türk dili ve edebiyatı

1 /
mümtaz mümtaz
osmanlıca tabirle "türkiyat", batılı bir ifade tarzı olarak da "türkoloji" diye anılan, türkiye'de ismi zikredildiğinde insanların aklına yalnızca sevimsiz bir dersin geldiği, esasen bir sanat ve bilim dalı. çoğu öğretmen tarafından sevdirilemediği doğru olmakla birlikte, türk öğrencilerinin tamamına yakınının önyargıyla yaklaştığı, sevmemek için elinden geleni yaptığı ve dahi öğrenmeye karşı direndiği bir ders olarak da bilinir. asıl amacı, belgelere dayalı olarak 1200 yıllık yazılı bir geçmişe sahip olan türk yazı dili ile yazılı edebiyatının ve kökü çok daha eskilere gittiğine artık kimsenin şüphe etmediği türk sözlü edebiyatının tarihini incelemek, tasnif etmek ve insanlara öğretmektir. koskoca bir türk edebiyatını yalnızca aruz kalıbına indirgeyen, "aruz" deyince de aklına bir iki basit aruz tefilesinden başka bir şey gelmeyen bir kısım zevat, bu dersi ve bilim dalını aşağılamak ve lüzumsuzluğunu vurgulamak için bu meseleyi diline dolamış ve artık kabak tadı vermiştir. ez cümle: türk dili ve edebiyatı, türk kültür ve medeniyetini meydana getiren kolların en önemlisi olarak araştırılmaya, okunmaya, öğrenilmeye ve muhakkak ki öğretilmeye fazlasıyla layık, önemi hiçbir dönemde yadsınamayacak bir bilim dalı, bir sanat şubesidir. bu bilim dalını ders olarak okutan ve gerçekten de zaman zaman öğrencileri canından bezdiren öğretmenlerin bu tutumlarından vazgeçmeleri, öğrencilerin de her şeyden nefret eden, her şeye soğuk ve tepeden bakan tavırlarından vazgeçip bir şeyler öğrenmek için bir parça istekli olmaları, tüm samimi gönüllerin ortak rüyasıdır.
sekizinci cüce sekizinci cüce
pek sevgili bölümüm.
aslında tamamen gönül işi olup, sev(diril)mekle alakalıdır. -hayır lise hocamdan falan etkilenmedim-
bütün bunların içine girip, sıkılmamak, şikayet etmemek ve belki de en önemlisi 'eski şeyler işte, ne işime yarayacak ki' modunda yaklaşmamak lazım gelir.
evet, zordur da aslında. özellikle osmanlıca ve arap alfabesi hakkında pek de bir şey bilmiyorsanız ilk döneminiz biraz işkence kıvamında biraz 'nasıl düştüm ben buralara' şeklinde kıvranmalarınızla geçebilir. ama yavaş yavaş öğrenmeye başladıkça aslında işin gayet zevkli olduğunun farkına varırsınız ki, hepten sevmeye başlar, tarihine sırt çevirmemiş, onu kendine özgü diliyle öğrenmeye çabalamış olarak diğer insanlardan kendinizi özel hissedebilirsiniz.
bir de gül-bülbül olayı vardır ki, edebiyatın sanırım klişeleşmiş durumudur herkese göre. evet, derslerde sık sık karşınıza çıkar bu ikili, ama o kadar çok farklı kelime oyunlarıyla, sanatlarla karşınıza çıkar ki bazen büyülenir 'vay be' nidalarını içinizde hissedebilirsiniz.

ama bence biraz da reform gereken bir bölümdür, hala göktürkçe ve uygurcanın kısıtlı dönem eserleri, ezbere okutulmaktadır. tamam, bu da gereklidir aslında, bir kelimenin tarih içindeki gelişim ve değişimini seyr açısından. ama yine de bence bunlar 1 yıl değil, 1 dönem okutulabilir, batı edebiyatı ve edebiyat teorileri üzerinde daha çok durulabilir.

(bkz: sevgi kelebeği)
(bkz: hayat ne tuhaf vapurlar filan)
tatalu tatalu
mezun olmaya yakın, öğretmen olmak istemediğini fark eden, dersanelerin sömürüsünden gözü korkan şahsa, "ne işe yarayacağım ki ben şimdi?" diye sordurtan, dipsiz kör kuyulara atan bölümdür.

çevresinde, edebiyat okuyası olan kişiler bulunan yazarlara sesleniyorum, söyleyin onlara büro yönetimi ve sekreterlik yazsınlar daha evla.
yorkshire yorkshire
mis gibi bölümdür.

en basitinden, her ders; insanı şaşırtabilecek, arkadaş ortamında anlatıp kızların gönüllerini fethetmesini sağlayacak bir şeyler öğrenme şansı sunar. hele de biraz ilgiliyseniz dil ya da edebiyat konusuna (ki ilgili değilseniz ne işiniz var?) hemen hemen hiç bir derste sıkılmazsınız (hoca kaynaklı bazı istisnaları saymazsak).

ha yok siz üniversiteyi kız tavlamak değil, iş bulmak amaçlı okuyorsanız yine çok avantajlıdır. hangi bölümden mezun olunduğunda iş bulunabiliyor ki? siz burda bulduğunuz garanti işleri (milli eğitimde ya da dersanede öğretmenlik) beğenmiyorsanız -kusura bakmayın ama- biraz şımarıklık yapmış, bölüme de haksızlık etmiş olursunuz. diyorsanız ki "ben şımarığım, sana ne? öğretmen olmıycam ben!";öncelikle bir dilci olarak sizi kınar ve "olmıycam" değil, "olmayacağım"dır derim. sonra da eklerim: peki olmayın. o zaman uğraşın biraz, araştırın; emin olun yapmaktan zevk alacağınız bir iş bulabileceksiniz. garantisi yoktur belki, parası da iyi değildir, ama sizin için bunlar önemli değildi sanıyorum. en basitinden bir arkadaşım, bir şirkette osmanlıca tapuları tercüme etmekte şu an. bir diğeri de yerel bir gazetede yazılar yazmakta.

hacettepe konusuna gelince, delirmemek elde değil belki, ama okunacaksa da hacettepe'de okunur bu bölüm. başka bir okulda, yaz okulu derslerine girdiğinizde (zira hacettepe türk dili ve edebiyatı bölümü, yaz okulu açmaz; başka okuldan ders alabilmek için de hocalara binbir çeşit dil dökmek zorunda kalırsınız) görürsünüz ki, en kötü olduğunuz derste bile bu sınıftaki herkesten daha iyisinizdir.
billie jean billie jean
okula başladığım ilk günlerden birinde bi hocamız, "buraya öğretmen olmak için gelen varsa bıraksın bence. biz bilim adamı yetiştiriyoruz" demişti de gülmüştüm türkiye nere, türk dili edebiyatı nere, bilim adamı kim, ben kim diye. meğer adam ciddi konuşuyomuş. aradan tam 6.5 sene geçti ve geçen gün beni koridorun önünde sigara içerken gördü. çok derin çekmişim demek ki sigarayı, geldi, elini omzuma koydu "amma dert ettin bu okulu kendine, bitir git hayatına bak" dedi. "senden sonra asistan olanlar doçent olacak" dedi. yüzüne baktım, inceden bi gülümseme aradım içimden sövmek için, yoktu. ciddiydi yine. samimiyeti bulunca döktüm içimi bi güzel. o da dinledi erinmedi sağolsun. bilen bilir bizim bölümün hocalarını pek muhattap almazlar öğrenciyi.**

sonra bitiren arkadaşları düşündüm hepsi öğretmen oldu belki. hani çok arkadaşım yoktur ama olanlar öğretmen hep. dedim acaba uygurca, göktürkçe, azerice, karanlıca, osmanlıca falan ne işlerine yarıyor. yeminle öğrendim ama konuşacak insan yok, pratik yapamamaktan unuttum. okula başladığımda türkçe grameri yemiş, içmiş haldeydim. şimdi onu da unuttum. en son ikinci sınıfta görmüştüm yanlış hatırlamıyosam gramer gibi bi dersi.

yine geçenlerde bi grup lise öğrencisini okulu gezdirmeye getirmişler. ben de almışım elime çayımı, sigaramı yakmışım, oturmuşum banka. öyle imrenerek baktılar ki kendimi amerika'da başarılarıyla nam salmış türk asıllı öğrenci gibi hissettim. halbuki bi hocadan notumu yükseltmesini isteyecektim onun hazırlığını yapıyordum içimden. yazık dedim! içimden tabi, dışımdan nasıl söyleyeyim imrenmiş çocuklar.

velhasıl diyeceğim odur ki delisi değilseniz, hayaliniz değilse başlamayın, başlatmayın bu bölüme. hele ki o soğuk binaya* hiç yaklaşmayın, yaklaştırmayın.
aytok aytok
iki ana ekole göre öğretim yapılır bu bölümde. ankara dil tarih ve istanbul edebiyat ekolü. dil tarih ekolü biraz daha sosyal - demokrat, sol eğilimlidir, yeniliğe açık olur bu ekolün hocaları. bu ekol biraz yeni edebiyat ağırlıklıdır. istanbul edebiyat ekolü genelde dil ağırlıklıdır. çoğunlayın muhafazakar olur bu ekolün hocaları. bir de genelde yaşayan türkçeci olur bu ekolün hocaları. nazım hikmet'i ece ayhan'ı yok saymaya pek de dilleri varmaz ama bir iki sözle geçirirler. (tabii hepsi değil dememe gerek yok sanırım.)
tatalu tatalu
gelmişine geçmişine sövdüğüm dallama bölüm. saçlarım beyazladı bitirene kadar, (mecaz) bir tane dersinin bile hayrı yok şu an.
mar adentro mar adentro
edebiyatı sevenleri,edebiyattan soğutan bölüm...yazar, şair, eleştirmen olma hayaliyle gelinir ama hocaların, üst sınıfların moral bozucu sözleriyle sonra da aslında gereksiz olan derslerin dayanılmaz ağırlığıyla hayallerden vazgeçilir...
mahi ye siyah e kuçuli mahi ye siyah e kuçuli
açık öğretim fakültesi'nde olan bölüm sene itibariyle. bu "havasını" düşürmez ve bölümü dandik yapmaz. aynı şekilde felsefe ve sosyoloji bölümü de açıldı. daha önceden de işletme, kamu yönetimi, halka ilişkiler gibi bölümler zaten vardı. bu bölümlerin açık öğretimde yer alışı bölümleri sadece yurdum dayılarının gözünde düşük yaptı o kadar. o da bizim pek umrumuzda olmaz. "sikini sallasan işletmeciye çarpıyor yaaa, havası kalmadı bu bölümün." diyen dayılar aynı zamanda onun bunun çocuğuna, kahvede televizyon izlerken duyduğu "gözde" bölümleri yazdırmakta hiç sakınca görmedi.

akademik ortama böylesine bakkal mantığıyla yaklaşan kimseler nasıl üniversitenin kapısından içeri alınıyor ben bunu çözemiyorum. sorgulamamız gereken sistem bu bence. bu mantıkla felsefenin de havası kalmamıştır. ha ama bi dakika bu gerizekalı zihneyete göre felsefenin hiç bi zaman bi havası yoktu ki. onun için bugün öss'de derece yapan çocuk "aslında felsefe okumak isterdim ama sayısalcıyım." diyor. çünkü bu ülke böyle ülke. yapacak bir şey yok. edebiyatın da bi havası varsa sonunda edebiyat öğretmeni olunuyor diye vardı sanırım, bunlara göre öyleydi. yazık tabi... üzücü...
mar adentro mar adentro
istediğim üniversitede okumasam bile, tutkuyla bağlandığım sevgili bölümüm. türk dili ve edebiyat bölümü esasında matematiği çok iyi olmayan eşit ağırlık öğrencilerinin zaruri sebeplerle seçtiği bir bölümdür. zorlamadır; çünkü eşit ağit ağırlığın sözelle ortak alanı sınırlıdır.ortak alandan olan reklamcılık bölümü ve halkla ilişkiler bölümü, genelde vakıf üniversitelerinde olduğu için pek seçilmez.( her sene hukuk ortak alana geçiyor geyikleri yapılır; ama hiçbir zaman geçmez) öğrenci de "edebiyat okursam, öğretmen olurum, hem de en çok öğretmene ihtiyaç duyulan bir alan " diyerek seçer. genelinin hayali öğretmen olmaktır ; ama sonra ne yazık ki hocalardan biz öğretmen değil, türkolog yetiştiriyoruz cümlelerini duyarlar. evet, türk dili ve edebiyatı biliminsanı yetiştirmeyi amaçlar ; lakin hocalar bilimin tarafsız olduğu gerçeğini görmezden gelip, muhafazakarca ve taraflı bir tutum sergilerler. ( bu zihniyet nazım hikmet 'e abdetsiz, orhan pamuk 'a ve elif şafak 'a vatan haini der - en azından bizim okulda bu böyle-)
yeni türk edebiyatı hocaları, diğer hocalara nazaran yenilik taraftarıdır.
izlenimlerim sonucunda genelleme yaparsam, türk dili ve edebiyatı'nın erkek öğrencileri, düşündüğümüz gibi romantik, kültürlü, hassas, duyarlı değillerdir.(ben hep bana şiir okuyan -kendi yazdığı şiirleri değil tabi- romantik edebiyatçı adayları hayal etmiştim `ağla1)
çoğu kitap okumayı sevmezler, hatta okuyanlarla dalga geçerler. okuduğunuz gazetelerle sizi yargılar.
sosyal hayatları sınırlıdır.( adamlar burunlarının dibindeki edebiyat sempozyumuna bile gitmezler!)
ilk başta herkes yatay geçişi ya da çap yapmayı hayal eder. sonradan anlaşılır ki bu ancak hayaldir.
geneli milliyetçidir. okulun içinde takım elbiseli reisler ve asenalar görebilirsiniz.( asena kelimesinin dişi kurt anlamına geldiğini geçen sene öğrendim!)
türk dili öğrencileri ders çalışmayı çanı yükseltmeyi severler. bazısının yüksek lisans yapma düşüncesi vardır. çoğunun hedefi mezun olup, kpss'den sonra kapağı
herhangi bir okula atmaktır. ( fen edebiyat fakültelerine artık formasyon da geldi)
bunlar benim izlenimlerim, bu genellemelerin dışında da öğrenciler var elbet; size tavsiyem edebiyatı gerçekten sevenler seçmesinler. çünkü edebiyat derslerinden çok dil dersleri var. ve şimdiye kadar öğrendiğiniz bütün gramer derslerini unutun! çünkü dile dair öğrendiğiniz her şey yanlış!
süleyman hıyarto süleyman hıyarto
tamam aof'ye kurban gitti belki. belki barajı geçen herkes bu bölümü bitirme şansına sahip artık ama mutluyum ben. çünkü bizim zamanımızda ts seçene salak diyolardı. ben de salaktım o zamanlar. okumak istediğim şeyi okuyamadım. gittim sayısal seçtim. türkçe idi tek aşkım ancak bir salaklığa kurban gitti işte. şans yüzüme güldü ama. içimde kalmıştı. kaydımı da yaptırdım, ikinci üniversite zımbırtısı ile. kitaplarımı da aldım ohh. geçerim geçemem, bitiririm bitiremem sorun değil. hayalimdeki şeyi yapıyorum. emeği geçenlere teşekkürler.
usako usako
artık "ne okuyorsun" sorusuna verilen yanıt bu bölüm olduğunda, sohbetin ilerleyen kısmı şu şekilde olmamalı:

-öbücükcük ne demek?
+ www.google.com, www.tdk.gov.tr, www.osmanlicaturkce.com,http://translate.googl...
-ya ben onları mı soruyorum sana! sana sordum! edebiyatçı değil misin sen! edebiyat okumuyo musun!
+oradan bakınca, ferit devellioğlu'nun osmanlıca-türkçe sözlüğüne ya da fono farsça-türkçe sözlüğe falan mı benziyorum?
-öfff sen de hiçbir şey bilmiyorsun! oralardan bakacak olsam ben de bulurdum!
+gözünün akını göremeyeceğim kadar uzaklaş... (en iyi ihtimalle)

sömürdünüz beni amına koyiyim. erik kurusu gibi oldum. büzüştüm. -çok afedersiniz ama- biri bana sözlük muamelesi yapınca ayazda kalmış bekçi çükü gibi oluyorum. sonrası feci ama.

türk dili ve edebiyatı bölümü, öğrencilere sözlük ezberletilen bir yer değil. allah rızası için ben cinnet geçirmeden şunu anlayın he mi? mükemmel osmanlı lügati mıyım olum ben? hasbinallah ya.
canınıözgürbırak canınıözgürbırak
bana, mezun olan kişiden nasıl bir ebeveyn olduğunu öğreten bölüm.

1- tutarlı. (benim gördüğüm son 30 yılı hiç değişmedi.)
2- çocuklarının eğitimine özen gösteren. (bir adam, her okulun ikinci haftasında, her okulun üst düzey bir yöneticisiyle nasıl kanka olabilir yahu?)
3- girdiği her ortamda hoca sıfatı ile karşılanıp saygı gören. (nedense hala öyle diyorlar.)
4- riski pek sevmeyen. tabiri caizse, eşeğini sağlam kazığa bağlayan. (-baba şöyle bir iş var. +bırak onu da, sen bunu niye okudun?)
5- etraflıca düşünebilen. (ben o kadar düşünemiyorum, o nedenle söyleyecek bir şey bulamadım.)
6- öğrenmeyi seven ve buna bağlı olarak birçok şeyi senden daha iyi bildiği için, kolay (ya da hiç) aldatılamayan. (-ben o arabanın devrini yapmıştım. +e, bu ne o zaman?)

bunlara ek olarak hayatında 20 yıl anadolu ajansı, 1 yıl yedek subaylık, biri ilk gençliğinde olmak üzere, iki de askeri darbe görmüşse, birçok şeyi önceden kestirebilme yeteneği.

-ben yılbaşı tatiline eskişehir'e gidiyorum.
+bilirim ben o yılbaşı tatillerini.

sonuç; 3,5 yıl...

tabii ki oldukça olumlu yanları da var. şöyle ki;

1- evde her konuda kitap bulmak mümkün oluyor.
2- osmanlıca eğitimi de almış olması, resmi evrakların ne anlattığını anlamanıza yarıyor.
3- babam, ek olarak bir de fransızca okumuş, şimdi birçok şeyi hatırlamıyor ama lisedeyken işime yaramadı diyemem.
4- hayatta başka hiçbir şeyi beceremesen de, en azından, hem konuşmada, hem de yazmada düzgün bir türkçen oluyor.
5- galiba kan çekiyor...

editiyorum: aklıma gelmişken özel bir not eklemek istiyorum; emekli olduğu yıl, tek seferde sigarayı da bıraktı. onu niye yaptı hiç anlamadım. hatta, (bıraktıktan sonraki döneme denk gelir) sigara kullandığımı ilk öğrendiğinde bana; "ben 25 yıl içtim hiçbir şey anlamadım, sen ne anlamayı umuyorsun?" demişti sadece.
enfes enfes
isteyerek ve severek okunduğunda, insana çok şey katan bir bölümdür. yalnız ders değil, genel kültür anlamında da çok zenginlik getirir. hayata bakışınızı farklı kılar yeri geldiğinde.
ama sevmeden girdiyseniz hayatınız işkenceye döner, angarya gibi görünen yoğun bir program vardır zira. sırf üniversitede bir yere kapak atmak için yazılmamalıdır yani. benden söylemesi.
1 /