trans

ben olan ben ben olan ben
"...karanlık ve yalıtılmış olan celse odasında kendimize konsantre olabileceğimiz bir şey yarattık. küçük bir ampulün üzerine siyah bir huni geçirdik, üstünü kapattık, altını da minicik kestik.

ortaya bir nokta ışık, spot ışık çıktı. onun da altına bir tane çelik bilya koyduk. ışık onun üzerine düşünce bilya inci tanesi gibi, bir yıldız gibi parladı ve biz üç ay boyunca bu ışığa konsantre olduk.

konsantrasyon sırasında o ışık bazen geliyor, bazen de gidiyordu, kayboluyordu. ’aman’ dediler ’gözünüzden kaybetmeyeceksiniz. kayboluyor gibi oluyorsa, gözünüzü kırpın tekrar görmeye çalışın, hep onu görmeye çalışın, onu düşünün, başka türlü bir şey düşünmemeye çalışın.’

bu üç ay zarfında farkında olmadan ben gayet iyi bir şekilde konsantre olma melekemi geliştirmişim. zihnim gayet güzel bir şekilde hemen odaklanıveriyor, sadece onun üzerinde kalabiliyorum. işte bu çalışmanın çok faydasını gördüm ben.

bir tek çalışmam budur ve ondan sonra artık olan oldu. o konsantrasyonla transı elde ettim ve devamı kolaylıkla yürüdü..."

ergün arıkdal - "sadıklar planı celseleri üzerine" isimli makaleden alıntıdır.
kesyapistirmikelanj kesyapistirmikelanj
thesaurus'un yalancısıyım. 14. yy sonlarında fransızcadan gelen bu sözcük, bir bela gelecek, kötü bir şey olacak hissiyatını karşılıyormuş.

aynı zamanda ölümden sonraki yaşama götüren o geçiş.

derin bir trans hali vardır, gün içinde uyaran bombardımanından unuttuk bunu, ona da flow der gavurlar. in the zone derler. biz, henüz dilimizde bu hissiyatı tam olarak karşılayan bir şey üretmemişiz.

trans dendiğinde aklımıza daha çok falçata falan gelir oldu sanırım.

kendini, yapmaya bayıldığın bir aktiviteye boğmak, dünya yıkılsa umrunda değilmişçesine sevdiğin şeye gömülmek.

işte flow bu. trance'ın en güzel hali.