toplama kampı

spitfire spitfire
concentration campin türkçesi.
insanları bir araya toplayıp köleliği had safahaya çıkaran yerlerdir. hemen her büyük, modern(?) devlet bu taktiği uygulamıştır. en son örneleri fransa'nın cezayir2in bağımsızlığı öncesi kurduğu kamplardır yamulmuyorsam.
avluda oturan sizofren avluda oturan sizofren
yahudilere (dikkat edin musevilere değil) karşı yürütülen, tarihte eşi benzeri görülmemiş sistemik kıyımın kalbi olan yerler. ama herkesten önce delileri ve sakatları yok ettiler orada. zira ari ırkın sağlık ideolojisinde, delilik ve hastalık yahudilikten daha tehlikeli idi. ayrıca sıfır maliyet iş gücü sunduğundan (kardeşini öldürecek silahı sana imal ettiriyorlar) dolayı, kapitalizmin demir pençesi olan faşizme gayet uygun çözümdür.
zeus zeus
ilk başta hükümlülerin, katillerin, politik suçluların, eşcinsellerin v.b. sosyal düzene zararı dokunan/dokunabilecek insanların nazi yönetimi tarafından toplandığı yerlerdi..sözde bu "hayvanlara", "insan gibi yaşamayı/davranmayı" öğretebileceklerini umuyorlardı..

"arbeit macht frei"

bu ilk toplama kampı olan konzentrationslager dachau'nun (kz dachau) kapısında yazan yazıdır;



çalışarak bu düzenin kurulabileceğine inanmışlardı..

ama bir süre sonra bu kampların amacı tamamen değişiyor..savaşın ortalarına doğru sayısı artan toplama kamplarına artık kremetaryomlar inşa edilmiş ve günümüze kadar yansıyan insanlık dışı operasyonlar başlamıştı..deneyler insanlar üzerinde yapılmaya, insanlar altın dişleri için öldürülmeye ve keyfe dayalı bir katliam başlamıştı..

herşey olup bittikten ve yıllar geçtikten sonra almanlar kendileri ile objektik bir şekilde yüzleşmiş ve tüm gerçekliği ile olup biteni bizlere anlatmıştı..

insanlık tarihinde bir daha böyle birşey yaşanmaması ümidiyle..
vliegende nederlander vliegende nederlander
kızılordu askerlerinin anılarında, günlüklerinde şu şekilde yer alan yer.

gerçek kamp, ​​düzensiz bir mezbahaya benziyordu. keskin bir koku havaya yayıldı... siteye girdikçe, yanmış etin kokusu da kuvvetlendi ve kirli siyah kül gökyüzünden bize yağmur gibi yağdı. yerdeki karı kararttı ... sükunetli, sayısız bitkin, perişan figürler vardı. yüzleri ve kel kafaları ile kışlanın dışında duruyorlardı. geleceğimizi bilmiyorlardı. sürpriz, birçoğunu bayılttı. sefalet korkunçtu. krematoryumun fırınları hâlâ sıcaktı ve yaklaştığımızda bazıları hala şiddetli bir şekilde yanıyordu ... bir daire içinde ayakta duruyorduk, herkes sessizleşti. kışlalardan giderek aç çocuklar ortaya çıkıyordu. iskeletlere dönmüş şekildelerdi. üzerindekilerde paçavraydı. karıncalar gibi büyük gruplar halinde toplandılar, sanki büyük bir okul bahçesinde gibiymiş gibi sesler çıkarttılar. bekliyorlardı, yalvarıyorlardı ve ekmek için çığlık atıyorlardı. umutsuzluk içinde sızlanıyor ve gözyaşlarını siliyorlardı ... sadece burada ölüm hüküm sürdü. her yer kokuyordu.

***

onlardan biri, bir ukraynalı'ya, sordum: "bunu neden yaptınız?" ve fırınları gösterdim. gözünü dahi kırpmadan cevapladı: "istedim mi diye sormadılar. hayır, istemiyordum. fakat, fırında çalışan adam olmayı kabul etmeseydim, fırının içerisindeki adam olurdum. ben de bunu yaptım"dedi. konuşamadım, kafamı salladım. "neden diğer fırınlar yanmıyor? bacadan duman çıkmıyor "diye sordum. "iptal edildiler" dedi.

***

başka bir barakada bir kadın ölüyordu. ailesinden birinin de kampta olup olmadığını sordum. o "evet" dedi. hoparlörler aracılığıyla akrabalarını bulmaya çalıştık ve aileyi bir araya getirdik. doktorlarımız onu kurtarmaya çalışırken, hayatını kaybetti.

***

günün ikinci yarısında, kampın topraklarına girdik ve tel ile yazılan bir sloganın asılı olan ana kapıdan yürüdük: "arbeit macht frei" gazlı bez bandajı olmadan kışlaya gitmek imkansızdı. iki katlı ranzalarda cesetler yatıyordu. ranzaların en alt sırasından, canlı olan iskelet gibi kalmış insanlar sürünerek çıkıyordu. "yahudi" olmadıklarını iddia ediyorlardı. kimse özgürlüğüne kavuştuğuna inanamıyordu.
cme cme
herkesin aklına ilk olarak yahudilerin geldiği ama ilk kurbanlarının yahudiler değil rejim muhalifleri ve özürlü doğan almanların olduğu sistematik insan öğütme makineleri. bu kampların insanı insanlıktan çıkaran en kötü tarafı ise biraz daha fazla yemek ve rahat uğruna birçok kişiyi kendi dininden, düşüncesinden, soyundan gelen insanlara karşı ihanet etmeye zorlaması.

toplama kampları sistemi içinde baskı ve imha arasında temel bir ayrım vardı: bir yandan, direnişçi tutukluları, yehova şahitleri'ni, eşcinselleri; öte yandan, yahudileri, çingeneleri, akıl hastalarını ayıran çizgi, işte sözü edilen bu ayrıma dayanır. birinciler kötü muamele, zorla çalıştırma, salgın hastalıklar, sonu gelmeyen cezalar, sürekli aşağılama ve işkenceyle korkunç bir kaderi yaşadı, pek çoğu bunlardan ötürü öldü. ikinciler ise gaz odalarında doğrudan ölüme gönderildi.

nazi toplama kampları | serenti nasyonal sosyalizm ya da nazizm, faşizmin ve totalitarizmin en şiddetli biçimi olarak dahi açıklanamaz. gerçek anlamı yalnızca ııı. reich'ın dünya ... serenti