the social network

1 /
talen talen
www.thesocialnetwork-movie.com adresindeki resmi siteden trailerına ulaşılabilen film.

şunu söyleyeyim, trailerın başına creep şarkısı cuk oturmuştur. radiohead dinledikçe gözüme çok basit, gereksiz gelirdi bu şarkı. ama cidden oturmuş.
sycrone one sycrone one
facebook arkaplanlı bir film ilk başta biraz değişik gözükse de, fincher'ın karakter odaklı güzel bir film çıkaracağını düşünüyorum. zaten fragmana da baktığımızda kötü bir film havası veren bir şey de gözükmemekte.

cast de iyi yapılmış gibi. jesse eisenberg son dönemin genç aktörlerinden ve bence fena bir oyuncu değil. justin timberlake de yeteneğini takdir ettiğim bir insan. eminim ki böyle bir filmin de altından kalkacaktır.

o değil de; creep'in fragmandaki versiyonu çok hoş.
reff reff
sabancı üniversitesi özel gösterimi sayesinde bedava mısır ve içecek eşliğinde izlediğimiz film. nihat berker'e teşekkürlerimizi iletiyoruz buradan da. öncelikle söylemeliyim ki yönetmenin david fincher olduğunu öğrendiğimde zaten bir film izlenecekler listeme kafadan giriyor (se7en, fight club, benjamin ve adı şu an aklıma gelmeyen birkaç film referanslarıyla). diyalogları ve karakter tanımlamaları oldukça iyi bir film olarak karşımıza çıkmasına rağmen izleyiciyi sıkmayan bir film olmuş. ancak, filme gelmeden önce mark zuckerberg adını duyan, bilen, araştıran insanların daha çok ilgisini çekecektir pekala. yani facebook'la, mark'la alakası olmamış, nerd-geek tarzlarını sevmeyen, hayatında hiç "abi şöyle bir site kursak basarız parayı valla bak zuckerberge adam harvardı yarıda bırakıp feysbuku kuruyor şimdi milyarder" muhabbetlerini yapmamış olanlardan filmi beğenmeyen çıkabilir.

spoiler
filmin bitiş sahnesi aklıma geldikçe hala gülüyorum. f5 olayı çok iyiydi. film boyunca diyaloglarda ince espriler vardı. güldüm ben şahsen. örnek vereyim;

mark zuckerberg: as for the charges, i believe i deserve some recognition from this board.
ad board chairwoman: i'm sorry?
mark zuckerberg: yes. (burdaki tavır bitirdi beni)
ad board chairwoman: i don't understand...
mark zuckerberg: which part?

bir tane daha;

erica albright: why do you keep saying i don't need to study?
mark zuckerberg: you go to b.u.
joker joker
dün itibariyle izlediğim ve çok beğendiğim filmdir. mark zuckerberg'i iyi veya kötü göstermiyor, bunun yerine biraz daha objektif bir gözle konuyu anlatmaya çalışıyor, her ne kadar hikaye tümüyle gerçeği yansıtmasa da.

--spoiler--

arkadaşını mı sattı, kız arkadaşına yanlış mı yaptı, vs. gibi şeylerin ötesinde en önemli nokta mark zuckerbergin facebooku facebook yapmak için elinden geleni yaptığıdır. saatlerce kod yazmak, uzun bir süre para kazanmadan siteyi geliştirmek gibi idealist çabalarının sonucunu aldığını görüyoruz. filmde, kurucu ortak çocuğumuzun sitenin henüz emekleme aşamasında gelir elde etme derdine düşmesi ve markın buna karşı çıkmasından anlıyoruz aslında. bunun dışında zaten gerçek hayattan da bildiğimiz üzere mark 3-4 sene önce yahoo'nun 1 milyar dolarlık teklifini red etmişti. şimdi kendinizi markın yerine koyun ve düşünün 21-22 yaşında çok popüler bir siteniz var ve geleceği ne olacağı belli değil ve size yahoo 1 milyar dolarlık teklif yapıyor. red etmek çok da kolay olmasa gerek. markın tüm film boyunca da facebooku para kazanmak için kullanmadığını görüyoruz. tek derdi siteyi daha iyi yapmak, daha kaliteli yapmak. bu da gerçekten takdir-e şayan.

--spoiler--
mentömelleny az üles alatt mentömelleny az üles alatt
herşeyin bir kız uğruna/için/yüzünden, oraya hangi edatı koyarsanız koyun, yapıldığını, ortada her zaman bir kızın olduğunu gösteren film.

ayrıca eğer filmde anlatıldığı gibiyse gerçekte olanlar, mark zuckerberg bildiğin adilik yapmış eduardo saverin'e.
heroine heroine
mark zuckerberg'in dediğine göre filmdeki hikaye gerçekle çok ilintili değilmiş. mark şu an hala sevgilisi olan uzak doğulu hatun ile zaten 6-7 yıldır berabermiş. erika ile ise bu hatunla kısa süreliğine ayrıldıklarında takılmışlar ama kız devam etmek istememiş etc. kız meselesine indirgenmesi rahatsız etmiş adamı. filmle ilgili şöyle demiş.;

"i just think people have a lot of fiction. but, you know, i mean, the real story of facebook is just that we've worked so hard for all this time,i mean, the real story is actually probably pretty boring, right? i mean, we just sat at our computers for six years and coded."

özetle demişki aslında abartacak bir şey yok, çok çalıştık, 6 yıl boyunca kod yazdık.

emeğe saygı!

p.s : eduardo'ya çok ayıp etmişler.
nickeledeon nickeledeon
dayandırıldığı kitap olan "kazara milyarder"i de okumuş biri olarak diyebilirim ki, fincher usta beklediğimi veremedi. kitapta bahsedilen ve sürekli altı çizilen olay mark zuckengberg, eduardo saverin ve çevresindeki insanların, asosyal, insanlarla rahat rahat arkadaş olamayan, hele hele kızlarla araları hiç iyi olmayan insanlar olması. kitapta "bitiriş klupleri"ne önem veriliyor ve eduardo saverin bitiriş kulüplerine üye olarak hem gelecekteki kariyerinde çalışabileceği insanlarla tanışmak, öte yandan kulübün karizmasıyla kız tavlamak istiyor. mark zuckengberg ile tanışıklığı da bu kulüplerden geliyor. eduardo saverin'in phoenix club'daki ilk toplantısına mark zuckengberg de çağrılıyor ama sonraki toplantılara mark çağrılmazken, eduardo devam ediyor.
kızlarla beraber oldukları sahne de hızlı geçilmiş, oradaki hissi tam olarak verememiş film. belki o noktada bir "narrator" uygulaması olsaydı, daha iyi anlaşılabilinirdi. kızlarla birlikte oldukları anda, eduardo, başardıklarını, kurdukları internet sitesi sayesinde hep başarısız oldukları kızlar konusunda başarıya ulaştıklarını düşünüyor.
kitapta hem eduardo saverin'in, hem winkelowss kardeşlerin hem de sean parker'ın görüşlerine yer verilirken, film de sanki sean parker'ın görüşleri es geçilmiş, daha çok eduardo saverin'in düşünceleri ön plana çıkartılarak sean parker "kötü oğlan"a dönüşmüş. halbuki ktiapta, sean parker, eduardo saverin'in kaliforniya'ya gelmeyip, new york'da kalmasına üzülüyor ve mark'a, büyüyen proje içerisinde eduardo'nun kaybolacağını söylüyor.
yine kitabı okurken, filmde bol bol harvard üniversitesi'ni göreceğimi, o yurt yaşantılarını, o kulüpleri yaşayacağımı düşünmüştüm ancak bu beklentim de boşa çıktı.
sawar sawar
bir hollywood klasiği olarak abartılmış bilgisayar programcıları içeren film.

yok birkaç saatte birkaç üniversitenin sistemini kırmalar, yok kafa zom kod yazmalar, yok kendini çevreden tamamen soyutlayarak "wired in" olmalar. "e be pezevenk" derler adama "madem bu kadar usta bir programcı, bu kadar usta bir hacker idin, facebook niye bir sürü bug ile, güvenlik açığıyla dolu?"

beni bi bu tipler, bir de mouse'suz bilgisayar kullanan film kahramanları dellendiriyor.
1 /