theo angelopoulos

4 /
sühanım mahlas istemez sühanım mahlas istemez
sinemanın epik şairi.

bunu laf olsun diye yazmadım, cidden bundan daha iyi bu adamı anlatacak bir şey gelmiyor şu an aklıma. sinemada dionisos'un yolculuğunu bir de theo'nun ağzından görmek isteyenlere tavsiyem:

(bkz: taxidi sta kythira)

daha da iyi anlaşılması açısından kedi sözleriyle:

"benim sinemam, epiktir; öyküdeki kişiyi tarihsel bir bağlama yerleştirir. karakterleri hayattakinden daha büyük olan brecht’te olduğu gibi, tarihin ya da fikirlerin taşıyıcısı olan benim karakterlerim de analiz edilmezler, bergman’ınkiler gibi işkence çekmezler. çok daha insancıldırlar. kayıp şeyleri ararlar, arzu ile gerçek arasındaki kopuşta kaybolmuş şeylerin peşindedirler."
jouissance jouissance
çok bilmiş entelektüel izleyici kimliğinin altında kayıp annesini arayan çocuğun özdeşleşme ihtiyacı yattığı için angelopoulos'un "epik" sinemasından imgesel bir doyum elde edebiliyoruz. eksik olan şey babanın tokadı.

fransız sinemacılar bu tokadı angelopoulos'a attıkları için yunanistan dışına çıkmadı bir daha. lenin'i 10 dakika boyunca göstermek onun devrimci şiddetini pasifize eden bir nostalji yaratmak dışında bir şey değil, sınırı geçmekle geçmemek arasında bocalayan karekter dış dünyaya açılmakla anne kucağında kalmak arasında seçim yapamayan bir çocuğun güçsüzlüğünü anlatıyor. zaman geçtikçe bu çocuksu düşsellik boğdu boğdu boğdu ve bıraktım angelopoulos'u. sert şeyler lazım. dünyanın hard-core'luğuna karşı epik bir tavır alan olsa olsa bir ahmaktır ve tokat yemeye mahkumdur.
a clockwork grapefruit a clockwork grapefruit
yıllar oldu belki erteleyeli filmlerini. bu akşam yeter be deyip izledim bir filmini. cahilim, çok eksiğim var.
4 bira, camel ve migros kokteyl zeytin ile.
beni benden aldı a dostlar.
o değil de; içkin sigaran ve izleyeceğin iyi bir film varsa daha güzel ne olabilir ki.
tabi bir de sevebileceğin bir insanın koynunda izlemekten başka.
nerdeee, herkes bencil, pislik, yelloz. bırakıp gidiyor ama bu başka bir girinin konusu.
yüce theo adını haykırıyorum boş evimde, öldün ama sesin yankılanıyor bir yerlerde.
sanatismus sanatismus
bir motosikletin çarpması sonucu öldüğü haberini tv'de izleyip tanıdığım yönetmen. öldüğü yıl tanıdım herifi iyi mi. öyle müthiş eserler bırakmıştır ki. bu adam filmlerinde gerçek zamanın timeingini yakalayabilmiş nadir yönetmenlerden. o uzun planların başarısı muazzam.filmlerindeki insanlar zaten orada öyle bir hayatı yaşıyormuş angelopoulos da siz devam edin baba ben bi' film çekip çıkacağım bakmayın bana der gibi adeta.

var ol theo reyiz !
kamurabi kamurabi
insanın içinde, kimselere söyleyemediği, belki de adını bile koyamadığı öylesine derin hisleri işler ki, filmin bir yerinde sırrınız açığa çıkmış gibi mahcubiyet yaşar, sonrasında anlaşılmanın verdiği hafifliğe bırakırsınız kendinizi. sizi anlayabilecek, sizi anlatabilecek tek kişi odur artık. daha öncede söylendiği gibi, yönetminliğinin yanında şair sıfatını fazlasıyla hak eder.
genctenbicocuk genctenbicocuk
cektigi filmler biz yunan kulturune/tarihine yabanci olanlar icin omurluk bir derinlik sunar.

zamanin tozu gibi mukkemmel bir filmi var mesela. gercek manada her seferinde sifirdan izlenebilecek bir film bu.
ilk seferde sadece eleni'cigimin basina gelenler icin izlenebilir. spyros ve eleni'nin uzun hikayesi, kusak catismasi izlenebilir. 3 kusagin bunalimlarina taniklik edilebilir.

ikinci seferde, stalin'in olumuyle baslayip, yeni yy'in ilk gecesinde biten bir zaman araliginda degisen dunya izlenebilir. yikilan duvarlar, donusen insanlar, toplumlar...

yunan mitolojisinden alinan ve benim maalesef anlayamadigim semboller izlenir. yinanistan'in gecmisiyle hesaplasilir.

bunlarin hepsi 2 saat civari surer amma o filmin icine girdiginiz an zaman zaten kaybolur. 50 sene icinde ileri gider, geri gelir ve bir bakarsiniz ki film bitmis

kendi ulkesinin degerlerini iclestiren, onu yaratan dunyayi, ulis'in gozyaslari, 36 gunleri, oyuncular kumpanyasi, aglayan cayir, zamanin tozu, sonsuzluk ve birgun (benim simdilik izlediklerim) gibi filmlerde adim adim anlatan bir buyuk adamdir angelopoulos.

yunan abiler, ablalar onun hakkinda ne dusunur bilemem ama ben yabanci biri olarak onu, yunanistan kultur elcisi olarak kabul ettim. ondan oturu ve onun sayesinde yunanistan ile onlardan habersiz bir bag kurdum. angelopoulos'u seven her bir yunan'i ayni mahallede top tepmis iki arkadasmisiz gibi benimsedim.

mekani cennet olsun abimizin. zeus biraderim, stalin'i bu abimizin insafina biraksin insallah. amin
heidi gel içelim heidi gel içelim
üstadın ölüm yıl dönümüne henüz 10 gün var ama sevgili eleni karaindrou'nun paylaşımını görünce aktarmadan edemedim.


"des grands moments d un grand cineaste,qui nous manque enormement..."
14 ocak 2020, eleni karaindrou


4 /