the fly

2 /
cagatay cagatay
izlerken makineye ''allahtan solucan girmedi'' dedirten film. çok önemli bir deneyin ortasında, laboratuvarda sineğin ne işi varsa?

çocukken izledim ben bu filmi ama hafızamda kalmış işte. kalmayacak gibi değil ki. yavaş yavaş koca bir sineğe dönüşen bir adam.... birde anlamadığım o beyaz beyaz çıkardığı kusmuk gibi şey neydi? işin şakası br tarafa 50'li yıllar içinde yapıldığını düşünürsek sağlam bilim kurgu.

not: başlıktan sonra bir daha izleyesim geldi. düşündüm de baya bir unutmuşum filmi. sonu nasıl bitiyordu lan?
abcd02561 abcd02561
breaking bad 3. sezonun 10. bölümü.

----spoiler--------


öyle bir bölümdür ki bu ilk izlediğimde sıkılıp, bitsin diye dua etmiştim ama diziyi 2. kez izleyişimde lan hiç de fena değilmiş bu bölüm dedim. sonra harici olarak 2 kere daha seyrettim. özellikle gece yatmadan önce çünkü gerçekten sakin bir bölüm ve harbiden de walterin iç dünyası ve kişiliği hakkında birçok şey içeriyor. bölüm aslında dizi maliyetlerini kısmak ve giderleri azaltmak için ucuza çekilmiş yani o ''walterin iç dünyasına yolculuk'' tarzı felsefi bir yaklaşım elbette var ama amaç tam olarak o değildi çok daha basitti. ama vince gilligan böyle bir durumda bile bir şaheser çıkarmış. çok net breaking bad gibi efsane bölümlere aksiyonlara sahip bir dizide en sevdiğim ilk 3 bölüme koyarım. (çoğu kişi en sevmediği en gereksiz gördüğü ilk 3 bölüme koyuyor o ayrı)

eğer benim gibi sıkı bir breaking bad severiyseniz fark etmişsinizdir ki walterin kendinde olmadığı anlar aslında kendisini en iyi anlayabileceğimiz zamanlar. (belki de her insan için gecerlidir bu). bu bölümde de jesse walteri sakinleştrimek için kahvesine uyku ilacı katıyor ve uzunca bir süre walterin bu uykuya direnen, pek kendinde olmadığı ve bilinçaltını açığa çıkardığı (üstelik -ölümü için doğru zamanı düşünme- ya da -janein ölümü dolayısıyla vicdan azabı çekme- gibi sıradışı/felsefi bir düşünme eylemi içersindeyken) hallerini izliyoruz. dizide walteri bu haldeyken belki de en uzun süre gördüğümüz bölüm bu ve bu da bölümün favorim olmasının sebepleri.

bir parantez açalım: diğer bir bu şekilde an ise -sanırım hankten- sağlam bir dayak yediği halde evde uyanması, oğlunun ziyarete gelmesi ve oğlunun walteri yatırdıktan sonra walterin sayıklama havasıyla thanks jesse tarzı bir şeyler söylemesi de bu tür sahneler arasında 2. sırada en güzeli diyebilirim. (jessenin doğumgünü için waltera saat alması ve walterin o birkaç saniyedeki hali de 3. sü. hadi söylemeden duramadım)


son olarak da burda jane için acı çekmesi veya haddinden fazla yaşadım gibi şeyler söylemesi bence walterin gerçek benliği. şu çok önemli ki walter ailesi tarafından seviliyor ama hani o baba karizması yok ya da saygı uyandıracak bir kişilik değil (walt jr için hankle dalaşması bu eksiklikten geliyor) ama jesse onunla ilk pişirmeden sonra onun için sanatçı tabirini kullanmış ve ona gerçekten hayran olmuştu. bu da walterin oğlundan beklediği saygı ve yani o respect dediğimz şeyi jesseden görmesiydi. walter bu işi kendim için yapıyorum dediğinde jesse, krazy 8, tuco kim olursa olsun kendisini takdir ettikleri için gerçek kişiliğinin bu olduğunu düşünmüştü. yani heisenberg onun olmak istediği kişiydi ama oğluna tabii ki bunu söyleyemeyeceği için baba-oğul ilişkisini ya da oğlundan saygı görme isteğini jesse üzerinden tatmin etti (tatmin etti tam olmadı ama anlamışsınızdır umarım kelimeler tam yansıtamıyor düşünceleri). janein ölümüne de sebep olduğu için içten içe acıyla dışından söyleyemese de bilinçaltında jesseye üzgün olduğunu defalarca söyledi bu bölümde.

neyse karman çorman oldu ama bu yazı sanırım sözlüğe kattığım en mükemmel şey oldu. the fly bölümü özelinde breaking bad tüm bölümleri ve walterin ve kişiliği hakkında bayağı bir şey yazdım. son birkaç fotoğraf ve bir video bırakıyorum bölümden ve iyi geceler diliyorum.









purge me purge me
buradaki bilim adamı, (o dönemlerde adamdı bunlar sonradan insan oldu) 2022 kafasıyla bakınca getto denebilecek bir bölgede yaşayan bir hocamız. evi, bildiğiniz getto.

bartok adlı bir şirkete çalışıyordu sanırım. deha olduğu için, insanı moleküllere ayırıp ışınlayan son icadını şirketinden saklamış. neyse efenim bu kardeşimiz gecekondudan bozma yarı lab-yarı ev mekanında 2 adet babunla birlikte commodore64 den hallice --sözde-- kuantum bilgisayarında bu deneylerini yapıyor. filmin bir sahnesinde sevgilisine söylediği "fazla yıkanmam" cümlesinden de anlayacağımız üzere pis bir bilim adamı bu.

einstein den ilham aldığını söylediği bir sahne var. "neden hep aynı şeyleri giyiyorsun" diyen manitasına, aynı takım elbisenin 5 adedini gösteriyor gardroptan.

bu nedenle deney yaptığı alan, mikro organizmalardan arınmayı falan geçtim, sinek, bör böcük kaynıyor.

kız arkadaşı da tarihteki ilk plaza orospularından birisi. kendisinden önce, gazetecilik yaptığı derginin genel yayın yönetmenine anında veren bu hanım, bu adamı görünce saniyesinde buna yılışıyor. evine giren eski erkek arkadaşına soğuk davranıyor. her plaza orospusu gibi, "neden böyle öfkeleniyorsun, saygımızı kaybetmeyelim lütfen john" ayakları yapıyor. daha sonradan da sinekle karışıp brundlefly olan sevgilisini kafasından vuruyor. (adamın adı brundle)

ya o değil de...seneler sonra izleyince çok tuhaf geliyor bana 80-90 lar sci-fi filmleri. gülümsetiyor. bir öneri daha yapayım hatta başlıkta.

bu film olsun (1986), the lawnmower man (1992) olsun mest etti beni tekrar izleyince. arşivinizde olmalı.

senaristlerin hayal gücünün, dönem teknolojisi ile sınırlı ilerlemesi komik geliyor. commodore ile genleri 4 haneli random karakterleri ekrana yansıtarak ayıran, iki tane telefon kulübesinden hallice kutu var.. telepod diyor başrol oyuncumuz, bilimin dibi insanımız bunların adına. transportasyon işlemi başarılı diyor alet. çocuk yaşta büyülenmiştik be. adama...yaşadığı yere, kıza...

şu an yıllar sonra sadece, geena davis hocamın, jartiyeri çıkartıp (kendisine özel bir eşyasını vermesini isteyince) verdiği sahne bende aynı etkıiyi yaptı. demek ki değişmeyen tek şey külotluçorap diyerek saçma bir şekilde bağlayayım.

o dönemde, şimdi komik gelen bu bilimkurgu öğeleri ile bu hayalgücü pesss..nereden baksan bravo. endüstride boşa demiyorlar ; (bkz: senaryo altındır) öyle bir eser bu da. ikincisi tutmadı. battal gazinin oğlu kıvamında, kadınla yatan sinek-insan genli hocamın oğlunun hayatını anlatıyordu. ama izlenmeye değer o da seriyi tamamlamak için.

keşke aklımı toparlayıp, seneler sonra eski bilimkurgu izlemenin yarattığı o "her şey boş" hissini daha iyi tarif edebilsem. deneyeceğim sonra yine. şu an izleyip "wow nasıl yapmışlar inanılmaz" dediğimiz görsel efektler çok sığ kalacak belki 30 sene sonra. dünyamız öyle bir değişecek ki...demek ki her şey algı ile ilgili, gerçekle değil. bunun gibi bir his işte, aman.. karışıyor zihin. sallayalım.
2 /