topluma faydalı olmak

knightofinstagram knightofinstagram
eskiden böyle ideallerim vardı. kendi hayatımı düzene koyduktan sonra topluma faydalı bir şeyler yapma ideali. gerek maddi yardım sağlayan birisi, gerek başarılı öğrencilere destek veren birisi olmak. toplumun halini gördükçe değer mi sorusu insanın aklına gelmiyor değil açıkçası. bir de hangi biriyle uğraşacaksın. iyilik yapmak başına dert oluyor. sistem iyilik yapanı cezalandırmak üstüne kurulu. insanlar da bir tuhaf zaten iyilik yaparsın kıymet bilmez vesaire. eskiden çok daha iyi bir insandım, daha sakin, daha vicdanlı, daha tutkulu, yaşama sevinci ve umutları olan birisiydim. artık benden sonra ne bok yiyorsanız yiyin noktasına geldim nerdeyse.
dumrul dumrul
toplumla ya da daha doğrusu vasatla uzlaşarak olmaz. tarihte bir tek figür gösterilemez ki vasatın kaygıları, vasatın beklentileri, vasatın algısı ve ön yargısıyla kavga etmeden topluma bir faydası dokunabilmiş olsun. toplumu bir adım ileri çekebilmek için bile ciddi bedelleri göze alarak vasatın mevcut algısıyla çatışmak gerekir. çünkü verili durumun kaynağı verili algıdır.

yaşadığı dönemde, içinde yaşadığı toplumun ya da komünitenin ciddi desteğini alabilmiş bir tane dönüştürücü figür yoktur. bu desteği alabilmiş olanların tamamı toplumlarını burnuna kadar bokun içine sokmuşlardır. çünkü senin mevcut sorunlarının mevcut bakış açınla çözümü mümkün olsa zaten o sorun ortaya çıkmazdı. sen sorunun kaynağı olan bakış açısını daha yüksek sesle tekrarladığında vasat seni bağrına basar. "ne güzel de duygularıma hitap ediyor" der. "işte ben de böyle inanıyorum, böyle düşünüyorum, böyle hissediyorum" der.

her imar faaliyetinin arkasında bir yıkım vardır. bir malzemeye şekil vermek için ona belli bir güç uygularsın. toplum da bundan hoşnut olmaz. o, hep "saygı" bekler, gönlünün hoş tutulmasını talep eder. tıpkı her an pışpışlanmak isteyen çocuklar gibi. fakat onun yararına olan bu değildir. aksi olsa bugün hala mağaralarda götümüzü ayılar yemesin diye diken üstünde oturuyor olurduk.