the merchant of venice

1 /
bettyboop bettyboop
shakespeare'in,venedik'te yahudilerle hristiyanların ayrı yaşadıkları,yahudilerin kırmızı şapka taktıkları zamanda geçen bir yahudi tüccarla hristiyan arasında mühürlenen senetle ilgili olayları konu alan eseri.türkçe'ye venedik taciri olarak geçmiştir.

yönetmenliğini micheal radford'un yaptığı filmi de çekilmiş ve venedik tüccarı rolü muazzam bir başarıyla al pacino tarafından oynanmıştır,hristiyan'ı ise jeremy irons canlandırmıştır.bunun dışında joseph fiennes ve lynn collins de başrollerde.
fakespeare fakespeare
oyun, bir komedi olmakla birlikte ciddi bölümler de içerir. oyundaki kötü adam yahudi tefeci shylock'tur. borç aldığı parayı, geciken ticaret gemilerinin fırtınada battığını sanılan, bu yüzden de ödeyemeyeceği düşünülen tüccar antonio'dan, kendi vücudundan kesilecek yarım kilogram et ister. shylock'un açgözlülükle bıçağını bilediği gerilimli bir duruşmadan sonra antonio kendisini savunan genç bir avukatın zekâsı sayesinde kurtulur. avukat, kılık değiştirerek mahkemeye katılan miras sahibi bir genç kız olan portia'dır. senetde sadece et yazıldığını, kan yazılmadığını savunur. ohalde shylock, tek damla kan akıtmadan senete göre hakkı sayılan eti almalıdır. eğer kan akarsa, bir hristiyan'ın kanını akttığı için shylock'un tüm mal ve mülkü müsadere edilecektir, kanun böyledir. sonuç olarark shylock, senete dayanan hakkından vazgeçer.
yesilcuppelipenguen yesilcuppelipenguen
william shakespeare para kazanabilmek için tiyatro işine girmiş. yani öyle sanat aşığı falan değilmiş. al pacino da sahne sanatlarına tiyatro ile başlamış ama para kazanamayınca sinemaya kaymış. biri yazmış, biri oynamış ortaya muhteşem bir film çıkmış. kanımca al pacino çıkarılırsa, film hala iyi bir film sayılabilir ama açıkçası ruhu kalmaz. şeytanın avukatı'nda nasıl şeytan olarak kafalara kazınmışsa al pacino, bu filmde de zavallı shylock olarak zihinlerde yer ediniyor. ustanın ilk göz ağrısı tiyatroya bir saygı duruşu gibi bu performans...

alakalı-alakasız not: karl marx'ın en çok severek okuduğu edebiyatçı william shakespeare efendi imiş. nedenini anlamak için sadece venedik taciri'ni göz önüne almak yeterli olacaktır.
togisama togisama
shylock'un sözlerinin orjinali ise şöyledir:
"hath not a jew eyes? hath not a jew hands, organs,dimensions, senses, affections, passions; fed with the same food, hurt with the same weapons, subject to the same diseases, heal'd by the same means, warm'd and cool'd by the same winter and summer as a christian is?

if you prick us, do we not bleed?
if you tickle us, do we not laugh?
if you poison us,do we not die?
and if you wrong us, shall we not revenge?

if we are like you in the rest, we will resemble you in that. if a jew wrong a christian, what is his humility? revenge. if a christian wrong a jew, what should his sufferance be by christian example? why, revenge. the villainy you teach me, i will execute, and it shall go hard but i will better the instruction."
tercih ettiğim nick budur tercih ettiğim nick budur
kitabını okumadığım ancak filmini çok beğendiğim eser.al pacino'nun her zamanki gibi döktürdüğü filmin müziklerine ise hayran kalmamak elde değil.konu itibariyle ise yahudileri aşağılamaktan ziyade uğradıkları haksızlıklara değindiğini düşünüyorum.tabii ki zalim yahudi figürü filmde göze çarpmakta ancak bunun bütün yahudilerden ziyade sadece acı çeken ve belli başlı haksızlıklara uğramış tek bir yahudiyi yansıttığı görüşündeyim.
keyif pezevengi keyif pezevengi
beyazperde uyarlaması fena değildir, hatta iyidir. al pacino iyi oturmuş rolüne. " 'tis my bond!" diye bağrıyor tüm film boyunca. adama haksızlık ettiler ama sonunda, iyi patladı millete ama nafile.
blondestorm blondestorm
bugün izlediğim oyundur.dekoru,kostümleri,oyunculuk performansı alkışlanmalıdır.konu güzel ama bazı bölümlerde diyaloglar çok uzatılmış çok da uzun sürüyor seyircinin sıkıldığını fark edebilirsiniz.sahne hareketleri oldukça yerinde müziklerle birlikte oyuna büyük bir ustalıkla örülmüş.15 kişi gibi bir kadro,kostümler,dekorlar o kadar hazırlık,diyaloglar daha iyi hazırlanmalıydı ama yine de tiyatro bitiminde benden alkışı almış bir oyundur.
mürekkepbalığı mürekkepbalığı
shakespeare'in zırvaladığı noktadır. oyunun tarihçesiyle ilgili hiçbir fikrim yok. ingiliz edebiyatı uzmanı da değilim. ama sıradan bir izleyici olarak bu oyunla ilgili naçizane yorumum shakespeare'in dönemin büyükbaş hristiyanlarına yaranabilmek için yahudiler'e verip veriştirmenin doruklarına çıktığıdır.

birincisi, o venedik taciri denilen sevimsiz adam iyi bir adam falan değildir. yani o mahkeme sahnesindeki onca acındırmaya, onca duygu sömürüsüne rağmen bende zerre kadar sempati uyandıramamıştır. oyun bu karaktersiz adamın durup dururken söz konusu yahudi'nin evindeki neşeli bir akşam yemeğini dağıtması ve yahudiyi "köpek, köpeeeekk!!" diye ağzından salyalar saçarak aşağılamasıyla başlar. o mutlu sofradan geriye yalnızca acı bir hüzün kalır seyircinin belleğinde.

oyun boyunca da her önüne gelen yahudinin gerek yüzüne gerek arkasından, ama sürekli kötü, insanlık dışı konuşmalar ve yakıştırmalar yaparlar. taa ki venedik taciri denen adamın paraya ihtiyacı olana kadar. işte o zaman bu karaktersiz tacir ve en yakın dostu, bütün söylediklerini bir kenara bırakıp yahudinin kapısını aşındırmaya başlarlar.

şimdi uzun uzun oyunu anlatacak değilim. kısaca: yahudi buna borç verir ve senet imzalarlar. borcun ödenmemesi halinde yahudi bu adamın etinden 500 gr. kesecektir. anlaşma böyledir. ama antonio(venedik taciri) malına mülküne güvenip güle oynaya imzaladığı senedin vadesi gelip borcunu ödeyemeyince çamura yatar. mahkemeye çıkarlar, yahudi de ona şimdiye kadar yapılanlardan dolayı hınç içindedir. hiçbir uzlaşma teklifini kabul etmez, intikam peşindedir.

sonuç olarak mızıkçı venedik tacirinin en yakın dostunun karısı -zengin kızı portia- kılık değiştirerek venedik taciri'nin avukatlığını yapar. savunması "bu senette et yazıyor, kan değil. tek damla kan akıtmadan kesebileceksen eti, buyur kes. ama kesemezsen yakarız çıranı!" gibi bişeydir. artık nasıl bir mahkemeyse, bu savunmayı gayet haklı bulur. etten bahsetmişken etle birlikte kandan, sinirlerden, damarlardan vs. ayrı ayrı bahsetmeyen bu senedi geçersiz bulur. ama bununla yetinmez adaletli mahkememiz! yahudinin bütün mal varlığına el koymayı ihmal etmez. dımdızlak bırakıverir merhametsiz yahudiyi ortada. oyundaki bütün karakterlerde bir sevinç, bir coşku, bir bahar havası, yahudiye nanik yapmalar falan... seyirciye de bu merhamet ve adalet timsali mahkemenin kararını hayretler içinde izlemek düşer.

son sahnede yahudiyi, malından mülkünden oluşu yetmiyormuş gibi pılını pırtını-artık ne kaldıysa geriye- ve bütün akrabalarını toplamış, yurdundan olmuş, kutsal toprakların yollarına düşmüş üzüntü içinde göç ederken görürüz. bu arada yahudinin bir hristiyan gencine aşık olup evden kaçan kızı da aradığı mutluluğu bulamamış, onun da kalbini kırmış olacaklar ki o da bu acıklı kafileye katılır.

"iyi kalpli" hristiyanlar ise -antonio'nun ceza almadan bu işten sıyrılmasının verdiği sevinçle mutlu, neşeli, şen ve "jewish-free" hayatlarına güzel güzel devam ederler.

işte budur shakespeare tarafından yazılmış, yüzyıllardır seyrine doyum olmayan ünlü "venedik taciri"...
ceket yok pantolon verelim ceket yok pantolon verelim
stanislavski oyunculuk metodunun oyuncunun rolüne bürünmek için öncelikli yapması gereken araştırmaların seyirci gözüyle uygulanırsa daha iyi yorumlanabilecek film/oyundur.

şimdi gelelim fasulya bitkisin faydalarına. efendim shylock denilen kişi venedik şehirinde ömrü hayatı boyunca didinmiş çalışmıştır. varolan venedik sistemi onu bir gettoya hapsetmiş ve tefecilik yapmaktan başka bir çıkar yolu kalmamıştır.

tefecilik yaptığı için aşağılanmış hakir görülmüş hatta suratına balgam bile atılmıştır.

herhalde bir insanın düşkün olmasına sebebiyet verenler, güç durumda onun açımasızca belalarına salıncak kurması ve tenkit etmeleri o çağa ait değildir.

nasıl ki istenmeyen vur sırtına abalı merteesinde olan ve çoğunluktan olmayanlar, ezberlere direnenler şapa oturuyorlarsa işte shylock hazretleri şapa oturmaktadır.

içine attığı ve atmak zorunda attığı bütün aşağılanmalardan öç alabilme fırsatı eline geçer. kızı kaçıralana kadar güzel uygularken kızının kaçması, hele ki onun ağzına sıçanların temsilcisine firar etmesi gözünü gitgide karartır ve intikam alırken elinin ayarının kaçmasına sebebiyet verir. sonuç ise malum felakettir.

antonio, portia tayfasının sorumsuzluklarından doğan edimlerin günahını yine bizim shylock çeker. cematinden kırmızı kart görür falan filan...

beleş mısır olsun kıçımda patlasın diyenlerin şah yapıldığı, haklı iken haksız pozisyona düşenlere ise göt oğlanı muamelesinin yapıldığı bu oyundaki sheakspeare'in kasti yahut bilmeden yaptığı ilüzyon sayesinde doğru doğruya diyenler eğriymiş gibi görünmektedir.

coğunluğun azınlığı boğduğunun anlatıldığı bu oyun/film herhalde yahudi hristiyan çatışması ile açıklanamayacak - bayağılı mı desek acaba?- kadar evrenseldir.

shylock'un yahudi kimliğini çıkartın ne bileyim afrikalı olarak düşünün o vakit oyundaki öz daha iyi anlaşılabilir kanatindeyim.

yahut shylock'un terennüm ettiği -3. perde 1. sahne- tiradı bir kez okumakta fayda var. aramak için zahmet etmeyin ben arz edeyim;

beni aşağıladı, yarım milyondan etti,
zararlarıma güldü, kazancımla alay etti,
halkımı hor gördü, işlerimi köstekledi,
dostlarımı soğuttu, düşmanlarımı kızıştırdı.
neden yaptı bunları peki?
ben yahudiyim de ondan.
yahudinin gözü yok mu?
yahudinin elleri yok mu?
organları, boyu, posu, duyuları, duyguları, heyecanı yok mu?
aynı yiyecekle beslenmiyor mu,
aynı silahla yaralanmıyor mu,
aynı hastalıklara yakalanmıyor mu,
aynı ilaçlarla iyileşmiyor mu,
aynı kışın ve yazın üşüyüp, ısınmıyor mu?
farkı ne hıristiyan insandan?
etimiz kesilince akmaz mı kanımız?
gıdıklanınca gülmez miyiz?
zehirlenirsek cıkmaz mı kanımız?
peki ya bize haksızlık ederseniz öcümüzü almaz mıyız?
her şeyde size benzediğimize göre,
bunda da benzeyeceğiz tabii.
yahudi hıristiyana haksızlık edince,
karşılığında göreceği iyilik ne? intikam!
hıristiyan yahudiye haksızlık ederse,
hıristiyan örneğine göre karşılığı ne olmalı?
intikam tabii!
hainlik etmesini sizden öğrendim,
yine size uygulayacağım.
bu işi sizden çok daha iyi yapacağıma da güvenebilirsiniz.

sonuç olarak, dangalak othellodan, şapsal machbet'ten ve hıyarın önde bayrak sallayan kral lear'dan daha alt metni daha zengin ve oturaklı bir oyundur.
ceyus ceyus
bazı sahnelerini(bölümlerini) saçma bulduğum(erkek bir savcı kılığına giren portia) shakespeare eseri. shakespeare eserlerini çok sevmeme rağmen üzerimde istediğim etkiyi yaratamamış bir eser.
1 /