the pursuit of happyness

1 /
fitnefücur fitnefücur
2006 yapımı,baş rolünü will smith'in oynadığı,türkçe ismi umudunu kaybetme olan muhteşem film.konusunu kısaca yazmam gerekirse,chris (will smith) gerçekten bahtsız bir adamdır ama aynı zamanda çok zeki,hırslı ve çalışkandır.hayat ona türlü numaralar yapar,devirmeye çalışır,ama o, küçük oğlunu mutsuz görmemek adına elinden geleni yapar.mükemmel bir başarı öyküsü.aynı zamanda will smith bu filmle en iyi erkek oyuncu oscar ödülüne adaydır.
krissennia krissennia
bu film hakkında çok fazla güzel eleştiri duydum, okudum yani filme büyük bir beklentiyle girdim.belki de budur filmi çok beğenmeyişimin sebebi.ota boka ağlayan bir insan olarak gözlerimin bile dolmaması bu filmin duyguyu iyi veremediğini düşündürttü bana.bunlara rağmen izlenilebilir bir film ama bence büyük bir beklenti içinde olmayın derim ben.
sycrone one sycrone one
kesinlikle bir yere varamayan, bunun için çok çabalayan ama kısaca özetlemek gerekirse bir adamın işe girme mücadelesini anlatan bir film olmuş. hayır ruhsuz bir adam da değilim, hatta internette okuduklarımdan sonra dedim "abi babam ve oğlum'daki gibi ağlatacak şerefsizler" diye diye girdim filme. ne öyle sağlam bir konusu, ne de will smith'i oscar adayı yapacak oyunculuk vardı ortada. 80'lerin havası güzel verilmişti sadece. başka bir olayı yok yani...
zoma zoma
spoiler

filmdeki en etkileyici sahnelerden biri küçük çocuğun sahip olduğu tek oyuncak olan kaptan amerika'yı düşürmesi ve babasının otobüsü yakalamak için geri dönmemesidir.

ayrıca filmin sonunda will smith ile oğlu sokakta zengin ve mutlu bir şekilde yürürken, yanlarından geçen ve will smith'in dönüp gülümseyerek baktığı adam gerçek chris gardner'dır.

spoiler
be anything be anything
will smith ve oğlu jaden'in ailece bizi bizden alıp götürdükleri filmdir. acıtasyon yapmadan biyografi anlatabilmiş nadir eserlerden biridir. yönetmene hayran olunmuştur. ha şu da anlaşılmıştır ki, will smith artık kesinlikle eskisi gibi olmayacak!
justfrozen justfrozen
bir süre sonra izleyicide "ne olur biri arkadan çıksında "chris koooooş anaayı siiooolaaarr" diye bağırsın" şeklinde beklentiye yol açan film.
malpolitikası malpolitikası
yaran baba-oğul diyaloglarına örnekler içeren film. şöyle ki;

+ are we going to the game?
- i said possibly we're going to the game... you know what "possibly" means?
+ like probably.
- no, "probably" means there's a good chance that we're going. "possibly" means we might, we might not. what does "probably" mean?
+ lt means we have a good chance.
- and what does "possibly" mean?
+ i know what it means.
- what does it mean?
+ it means that we're not going
to the game.
- how did you get so smart?
+ because you're smart...
setheleh setheleh
- spoiler gibisinden bir şeyler içerir-( bu sefer söylemeyi unutmadım!)

the pursuit of happyness chris gardner’in hayat hikayesini anlatan ve son dönemlerde iyiden iyiye gerçek yaşamlardan beslenerek varlığını sürdüren hollywood’un karakteristiğini yansıtan başarılı bir film.son dönem türk sinemasını da derinden etkilemiş baba-oğul ilişkisine değinen film aslında sosyal yaşamın gerçeklerini gözler önüne sermesiyle “aile bağları” konseptinden sıyrılıyor.

ekibe baktığımızda yönetmenlik koltuğunda gabriele muccino’yu görüyoruz.muccino bizzat filmin başrol oyuncusu will smith tarafından seçilmiş.smith muccino’nun kendi ülkesinde çektiği l’ultimo baccio’yu izlemiş ve filmin görselliğinden etkilenmiş.(son öpücük diye türkiye’de yayınlandı.şahsen sevip saydığım bir filmdir.).film will smith için önemli olsa da muccno için çok daha önemli.çünkü bu italyan yönetmenin kendi ülkesi dışında çektiği ilk film ve muccino’nun çok da iyi ingilizce konuştuğunu söyleyemeyiz!

film aslında amerikan rüyasını anlatıyor.chris gardner bu rüyayı gerçeğe çevirmiş bir insan olarak sahneler çekilirken sette bulunmuş ve smith’in oyunculuğuna katkıda bulunmuş.bu görsel eser aslında gardner için de çok önemli.çünkü otobiyografisi new york times’ta bestseller olarak gösterildiğinde o bunun sinemada nasıl bir hal alabileceğini düşünüyormuş.

chris gardner babasını 28 yaşındayken tanımış ve kendisine çocuklarına aynı şeyi yaşatmayacağına dair söz vermiş.amerikanın toplumsal yapısında alt tabaka diye niteleyebileceğimiz insanlardan biri ve her akşam eve hiç para kazanamamış biri olarak dönerken bile pes etmiyor.karısının çalışması ve çocuğuna yeterince vakit ayıramaması... chris’in ailesinin kaderini değiştirmek için çırpınışları...chris kemik yoğunluğu tarayıcısı satıyor.elindekilerden her ay iki tane satması ailenin o ayı çıkarması demek ama olmayınca olmuyor işte...tek istediği ailesini mutlu edebilmek.hatta bir sahnede arkadaşının arabasının önünde bekleyip etrafı gözlemlerken söylediği “herkes mutlu görünüyordu.peki o neden mutlu olamıyordu?”. sözleri bir şeylerin değişmesi için bekleyen birinin sözleriydi.çoğumuzun hayatı da aslında böyle işliyor.çok küçük bir şeyin hayatımızı değiştirebileceğini bildiğimiz anlarda o mucizenin gerçekleşmesi için hayata dört elle sarılıyoruz.artık dayanamayan gardner’in karısının evi terk etmesi ve gardner’ın çocuğuyla başbaşa kalması sonrasında yaptığı tam da bu...

gardner işi kapabilmek için elinden geleni yapıyor.sevdiklerimizin mutluluğu için neler yapmayız ki?özellikle iş dünyası dediğimiz acımasızların diyarında hayatta kalabilmek için kişiliğinizden ödün vermeniz kaçınılmazdır.hayatta kalabilmek için oyunu kuralına göre oynamak gerekiyor.hem kimse bizden şövalyelik yapmamızı istemiyor.makyavelist bakış yüzünden bizden tek istedikleri işimizi yapmamız.

gardner’ın insanüstü çabası ve yeteneği sayesinde başardıkları kesinlikle takdire şayan.tek istediği oğluna istediği gibi bir hayat yaşatmak ve tabii ki mutlu olmak.paraları olmadığında bile mutlu olmanın yollarını arıyorlar baba-oğul.filmde smith’in dediği gibi belki de mutluluk sadece kovalanabilen bir şey ve biz onu asla yakalayamayacağız.onu yakalamaya değil de onun peşinden koşmaya aşık olacağız.n’olursa olsun bunu nerden bilebiliriz ki?biz ne olursa olsun ona ihtiyaç duyacağız.önümüze bir sürü engel çıkacak ama biz ne olursa olsun yılmayacağız.zaten hayatın özü de bu.her zaman bazı insanlar çıkıp bizim bir şeyleri başaramayacağımızı söylerler çünkü kendileri başaramamıştır.insanları bunu demesine izin vermemek bazen hayatımızın tek amacı olur.

daha önce de söylediğim gibi aslında film bir baba-oğul öyküsünden ibaret değil.gardner’ın hayatının evrelerini açıkladığı bölümlerde hep ,thomas jefferson’un yazdığı bağımsızlık bildirgesi’ne vurgu yaptığını görüyoruz.filmdeki bazı detaylarla(captain america oyuncağın olmadan da yaşarsın küçüğüm!ha bir de duvara yazı yazan asyalı arkadaşım sözüm sana; mutluluk will smith'in dediği gibi happiness diye yazılıyor.sil o happyness'i ) ve sahnelerle ifade edilen şey bildirgede şu şekilde yer alır:
” bütün insanların eşit yaratıldıklarına; yaratıcıları tarafından onlara hayat, özgürlük ve mutluluğu arama hakkı gibi geri alınamaz bazı haklar verildiğine inanıyoruz."evet bütün insanlar özgür doğarlar ve özgür yaşamalıdırlar.devlet onlara eşit haklar verip sahip oldukları hakları da koruyup kimseye imtiyaz vermemelidir.devlet bu özgürlüklere dokunamaz.böyle bir devlete karşı ayaklanmak ödevdir.millet devlete değil ;devlet millete muhtaç olmalıdır.

sonuç olarak will smith’in kendi oğluyla oynamanın da vermiş olduğu rahatlıkla çok başarılı bir performans sergilediğini söyleyebiliriz ki kendisi bu rolle hem altın küre’de hem de oscar’da en iyi oyuncu adayı olmuştur.bitirmeden önce benim de bazen aklımdan geçirdiğim bir şeyi filmde dile getiren will smith’e dönüyorum:
“gençken bir tarih sınavından en yüksek notu aldığım zaman içimde olabileceğim bütün iyi şeyler hakkında iyi bir his uyanırdı.sonra onlardan hiçbiri olamadım...”(ama onun gibi yılmayın ve sonuna kadar savaşın.ne bileyim arada bob marley’i falan hatırlayın...ha bir de “tövbe “deyin!)
muhabirkedi muhabirkedi
will smith'in çok iyi bir babyı canlandırdığı film.

chris'in ( w.smitt) işleri kötü gider. beş parasız kalırlar. kadın da hemen terkeder tabi. hiç kocasına destek olsun, birlikte atlatsınlar bu dönemi, yok. hemen terkeder, hemen. kadın milleti işte. bazen şükrediyorum allah'ıma. iyi ki erkek olmamışım diye. bu kadınlar çekilmez,maazallah yanlış yollara sapardım.

chris'in çocuğunu iyi yetiştirmek için para kazanması lazım. para kazanması iiçn de çok çalışması.

bir işe giriyor. iş yerinde
-sizi niye işe alalım?sorusuna verdiği cevaba bayıldım.
-bana birşey sorulduğunda, eğer cevabı bilmiyorsam, bilmiyorum derim.

bence çok kral bir özellik.


chris'in oradan oraya koşturması beni bile yordu. metro, otobüs, iş, hep bir koşturmaca.
rüyalarıma girer benim hep bir yere geç kalmam. tam evden çıkacağım, birşey unutmuşum, tekrar eve geliyorum,falan. koşuyorum koşuyorum yetişemiyorum. kabusumdur benim bu.
elron elron
will smith'in baba rolünde müthiş bir performans sergilediği, bir babanın mücadelesinin, her ne olursa olsun yaşama sevincini ve mücadele azmini kaybetmemenin öneminin anlatıldığı ve chris gardner'ın gerçek yaşam öyküsünden uyarlanarak yapılan, izlenmesini kesinlikle tavsiye edebileceğim film.

zaten ezelden beridir çok sevdiğim will smith'i sevmek için bir neden daha.


------------- spoiler -------------

bir çok insan gibi beni de en çok etkileyen sahne baba oğulun tuvalette geçirdikleri gecede, babanın ısrarla vurulan kapının açılmaması için ayağını dayadığı ve ağlayarak çocuğunun saçlarını okşadığı andır. ayrıca son sahnelerde will smith'in işe alındığı haberini aldığı sıradaki yüz ifadesi ve gözyaşları ile dolmuş gözleri görülmeye değerdir.

------------- spoiler -------------
cherrylips cherrylips
-------------spoiler-------------

will smith'in oğlunun oyuncağını düşürdüğü ve otobüsü kaçırmamak için geri dönüp almadıkları sahne ve filmin sonunda will smith'in işe kabul edildiğinin açıklandığı sahnede gözyaşlarınızı tutmak mümkün değildir. gerçek bir hikaye olması daha da etkileyici yapar bu durumu. oyunculuklar gerçekten muhteşem.

-------------spoiler-------------
tatito tatito
will smith'in döktürdüğü, döktürmekle kalmayıp ben gayet iyi bir oyuncuyum ulan diye haykırdığı film. mnskym.

-spoiler-

son sahnedeki ağlamamak için kendini oradan oraya atması, kasılması inanılmazdı. ayrıca christopher karakterini canlandıran çocuk da mükemmel oynamış doğrusu. motelden atıldıkları sahnede kapı önündeki tavrı muazzam. adamlar oynuyollar.

-spoiler-

insan bu filmi izledikten sonra aynaya bakınca gördüğünden nefret ediyor. ben de ettim. sikeyim.
kabaramazsınkelfatma kabaramazsınkelfatma
gece boyunca yatak odası camından dışarı bakmama ve sabah şiş gözlerle kalkamama neden olan film. çocuğu olup da seyreden için uzun süren incelikli bir işkence gibi.
film olsun diye yaşanmış bir acı gerçek... will smith'i ne seyrettim daha önce, ne de dinledim. aklımda bu filmle, buradaki gerçek çaresiz gözleriyle kalacak. tarif ederken bile ağlayacak gibi oluyorum.
oğluşunu metronun tuvaletinde kucağında uyuturken ağladığı gibi...
dbk21 dbk21
filmde will smith kreş duvarındaki mutluluk yazısında (happyness) bulunan y harfinin i olması gerektiğini ısrarla belirtmiştir. halbuki sözlüğe de y olarak girmiş, acaba dedim kontrol ettim ama i olacakmış yine de.

---------spoiler--------

will smith bir gün önce evini boyarken gözaltına alınmış ve bir gün sonraki broker stajyerliği görüşmesine üstü başı kepaze bir şekilde gitmek zorunda kalmıştır. eleman sorar, neden gömleği dahi olmayan bir adamı işe alayım ki diye? verdiği cevap "çok güzel bir pantolonu olduğu için olabilir mi?" şeklindedir ki beni benden almıştır.

---------spoiler--------
1 /