titus lucretius carus de rerum natura

2 /
passifloral passifloral
de rerum natura, roma şairi ve filozof lucretius tarafından epicurean felsefesini bir roma izleyicisine açıklamak amacıyla m.ö. birinci yüzyıldan kalma bir didaktik şiirdir.
dersaadette yalınayak dersaadette yalınayak
roma'da asla tutunamamış olan epikurosçu felsefenin savunucusu lucretius tarafından yazılmış manzum eser. hoş de rerum natura'da bu felsefenin fizik ve mantık yönüne dair çok kayda değer bilgiler yok. yani onda ne demokritos'un atomculuğunu, ne de aristippos'un hazcılığını layıkıyla bulmak mümkün değil. lucretius da -her romalıda olduğunca- daha çok roma'da sonu gelmeyen çıkar kavgalarından, çatışmalardan, yıkıma yol açan hırslardan duyulan rahatsızlık üzerine bu eseri yazıyor.

hatta öyle ki, eserin başlangıcında tanrıça venus'a sesleniş ve övgü var. dakika bir gol bir misali, epikurosçu felsefede asla kabul edilmeyecek bir şey bu. çünkü o felsefeye göre tanrılar insan işlerine karışmadıklarından onlara övgüde bulunmak, onlara seslenmek abesle iştigal. ama lucretius bunu yapmak zorunda çünkü bunu yapmadığı takdirde anlattıklarını hiçbir romalı ciddiye almayacak. boru değil, roma dini bu. yunan'daki başıboşluğu kaldırmaz. şehir devleti değil, koca bir cihan hakimiyetinden bahsediyoruz.

bu eser görünüşte epikurosçu felsefeyle roma'daki sorunlara çözüm bulma amacı taşısa da aslında o dönemde epikurosçu felsefeye dair esas maddî bilgilerin bulunduğu eser bu değil. cicero'nun de finibus malorum et bonorum (kötülüklerin ve iyiliklerin hududuna dair) eserinde epikurosçuluğa dair çok daha geniş bilgiler var. bu eser aynı zamanda aslında pek genelgeçer olabilecek fikirlerin eksik argümanlar ve köhne paradigmalarla nasıl da rahatça yanlışlanabileceğini çok iyi gösteren bir eser.

de finibus'tan menkul, epikurosçuların ereği haz. bu haz bugünün penceresinden görülen haz değil elbette. zaten roma'da bunu savunabilecek bir insan evladının derisini zevkle yüzerlerdi. epikuros da şehir devletlerinin yıkılıp iskender'in imparatorluğu kurulunca ortaya çıkan filozoflardandı zaten. haliyle şehir devletlerinin kendine has kültlerinden farklı bir yapı olacaktı. o da hazzı, acının yokluğu olarak algılıyor. her neyse, uzun uzun şimdi hazcılığı anlatmayacağım ama değinmek istediğim mesele şu:

cicero bu eserde epikurosçuluğun içinden geçiyor. yani öyle bir dalga malzemesi yapıyor ve öyle haklı görünüyor ki, eseri okuyan o dönem insanı lucretius'u sarayda şaklaban olarak işe almak isteyebilir. (eserde lucretius konuşmuyor tabii. stoalı cicero ve epikurosçu torquatus arasındaki bir münazara bu.) cicero "atomların" ne kadar saçma bir teori olduğunu, atom diye bir şeyin olmasının mümkün olmadığını, evrenin amaçsız olmasının mümkün olmadığını, evrene amaçsız diyenlerin saçmaladığını ve haz denen şeyin erek olarak kabul edilmesinin gerizekalıca olduğunu uzun uzun anlatıyor. ama o zamanki paradigmalar buna o kadar uygun ki gerçekten cicero haklı gibi görünüyor.

oysa şimdi, şu yüzyılda biz atomların varlığını ve yapısını biliyoruz. evrenin de bir amacı olmadığından çok büyük oranda eminiz. yani atomcular ve hazcılar haklıydı. lakin 2000 yıl öncesinde romalılar bunun komik bile olmadığı kanaatindeydiler ve dünyada roma'dan daha gelişmiş bir medeniyet yoktu.

bu aslında çok şey anlatıyor dünyayla ilgili.
ropte ropte
ya hayır ya! böyle olmamalıydı! böyle bitmemeliydi!

uzun zamandır eksikliğini duyduğum, kendi kendime "ulan bir şey vardı" "bir şey eksik" diye hafızamı yokladığım ve bugün itibariyle nihayet farkına vardığım o acı gerçek. tatlı bir gönül yarası, arsız bir kalp yarası. sen de mi bırakıp gittin a bahtımın karası.

bizleri titus lucretius carus adlı romalı șair ve filozofun de rerum natura adlı eseri ile buluşturan, aylardır her sabah ezanını müteakip sözlüğe eserden bir pasaj bırakan ehli iman, dini bütün kardeşimiz a shapespearen atheist adlı yoldaşımızın artık aramızda olmadığını, yani sözlükten uçtuğunu görmemle, fark etmemle içine düştüğüm buhranı izah etmeye muktedir bir lafız bulmakta ciddi manada güçlük hissi yaşıyorum.

aylardır sol framede gözlerimin aradığı bu bağlığı göremeyiş, o boşluk hissi, o tarif edilemezlik, o tatmin olamamazlık gün itibariyle öylesine tahammül edilemez bir mahiyette tezahür etti ki merdiven demirleri yalamak suretiyle şu beyhude yaşamıma son vermemek için kendimi zor tutuyorum.

elveda roma'nın yiğit delikanlısı, elveda sokrates'in kırık kalbi. elveda pavlov'un polifonik zil sesi. biz senden razıyız, sen de bizden razı ol.

her gün sabaha karşı5-6 sularında dışarı çıkıp saat 3 yönünde gökyüzüne doğru bakarak gülümseyin. o sizi görecektir...

evrenin yapısı, çev. tomris ♥ turgut uyar (istanbul: hürriyet yayınları, 1974), sayfa: ∞
2
2 /