tol

1 /
hayatberbat hayatberbat
güzel çocukların bu coğrafya da dillerinin ucunda her sözcüğün küfre döneceğini ispatlayan roman..''birbirinden nafile intikam planlarıyla oyalanıyorsun.kafana kurşunu sıkana kadar da bundan başka bir şey yapacağın yok.geçen sene aldığın o allahlık kırıkkale tutukluk yapmassa tabii''

elimzide allahlık kırıkkaleler boşluğa bakıyoruz..üstelik gözyaşımız bile yok..iyi ki okudum dediğim kitap..
mag mag
bir dilin ne kadar iyi kullanılabileceğini ispatlayan kitap.

- "bir zamanlar asra manşettim, şimdi 11 puntoyum..."
strangelove strangelove
akli dengesi pek de yerinde olmayan bir roman.

ilk iki yüz sayfasını trende okumam da ayrı bir zevk kattı ama itiraf etmem gerekir ki okuduğum ortamdan ötürü anlamakta da biraz zorlandım. evet biraz dikkat gerektiren "ağır" bir kitap. fakat her şeyden önce kesinlikle deli bir kitap.
kelimeler, cümleler olması gerektiği gibi. hatta bazı paragrafları virgüllerinden ayırsak çok şahane şiirler bile elde edebiliyoruz. bu da okumamıza ayrı bir renk katıyor tabi. bu da deliliğe delilik katıyor bence. bunun dışında romanın kendi delileri de yok değil.

dediğim gibi roman bir trende geçiyor. trenin bir kompartmanında bir yusuf bir de şair beraberler. diyarbakır'a sebepsiz bir yolculuğa çıkıyorlar. yolculuk boyunca şair elindeki "devrim" hikayelerini ve mektuplarını okutuyor... olamayan bir devrimin ve ona ait ihtimallerin hikayeleri bunlar. hikayelerin dışında ilerleyen ve bizim de radyodan dinlediğimiz dünya bu ihtimalin gerçekleşmemesinden intikam alırcasına bize ayaklanma ve bombalama haberleri veriyor. hikayeler ise devrimciler hakkında ve çoğu bir meyhanede geçiyor ve tabi söylemeden geçmeyeyim kitapta bir adet kayser soze de var (yok yok bu bir spoiler değeri taşımıyor).

bu arada yazarımız murat uyurkulak sapla samanı ayırıyor terörü, kürtleri ve devrimi (hayır isim vermeden) ayrı kefelere koyup kendi anarşizmi ile intikamını alıyor.

devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi cümlesiyle başlayan "tol", yani türkçesiyle "intikam"'ın alt başlığı da "bir intikam romanı". bu intikam romanını bence zamanında hayallerinin üstünden tanklar geçenler daha bir farklı gözle okuyabilir ve daha çok anlatılan hikaye ile ilgilenebilir. benim yaşlarımdaysanız ve sizin için devrim bir ihtimal bile değilse (yoo hayır benim rahatım da gayet yerinde) kitabı içerik olarak daha az beğenip, teknik olarak daha çok beğenebilirsiniz.

bu arada bunu sevenler bunu da sevecekler ya da sevdiler: (bkz: peygamberin son beş günü) bu da bir başka delinin hikayesi...
edmond dantes edmond dantes
"surlara çık solaş dedi. dedim ben topalım. dedi olsun surlar da yıkık zaten."
"yllar sonra ben hala yusuftum."
gibi daha nice vurucu cümleleri olan fakat naçizane benim nazarımda yukarıdaki ve benzeri güzel cümleleri dışında kurgusunda, özellikle romanın finalinde ciddi sorunları olan uyurkulak romanı. bir ilk roman için oldukça iyi ama madem bu kadar iyi cümlelerin var neden hikaye aksıyor diye de soruyor bu deli gönül.
usuyitik usuyitik
bu romanı çok beğenenler( ekşi sözlüktekiler çok beğenmiş oolum) in pek fazla roman okumadıklarını, onları saran bir şey bulduklarında- misal: bir devrim denemesi, sert üslub, savrulan küfürler ve ardı ardına içilen içkiler- üzerine hemen "çok beğendim, çok güzeldi sen de oku" çıkartması yapıştırdıklarını düşünüyorum.
roman elbette okunmaya değer, bazen keyifli bir dili var, tren yolculukları iyidir, şair'in hikayesi bazen çok heyecan verici olabiliyor, ama efendim bu roman eşi benzeri olmayan bir kitap değildir, uyurkulak da en iyi romancı değildir. bu romanla aynı konuyu paylaşan bir çok roman yazıldı, pek çok farklı üslupla. uyurkulak'ın da tüm bunları okuduğunu varsayıyorum(okur yazar bi ağbiymiz nihayetinde), haliyle bu birikimle ortaya güzel ve farklı bir şey çıkarabilmiş. ama eksikleri var, oğuz'un hikayesinde yer yer metin sıkıyor, (sayfaları atlıyorum mesela.), ve kitap boyunca hep tren yolculuğunun odağa yerleşmesini bekliyorsunuz, çünkü hep bunun iması veriliyor, ama olmuyor.
neyse. bence on üzerinden altı.
morcivert morcivert
murat uyurkulak’ı ilk romanı “tol” üzerinden değerlendirirken, tıpkı ece ayhan’ın nilgün marmara’nın ölümü üstüne yazdığı analizdeki gibi soru cevap formatını kullanmak sanırım yerinde olacaktır.

1. “tol”, batılılaşma yolundaki anadolu’nun gördüğü en esaslı iç çatışmalardan sosyalist eylemleri ve kürt sorununu kazananı olmayan bir savaş, mutlak bir mağlubiyet manzarası olarak sunmuş ve son derece taraflı olarak öfkeyi hüzne çevirmiş midir?
2. murat uyurkulak, türk yazarların makûs talihini, doğu batı arasında sıkışmayı, kendine has bir metotla alt etmiş ve gerek türk arabesk jargonundan gerekse amerikan yazınından, sözgelimi beatçilerden faydalanıp özgün bir üslup yaratmada bariz bir adım atmış mıdır?
3. “tol”un diğer sanat dallarından, özellikle sinemadan beslendiği söylenebilir mi?
4. yazarın yarattığı erkek ve kadın karakterler ayrı ayrı varlık göstermekle beraber, tek bir kadın/erkek bedeninde bütünleştirilebilir mi? örneğin, yusuf, babası oğuz, şair ve ismail tek bir kişinin, sözgelimi yazarın alt kimlikleri olabilir mi?
5. romanın başında kaan ince’ye yapılan alıntı, devrimle karşı devrim, eylemle suskunluk, inançla nihilizm, dirimle ölüm, intiharla intikam, hamlıkla pişkinlik arasında nerde durur ve romanın bütünündeki o kalıklığın ne kadarını üzerinde taşır?
6. romandaki diyalogların gerçekçiliğinde murat uyurkulak’ın vaktiyle bir troçkist olmasının, vaktiyle bornova’da garsonluk yapmasının ve vaktiyle sokaklarda pek sık dolaşmasının etkisi olduğu söylenebilir mi, söylenirse bu yazara haksızlık olur mu?

bu soruların tümünün cevabı: bilmiyorum. zaten yıldırım türker’in “tol” üstüne söylediklerinden sonra, ben bu romanla ilgili yorum yapabileceğimi de zannetmiyorum. ama açık olan bir şey var ki, murat uyurkulak, afili filintalar’ı oluşturan diğer genç yazar/şairlerle beraber pekçedir bekleneni yapacak gibi.
1 /