saat daha uzatılmalı, karakterlerin geçmişine daha fazla eğilinmeli, kabus kısımları daha fazla işlenmeli ve final sahnesi de daha mantıklı şekilde sonlanmalıydı. o zaman bu filmin notu yükselirdi.

luc besson yine güzel müzikler seçmiş. yine güzel sahnelere güzel yerlerde yerleştirmiş ve bu açıdan kendi tarzına sahip olduğunu da düşünürsek, tatmin edici bir film olmuş.

görüntü yönetmenliğinde zaten akdenizden uzun zamandır uzakta kalan ve tarzı belli şekilde değişen besson'un birazcık da olsa "denediğini" görüyorum, eskiye dönmeyi. sıcak tonlar ve genel olarak sarı ışık kullanılmış. renk sakalası en göze çarpan şey olsa da kamera açıları, çekimler konusunda gayet sıradan bir film. üstün bir yanı yok.

uzun lafın kısası, luc besson ve robert de niro isimleri birleşince beklenti çok yükseğe çıkıyor ve bu film o beklentileri karşılamaktan uzak fakat kesinlikle kaliteli bir film. eğlenmesi garanti, tatmin olması ise değil.
bipocat bipocat
basrolunde joan allenin oynadiğı dizi. 10 uncu bölüm itibari ile hank asher tek iyi karakter kaldı. o da pedofili artik digerlerini siz düşünün. willa waren ailenin kizi şeytanı utandirir lan ben bile bu kadar kötü olmayı düşünemezdim diyerek. ikinci sezon icin anlaşma yapilmamis yazik oldu.