tırnak çektirmek

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
spitzer
en az diş ağrısı kadar acı veren bir olaydır adama. uyuşturucu iğne vurulduktan sonra bile acıması herhalde ne kadar acı verdiğini az da olsa anlatmaktadır. hadi diyelim 10 dakika erkek adamsın acıya katlandın, ya sonrası? böyle bir şey olamaz abi, krem sürmek zorundasın üstüne, sür hadi sürebiliyorsan o kremi, kremin oraya değmesi bile adamın amına koyarken sürmek zorunda kalıyorsun pansuman yaparken. ha bir de sakın ola ki pansumana hastaneye mastaneye gitmeyin hemşireyi tutup sikersiniz* orda o acıyla benden söylemesi. hiç acımıyorlar insana allah düşürmesin diyelim.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
sivil palyaço
ilk başlarda tırnak batmasıyla baş etmeye çalışırsınız, apse yapmıştır patlatırsınız, kolonya ile temizlersiniz, pamuk koyar batan tırnağı yukarıya kaldırmaya çalışırsınız. giydiğiniz ayakkabı bile huzur vermez. sağ da solda gezerken ayağınızı sakınırsınız, tırnak batmasının verdiği acıya dayanamaz birde üzerine basılırsa ölürsünüz. en nihayetinde daha fazla uğraşılaşamayacağını anlayınca çektirmeye karar verirsiniz.

öncelikle tırnağın uç kısmın, yanlardan ve kök kısmına iğne vurularak uyuşturulur.. uyuşmanın verdiği rahatlık ile tırnak yerinden çekilir. pansuman yapılarak eve gidilir. ancak aradan 1 saat geçince tırnağın kök kısmına çekiç ile vuruluyormuş gibi ağrı gelir. ayaktan başlar ağrı beyne kadar yükselir. 2–3 gün bu ağrı ile gezersiniz tabi ayakkabı giymemek ve terlikle dolaşmak suretiyle. daha sonralarda yavaş yavaş iyileşmeye başlar tırnak ve yeni tırnak kendini göstermeye başlar…tırnak çıktığı yerden dua edilir tabi ki de batarak çıkmaması ve tekrar çektirmek zorunda kalınmaması için….

nihayetinde tırnak batmasının verdiği acıya dayanamayan bünyenin aldığı kesin ve en doğru karardır.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
usako
tırnak batmasının tedavisi değil aslında tam olarak. zira batmış bir tırnak, iyi bir pedikürle çok rahat bir şekilde hallolur. ama şayet tırnağın kendisinde bir sorun varsa (misal tırnak mantarı:

) ve bu sorun, tırnağın kendisinin başlı başına sorun olmasını bir kenara bırakarak söylüyorum, batmaya sebep oluyorsa ve tırnak yatağı da saçma sapan bir hal aldıysa o zaman çektirmek çözüm işte.

yok çok ağrıyor da, korkunç ıstıraplar çekiyorsunuz da bilmemne.

bir şey söyleyeyim mi? şu an çektiğim ağrı, ki operasyonu sabah saat 10 buçukta geçirdim, 10 yıldır çektiğim ağrının yanında hiçbir şey.

kalabalığın arasına girmeye çekinir olmuştum ya birisi ayağıma basarsa diye. biri ayağınıza basınca ana avrat yedi ceddine söver misiniz? peki ayağına bastığınız biri sizin 7 ceddinizi sadece 3 saniyede mosmor olmuş bir suratla aradan çıkarsa ne yaparsınız? işte o tırnağı batan ayağa basılınca öyle oluyor insan. kaç kere oturup hüngür hüngür ağladığımı bilirim biri ayağıma bastı diye. insan ister istemez öyle aşırı tepki veriyor ki o can acısıyla, basan kişi de ne yapacağını bilemiyor.

yıllarca tırnaklarımı annem kesti, ben üniversiteye başlayana kadar sanırım. hatta ondan sonra bile bakıp "ağzına sıçmışsın yine tırnaklarının. uzasın ben keseyim, sen bırak" dediği de olurdu. ben beceremiyordum çünkü. ben kesince daha kötü batıyordu, ki zaten tırnaklarımın bu hale gelmesinin asıl sebebi de benim küçükken kendi işimi kendim yapacağım tribim ve ayak tırnaklarını kendim kesmemdi. bu yüzden annem saatlerce uğraşır, batan yerin altına pamuk koyar, içini temizler, uğraşır da uğraşırdı. iyileşti mi? hayır.

batan tırnak yüzünden yürüyemediğimi, batan yerleri sadece birkaç hafta daha rahatlıkla yürüyebilmek için daha derinden kesip iyice bok ettiğimi, acı yüzünden yüz üstü dahi yatamadığımı bilirim.

o tırnağın üzerine gelen çarşaf veya yorgan bile ağzıma sıçıyordu benim. artık öyle bir haldeydim.

psikolojik çöküntüsü ise işin farklı bir boyutu. 23 yaşına geldim şurada, bir kere sandalet giyemedim. bir tane açık ayakkabım yok. yıllar yıllar önce aşık olup aldığım sandaletlerimi ilk kez bugün giydim, o da tırnağım çekilecek diye. oje sürseniz sürülmez, iğrenç durur, sürseniz zaten insanların gözü direkt oraya kayar; sürmeyip bırak dağınık kalsın deseniz insanlar şöyle bir bakar ve "iiiiyyy ne biçim tırnakların varmış" şeklinde aydınlatırlar sizi. artık o kadar alışırsınız ki, utanmaktan vazgeçersiniz. içinizin gittiği ayakkabının önü kapalı modeli yoktur veya önü çok basıktır, tırnağa yaptığı baskı yüzünden bırak yürümeyi, giyemezsiniz bile. millet "ahaha özenti, konvers giyiyo" derken, converse'lerin yüksek ve plastik olan ön kısmının sizi ne kadar rahatlattığı hakkında hiçbir fikirleri yoktur.

topuklu ayakkabı giyemezsiniz çünkü ağırlık öne bineceğinden daha fazla can acıtır, hatta iflahınızı siker atar.

yazları o vıcık vıcık sıcakta gönül rahatlığıyla terlik giyememenin azabı ise tüm bu anlattıklarımın yanında devede kulak zaten. temmuz sıcağında doritos nacho kokulu ayaklarla gezmek, paha biçilemez.

lan ben hayatımda hiçbir hastalığımdan, ki bu konuda oldukça iddialıyım, bu kadar uzun süre, bu kadar çirkin bir şekilde çekmedim.

kaç yıldır yaz tatillerini bekliyoruz ailecek. neymiş, tırnağım çekilecekmiş. itiraf edeyim sözlükte ilgili başlıkları bu yüzden defalarca okudum. okudukça tırstım, tırstıkça daha da erteledim. artık bu yıl, finallerim bittikten hemen sonra bu işi halletmeye karar verdik ailecek. kendimi ayın 13'üne ve haseki hastanesine hazırlamıştım. sonra benim sevgili teyzem, 20 haziranda şehir dışına gideceklerinden ve kuzenimi benden başka kimseye emanet edemediği için ve o tarihlerde ben de büyük ihtimalle tırnağım yüzünden istanbulda olacağımdan ansızın gaza geldi; dün bir bugün iki, götürdü beni cildiyeye muayene ettirdi, bugün de çekildi tırnağım. (olayın şokunu üzerimden atamadığım belli oluyordur herhalde)

bu dertten muzdarip ankaralı yazarlar için konuşuyorum, dış kapı hastanesinin etlik polikliniğinde (gata'nın çaprazında kalıyor) mustafa diye bir adam var cildiyede. pansumancı. bugüne kadar yaptığı sünnetin, çektiği tırnağın hesabı yokmuş. doktorlar önünde el pençe divan adamın. iki gündür o adam hakkında duyduğum övgünün haddi hesabı yok.

açıkçası adamın nasıl bir işlem uyguladığını teyzem de ben de bilmiyoruz zira beni kan tuttuğundan ve açık yara falan gördüğümde küt diye düşüp bayıldığımdan dizimi kendime siper edip kesinlikle o tarafa doğru bakmadım.

ama anladığım kadarıyla bu tür vakalarda artık tırnağı komple çekmiyorlar. zira tırnak yatağı düz değilse tırnak yine aynı şekilde çıkıyor ve çektiğiniz acı bir sikime derman olmuyor.

o yüzden elimdeki çekilmiş tırnaklara bakılarak (evet adam bana verdi çektiği tırnakları askdjfhg) tahmin ediyorum ki, tırnakların ortasını bırakarak iki yanını çekti sadece. bir de tırnak yatağını genişletti.

operasyondan önce (operasyon falan diyorum da, öyle kallavi bir şey gelmesin aklınıza sedyeye oturup ayağımı adamın önüne koydum ve başımı çevirdim, adam halletti öyle) 3 tanesi sağa, 3 tanesi de sola olmak üzere 6 tane morfin iğnesi yapıldı. iğneler yapıldıktan sonraki kan damlacıklarına bakarak diyebilirim ki iğnenin iki tanesini üstten tırnak diplerine yapıyorlar. bir tanesini de alttan kemiğe ya da öna benzer bir şeye batırıyorlar (bu biraz can sıkıcı olabiliyor).

20-25 dakika bekledikten sonra tekrar gidiyorsunuz (adam bu arada 2-3 hastanın tırnağını çekmiş oluyor), yaklaşık 15 dakikalık bir operasyonla, hiçbir şey hissetmeden halloluyor her şey.

sonrasında çok ağrı çok sızı oluyor falan demişler, ben şimdiye kadar dayanamayacağım bir ağrıyla karşılaşmadım açıkçası. tabii bir yandan çılgınlar gibi antibiyotik ve ağrı kesici alıyorum. akşam saat 5 ya da 6 gibi morfinin etkisinin geçmesiyle biraz sıkıntı yaşadım ama o konuda yapacak bir şey yok. ağrı kesici alınca geçiyor en nihayetinde.

henüz pansumana gitmedim, yarın sabah erkenden pansumana gideceğim. bakalım, o zaman görürüm anyayı konyayı. ama pek acıyacağını zannetmiyorum. normalde canı inanılmaz derecede tatlı bir insan olmama rağmen kesinlikle beklediğim gibi acılar içinde kıvrandırmadı beni.

şimdi bir heves düzelmesini bekliyorum. ağrısa da, sızlasa da; pansumanlara bakarak mutlu oluyorum lan resmen.

ne bok yemeye yıllarca çekmişim ben bunu?
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
moreana
bazen tırnağın kendi kendine düşmesini beklemek suretiyle bu işlemden bir sonraki emre kadar kurtulunabilir fakat bu, tırnak çektirme işleminin en baştan hangi sebeple düşünüldüğüne bağlıdır. darbe ve basınç ile oluşmuş tırnak altı kanamalarının tek çözümü çektirmek değildir zira. bazı meslekler vardır ki bunun acısına bağışıktır * , o düştü düşecek, çektirse çekilecek tırnağın acısı günlük yaşamın bir parçası olur. düşen tırnağın altındaki o tırnaktan hallice sert derinin üzeri oje ile kapatılır ve hayata devam edilir.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
mono sodyum glutamat
ızdırapların en acısı en büyüklerinden biridir.çektirdikten sonraki ilk pansuman yaptırmaya gittiğinizde bile acı çekersiniz üstündeki pamuk ete yapıştığı için. işte o pamuğu çekip yeni pamuğu koyması bile bir acı verir bünyeye. boşu boşuna dememişler ayrılır mı et tırnaktan diye? ayrılınca da ciğerlerinize işler acısı ne yazık ki...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir

sneaker tarihinin ikonik ailesi the air max

instela
air max 1 modelinin başını çektiği nike air max ailesi, kendi kişiliğini yansıttığı birkaç kuşağa dayanıyor. her biri birbirinden farklı özellikleriyle sneaker tarihine damga vuran air max modelleri; cesur renkleri, enerjik desenleri ve görünür hava konseptinin evriminde oynadığı kilit rolleriyle öne çıkıyor. nike, 2. air max günü için geri sayıma devam ederken, geçmişe doğru zamanda yolculuk ederek air max ailesinin ikonlarını hatırlıyor.



air max 1

devrim yaratan hava taban inovasyonunu görünür hale getirerek sneaker tarihini değiştiren nike air max 1, 1987 yılında tanıtıldı. bir yastıklama sistemi olarak geliştirilen nike air, bir anda kendini ifade etmek, stilini cesurca ortaya koymak ve performans göstermek için adeta bir fırsat penceresine dönüştü. 28 yıldır evrimini sürdüren air max ailesi şimdiye kadar yüzlerce unutulmaz versiyonunu geliştirse de, her yeni modelin varlığını bir ölçüde nike air max 1'e borçlu olduğu bir gerçek?

air max'i hayata geçiren nike baş tasarımcısı tinker hatfield, "nike air, o zamanlar bir yenilik değildi. 1978 sonlarında nike air tailwind modelinde ilk kez kullanılan air taban ünitesi, köpüğün içine etkin bir biçimde gizlenmişti. bir gün, paris mimarisinin sıradışı yapıtlarından esinlenmek adına, şehri ve özellikle pompidou center'ı görmek için paris'e gittim. orada, mimarlık eğitimi almış olmamın verdiği bakış açısıyla, daha önce hiç karşılaşmadığım ters yüz edilmiş pompidou center binasında esinlenerek oregon'a geri döndüm. almış olduğum ilhamdan ortaya çıkardığım fikirleri, daha büyük air tabanlar üzerinde çalışan teknisyenlerle paylaşarak, onlarla, air taban teknolojisinin görünür hale getirebileceği ve benzeri olmayan bir ayakkabı yaratabileceği üzerine görüşmeler yaptım. o zamanlar birçok insan, bunun tuhaf bir fikir olduğunu düşünüyordu. ancak ben ve ekibim, dönemin koşu ayakkabılarından daha farklı olmak ve görünürlük mesajını iletmek amacıyla köpük tabanın orta kısmını kestik. böylece daha büyük bir air taban ünitesini açığa çıkararak, görünürlüğü artırdık. bununla birlikte ilk nike air max'te, dikkat çekici ve cesur bir renk paleti kullandık." dedi.



air max 90

durduğu zaman bile hareket halindeki bir şaheser gibi görünen nike air max 90, kendine has duruşuyla fark yaratıyor. 1990'da sahneye çıkan ayakkabı, air max ailesinin dördüncü modeli olma özelliği taşırken, öncekilerden daha büyük nike air hacmine sahip. modelde, ayağa mükemmel bir uyum sağlamak için çıkıntılı paneller kullanılırken, çeşitli bağcık seçenekleri sunuluyor. ayrıca modelin daha sonra "infrared" olarak adlandırılacak canlı kırmızı rengi, görünür havayı vurgularken, tıpkı modelin formu gibi nike air max 90'la birlikte hatırlanıyor.

kendinden sonraki yıllarda ilk formunun çeşitli kombinasyonları geliştirilse de, ilk günden itibaren popüler olan ve yeni bir 10 yılı sembolize eden nike air max 90, her zaman için en sevilen ve temel formlardan biri olmaya devam ediyor.



air max 180

nike air max 180, hatfield ile air force 1 tasarımcısı bruce kilgore'un ortak zekâsının bir ürünü olarak doğdu. iki efsanevi ismin max air ünitesini dış ve orta tabanda görünür hale getirmek ve ayakkabının 180 derecelik yastıklamasına vurgu yapmak için yola çıktığı modelde, ayakla birlikte esneyen yeni ve dinamik bir iç kılıf yer alırken, kalıplı topukla ayağa destek sağlanıyor.

modelin, kısa zamanda dünyanın her yanında tanınmaya başlanan görünür hava konsepti, air max 1'de olduğu gibi efsanevi çizerler, özel efekt ustaları ve sinema yönetmenleri tarafından yaratılan reklamlarla desteklenerek büyük bir üne kavuştu.



air max 93

nike air max 93'ün itici gücü görünürlüktü. defalarca şaşırtılmış bir kitlenin nasıl yeniden şok edileceği üzerine düşünen hatfield, topuk kısmının her zaman odak noktası olduğu bilinciyle hareket ederek en yeni eserini air max 90'ın esnek kanalları üzerine inşa etti. bu kapsamda bu yeni modelde; ayağa ve bileğe ekstra destek vermek için dinamik, uyumlu neopren iç kılıf kullanılırken, plastik süt şişelerinden ilham alınarak geliştirilen şişme kalıplı air taban ünitesi yer aldı. böylece model, görünür hava konusunda dünya çapında bilinir hale geldi.



air max 95

1995 yılında tanıtılan ve cesur formuyla öne çıkan nike air max 95, görünür air tabana ayakkabının ön bölümünde yer veren ilk ayakkabı olarak dikkat çekti. yastıklamaya yepyeni bir yaklaşım getiren bu uygulama, çift hava ünitesiyle koşuculara üstün konfor ve destek sunuyordu. siyah orta tabanlı ilk air max modeli olma özelliği taşıyan nike air max 95, bu özelliğiyle geleneksel koşu ayakkabısı tasarımlarından ciddi anlamda farklılaştı.

insan vücudundan esinlenilen bir silueti tanımlayan özellikler, air modellerinin yaygınlaşmasına yol açtı. omurgaya dayanan orta taban, tasarımın belkemiğini oluşturuyordu. modelde yer alan naylon ip delikleri kaburgayı, üst yüzeyin katmanlı panelleri ve file dokusu ise kas lifleri ile vücudu temsil ediyordu. üst kısımda koyudan açığa degrade renk kullanılarak, modelin arazi koşularında bile temiz kalması amaçlanıyordu. markanın göze çarpmayan bir şekilde kullanılması ise başka bir özellik olarak öne çıkıyordu.

nike air max 95, tasarımda dünyaya bir pencere açarak küresel bir hareket başlattı. bu kapsamda new york'tan londra ve tokyo'ya kadar her yerde yeni jenerasyonun gelecek olarak tanımlanan modeli ayağına giymek istemesi sağlandı. model, pek çok versiyonun ardından hala baş döndürmeye devam ediyor.



air max 97

ilk tam boy max air taban ünitesinin kullanıldığı model olarak bilinen nike air max 97, çığır açan bu sıra dışı inovasyonla, diğer air max modelleri arasından öne çıkmayı başardı. modelde yer alan reflektif çıkıntılar, air max 97'ye ışıkta dikkat çeken bir görünüm kazandırırken, ilham kaynağını tokyo'nun yıldırım hızındaki kurşun renkli trenlerinden alan ayakkabının, gümüş tonuyla başlayan akıcı tasarımı göze çarpıyor. bu özellikleriyle öne çıkan model, her şeyin daha maksimalist olduğu bir dönemde; müziğe, sinemaya ve modaya en uygun ayakkabı olarak, o yılları tanımlayan bir tasarım klasiği haline geldi.



air max 2003

minimize edilmiş bir üst yüzle maksimum yastıklama yaklaşımını buluşturan model olarak tanımlanan nike air max 2003'de, daha önce air max 97'de kullanılan air taban ünitesi ödünç alınırken, kalıp, üretim ve yastıklamadaki yeni gelişmeler sayesinde ayak, zemine yaklaştırılarak ilave esneklik sağlandı. daha önceki air max modellerinin cesur renkleri yerine daha pastel tonlarda sunulan air max 2003'e, 2000'li yılların başında yeni bir estetik kazandırıldı. üst yüzde atletizm ve futbol ayakkabılarında kullanılana benzer bir teijin performans malzemesi tercih edilirken, ayakkabıya hafif ve agresif bir görünüm kazandırıldı.



air max 360

orijinal air max tanıtıldıktan 20 yıl sonra, kullananı havada yürüyormuş gibi hissettirme misyonu, nike air max 360 ile gerçekleşti. nike, daha fazla hava yastıklı denge sunan yepyeni bir max air taban ünitesi geliştirerek, termo-kalıplı bir yapı sayesinde ilk kez, köpük katmanların yerine 360 derece yastıklama sistemi kullandı. modelde, orijinal air max renklerine saygı niteliğinde bir renk paleti kullanılırken, üst yüzde görülen lazer kesim degrade etkilerle, air max 95'in görünümü yeniden canlandırıldı. bir defaya mahsus üretilen sınırlı bir seride ise bu yeni taban üzerine bazı ikonik air max üst yüzleri uygulandı.



air max 2015

hem keşif, hem de bir devrim özelliği taşıyan nike air max 2015, 2013 yılında lanse edilen esnek ve ultra rahat max air yastıklamanın dinamik hareketiyle uyumlu bir üst yüzle sunuldu. performans koşu ayakkabısı olarak yaratılan model; nefes alan, hafif, teknolojik ve neredeyse kesintisiz bir file üst yüze sahip olma özelliği taşıyor. ayakkabı, nike flywire teknolojisiyle birlikte ayağı saran bir yapıya da sahip. boru tipi yastıklama yapısı ve esnek kanallarla konforlu ve enerjik bir koşu deneyimi sunan model, standardını yeniden tanımlıyor. nike logosunun ters yönde kullanımı bile alışkanlıkları değiştirirken, stilde yeni bir dönemi müjdeliyor.

http://inste.la/nikeairma...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın