türk ateizmi

2 /
hayaletin garip huyları hayaletin garip huyları
ülkemizde din ve kültürün içiçe geçmis olmasını hesaba katmadan salt inanç sistemi üzerinden eleştiri getirdikçe toplum tarafından hep marjinal ve itici olarak karşılanacaklar.

derinlemesine girmekle uğraşamayacağım bu saatte ama demek istediğimi basit bir örnekle ifade edeyim:
her muhabbette domuz eti güzellemeye çalışmak, ülkenin tüm sorunlarını basit bir zorunlu din dersine bağlamak gibi, gibi.. ilk aklıma gelenler.
anabacı vokke anabacı vokke
bizim yurdum vasatının enteresan bir özelliği var, karşısına çıkan her şeyi kendi vasatına çekmeye çalışıyor. ama bunu yaparken de "dünyada böyle değil bir tek türkiye'de böyle" gibi çok acaip bir yöntemi var. hayır kardeşim, dünyadaki örnekler daha radikal. sen sadece ilk kez gördüğün için tuhafına gidiyor.

solculuk çıkar, türkiye vasatına ve türkiye cumhuriyetinin tarihine bizim vasatın hoşuna gitmeyen eleştiriler getirir. hemen bir vatan haini etiketi yapıştırılır, "dünyada sol böyle mi bir tek türkiye'de vatan haini böyle olunca tabi sol iktidar olmaz" falan denilir. işin enteresan tarafı sol'un bir kısmı bile katılır bu koroya... eh işte alman sosyal demokrat partisi, fransa komünist partisi falan hepsi savaşlarda devrimci yenilgiciliği değil kendi devletlerini savunbmuş partilerdir. bu anlamda pek enternasyonalist adamlar oldukları söylenemez, hatta alman spd'nin başkanı helmut schmitt eski hitler jugend üyesiydi mesela... ama gelgelelim bu partilerin programlarında göçmenlere tanıdığı hakları bugün bir parti suriyelilere tanımaya kalksa tüyleri diken diken olur gene aynı aynı arkadaşların. gavurun en reformist solcusu bile bizim chp'den daha "vatansız" kalır ama tanju özcan gibi tiplerin bulunduğu chp bile "törörüst", "vatan hayini" falandır bu arkadaşlara göre...

efendime söyleyim, feminizm çıkar. bu arkadaşların sadece poltiikadaki değil gündelik hayattaki hegemonyalarını da sarstığı için hepten tüyleri diken diken eder. hele o "sıkma tatlı canını okşa klitorisini", "bir kadının yoksa parası amıdır kumbarası" türü dövizler falan iyice korkutur bu kırılgan erkeklerimizi... orada da hemen "feminizm bu mu avrupa'da feministler sizin gibi mi böyle pankartlar açılıyor mu" yöntemselliği devreye girer, incinen erkeklik böyle onarılmaya çalışılır. sanki dünyanın başka yerlerinde feministler 8 mart'a takım elbise giyip, jülyen jülyen çıkıyorlardır da bu tür dövizlerin açıldığı gece yürüyüşü bize sanki batı'dan gelmemiş de türk feministlerinin zıpırlığıymış gibi...

işte ateizm çıkar aynısı... dünyada ateist oranı en düşük memleketlerden biriyiz. akp döneminde arttı ama hala en düşük ateist popülasyonlarından birisi türkiye'de ajsdhshsss. kendimi bildim bileli ateistim ama dini konular üzerine fazla kafa yormadım. ışid'den sonra bile öyle bir ilgi gelişmedi ben de... dolayısıyla dünyada bu muhabbetler nasıl bilemeyeceğim. ama deizmin bile gayet marjinal olduğu bizim memlekette dumrul kadar kökten bu meseleyi tartışmaya açan insan sayısı çok değil. ama fransa gibi yüzde 30'u 40'ı, almanya gibi yüzde 20'si 30'u ateist olan memleketler de çok daha fazladır herhalde. ve dindarlar da bu tür şeyleri duymaya bize göre çok daha alışıktır diye düşünüyorum. maalesef dünya bizim kendi küçük dünyamızdan ibaret değil. ve hiç bize anlatıldığı gibi bir yer de değil...
atkısıyla dolaşan adam atkısıyla dolaşan adam
evvela ''sizin boklu dininiz'' ifadesi bana ait değildir. kim dediyse de bilmiyorum. ateizm hakkında denenler şunlar: (bkz: milli eğitim bakanlığına göre ateizm) bunlar ortaokul-lise çağındayken bu haliyle öğretilirdi: ateizm, deizm, politeizm vs. hakkında yalan yanlış ifadelerle doluydu milli eğitim'in din kültürü müfredatı bizim zamanımızda. şimdi durum nedir bilmem.

zorunlu din dersi ve diyanet bakanlığı hakkında denenler bizim de bildiğimiz şeyler. gerçekten de diyanet bir anlamda şeriyye ve evkaf vekaletinin devamıdır. eh, nihayetinde tc hiçbir zaman laik değildi ve olmadı. osmanlı'da olduğu gibi cumhuriyet döneminde de din bezirganları halkı sömürmeye devam etti. diyanet bakanlığı diye bir kurumun salt var olması bile değil sorun, bugün dib en az genelkurmaylık kadar ülkenin siyasetinde belirleyici.

konu dönmüş dolaşmış anarşizme gelmiş. gerçek anarşizm bu değil falan demiş. yok anam gerçek anarşizm bu.( o da ne demekse?) biz hiçbir zaman dincilerin, solcuların, liberallerin yaptığı gibi ''üöööğğğ gerşek anarşişim bu deyil bunlar bizi rencide ediyor herkeş bişim üjerimije oynuyor'' demeyiz. döner hatayı kendimizde ararız ve gerekiyorsa da sıfırdan başlarız. kapiş? kapitone?

daf özelinde şunu diyebilirim: kendileri benim sevdiğim ve yüz verdiğim bir yapı değildi. o yüzden bu rezilliklerin patlaması da beni şaşırtmadı. bunun cemaat yurtlarından farkı ise şu: cemaat yurtları hem siyasi hem parasal manada çok daha sıkı örgütlenmiş durumda. bunlara devletin yol verdiğini ve buralarda yaşananlara neden ve nasıl göz yumduğunu da herkes biliyor. çünkü halkı idare etmek, uyutmak için, insanları parmağının ucunda oynatmak için bunlara ihtiyaç var! yani burada tek tek şahısları ya da müesseseleri tartışmıyoruz. sokakta üç kişi bir araya gelse jandarmayı karşısına diken devletin, bu kadar sıkı örgütlenmiş yapılara neden dokunmadığını ve her zaman göz yumduğunu soruyoruz. ama yok bunların ''iç işleyiş''i aynı diyorsan,

bir yere kadar cemaatler ve tarikatlar ya da dafı suçlayabiliriz. ancak kendini bu yapılara karşı korumak yine de bireysel bir sorumluluktur. her şey olabilir, devlet bunları kayırıyor ve destekliyor olabilir, ailen seni buralara zorluyor olabilir, maddi imkansızlıklardan dolayı mecbur kalmış olabilirsin, mahalle baskısıyla seni buralara yolluyor olabilirler vs. ama içinde bulunduğun durumdan memnun değilsen de elini taşın altına koyacaksın. çözüm isteyen tırnağını taşa değirecek. yoksa ama öyle ama böyle diye diye bir ömür cemaatlerin elinde oyuncak olursun. ya da başka türlü söylemek gerekirse (bkz: eşeksen binenin çok olur)
anabacı vokke anabacı vokke
eğer konu daf ve random bir cemaat yurdu mukayesesiyse öncelikle şunu belirteyim, her ikisi de sosyal bilimler için analiz şelalesi yapılar. ancak şunu söyleyebilirim, aralarındaki tek fark devletin bütün olanaklarını birine sunarken diğerine kapattığı olmadığını söyleyebilirim. ama ha şurası gerçekten doğrudur, cemaatler bizim sol'dan çok daha sıkı ve disiplinli yapılardır. hele hele daf gibi dünkü çocuk diyebileceğimiz yapılanmalarla karşılaştırma bile götürmez. ama gelgelelim devletin daf türü yapılara hiç yol vermediği yanılgısına da düşmemeliyiz.

öncelikle meselenin kökeni zubatovculuk'a kadar gidiyor. zubatov dediğimiz adam çarlığın siyasi polis müdürü. rusya'daki işçi hareketinin gelişmesi durdurulamayınca polis kontrolündeki sendikalar kurulmasını öneriyor. bunu uyguluyor da... çarlık otokrasisine çok çekici gelmeyen bir teklif olmasının da payı var, rus devrimcilerin kimi zubatovcu sendikalara sızmasının da sonuç olarak uzun vadeli olmuyor. ama dünyada ilk sahte sol'u örgütlemeyi akıl etmiş adam...

zubatovculuk ondan sonra, özellikle gelişmiş batı demokrasilerinde çeşitli biçimlerde uygulandı. sahi siz avrupa'da uyuşturucu bağımlılğının neden bu kadar yüksek olduğunu sanıyorsunuz? gençliği uyuşturucuya alıştırma da zubatovculuğun bir biçimidir işte... bu yöntem farklı şekillerde uygulandı. bana sorarsanız, en iyi uygulayıcılarından birisi de mehmet ağar'dır. adam solculara para dağıtın dedi, bu yolla 90'larda on binlerce memuru ve işçiyi sokağa dökebilen örgütleri çökertti.

zubatovculuğun türkiye'deki yaygın bir biçimi de dejenere dergi çevrelerine yol vermektir. bu çevreler devrimci bir siyasi çizgiye ve hatta eyleme sahip olsalar bile örgütsel yapılarındaki boşluktan dolayı iktidara gelme şansları sıfırdır. gene bu örgüt olamama halinden dolayı içlerinde kişi kültü başta olmak üzere sakat ilişkiler, trajikomik olaylar da yaygındır. ortada ciddi bir örgüt ve seni sınamadan içine almayan bir yapı olmadığı için polis de rahat sızar bu çevrelere. hatta birinci çembere bile rahatlıkla girebilir. daf da işte sol jargonda dejenere dergi çevresi denilen mefhumun tipik bir örneğiydi.

bu yapıların devrimci olanlarına devlet zaman zaman yönelir. baskı da uygular. ama gelgelelim bir sıkımlık canları olmasına rağmen yok etmez de... çünkü bu yapıların insan öğüten birer mekanizma olduğunu bilir. şöyle insan öğütür bunlar, kişi ayrılırken devrimciliğe küfrederek ayrılır. tövbe eder... basit bir yorgunluk ya da korkaklık değildir yani. ikisini de aşmak mümkündür ama bir kere devrimcilikten tiksindikten sonra onun geri dönüşü zordur. devlet bunu çok iyi bilir...

yani cemaatler halkın uyanmamasını sağlıyorsa bu dejenere dergi çevrelerinin varlığı da halkın uyanmış kesimini hedefler. yarattıkları da yaşayan ölülerdir genelde...

salt daf değil türkiye solu'nun yüzde 80'i insan öğütüyor bugün. ama daf onların arasında bile cidden absürd bir örnek. çünkü geçmişe yaslanan bir geleneği ve tecrübesi yok. bir de üstüne kurulduğu yıllar türkiye'nin en hızlı dejenere olduğu yıllara denk gelince bıyıklı stalinist abilere şükrettiren bir saçmalık çıkıyor ortaya.

bu çevreleri devlet kendisi mi örgütler peki? valla keşke öyle olsaydı... türkiye'de çoğunlukla biraz hırslı salaklar kuruyor bu örgütleri. devlet bunları gülmekten kırıla kırıla izlerken gerçekten büyük işler yaptıklarını, çok güçlü ve büyük liderler olduklarını falan zannediyorlar. ama o sırada devlet hem bir yandan ellerini ovuşturuyor, hem de çok eğleniyor. zaten tehlikeli oldukları an yedi sülalelerini 24 saat içinde toplayacak kadar malumatı da edinmiş oluyor çoktan... ama öldürmüyor, süründürüyor. ben sizden memnunum diyor resmen. serkan bayrak bu tipolojinin cidden devrimci damarı olan ve devleti de ciddiye alan versiyonuydu. mesela troçkist sep karı-koca örgütü olması bağlamında da tarikatvari yapısıyla da daf'ın devrimci olmayan versiyonundan başka bir şey değildi. ama boğaziçi operasyonuna kadar devletin kendilerine neler yapabileceğinin farkında olduklarını söyleyemem. cidden sadece dergi basarak, film gösterimi yaparak iktidara gelebileceklerini zannediyorlardı. boğaziçi öncesi sınırsız çığırtkanlıklarını da sonrasındaki abartılı korkularını da sahadan birebir gördüm. o an onların yerinde olmak istemez...

yani cemaat yurdunda yaşanan sapıklıklar da bu tür çevreler de olanlar da sisteme hizmet ediyor. ve devlet bu yaşananlardan hiç rahatsız değil. rahatsız olsa çok kolay önler. size sadece şunu söyleyeyim, o devlet bana sistematik olarak pusu atılmasını önlemedi ama bana pusu attıran adamı ele geçirdiğimde, elimden aldı. bu kadar söyleyeyim...
3
2 /