to the lighthouse

the crestfallen the crestfallen
patrick wolf şarkısı.

the day our house collapsed
i went down stream.
ifollowed the swans
like i follow my dreams.

oh! i was living on borrowed time in a
borrowed house for a borrowed crime.
in need of help i came to your door.
saw the spike of the railings from
the 28/3rd floor.
singing
"build your castle, stop collecting stones
and the river bed shall not be yoru home"

to the lighthouse my friend!
ibless your words and education
to the lighthouse my friend.
just go! just go!
to the lighthouse my friend.
i am sorry that you came to find
"great great minds
against themselvesconspire'

now the bombs drop around our feet,
do we throw them back
or bow and greet them.
everyone now, is so terrifyed
of the glowing dark
and those orange skies.

sing it:
'build your castle, stop throwing stones
cos' those fire birds are
coming down on our homes"

to the lighthouse my friends
it cannot even be a question
to the lighthouse my friends
we must go, we must go
heidi heidi
virginia woolf'un bilinç akışı örneği romanı
"... başını kaldırdı. hafiften kestirmekte olan biri gibiydi; sanki uyanmamı istiyorsan hemen uyanayım, doğru söylüyorum hemen uyanayım, yok eğer istemiyorsan birazcık daha, bir parçacık daha uyuyabilir miyim diyordu. o dallardan yukarı tırmanıyordu, bir o yana bir bu yana gidiyor, önce bir çiçeğe sonra bir başkasına uzanıyordu. - ne de tutup gülün koyu kızıl rengini övdüm- diye okudu. böyle okudukça yükseliyor, tepeye, en tepeye yükseldiğini duyumsuyordu. bu insanı nasıl doyuruyordu! nasıl dilendiriyordu! günün tüm o ufak tefek olaylarıbu mıknatısa yapışıp kalmıştı; zihni arınmış, tertemiz olmuştu sanki. sonunda işte, şiir bütünüyle elindeydi, güzel ve anlamlı, pürüzsüz ve eksiksiz, yaşamdan emilmiş ve çıkarılmış ve bu biçim içinde derlenip toplanmış olarak..."
yedicücesiolmayanbirpamukprenses yedicücesiolmayanbirpamukprenses
virginia woolf'un daha en başından evet diyerek (ki kitap evet deniz fenerine gidebiliriz cümlesiyle başlar) bir kadının yaşamın sıradanlığını ve her şeyi kabullenmesini anlattığı modernist romanıdır üç bölümden oluşmuştur ikinci bölümde ev sahibesi güzeller güzeli kadın ölür de anlayamayız bile o kadar önemsizdir işte.
mar adentro mar adentro
to the lighthouse virginia woolf'un tüm romanları arasında en beğenilenidir. mrs. dalloway'de kullanılan dilin güzelliği, anlatım hızı ve rahatlığı bu kitapta da göze çarpar. yalnızca süslemek için değil, derin etki yaratmak amacıyla bolca kullanılan çarpıcı şiirsel betimlemeler de aynı güzelliktedir. ama tüm bunlardan daha da etkileyici olan, denizle gökyüzünün türlü güzellikleri ve insanın düş gücünü zorlayan deniz fenerinin uzaktan görünüşüdür. burada fenerin hem erkek hem de dişi bir simge olduğu görülüyor: james ile babasına erkeklik organını çağrıştıran ve erkeğin yalnız kalma yazgısının bir imgesi olarak görülen deniz feneri bayan ramsey'i kendinden geçirecek denli mutlandırmaktadır.
jouissance jouissance
"to the lighthouse"u türkçe'ye çevirirken "deniz feneri" olarak karşılamak ve bu pek küçük sayılmayacak hatanın başlıkta yapılmasından yola çıkarak bile virginia'nın romanı hakkında fikir edinilebilir, derdinin ne olduğuyla ilgili;

deniz fenerine; deniz fenerine doğru; bunun çağrıştırdığı şey bir yönelimin (intention), istençli bir hareketin sözkonusu olmasıdır her şeyden önce. tamamen virginia woolf'un bilinçli seçimidir bu üstelik; sezgicilik üzerine yaptığı okumaları, principa ethica'dan ne denli etkilendiğini, romanlarında yeni bir algı boyutuna ulaşmayı denediğinden o kadar çok bahseder ki. "deniz fenerine" demekle romandaki kişileri harekete geçiren, bazen harekete geçmekle geçmemek arasında tartışmalarına neden olan (ki romanda epeyce işlenir bu)kısacası arzularını tetikleyen, arzularının nesnesi olan bir şeyden bahsediyor woolf. üstelik bir deneyim söz konusu elbette; deniz fenerine doğru yola çıkılıp çıkılmayacağı, oraya ulaşabilmenin mümkünlüğü ya da mümkünsüzlüğü veya deniz fenerine gidiş ve dönüş yolunda yaşanabilecek olaylar... bu noktada tümüyle woolf'un rastlantının olumlanmasına dayalı evrenindeyizdir ve okuyanlar bilecektir ki "to the lighthouse"da bundan başka bir şey yoktur zaten. ve üstelik "the" olarak bahsedildiği için geçmiş yolculuk deneyimleri de o günkü yolculuğun içine karışarak tam bir anlatı karnavalı sunar okura.

iletişim yayınlarından çıkan çeviriye gelirsek (sadece başlıkla ilgili yazıyorum, karşılaştırmalı okumadım); "deniz feneri". bu noktada bir deniz feneri ideasıyla karşı karşıyayız bence; deneyim alanını reddedip ideal dünyayı seçtik; virginia'ya karşı platon. bir deniz feneri var, dünyevi olabilir veya olmayabilir. dünyanın oluşumundan önce de varmış gibi üstelik, katı bir şey. bu anlamda bir arzu uyandırması da mümkün değil bence. ya da uyandıracağı arzu virginia'nın yumuşak kokularla dolu evreninden çıkıp elisabeth döneminin gündelik dünyasıyla ilgili olabilir. ve bence bu küçük "-e" ekinin çeviride kullanılmaması dünyalar kadar fark eder; çünkü virginia woolf bir dünya kurmayı başarmış sayılı yazarlardandı.
crazy little thing called love crazy little thing called love
virgina woolf'un dünyaca ünlü eseridir.

üniversite yılımın bir döneminde neredeyse burnumzdan fitil fitil getirtilerek okutulduğu ve üzerine en az 8 sayfalık bir makale yazmamız istenen eserin ingilizce dilinin sade fakat her nasılsa bir süre sonra ağır gelmeye başlayıp okudukça kafa karıştırıcı olmasından mıdır, ya da o 8 sayfalık makaleyi beynimizin tüm melekelerini kullanarak -af edersiniz bir taraflarımızı yırtıyorduk az daha- yazmamız istendiğinden midir bilemediğim bu eser, şiir derslerimize giren sevgili francesca hocamızın da -kendisini buradan saygıyla anıyorum- bu esere sık sık atıflarda bulunarak eserden ve yaşamdan bir an için soğumama neden olmuştur.