the man in the high castle

1 /
sevimkoşbütünnickleralınmış sevimkoşbütünnickleralınmış
olmamış hem de baya olmamış dizi. hayır bbcye bıraksalar dört bölümlük, makul bir mini dizi olabilirdi ama amerikalılara el atınca iyice maymun etmişler.
öncelikle dizi yavaş. hem de öyle böyle değil, nuri bilge ceylan düzeyinde yavaş. narcos, the last kingdom, vikings gibi hızlı dizilerden sonra bünyede türk pembe dizisi izlemiş gibi etki yapıyor. o 1 saat geçmek bilmiyor.
iki, philip k dick in romanında birçok amerikalı karakter nazilere/japonlara yaranmak uğruna türlü yavşaklıklar yapıyor, onlar gibi konuşmaya çalışıyordu. dizide ise herkes polat alemdar, herkes deli yürek. amerika'da yükselen milliyetçi akımdan faydalanıp keselerini doldurmak istemişler. bol bol da incil koymuşlar ki neo-conların favori dizisi olsun. sistem eleştirisi yapan kitaptan propaganda dizisi çıkarmayı başarmışlar.
üç, epey ucuza kaçmışlar. elinizde böyle muhteşem bir background var, sadece birkaç adamın koluna svastika takarak alternatif gerçekçi dönem dizisi çekilmiyor maalesef.
sonuç olarak, ikinci bölüm itibarıyla bıraktım ve kurtuldum. zamanınıza yazık.
freakspotting freakspotting
ikinci dünya savaşına meraklı olan herkesi cezbedecek bir senaryoya sahipken,dizinin bütçe kısıtlığındanmıdır bilmiyorum belli karakterlere kitlenip kalmış bir dizi.alternatif bir gelecek naziler savaşı kazansa ne olur konseptini pek güzel yansıtamamış.oysa wolfenstein new order da bile bu konu daha güzel ele alındı.yinede sonuna kadar özellikle son bölümü seyre değer bir dizi.keşke biraz daha savaş sonrası avrupada ne oldu kısmınada değinselerdi.yahudi kalmaz dı o malumda ruslara,ingilizlere vb ne gibi yaptırımlar yapıldı,nasıl bir düzen oluşturuldu bunlara da değinilseydi,ama sadece amerikaya ne oldu kısmına odaklanılmış.
--spoiler--
ayrıca ortada bir ölümcül müttefik durumuda var.japonlar ve naziler heran birbirine girebilir.hatta almanlar fırsat kolluyor.tek engel hitler in hayatta olması.anlamadığım nokta neden hitler savaşa mani oluyor.özellikle almanların teknoloji olarak bu kadar ileri ve savaşı kazanma sanşı çok daha yüksekken.filmler i bu kadar önemli kılan durum ne.alternatif bir dünyadan (şu an yaşadığımız) geldiği belli ama bu nasıl olabildi.bu sorulara tam açıklık getiremeden ilk sezonu tamamladı.
sychtianarch sychtianarch



manhattan ve homeland dizileri gibi yaratıcı başlangıç jeneriği olan dizi. philip k. dick'in romanından uyarlama olduğundan dolayı benim için ayrı önem arz ediyor. dönem dizi ve filmlerini oldum olası severim. özellikle savaş yıllarının konu edildiği dönemler. man in the high castle da alternatif bir sonu konu ediniyor. ve yanı zamanda dönemin estetiği ve alışkanlıklarını yansıtıyor.

burada japon ve alman imparatorlukları, işgal ettikleri amerikan topraklarında halka katı bir tutum sergiliyor olabilir fakat, 50'ler amerikası'nın da özgürlükler ülkesi olarak lanse edildiği gibi olmadığını da biliyoruz. her iki devlet de aksi iddia edilse de kuruluşundan bu yana özellikle amerika'nın nazi almanyası'ndan farklı olamadığı bir gerçekti. ırk ayrımcılığı bilmediğimiz bir şey değil. nihayetinde her iki ülke germen kökenli toplumlar. verimliliğin ve üretimin ön plana çıktığı piyasa ekonomisinin temelleri almanya'da atıldı ki, protestan ahlakının bir uzantısıdır. amerika'nın finans konusunda almanlar kadar daha tutucu olmadığı açık. bankacılığın temeleri almanya'da atılmasına rağmen ülkenin kültürel ve ekonomik geçmişi hakkında söz sahibi olan yahudilerden arındırma politikası küresel ekonominin nereden yönetileceği konusunda amerika'ya avantaj sağladı. kuşkusuz iki okyanus tarafında aşılması zor bir ülke olan amerika otomasyon konusunda ileriydi. bu bakımdan hitler asla amerika ile savaşa girmek istememiştir.



savaşın kazananı almanya olsaydı bugünün dünyası nasıl olurdu? beyin jimnastiği için çok ilginç bir soru. türkiye'nin konumun tahmin etmek hiç zor değil. elbette galiplerin tarafında olacaktık. büyük olasılıkla komünizm vaktinden evvel cebir ile yıkılacaktı. ruslar sibirya'nın iç kesimlerine doğru sürüleceklerdi. neyse...

diziyi amerikan patriotizminden uzak ve tarafsız olarak izlemeye devam edeceğim. ikinci bölüm şimdilik iyi gidiyor.

benzer bir film de ingiliz yazar robert harris'in aynı adlı romanından uyarlama, rutger hauerin baş rolünü oynadığı 1994 çıkışlı fatherland.

japonya : #14338684
geber marla singer geber marla singer
çok güzel bir fikrin içine nasıl edilir, onun dersini veren bir dizi olmuş. bir yapımın bütçesinin düşük olması ve bu yüzden dekorların, ortamın sırıtması gibi şeylere asla takılmam. örnek olarak doctor who'yu verebiliriz. ağzı kokuyor derecede düşük bütçelidir ama hikayenin işlenişi, mizahı, oyunculuğu öyle güzeldir ki koy götüne prodüksiyonun derim. veya video oyunlarda grafik konusu gibi. ben hikayeye, oyun zevkine, derinliğe bakarım. bu dizide ise tam tersi bir noksanlık söz konusu. oyunculuk kan ağlıyor, diyaloglar, karakterler arası etkileşimler, yahu en basitinden bir kadın düşünün ki kız kardeşi öldürüyorlar ama bu o kişi için 2. planda alelade bir konu olabiliyor.. şimdi ben böyle bir halde ilerleyen bir diziyi nasıl ciddiye alabilirim? nazi ve japon sempatizanı olmama karşın 2 bölüm izleyene dek oturduğum yerde sıkıntıdan kangren oldum. şöyle incelikli bir konu amatör kısa film sevdalıları yeltenmesinden daha iyisini hak ederdi. daha da izlemem.

ek: yeniden belirtmek isterim ki bu dizinin sorunu bütçe kısıtlığı falan değil, atmosferi ya da herhangi bir heyecan/dram/üzüntü/gerilim duygusunu dahi izleyiciye yansıtmaktan aciz yönetmen ve bir robot elinden çıkmışçasına yapay senaryo üretmiş senaryo ekibidir.
sekiz kenarli altigen sekiz kenarli altigen
almanların ikinci dünya savaşını kazanması halinde kuzey amerika kıtası'ndaki hayatın nasıl olacağına dair alternatif bir senaryoya sahip dizi.

merak edenler için: imdb puanı 8.1.

edit: düzenleyebilen bir yetkili başlığı "the man in the high castle" olarak düzeltebilirse mükemmel olacak. hay elimi mirketler kucaklasın.
sakil sakil
hakkındaki kötü yorumlara rağmen konusu inanılmaz ilgimi çektiği için zamanında listeme almıştım bu diziyi. iki sezonu üst üste izledim ve ikinci sezonun finalini az önce bitirdim. iyi ki izlemişim. çok çok iyi bir dizi diyemem. herkes sevmeyebilir. ama bence kötü de değil. bir bölümünde bile zamanımın boşa gittiği hissine kapılmadım. bir kere "2. dünya savaşı böyle bitmeseydi ne olurdu?" sorusu basit ama ilgi çekici. meseleyi sürekli abd özeline getirmeleri tabi canınızı sıkıyor ara ara ama bu kadarına da katlanmak gerekiyor. bizimkiler bu kalitelerde dizi ve film çekmeye başlayana kadar amerikan propagandasına katlanmaya devam edeceğiz. dizinin sadece bu ana konu çevresinde değil de pek çok yan olayın çevresinde şekillenmesi akıcılığı sağlıyor. yani baktığınız zaman pek çok olay var iç içe geçmiş. ne yazsam spoier olacak. bir şey yazmıyorum o yüzden. bu arada sanırım ilk kez bir dizinin 2. sezonunun ilk sezonundan daha iyi olduğunu gördüm. hele ki son 2 bölüm enfesti. tam anlamıyla "kaliteli dizi" tadını aldım son 2 bölümde. 3. sezon bu ivmeyle çıkarsa harika bir diziye evrilebilir iyice.

bu arada kitabını okuyasım var ama gelecek sezonlarla ilgili spoiler yersem dizinin zevki kaçar diye korkuyorum. ne yapsam karar veremedim.
sakil sakil
3. sezonunu az önce bitirdiğim dizi. ilk 2 sezonunu, bundan yarım sene kadar evvel üst üste izlemiş ve sevmiştim. fakat 3. sezonu -son bölüm hariç- izlerken çok sıkıldım. ya dizinin akıcılığında düşüş var ya araya zaman girdi diye bağlantılarım koptu ya da bundan önce californication gibi eğlenceli bir diziyi bitirmiş olduğum için bu bana fazla karanlık ve durağan geldi. belki de üç faktör de etkiledi. büyük ihtimal böyle. evet.

bugün bir kez daha anladım ki devam etmekte olan dizilere başlamak mantıklı değil. final yapmış dizileri açacaksın, sezon sezon izleyip bitireceksin. öyle zevki çıkıyor vallahi. şimdi ben bu dizinin yeni sezonu gelene kadar her şeyi unuturum.
1 /