togg

misafirpervert misafirpervert
türkiye'nin otomobili girişim grubu a.ş kısa adı ve aynı zamanda şirketin markasının ismidir. ceo'su gürcan karakaş isimli bir t.c vatandaşıdır. coo ise sergio rocha isimli bir brezilya vatandaşıdır. neden oem tecrübesi olmayan bir ceo'su var ya da neden brezilyalı bir coo'su var bilemiyorum. eyvallah cv'ler mükemmel ama ikisi de ilk seçenek değil gibi geliyor bana hatta belki ilk 5'te bile olmayabilirler.
yürüyenconi yürüyenconi
normal bir vatandaş için uçarı bir rakam olduğu için pek milli olmayacağını düşündüğüm araba. parçalara bakılınca çokta milli değil. ama amelelik kısmı bizde olduğu için milli demiş olabilirler.
avangard jazz avangard jazz
işin komiği almanya elektrikli otomobil sanayisinde kötü durumda. hibrid araçlar çoğaldıkça yakıtlı (benzin/mazot) alman arabalarının yaygınlığı da azalıyor.

bosch bir alman markası, şarjı pili zartı zurtu üretiyor olsa acaba alman otomobil şirketlerinin kendileri neden buraya yönelmiyor acaba bunu düşünmek gerkmiyor mu ?
üç hürellerin dördüncüsü üç hürellerin dördüncüsü
devrim bile yapıldığında anca %80'in üzerinde yerlilik oranı tutturulabilmişti, çünkü oto cam gibi imal usulünden ötürü hemen tedarik edemeyecekleri belli başlı parçaları başka araçlardan almak zorunda kalmışlardı. şu anda ağırlığınca en yerli otomobil, yaklaşık %70'le fiat egea. mesele yerlilikse ve 2022'ye kadar beklemek istemezseniz egea en mantıklı seçenek olarak gözüküyor. en azından menzili togg'dan daha uzun, şehirlerarası yollarda kullanmaya daha müsait.
lorquet lorquet
lan! üniversitede anlatmışlardı ama tam adını unuttum.
serbest ekonomilerde eğer bir ürünün karşılaştırmalı maliyeti iki ülke arasında hangisinde daha avantajlıysa ürün o ekonomilerde üretilir. bunun da belli kıstasları var tabii ki dışarı da çok bağlanmamak gerekiyor. teknoloji denen nanede ne kadar dışarı bağlanmadan yaşarsın bi bak bakalım. buna rağmen togg %50 bir yerlilik hedefliyor. sanırım birkaç yıl sonra da %68'e çıkma durumu var.
togg'a yaklaşık olarak dijital bir araba diyebiliriz. bu yüzden içindeki her türlü yazılımın yerli olması daha önemli. çünkü buradaki çalışmalar aracın gerçek ekonomik değerini belirleyecek. araç daha çok hammaddesel değil de daha çok patent konusunda yerlileştirilecek benim gördüğüm kadarıyla.
son bir mevzu daha var. togg'un ceo'sunun fatih altaylı ile röportajını okudum geçenlerde. eğer motoruna kadar %100 yerli olsaydı 10 yıllık bir yatırım gerekecekti. ve elektrikli araçların çıkışında üst noktalara gelme şansı kaçacaktı. çünkü o zamana kadar piyasaya başka araçlar mutlaka girecek. ayrıca kimse 10 yıl sonra dönüp dönemeyeceği belli olmayan bir yatırıma para yatırmaz. ben de yatırmazdım. sen de.

valla ben de çoğu zaman bu ülkeden de insanlarından da nefret ediyorum. iki eliyle bi siki becerememe üstüne garip bir uzmanlığımız var. hatta bu projeyi tayyip açıkladığı için bile mesafeli durdum. yine de kronik bahtsızlığımızı aşıp bizim dışımızda bir şeyleri becerebilecek olan insanlara inanmamız gerekiyor. evet inanmak. çünkü bu arabayı bir şekilde sen ben ortaya koymaya çalışıyoruz. ve şu 20 yıl içindeki gerçekten dişe dokunur tek hareket bu olabilme ihtimali var.
2
dumrul dumrul
sanayi bir ülkeyi güçlendiren çok önemli bir unsurdur.

bunun ne şekilde olduğunu çok kabaca özetleyecek olursam:

1- sanayi demek ar-ge demektir. bu alanda yatırım yapan bir ülke ortaya hiçbir ürün koyamasa bile yeni teknolojilerin geliştirilmesine katkı sunar, en azından çağı yakalamak bakımından adım atmış olur. bu da hiçbir şey yapmamaktan iyidir. yani bu arabanın her boku dışardan alınacak olsa bile bir şeyler öğreneceğiz. bu da bu projenin gelecekte bize olumlu olarak yansıyacak tek tarafı.

2- sanayi istihdam yaratır. bu tek bir projeden ibaret olduğu için yaratacağı istihdam da taş çatlasın birkaç yüz kişiden ibarettir. bu da hiçbir şey.

3- aracı ürettin. vatandaşının alım gücüne uygun bir fiyattan satabilirsen dışarıya kaçan para azalır, bu aracı dışarıya satabilirsen içeriye de para girmiş olur. bu paranın neredeyse hiç denilebilecek kadar önemsiz bir miktarı istihdam yoluyla piyasaya girer. çalışan adam gider alışveriş yapar, yemek yer filan. devlet vergi alır ve bütçeye katkı olur. firma yeni yatırımlar yapar ve bu döngü halinde parayı içerde çevirir. vergi de vatandaşa hizmet olarak döner. almanya'da filan yaşıyorsanız sosyal yardımlar aracılığıyla doğrudan toplumun dibine döner. onlar yer içer orta sınıflar da bundan kazanır. vatandaş aç olmadığı için sosyal - siyasal stabilite sağlanır. pekii bu döngü türkiye'de mümkün mü? olacak şey belli. devlet bu işten vergi mi alacak yoksa vergi muafiyetleri mi getirecek? her bokta olduğu gibi satış garantileri verip vatandaşı mı borçlandıracak? yani türkiye'de bir köprü yapıldığında biz hiç geçmesek bile bizden alıp birilerinin cebine gidiyor mu bu para? sistem nasıl kuruldu? her boktan alınan anormal vergiler nereye gidiyor bu ülkede?

akp bu kafayla ne yaparsa yapsın bizim cebimizden alıp üç beş alçağın cebine koymaktan başka ne yapıyor? togg varmışi, sürpriz varmış, bok püsür varmış senaryo hep aynı değil mi?

bu adamlar durup dururken, üç beş kuruş rüşvet uğruna koca telekomun içini lübnanlılara boşalttırmadı mı? ne bekliyosunuz ki bu yağma çetesinden?