the queen

karamelize ekmek karamelize ekmek
gerçekçi bir senaryoya sahip film. medyanın kraliçenin üzerinde bile ne kadar etkili olabileceğini gösteriyor. kraliyet ailesi tarafından pek sevilmeyen diana'nın ölümünü cenazesini ve daha sonrasında yaşananları konu edinen film yanlış hatırlamıyorsam 6 dalda oscara aday gösterildi bu sene.
mümtaz mümtaz
helen mirren'ın adeta döktürerek oynadığı güzel film. kendisinin film öncesinde kraliçe elizabeth'i yakın talkibe aldığı ve aylarca üzerinde çalıştığı biliniyor. ama gerçekten de elli yıldan fazla bir süredir tüm dünyanın gözü önünde yaşamış bir insanı bu kadar gerçekçi bir biçimde canlandırmak elbette kolay bir iş olmasa gerek.

her şeyden önce filmdeki tipolojik çeşitliliğe bakmak lazım. bir kere hemen tüm karakterler asıllarına fazlasıyla benzemiş. kraliçe'nin ve eşi prens philip'in benzerliği göz kamaştırıcı. diğer taraftan tony blair de özellikle yüz hatları ve mimikleri anlamında çok benzetilmiş olsa da bir karizma eksikliği var gibiydi. insan yine de ingiltere başbakanı'na bulaşık yıkamayı yakıştıramıyor herhalde. karısının uyuzluğu ve her şeye itiraz etmek için yaratılmış hissi uyandırması ise başarılı bir biçimde verilmişti.

diğer taraftan hayatının son elli yıllık dönemini dünyanın en büyük ülkelerinden birinin başında geçirmiş ya da geçirmek zorunda kalmış birisinin hayatı da tüm çıplaklığıyla gözler önünde. yatağının içinde yorganını başına çekerek uyuması, her halükarda gözlüklerine gösterdiği itina, arazide aracının şaftını kırması ve sonra eğilip altına bakmaya çalışması, gözyaşlarını eşarbına silmesi ve rastladığı geyiği hayran hayran seyretmesi... bütün bunlar güzel bir "insan kraliçe" portresi çizmeyi de başarıyor doğrusu.

film boyunca tüm mekanların, kostümlerin ve diyalogların amaca himzet ettiği ve gerçek bir imparatorluk atmosferi yarattığını da özellikle söylemek gerekir. ingiliz monarşisinin tüm vekarıyla ayakta durmasını/durma çabasını anlatırken her türlü aksilikten tedirginlik duyabileceklerini ve özellikle de elizabeth'in ölümüyle monarşiyi güzel günlerin beklemediğini ince bir mesajla ortaya koymuş, güzel ve seyredilmesi insanda garip bir hoşluk yaratan başarılı bir yapıt.
munasebetsizevrak munasebetsizevrak
bi kadın bu kadar mı güzel oynar, bu kadar şey mi ifade eder bir yüz ifadesi dedirten filmdir. helen mirren'in, tek başına avlandıkları yere gittiği sahnede, büyük geyiğe bakışı, yüz ifadesi sonra yüzünün değişmesiyle içindeki değişimi yansıtması muhteşemdi gerçekten, ki bu tür sahnelere sadece bir örnektir.
hürrem hürrem
filmin en çarpıcı sahnesi şudur.bir yandan lady diana'yı gazeteciler takip ederler bir yandan da lady'nin önceden çekilmiş görüntüleri yer alır.gazetecilerin lady diana'nın arabasını sıkıştırıp kaza yaptıklarında da bize kazayı şöyle anlatırlar.diana,kameraya alınmaktan sıkılmıştır ve kamerayı elleriyle kapatır.bir anlığına ekran simsiyah olur.
chixculub chixculub
kraliçe ikinci elizabeth'in türkiye'yi ziyareti sırasında devlet televizyonu trt tarafından yayınlanmış film. kimi medya bu filmin kraliçenin leydi di'nin ölümü üzerine takındığı tavrı eleştirdiğine vurgu yaparak "trt jest yapayım derken sıçtı" temalı haberler yaptı. "kraliçe ha keza trt'yi açıp bu filmi izlediyse vay başımıza falan" dendi. trt ise tipik hükümet basın organlarını yaptığı gibi kendini savundu. ilginç.