thundercats

1 /
dr conners dr conners
dönmin kral çizgi filmlerinden olan bu başyapıt kedigillerden olan bir kabilenin maceralarını ekrana getirmek üzere yayınlanmıştı zamanında.
elemanlar:
(bkz: tygra) (bkz: panthro) (bkz: lion o) (bkz: cheetara)
olmak üzere 4 kişiydi bi de bunların küçükleri vardı (bkz: wiley kit)
ve (bkz: wiley kat)

ne güzel günlerdi bizim çocukluğumuz
12monkeys 12monkeys
çocukluk dönemimizin en sevilen çizgi filmlerinden biri, lion o, cheetara, tygra wiley cat gibi karakterleri vardı. bir daha hiç bir zaman onu izlediğimiz gibi çizgi film izlemedik.merak edip hatırlamak isteyenler için `http://www.80schildren.com/television/thundercats.htm#g1`
chete chete
giriş jeneriğindeki geriye sıçrayıp biraraya gelip poz verme sahnesine bittiğim çizgi dizi.

"thunder! thunder! thunder! thundercats! hooooooooooo!"

retro junk'dan introsu indirilebilir.
jamesdean jamesdean
thundercat'lerin gezegenlerimi ne patlıyordu. büyük bir yıldız gemisinlen başka bir gezegene geliyorlardı. hatta kılıcı taşıyan baş kahraman abimiz gemiye ufak bir çocuk olarka biniyordu. fakat gemi içinde bu donarak uyuyup zaman geçtiğinden yetişkin hale mi geliyordu? yoksa ışınlara maruz kaldığından mıydı neydi? işte çocukluktan çıkıp iri yarı bir yetişkin hale gelmişti. sonrasında thundercat'ler sihirli kılıçlarını buna verdiler. ha birde indikleri gezegende mumya adında oldukça güçlü bir düşmanları vardı. hep bizim elemanla bu mumya kapışırdı. sonunda "thunder thunder thundercats hovvvvvv" derdi kılıçtan thundercat'lerin simgesi çıkardı. mumya bozuntusuda bundan etkilenir korkar kaçardı. her seferinde madara oluyordu. thundercat'ler birde gemilerindeki teknolojiyi kullanarak gezegende bir üs yapıyorlardı. bir tankları vardı acayip karizma bir şeydi. kaplan şeklinde ön tarafı, iki yanından öne doğru uzayan pençeler. hakikaten çocukluğumun çizgi filmlerinden biriydi. keşke yeniden yayınlasalar da izlesem.
erchamion erchamion
neden bittirdiklerini bir türlü anlamadığım çizgifilm. kaldı ki çok daha dandikleri sonradan tekrar tekrar yayınlandı. bu arada dc++da 10 bölümü var. isteyen çeksin indirsin.
erchamion erchamion
85'te çizilmiş ve genelde de 85'lilerin çocukluk anılarını süsler çünkü tv de 1991 de yayınlandı, okul öncesi anılar işte.
eksiksizuyum eksiksizuyum
80'lerin/90'ların başlarının popüler çizgi filmlerinden biriydi. az sayıda televizyon kanalının olduğu dönemlerde, yanılmıyorsam ilk özel televizyon kanalının yayınladığı bir çizgi filmdi bu.

geçen gün tesadüfen bu çizgi filme denk geldim. emule'de bir şey aratırken neticeler içinde "thundercats" göründü. tıkladım ve ilk bölümünü indirdim. bölüm her ne kadar ispanyolca olsa da geçmişe bir yolculuk yapmama izin verdi.

izledim ve gördüm ki abuk sabuk bir çizgi filmi, saatini ve hatta dakikasını iple çekerek bekliyor, keyifle izliyormuşum. birkaç tane kedimsi yaratık, her seferinde "bak bu son şansın" diyerek atalarının ruhlarından izin alıp dönüşüm geçiren bir mumya, salladıkça uzayan ve ortasından uzayan bir kılıç, giyinik olup olmadığını halen çözemediğim bir çita, her halttan anlayan mavi renk bir panter (ulan madem kediyi adam gibi iki ayaklı ettin bari olduğu gibi bırak. mavi renk nedir allah allah) vs vs vs...

izledim ve bir karar aldım: bundan sonra pokemon, digimon benzeri salak saçma çizgi filmlere bayılan, bunların oyuncaklarının peşinden koşturan yeni nesil çocuklara salak muamelesi yapmayacağım. ne de olsa onlar çocuk; abuk sabuk şeylerden hoşlanabiliyorlar. biz küçükken "thundercats" hayranı olduğumuza göre...
jellicle jellicle
daha çocukken yaptıklarıma anlam vermeye çalışmamam gerektiğini öğreten, nostaljik çizgi filmdir. zira ben bu çizgi filmden, karakterlerinden, müziklerinden, özellikle thunder thunder thunder cats geyiğinden nefret ederdim de izlemeden duramazdım. izlerken ağzımdan köpükler çıkartır, manyak gibi sinirden güler, annemin "madem sevmiyorsun izleme" uyarılarını bile kulak ardı ederdim. televizyon aracılığı ile bilinç altına mesaj gönderen programlar varsa, başlangıcı olmasa bile en başarılısı budur. evet.
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
milletçe unuttuğumuz değer, değerlerimiz. belki de unutturulan... koyun gibi güdülen... çarklar.

bugün sokaktaki vatandaş yavrusuna sorsak, çocuklara, oyunlarını bölüp desek ki "at bakiim topu", topu şık bir hareketle istop etsek, sektirip şut çekmek yerine desek ki "thundercats'i bilen var mı aranızda?", balık gibi bakarlar suratınıza. "abi topu atsana" derler en fazla, o sırada biri sümüğünü siler koluna. o zaman aban suratına işte.

özal sonrası gençlik.
iao iao
mübarek bir zat tarafından bana verilen bir dvd içindeki zilyon tane bölümden hangisini izlersem izleyeyim hala aynı mutluluğu yaşatan en asil duygunun çizgi filmidir. sırf thundercats kılıcı için (arada he man kılıcı da olabilen) kuzeni hunharca dövdürtmüş, suratı göz kalemi ve far, saçı da guaj boyalarla cheetara gibi yapıp annemi bayıltmamı sağlamıştır, helal da olsundur. günümüzde gençler jack mi sawyer mı yaparken o devirde lion o mu tygra mı kavgası yapılırdı. tygra'yı sevsem de kılıç lion-o'da olduğundan haliyle kazanan belli. düşündüm de asıl kavga kim cheetara olacak kavgasıydı kızlar arasında kimse wiley kit olmak istemezdi.

thunder thunder thundercats hoooo!

thundercats are on the move, thundercats are loose!
feel the magic, hear the roar, thundercats are loose!

thunder, thunder, thunder, thundercats!
corwin corwin
o mumya'da ne enerji vardı, her bölümde gaza gelir, üstünü başını yırtar thundercats'lere saldırırdı. lakin tarih tekerrürden ibaret olduğundan mı, yoksa mumya'nın banyo olayına pek sıcak bakmamasından mıdır nedir bilinmez; hep hezimete uğrar, kös kös geri dönerdi.
dexterity dexterity
tiplerden sadece chetaara dişiydi, diğerleri erkekti. lion o sarışın bir erkek, panthro kel ve mavi, tygra kaplanı andıran bir saç yapısındaydı. her birinin değişik silahı ve yeteneği vardı. chettaara taş gibi bir dişi kediydi,sarışındı, vucudu cindy crawford gibiydi, çok hızlı koşardı.
bir bölümde lion o tüm diğerleriyle yarışmış, hepsine ayarı vermişti.

ortaokul çıkışında izlerdim, arkasından da ninja kaplumbağalara başlardı ama thundercatsin yanında fasaryaydı.
zibidyum zibidyum
parça parça kareler kalmış aklımda bu çizgi filmle ilgili, sadece bir iki karakterini hatırlıyorum.. kesintisiz hatırlayabildiğim tek sahne ise bir thundercat'in (mavi olandı galiba) üzerine düşen bir çığdan kurtulmak için var gücüyle kaçmasıydı. önce iki ayağı üstünde koşuyordu sonra daha hızlı koşmak için dört ayak üstüne çöktü ama kurtaramadı maalesef, çığ tarafından yutuldu, gerisini hatırlamıyorum kurtulmuştur muhtemelen. karakterler öyle kolay ölmez çizgi filmlerde. belki thundercats'lerle ilgili çok az şey hatırlıyorum ama ne zaman aklıma bu çizgi film gelse çok başka anılar canlanıyor kafamda, net olarak üstelik. bu çizgi filmin yayınlandığı dönemde, bir kışı oturma odasında geçirmeye karar vermişti annemle babam. o sıralar evimiz sobalıydı ve daha öncesinde hem daha küçük hem de ısıtması daha kolay olduğu için soba oturma odasına kurulurdu. o yıl neden salonu seçtiler bilmiyorum ama çok mutlu olmuştum. salon genişti, oyun oynayabilmek için daha uygundu. babamın bana aldığı plastikten oyuncak bir kılıcım vardı, her türlü düşmanımı kesmeye yarayan. önce thundercats'i izler, sonra ben thundercat olup düşmanlarımla savaşırdım. çeşit çeşitti düşmanlarım, bazen he-man'deki iskeletor, bazen thundercats'teki mumya, bazen de mahalleden yunus. ama o sıralar baş düşmanın saddam hüseyin'di benim. ne alaka diyecek olursanız o kış körfez savaşı başlamıştı. televizyonda sürekli savaş haberleri vardı uçaklar, bombalar ve elbette saddam hüseyin. körfez savaşındaki saddam hüseyin karakterini gayet net hatırlarken, savaşın bir diğer tarafı olan george bush aklımda kalmamış nedense. belki o yaşta, televizyondan aktarıldığı şekliyle kötülüğün büyüsüne kapılmıştım veya george bush'un üstünde o kadar fazla durmamıştı televizyonlar, bilemiyorum. savaştan çok etkilendiğimi hatırlıyorum. şimdi, anaokulunda çizmiş olduğum resimlere baktığımda serbest çalışmalarda hep savaşı resmettiğimi farkettim. televizyonda sürekli amerika ve ırak lafı geçtiği ve güçlü olan taraf da amerika olduğu için kendimizi amerikalı zannediyordum. hatta bir seferinde anneme "anne biz amerikalıyız değil mi?" diye sormuştum. (aynen böyle sordum, nerden o konuya geldiğimi hatırlamıyorum) milli duyguları çok gelişmiş bir insan olan annemin bana verdiği sert tepkiyi şimdi anlayabilsem de, o zaman bir anlam verememiştim. "ne demek ne amerikalısı? türküz biz amerikalı da neymiş?" demişti. hatta bununla da yetinmemiş bir kağıt paradan atatürk'ün resmini gösterip kısa bir kurtuluş savaşı özeti geçmişti. bir çocuğun anlayabileceği şekilde tabi, atatürk yurdumuzu düşmandan kurtardı temalı. yanlış anlamakta son derece başarılı olan ben, atatürk'ü baştan aşağı silahlarla kuşanmış hayal etmiş, rambo misali tek başına savaşarak bütün düşmanları öldürdüğünü düşünmüştüm, işte tam benim aradığım kahramandı. önceden saddam'ı keserken thundercats'lerden biri olurdum ama artık atatürk'tüm. aradığım kahramanı da bulmuştum artık, savurdum kılcımı düşmanın üstüne geniş ve sıcak salonumuzda.
(bkz: çocuk olmayı özlemek)
1 /