the saint of incipient insanities

1 /
quarantine quarantine
saptamalarını ve imgelerini takdire şayan bulmama rağmen olay kurgusunun sönük hatta basit kaldığını düşündüğüm özellikle sonunda *hissi uyandırmasıyla hayal kırıklarına uğradığım roman.
baruch baruch
mevlana'nın mesnevisiyle başlar araf:
-bir hakim,"bir kargayla bir leyleğin beraber uçtuğunu,beraber yemlendiğini gördüm" der.ve bu durumda şaşkına düşerek "aralarındaki birlik nedir" diye hallerine dikkat eder.gördüğü her ikisininde topal olduğudur.
mesnevideki bu topal kuşlar araftaki gail ve ömerdir.gail hüznündede neşesindede aşırıya kaçan,yaşamının doğal parçası haline getirmiş intihar denemeleriyle beslenen,kara saçlarına iliştirdiği kaşıkla yaşayan amerikalı bir kadındır."kendisine yamanan her ismin silinebileceği" ve "yerine başka bir ismin harflerinin konabileceği" iddiasını taşıyan bir hayatı vardır gailin.ömerle gailin kesiştiği noktada günümüz dünyasında herbirimiz üzerine zorla biçilmeye çalışılan sabit kimliklerin etkisine karşı duydukları tepkidir.

aslında gailin bir lafı bütün kitabı özetler gibi:
"ancak kendimizi bize verilen kimliklerle özdeşleştirmeyi bırakırsak,ancak bunu başarabilirsek her türlü ırkçılığı,cinsiyetçiliği,milliyetçiliği,köktenciliği ve insanlar arasına sınırlar koyarak bizi farklı sürülere,altsürülere bölen herşeyi saf dışı edebiliriz."
sigur ros sigur ros
kitabın bir yerinden bir porselen takımıyla alakalı:
-porselen takım her parçasıyla asla sahip olunamayan bir bütün, bir tamamlanmışlık hissiydi. sadece geçmişle gelecek arasında bir köprü değil, aynı zamanda sevgi barometresiydi de.

ben burdan sonra pek bi bocalamış, okuyamamış, ne lan bu nidalarıyla evde turlar atar olmuş idim. velhasılı kelam bu kitapla beyazıtta takasa girerseniz karlı çıkıyorsunuz ebatlarından dolayı.
(bkz: kepmek)
temporary peace temporary peace
diğer elif şarak romanlarından çok farklıdır, çok farklı kişiliklerin buluşmasıdır olayların başlangıcı, tek ortak noktaları hiç bir yere hiç kimseye ait olamamalarıdır,, yıllar önce okumuş olmama rağmen, hala tüm sahneleriyle aklımdadır, kitabın sonunda öyle bir gerilim yaşatır ki elif şafak bize, amerika-türkiye arasında gidiş gelişlerden yorgun düşeriz,,
sonra şu sorunun cevabını düşünmeye başlarız uzunca bir süre:
kim gerçek yabancı-bir ülkede yaşayıp başka bir yere ait olduğunu bilen mi yoksa kendi ülksinde bir yabancı hayatı sürüp, ait olacak başka bi yeri de olmayan mı?
sonra ömerin walkmaninde çalan şarkı üç dakika yirmi saniye, (bkz: gimme danger) tekrar tekrar çalınca sonsuza kadar sürer, ardından 2.7 saniye,,
ahmak ı hayal ahmak ı hayal
elif şafak ın yanılmıyorsam manhattan da geçen, ingilizce olarak yazılıp, daha sonra türkçe ye çevrilen kitabı. bir ton hastalıklı insan barındırır. elif şafak ın hastalıklı anlatımı da işin içine katıldığında keyifli bir okuma sizi beklemektedir.
alkolikler, kahvetiryakleri, bulimikler, hispanikler, manikler, depresifler, lezbiyenler, tekmili birden aynı romanda da diyebiliriz.
kitap boyunca iki ayrıntı; esasoğlan ın dinlediği müzikler ve bir boya kataloğu referans gösterilerek anlatılan renkler size eşlik edecektir.
okunmaması kayıp değildir.
okunması hiç değildir.

ama illa ki elif şafak okumak istiyorsanız bit palas ı okuyun derim.

düzeltme : yenimelek boston da geçtiğini söyledi. ama o da emin değil.
ynitm ynits ynitm ynits
nick cave - as i sat sadly by her side, ile başlayan
roger mcguinn - it s all right ma
stone roses - made of stone
barry adamson - save me from my hand
pixies - where is my mind
david bowie - i m afraid of americans
patti smith - paths that cross
leftfield - open up
cypress hill - hits from the bong
system of a down - chop suey
barry adamson - the vibes aint notin
alabama 3 - mansion of the gods
queensryche - suite sister mary
lagwagon - coffee and cigarettes
lou reed - stupid man
sugarcult - stuck in america
something corporate - i kissed a drunk girl
david bowie - i m deranged
anita lane - sex o clock
anita lane - like ceaser needs a brutus
banco de gaia - how much really can you take
cypress hill - i want to get high
patti smith - citizen ship
massive attack - better things
nico - these days
bob marley - mellow mood
primal scream - out of the void
skunk anansie - it takes blood amp guts to be this cool but i m still just a cliche
primal scream - don t fight it feel it
the ramones - somebody put something in my drink
the smiths - what difference does it make
portishead - only you
sex pistols - something else
manic street preachers - suicide is painless
chumbawamba - amnesia
elvis costello - home is anywhere you hang your head
don allison - you can be replaced
dead kennedys - bleed for me
good riddance - overcoming learned bahaviour
pj harvey - this mess we are in
iggy pop amp stooges - gimme danger, ile devam eden ve de
"kim gerçek yabancı - bir ülkede yaşayıp başka bir yere ait olduğunu bilen mi yoksa kendi ülkesinde bir yabancı hayatı sürüp, ait olacak başka bir yeri olmayan mı?" sorusuyla sonlanan elif şafak kitabı.
gülüsevdimdikenibattı gülüsevdimdikenibattı
uzun zaman önce okumuş olduğum bir elif şafak romanı, araf lafzının/durumunun edebiyat dünyamızla beraber günlük yaşamımıza bu denli girmesinde önemli bir etken sanırım. kitap, çok farklı insan ve insan ilişkileri ile beraber, öteki tarafla, okuma boyunca irtibatı koparmayan bir tedirginliği de elden düşürmüyor. siz illaki birinin intihar edeceğini ya da çeşitli sebeplerle öleceğini bir hisle öngörüyorsunuz. kısacası yaşam ile ölüm arasındaki çizgiyi (tedirginliği) iyi anlatıyor.

ve kitap da, şimdi düşündüğümde aklım da bir çok şey kalmış bu az önce bahsettiğim hisle beraber. bunlardan biri bir dilenci kadın, zarpandit'in sokakta devamlı gördüğü " isa bana fazladan bir dolarınız olduğunu söyledi" diyen dilenci kadın ve ona koyduğu isim;
"isabanafazladanbirdolarınızolduğunusöyledi kadın"
strangelove strangelove
elif şafak romanıdır.
ülkelerinin, kültürlerinin, dillerinin birbiriyle alakası olmayan amerika-boston da okuyan bir grup öğrencinin (bir faslı, bir ispanyol, bir türk onların sevgilileri, akrabaları vs) başından geçenleri anlatır. bu hengamenin içindeki bu gariplerin oluşturduğu ortam sanki araf'ın bir provası gibidir.
yabancılık, yalnızlık ve bireysellik ve aynı zamanda dosluk ve aşk üzerine kurulmuş bir romandır.
aşırıya kaçan bir tercüme hissi de yaratmaktadır. rahatsız ediyor. tamam herkes de yaşar kemal değildir ama elif şafak'ın edebiyatı da sanki o kadar sattıracak da değildir en azından böyle olmaması gerekir(di).
gail gail
elif şafağın bir ülkede yaşayıp başka bir yere ait olduğunu bilmenin getirdiği arada kalmışlığı (bkz: araf )anlattığı romanın adı. (bkz: gail)
karamelize ekmek karamelize ekmek
araf, elif şafakın okuduğum ilk kitabı değildi. yazarın nasıl yazdığı hakkında ufak da olsa bir fikrim vardı yani araf'a başlarken. ama kitaba başladığımda sanki okuduğum o değil de başkasıydı. veya önyargılıydım. kitabın ingilizce yazıldığını, sonra türkçeye bir çevirmen tarafından çevrildiğini öğrenmemin üzerime yıktığı önyargı. sayfalar birbirini hızla takip etse de ben bu önyargıyı bir türlü yıkamadım ve bu sebeple olsa gerek kitaptan almayı umduğum hazzı tam olarak alamadım. ne zaman kitabın içine dalmaya çalışsam bazı kelimelerin yerlerine oturmadığını sezip kitabın beni dışarı atmasını izledim. belki de amacı buydu elif şafak'ın. okuyucularını da kitaptaki arafla boğuşturmak.
ilyiştaykovski ilyiştaykovski
baba ve piçi okuduktan sonra zayıf bir yazar olduğu kanısına vardığım elif şafak'ın aslında iyi bir yazar olduğunu anlamamı sağlayan kitap.
farklı kültürlerden 3 insanın paylaştığı eve daha farklı kültürleriyle misafir olanlardan beslenir, aslında ana fikri bu olmasa da dinin, milliyetin, konuşulan dilin çok da önemli olmadığını anlatır. elif şafak yaptığı betimlemelerle, kurduğu cümlelerle, birbirinden tamamen bağımsız gibi görünen iki şeyi birbirine bağlayabilme yeteneğiyle kültür birikiminin oldukça sağlam, hayal gücünün sınırsız olduğunu göstermiştir. şehirler, mekanlar, durumlar arasında çok iyi geçişler barındırır. boston'a gelen kışı anlattığı kısım çok başarılıdır. finaliyle, anlattığı gerilimi hissetmemi sağlamıştır.
ve ömer'den bir aşk tespiti:
"sevgililerimizi onlara duyduğumuz hisler konusunda ille de bilgilendirmeli miyiz? bunu ilan etmek, karşılığında bir şey istediğimiz manasına gelmiyor mu? her aşk ilanı bir bencillik bildirgesi değil midir?"
hürrem hürrem
roman, 16 mart 2004'te saat 02:24'te boston'da ömer özsipahioğlu'nun gülen saksağan isimli bir barda bir kağıda rastgele notlar almasıyla ve nick cave'den as i sadly by her side şarkısyla başlıyor.

ömer, türkiye'de ömer özsipahioğlu'yken abd'de omer ozsipahioglu olmanın karmaşasını yaşayan bir doktora öğrencisi.zaman onun en büyük düşmanı.bu yüzden zamanı saatlerle değil şarkılarla ölçüyor.mesela istanbul'dan abd'ye uçuşu 11 saat 15 dakika değil düzinelerce albüm sürüyor.ömer, abed isimli faslı bir gençle ve piyu isimli ispanyol bir gençle pearl sokağı 8 numarada beraber yaşıyor.ikisi de doktora öğrencisi ve sopranos fanatiği.bir de arroz var.evin köpeği, kesinlikle uyumuyor.ve alegre...piyu'nun kız arkadaşı.anne babasını kaybetmiş ama etrafı teyzeleri ve halalarının aşırı ilgisi ve sevgisiyle çevrilmiş.piyuyla çok güzel giden bir ilişkileri var.kavga bile etmiyorlar.alegre, piyu'ya kızdığı zaman çorbasını aşırı sıcak servis ediyor ya da buna benzer şeyler yapıyor.tek sorunları yıllardır beraber olmalarına rağmen br kere bile yatmamış olmaları ve piyu'nun alegreyle yatmaktan korkması.

ömer'in sürekli gelip giden kız arkadaşlarıyla, abed'in korku filmleriyle dır dır şikayetleriyle, piyu'nun alegresiyle ve alegre'nin harika yemekleriyle canlı bir ev pearl sokağı 8 numara.

bir de onlardan çok farklı bir yaşam süren zarpandit var.adının ilginçliği onda yeni isimler aramasına sebep oluyor.çünkü ona göre yeni isim, yeni kimlik demek.her isim değişikliğinde yeni bir kimliği ve hayatı oluyor.üniversitedeki ilk günlerinde sıkılgan yapısı, bitmek bilmeyen hüznü ve tabii ki ismi ona hayatı zorlaştırıyor.bu zor zamanlarında hayatına debra ellen thompson giriyor.zarpandit'i̇n aksine bu kız, ismini sinir bozucu bir biçimde seviyor.öyle ki kimse ona debra veya ellen diyemiyor.ne olursa olsun herkes ona debra ellen thompson demek zorunda.debra, kampüsteki pek çok feminist etkinlikle ilgileniyor ve bu etkinlikleri yönetiyor.kendine güveni sonsuz.insanlara birazdan yukarıdan bakıyor.zarpandit'i̇n olmak isteyeceği bir insan.

zarpandit, bir gün kendine gail ismini seçiyor.saçına tokaymış gibi gümüş bir kaşık takıyor.ömer özsipahioğlu, 7 yıl sonra onunla evlenecek.onun için 6 yıl sonrasına atlıyoruz.

yıl 2002, haziran ortaları.ömer, abd'ye taşınıyor.türkiye'de kız arkadaşı defne'yi ve isminin noktalarını bırakmış.ö, o olmuş; ğ, g olmuş.o zamanlar ömer ve ev arkadaşlarının hayatı yukarıda anlattığım gibi.

o zamanlar alegre'nin herkesten sakladığı blumia hastalığını muayenesinde sekreter olarak çalıştığı doktor fark ediyor.ve onu bir terapi grubuna yönlendiriyor.alegre, gazetede gördüğü bir ilan üzerine ücret karşılığında debra ellen thompson'ın vereceği partiye aşçılık yapmak için gidiyor.

zarpandit artık gail olmuş.debra hala debra ellen thompson.gail, yıllar önceki sıkılgan kız değil.kendine güvenen güçlü bir kız.tutkusu olan çikolatayı mesleği yapmış.debrayla beraber bir çikolata dükkanı işletiyorlar.debrayla dostlukları bir süre lezbiyen bir ilişkiye dönüşmüş.bu ilişki biteli çok olmuş.gail, debra'ya aşık olmamış çok belli.o zamanlar güvensiz bir kızken kendini güçlü bir kadının etkisi altında bulmuş.yaşadıkları ilişkiyi gail için aşk diye nitelendirmek çok zor.hayranlık doğru tanım.şimdilerde debra dostluklarını korumak için çalışıyor.iki kadın, alegreyle o partide tanışıyor.gail ve debra, alegre'nin aracılığıyla pearl sokağı 8 numaradaki hayata giriyorlar.

bir süre sonra karısı olacak gail, henüz ömer'in ilgisini çekmiyor.onun hayatı, sürekli değişen ve bu değişikleri evin banyosundaki yeni diş fırçalarıyla anlaşılan kızlar ve o kızların türkiye hakkında çok soru soran anneleriyle dolu.bu kızların ortak özelliği, abed'in ismini bilmemeleri.abed onlar için abdül, lawrence...ve abed her seferinde ısrarla isminin doğrusunu öğretmeye çalışıyor.piyu da ismiyle mutlu değil.aslında o, joaquin.

görüldüğü gibi alegre ve arroz hariç kahramanların hepsi isimleriyle sorunlar yaşıyor.gail için isim kimlik demek; debra için güç.ömer, isminin türkiye'de kalan noktalarını özlüyor.abed, abdül veya lawrence olmaktan hoşalnmıyor.piyu ise nerdeyse asıl ismini unutmuş.

alegre'nin hoşnutsuzluğu ise bedeniyle.tuvaletlerde geçen gizemli bir hayatı olduğu için ikram edilen her şeyi yiyor.nasılsa kusacak.yine de vücudunu sevmiyor.terapi grubuyla, dolgun vücutlu kadınları arzulayan erkekleri (özellikle de kralları, hükümdarları) okuyarak piyu'nun onunla yatmamasının sebebinin sıska bedeni olduğunu düşünüyor.yiyip yiyip kustuğu halde, alegre'nin mutfakla arası çok iyi.mükemmel bir aşçı.

ömer'i̇n gail'e farklı bir gözle bakması 2002'yi 2003'e bağlayan gece ömer'in mide kanaması geçirmesiyle başlıyor.hastalığının ardından ömerin kahve ve sigara içmesi yasaklanıyor.ömer, hızlı aşk hayatından da vazgeçiyor.gail, onu huzur bulması için reiki, medistasyon, yoga vb etkinliklerle tanışıtırıyor.birlikte çok fazla zaman geçirmeye başlıyorlar.dostlukları iyice yıpranan debra, gail'i̇n yavaş yavaş hayatından çıktığını hissediyor.

derken ömer, gail'e aşık oluyor.abed, alegre ve piyu onun için endişeleniyor.çünkü gail, çok farklı.ömerle anlaşamazlar.onun bir lezbiyen geçmişi olduğunu da tahmin ediyorlar.ömer, gail'e aşkını ilan ediyor.gail de onu sevdiğini söylüyor.ömer, şimdiye kadar sevilmeden sevmeyi denemiş.fakat gail'e aşık.gail, ömer'i̇n öfkesinin korkusundan kaynaklandığını düşünüyor.içinden "ama korkma artık çünkü sen istediğin müddetçe yanında olacağım" diyerek evlenme teklifini kabul ediyor.

evliliklerinin ilk 10 ayında çift, pearl sokağı 8 numarada yaşamaya devam ediyor.gail, evin her köşesinde varlığını hissettiriyor.sabahları abed'e nane çayı içip eşlik ediyor.her gün farklı bir tütsü yakıyor.banyoya koca bir sepet dolusu kitap ve dergi koyuyor.fakat ne yaparsa yapsın içindeki hüzün bitmiyor.burada gail'in intihar eğilimlerine de değinmek lazım.gail'in hayata dair ilk anısı 2 yaşındaki intihar girişimi.zaman zaman intihara teşebbüs ediyor.bir karar alacağı zaman ya da bir şeyler yapacağı zaman ufacık bir işaret,; bir yaprağın düşmesi, bir güvercinin uçması gibi; hayra ya da kötüye yorarak davranıyor.kötüye yorumlanan bir işaretse gelen, gail yapacağı işten ya da kararından hemen vazgeçiyor.

ömer, gail'e sevinç getirmesi için çocuk sahibi olmayı bile düşünüyor.ailesinin gönderdiği parayla gail'in beğendiği bir evi tutuyorlar.yeni evlerinde baş başa kalmak onları mutlu ediyor.yaz tatilinde ise 10 günlüğüne istanbul'a gidiyorlar.

gail'in evlenmesiyle ya da daha doğrusu hayatından çıkmasıyla oluşan boşluğu alegre'nin arkadaşlığıyla dolduruyor debrafakat alegre'ye aşık oluyor.alegre bunu öğrendiğinde debra'dan tiksiniyor.

piyu'nun onunla yatmamasından ve hala evlenememelerinden duyduğu üzüntüyle blumiyayı bir kenara bırakarak mutfağa kapanıp deli gibi yiyor.yemekten çok bir ayin yapıyor alegre.piyu o gece sevgilisinin blumik olduğunu anlıyor.sırrı açığa çıkınca alegre evden kaçıyor.sokak sokak dolaşıp, çalacak bir kapı arıyor.piyu, alegre'nin eve dönmesi için dua ederken ömer ve gail, istanbul'daki tatillerini bitirip abd'ye dönüş yolculuğuna çıkıyorlar.taksiyle boğaz köprüsünü geçerken gail, bir arabanın arka koltuğuna üzgün bir kızı görüyor.o an ölmek için uygun zamanın geldiğini anlıyor.köprünün parmaklıklarına koşuyor.çikolatalar, annesi, topal kuşlar, anıları....hepsi gözlerinin önünden geçiyor.ömer bir yandan, taksici bir yandan gail'in peşinden koşuyorlar.ona yetişemiyorlar.ömer'i̇n kulaklıklarında iggy pop'tan gimme danger little stranger çalıyor.gail'i̇n düşüşü sadece 2,7 saniye sürüyor.
1 /