türk islam sentezi

6 /
dumrul korkut dumrul korkut
siyasal islamcıların taraftar kazanabilmek için uydurdukları ve milliyetçilikle uzaktan yakından alakası olmayan, günümüzde mhp, bbp gibi partilerin taşeronluğunu yaptığı uyduruk hareketin adı.
sanırım kaynağını türkiyenin kurulma sürecince türk milletine güvenememiş, yeni devletin felsefesini ve zamanın dünya dinamiklerini anlayamamış sözüm ona aydınların ümmet kavramından da medet ummalarından kaynaklanan bir fantezi.
anabacı vokke anabacı vokke
islamcılardan çok türkçülerin kullandığı bir sentezdir. zira türkiye'de islam bilinci türklük bilincinden önce gelir. türklük de islam'ın hatrına bilinçlere yerleşmiştir türkiye'de, yoksa islam türklüğün hatrına değil... bunu bilmemek tarih bilmemektir. bunu bilmemek osmanlı'da en az 400 sene türklerin neden etrak-ı bi idrak diye aşağılandığını bilmemektir. bunu bilmemek osmanlı'da ulusların etnisiteye göre değil bağlı bulundukları dini cemaate göre tasnif edildiğini, bu yüzden 1914 gibi gayet modern bir tarihte bile sivaslı ermenilerin yarısının kayıtlara kadıköy konsiline bağlı oldukları için rum diye geçtiğini bilmemektir. ha keza kapadokyalı türklerin de rum sayılmasını ve gerçekten de bu adamların günün sonunda kendilerini yunanistan'a ait hissettiği gerçeğini de... halbuki incil'leri bile türkçeydi. türk milliyetçiliğinin gelişim evresi de osmanlıcılık-ümmetçilk-türkçülük diye gider ayrıyeten. en başta bunu bilmemektir...

şimdi milli mücadele denilen süreç halkta nasıl örgütlendi?

kabul edelim, işgal kuvvetleri köylüden öyle mal-davar istemediği müddetçe başlangıçta oldukça iyi karşılanıyordu. halk çünkü fakirlikten ve cephelerde telef olmaktan bıkmıştı. eli ayağı tutan herkes asker kaçağıydı, kaçmayanlar genelde sakatlardı. kemal tahir, yorgun savaşçı'da kör şaban tiplemesiyle anlatır bunu... yani direnişi örgütleyen askerler, osmanlı köylüsünde bütün kredilerini kaybetmiş durumdaydılar. durmadan köylüden gıda, hayvan ve asker isteyen, sonra da bunlardan hiçbirini geri getirmeyen bir konumdaydılar. öyle olunca türk köylüsü kendisine silah doğrultulmadığı müddetçe işgali başta "kurtulduk" diye karşıladı. geriye bir avuç "çılgın türk" kalmıştı. ingiltere savaş mahkemelerinde yargılamayacağının garantisini verse bunların bile direneceği meçhuldü aslında. öyle olunca her şeyden önce ingiliz mahkemelerinde idam edilmemek için direnmek zorunda olan bir avuç ittihatçı subay kalmıştı. bunlar köylünün desteğini kazanmak için ne yaptılar peki? köylünün modernizme ve moderniteyle beraber hristiyanlara karşı yaşadığı hezimeti kullandılar. dediler ki "yunan gelirse şimdi meyhaneci niko jandarma, terzi aleko da vali olacak senin buna gönlün razı mı". gavur gelirse şeriatı kaldıracak fesinizi çıkartıp şapka giydirecek buna gönlün elveriyor mu" dediler. evet, bunu diyen adamların yüzde sekseni gayet alafranga hayatlar yaşıyordu. zaten kendileri millete şapka giydirecekti ama yalnızdılar. halkı örgütlemek için bunu kullandılar. buradan türettikleri her fiili karşı koyuşta, yunan askerinin bu karşı koyuşlara karşı patlattığı her silahta da halktaki tepkiyi büyütmek için bunu kullandılar. yani millet milli mücadeleye katıldıysa türklük şuuruna sahip olduğu için değil müslüman olduğu için katılmıştır. zaten zengin olan hristiyanların bir de asker olup iyice üstülerine çıkmasını istemedikleri için katılmıştır. yoksa yaban'daki köylünün dediği gibi "biz elhamdülillah müslümanız zabit bey senin türk dediklerin haymana'da yaşar". yani ortada dörtbaşı mamur bir türklük vardı da müslümanlar ekmeğini yemek için türk-islam sentezini icad etti diye bir şey yok.

aksine türkçüler "allaaaah memleket elden gidiyor" diye islam'ın ekmeğini yemeye kalktılar. ama direkman müslüman'ın içine sinmiş korkular ve bilinçaltıyla...

yani millet sarığı çıkarttı şapkayı giydi giymesine... efendime söyleyim, eskiden önünden söylene söylene geçtiği rum meyhanelerinde müşteri oldu falan. alafranga hayat tatlı hayattı aynı zamanda, millet sevdi bunları. ama beyninin içindeki korkular, özlemler hep aynı kaldı.

yani şöyle anlatayım durumu, geçenlerde fettullah gülen'in pkk ile ilgili bir söylevini dinliyorum.

adamın dediği kabaca şöyle, türk alevileri uysaldır diyor. dindar kürtler de iyidir diyor. ama kürt aleviler diyor, gizli ermenidir. bunların hepsini de azdıran onlar türü bir şey. oradan konuyu sünnetsiz pkk'liler muhabbetine bir güzel bağlıyor muhabbeti... bu aynı zamanda bir tasfiye ajandasıdır, adam sıraya koymuş. önce alevi kürtler, ardından dindar kürtler, en sonunda türk aleviler... adam hepsini birden karşısına almak yerine sırayla gidiyor ki yıllarca kemalistlerin çözemeidği şey bu oldu islamcılarda. o yüzden kaybettiler...

ne tesadüf ki aynısını aynı yıllarda hizbullah da anlatıyordu. mealen dedikleri şey şuydu kitlelerine, bu pkk kürtler için kurulmuş bir örgüt değil. devrim yaparlarsa ermenileri başımıza geçirecekler... ahlak, namus falan da kalmayacak. kızlarımız çıplak gezecek... hizbullah o günlerde pek şeyh said'leri de telaffuz etmezdi. 2000'den sonra biz şeyh said'lerin mirasçıyız demeye başladılar. demeselerdi yokolurlardı zaten...

kezzap kokulu hizbullah evlerinden, maklubeli cemaat evlerinden çık gel izmir sahile... herhangibir laik izmirli'nin rakı sofrasına otur. "abi neden oluyor bu olaylar güneydoğu'da" desen size anlatacağı şey noktasına virgülüne budur. aslında bizim kürtlerle sorunumuz yok, kürt sorunu da yok, onlar gizli ermeni... hep bu gizli ermeniler karıştırıyor ortalığı, diğerlerini de onlar tahrik ediyor. yegane fark alevi kürtler gibi net bir adres göstermez, o kadar...

hadi hizbullah'la feto aynı mahallenin çocuğu da bu ikisinden ölesiye nefret eden, istiklal mahkemelerinde sallandırma hayalleri kuran kemalisti de noktasına virgülüne aynı şeyleri söylüyorsa durup bir düşüneceksin işte... rusu kazıyınca altından tatar çıkması misali kemalisti de kazıyınca altından dinci çıkıyormuş demek ki. bu tesadüf de değil... kemalist dediğin kitle milli mücadeleye gavurlar gelecek, bize şapka giydirecek diye örgütlenmiş bir kitle sonuçta. baştan hilafeti kaldıracaklarını söyleselerdi yunanla birlikte ittihatçı avına çıkarlardı herhalde... sadece zaman içinde gavur gibi yaşamanın o kadar kötü bir şey olmadığını farkettiler o kadar. ama korkular, kaygılar hala 1919'da endeksli....

işin gerçeği konu yaşam tarzıysa bugün sağın kitlesi de bir hayli sekülerleşti türkiye'de. ve kabul edelim, türkiye'de siyasal islamcı denebilecek kitle yüzde 15'i geçmez. ama günün sonunda muhalefette de iktidarda da islamcıların borusu öter. çünkü türkiye cumhuriyeti müslüman mahallesinde salyangoz sattırmamak için kurulmuş bir devklettir.
3
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
"12 eylül'den bu yana ülkenin her yerinde tarikatlaşma siyaseten teşvik ve finanse ediliyor. toplumun en küçük çekirdeğine kadar sızdırılıyor. bu yapılar bir gün eğitim sisteminin el verdiği, denetlemediği kurslarıyla çocuklara göz dikiyor, öbür gün kamunun peşkeş çektiği yurtlarında barınma hakkı gasp edilmiş gençlerin hayatını mahvediyor, diğer hafta en ağır şartlarda sömürülen işçinin öfkesini sindiriyor. devletin atama listeleri şeyhlerin elinde geziyor, işsizlikle boğuşan milyonları, aileleriyle beraber bu yapılara mahkum ediyor. aslında, siyasetin yukarıdan aşağıya yapısal düzenlemelerle sağladığı neoliberal düzenin, boşluk bırakmaksızın toplumun her noktasına işlemesini, bir tahkimini sağlıyor. i̇ktidarın erişemediği mahalleye, bakanlığın girmediği, görmediği sokağa sokuluyor. bu düzenin en vahşi uygulamalarını norm haline getiriyor.

i̇şte bu yüzden de bu yapının ideolojisi, tarikatıyla cemaatiyle bir bütün olarak siyasal islam da bu ülkenin bir rengi değil, ölüm kalım meselesidir. halkı bilinçli bir bütün, toplum olmaktan çıkaran, kendi yasasızlığını yasa yapan, parası nüfuzu olanın gözünü diktiği herkesi, her şeyi kurban edebilen, hayatta kalmak için sürekli kriz üreten, yaşamı tüketen bir ideoloji. birimizin masasındaki eksik lokma, diğerinin hayatını karartan zulüm, öbürümüzün sokakta hissettiği tedirginlik. bu karanlığın hayatımızın hiçbir noktasında eksik olmayışı, bu düzen için ekmek su kadar hayati oluşundan.

çünkü bu ülke insanının açlıkla, yoksullukla, işsizlikle, tarikatlarla baş başa bırakılması egemenler için bir tercih değil mecburiyettir. milyonlarca yurttaşın en ufak güvencesine, refahına göz diken, kanını emerek hayatta kalan bir sistemin normalidir. bu yüzden de en ufak tavizde bulunmamak için yapabileceklerine bir sınır çizmek nafiledir. laiklik, bugün eşitlik kadar tehlikelidir. çünkü sınırsız sömürünün, neoliberalizmin devletli ve sivil aygıtlarına tabii edilmenin önündeki en önemli engellerden biridir. siyasal i̇slam'ın, tarikatların; teker teker değil topluca yalnızlaştırma, sömürüyü hayatın her alanına yayma araçsallığına karşı en önemli savunmalarımızdan biridir.

avrupa sıralamasında en az kamu harcaması yapan ülkenin, en fazla bütçeyi diyanet'e ayırmasının sebebi de budur. çünkü siyasal i̇slam'ın tahayyülünde kamu değil cemaat vardır. bugün diyanet yalnızca tarikatların, cemaatlerin, kulluk düzeninin ülkenin tamamına hakim olmasını finanse etmekten başka bir amaca sahip değildir. devlet dairesinden merdiven altındaki kuran kursuna, sömürü ve gericilik çarkına her yaştan, her yerden yurttaşın tabi edilmesi projesini yürütmektedir."

https://www.birgun.net/haber/laiklik-carkla-comagin-mucadelesi-414067
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
"seçimlere doğru giderken akp'nin 20 yılında türkiye'de neler yaptığı konuşuluyor. gazeteci yazar kemal can, "akp, 12 eylül'ün türk-i slam sentezi inşasını gerçekleştiremedi" derken. akademisyen ve yazar fatih yaşlı ise akp'nin cumhuriyet rejimini fiili olarak yıkmayı başardığını ancak yerine dört başı mamur bir rejim inşa edip etmediği konusunun tartışmalı olduğunu belirtiyor."

kisadalga.net

"türkiye, seçimlere doğru giderken akp'nin 20 yılında türkiye'de neler yaptığı ve yeni bir rejim inşa edip edemediği tartışılıyor. akp'nin 20 yılda bir rejim inşa edemediğini ancak otoritesini kurmak için sistem istismarı olabilecek pek çok değişime imza attığını belirten gazeteci-yazar kemal can, "2015'te yüzde 65 oranında destek alan iki parti olan akp ve mhp, üstüne bir de darbe girişiminin rüzgârını eklemesine rağmen 2017'deki cumhurbaşkanlığı seçimleri'nde yüzde 50'yi zor yakaladı. buradan baktığımızda 12 eylül'ün türk-i̇slam sentezi inşasını hâlâ gerçekleştiremediler" dedi. akademisyen ve yazar fatih yaşlı ise akp'nin cumhuriyet rejimini fiili olarak yıkmayı başardığını ancak yerine dört başı mamur bir rejim inşa edip etmediği konusunun tartışmalı olduğunu belirterek, "bugün gelinen noktada, ortada üst ilkesi i slam olan, toplumsal, siyasal, kamusal yaşamın dinselleşmeye tabi kılınmak istendiği, benim zaman zaman 'fiili şeriat rejimi' diye adlandırdığım bir rejim vardır" değerlendirmesinde bulundu.

bugün 20 yılını deviren bir iktidar var karşımızda. akp, son yıllarında mhp ortaklığıyla iktidarda kalabildi. peki akp, devirdiği bu 20 yılda bir rejim inşa edebildi mi? akp-mhp ortaklığıyla 12 eylül'ün kurmak istediği türk-i̇slam sentezi başarıya ulaştı mı ya da ulaşacak mı?

akademisyen-yazar fatih yaşlı ve gazeteci-yazar kemal can, konuya dair kısa dalga'ya değerlendirmelerde bulundu.

"akp rejim inşa edemedi ancak…"

akp'nin bir rejim inşa edemediğini ancak otoritesini kurmak için sistem istismarı olabilecek pek çok değişime imza attığını belirten gazeteci-yazar kemal can, "anayasal sistemi ve rejimi değiştirmek yerine onu istismar ederek kurulan bir otoriter yönetim tarzı ve genel bir bozulma hali şu an türkiye'nin yaşadığı ve akp'nin yaptığı şey. aslında yazılı kuralları değiştirmeye gerek duymadan fiili durum yaratarak mutant bir yönetim modeli oluşturdu" dedi ve bütün kurumlarıyla, altyapısıyla ve dinamikleriyle işleyen sürdürülebilir bir rejim değişikliği olarak tanımlamanın doğru olmadığını ifade etti.

"fiili şeriat rejimi' diye adlandırdığım bir rejim vardır"

akp'nin bir rejimi, altı oyulmaya on yıllar önce başlanmış 1923 paradigması üzerine kurulu cumhuriyet rejimini fiili olarak yıkmayı başardığını ancak yerine dört başı mamur bir rejim inşa edip etmediği konusunun tartışmalı olduğunu belirterek sözlerine başlayan akademisyen ve yazar fatih yaşlı ise "evet, akp rejim inşa eden bir partidir ama bunu 'devrimci' bir hızla değil; tedrici, adımlarını zamana yayan bir şekilde yapmayı tercih etmiştir, bu inşa süreci de bir siyasal mücadele olarak halen devam etmektedir. bugün gelinen noktada, ortada üst ilkesi i̇slam olan, toplumsal, siyasal, kamusal yaşamın dinselleşmeye tabi kılınmak istendiği, benim zaman zaman 'fiili şeriat rejimi' diye adlandırdığım bir rejim vardır" dedi.

"egemenlik olarak 'millet'in kavramı değişti"

öte yandan rejimin dinsel karakterinin hiçbir zaman anayasal bir statüye kavuşamadığının altını çizen yaşlı, türkiye'deki güç dengelerinin ve tarihsel birikimin buna izin vermediğini belirtti. yine de rejimin bir başka yanının, 'otoriter' niteliğinin anayasal statüye kavuştuğunu ifade eden yaşlı, "parlamenter sistemden 'cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi'ne geçiş egemenliğin mekânını değiştirmiş ve onu meclis'ten alıp saray'a vermiştir. öte yandan egemenliğin kaynağı olarak gösterilen 'millet'in tanımı da değişmiş ve 'millet' ortak bir dili, tarihi, vatanı, soyu işaret eden seküler bir kolektif kimliğe değil, müslüman olmaya işaret etmeye başlamış, yani dini bir karaktere bürünmüştür. dolayısıyla egemenliğin kaynağı yeryüzünden gökyüzüne, dünyevi olandan ilahi olana doğru bir değişim göstermiştir. tüm bunlar ise rejimi inşa edenlerin dilinde açık seçik bir şekilde ifade edilmez, rejim inşasının söylemi esas olarak yeni bir rejim inşa edildiğinin inkarı üzerine kuruludur. akp atatürk'le, cumhuriyet'le, laiklikle kavga eder ama kavga ettiğini kabul etmez, rejimin tedrici bir şekilde değiştirilmesinin kuralı adeta budur" diye konuştu.

"akp için önemli bir siyasi avantaj oldu"

akp'nin cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası yürürlüğe konan bazı durumları zaten cumhurbaşkanlığına giden süreçte gerçekleştirdiğini belirterek, bahçeli'nin 'fiili durumu hukukileştirelim" sözlerini hatırlatan can, "pek çok dinamiği merkezileştiren ve erdoğan'ın merkezde yer aldığı bir işleyiş sürdürülmekteydi, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ise buna çok da mükemmel olmayan bir hukuki katkı yaptı" diye konuştu.

cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi'nin asıl etkisinin kendi yapabileceklerinin sınırlarını genişletmekten çok rakiplerini 'artık başka bir durumla karşı karşıya olduklarına' ikna etmek olduğunu ifade eden can, "bu hem siyasi rakiplerinde hem de ona karşı olan geniş kitlelerin önemli bir kısmında 'artık durum değişti' fikrini oluşturdu. bu da akp için önemli bir siyasi avantaj oldu" dedi.

"mhp hem cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi'ne ideolojik kalkan üretti hem de bunu inşa etti"

tüm bu süreçte mhp'nin belirleyici bir rol oynadığının altını çizen ve "mhp hem cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi'ne ideolojik kalkan üretti hem de bunu inşa etti" diyen can, 12 eylül'ün temel tezlerinden birinin kendisine ideolojik bir çerçeve olarak türk-i̇slam sentezi uydurmaya çalışması olduğunu hatırlatarak, "ülkenin bir tarafında dini referanslar bir tarafında da kuvvetli bir milliyetçilik ve bunların ideolojik koruması altında da kuvvetli otoriter bir yönetim modeli. ancak bu çok karşılık bulmadı" ifadelerini kullandı. bugün bir biçimde bunu yeniden revize eden ve taban dinamikleriyle buluşturan bir ittifakın gerçekleştiğini belirten can, "bu ittifakın ana aktörlerinden biri olan mhp, bu süreçte erdoğan'ın daha önce rakip olarak gördüğü milliyetçiliği kuvvetli bir ortağa dönüştürdü" diye de ekledi.

"mhp, akp- cemaat koalisyonunun dağılmasını fırsat bildi"

15 temmuz darbe girişimi sonrası, erdoğan'ın uzunca bir süredir dile getirdiği "parlamenter rejimi buzdolabına kaldırdık" minvalindeki açıklamalarına bir yanıt olarak devlet bahçeli'nin "madem erdoğan anayasa'ya uymuyor, o zaman anayasa erdoğan'a uydurulsun" sözlerini tıpki can gibi hatırlatan yaşlı, "mhp, uzunca bir süredir kapanmış olan 'başkanlık sistemi' tartışmalarını yeniden açmış ve adeta rejim değişikliğinin anayasal statüye kavuşmasının önünü açmıştı. aslında daha önce de mhp örneğin 7 haziran sonrasında, diğer muhalefet partileriyle koalisyon kurmayarak akp'nin iktidarı kaybetmesini engellemişti ama 15 temmuz sonrası yapılan bu açıklamayla birlikte akp-mhp ittifakı ete kemiğe bürünmeye başladı. akp- cemaat koalisyonunun dağılmasını fırsat bilen mhp, akp ile kurduğu ittifakla devlet aygıtı içerisinde, özellikle emniyet ve yargıda, oy oranıyla orantısız diyebileceğimiz bir güce kavuştu. bunun karşılığında da "cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi"nin en büyük destekçisi oldu. dolayısıyla eğer mhp'nin hem sayısal hem de bürokrasideki kadroları aracılığıyla verdiği destek olmasaydı, 15 temmuz sonrası müttefiklerini yitiren akp kendisine yeni müttefikler bulamaz ve rejim inşasına öyle kolay kolay devam edemezdi" dedi.

"merkezine dini koymalı, ona kenarından köşesinden bir yerden de türklüğü iliştirmeli"

akp'nin kolektif kimlik anlayışının seküler değil dini bir nitelik taşıdığını ve dolayısıyla devlet-toplum ilişkilerini de büyük ölçüde bunun üzerine inşa ettiğini kaydeden yaşlı, "ben 'akp, cemaat, sünni-ulus' adlı kitabımda akp'nin millet tasarımını "sünni-ulus" olarak adlandırdığımda esas olarak buna işaret etmeye çalışıyordum. akp, rejim inşa ederken bir de o rejimin "makbul vatandaş"ını imal etmeye çalışmaktadır. buradaki makbul vatandaş ise saray'ın istediği şekilde, hak ve özgürlüklere sahip aktif bir özneye değil, tebaaya, yani iktidara tabi olan, sesini çıkarmayan, pasif ve nesneleşmiş bir kimliğe tekabül eder. bu vatandaş aynı zamanda kimliğinin merkezine dini koymalı, ona kenarından köşesinden bir yerden de türklüğü iliştirmelidir" ifadelerini kullandı.

"bugün diyanet 'devletin ideolojik aygıtları'nın en önemlilerinden biri haline gelmiştir"

bu süreçte akp'nin 4+4+4 uygulaması, değerler eğitimi adı altında anaokulu düzeyine indirilen din dersleri, imam-hatipler, kuran kursları ve elbette ki tarikat ve cemaatler gibi pek çok adım attığını kaydeden yaşlı, "elbette ki burada diyanet i̇şleri başkanlığı'na ayrı bir parantez açılmalı, rejimin dinsel karakteri diyanet'in değişen yapısı, işlevi ve görevleri üzerinden okunmalıdır. bugün diyanet "devletin ideolojik aygıtları"nın en önemlilerinden biri haline gelmiştir ve bütçesiyle, kadrolarıyla, diğer kurumlarla imzaladığı protokollerle rejimin rıza üretiminin merkezinde yer almaktadır" diye de ekledi.

"türk-i̇slam sentezi hala gerçekleşmedi"

akp ve mhp'nin cumhur i ttifakı ile şekillenen son ortaklığında da 12 eylül'ün türk-i̇slam sentezi inşasının hala gerçekleşemediğini kaydeden can, "2015'te yüzde 65 oranında destek alan iki parti, üstüne bir de darbe girişiminin rüzgarını eklemesine rağmen 2017'deki cumhurbaşkanlığı seçimleri'nde yüzde 50'yi zor yakaladı" şeklinde konuştu.

türk-i̇slam sentezi inşasının 2023 seçimlerinde karşılık bulması için gereken her şeyin yapılacağını ifade eden yaşlı ise şu değerlendirmelerde bulundu:

"evet, akp-mhp ittifakı için belki de ilk kez seçimler 'cepte' değil ama bu ittifaktan gerek kadro gerek taban düzeyinde büyük kopuşlara tanıklık etmiyoruz henüz. akp'nin oyları hala yüzde 30'un üzerinde görünüyor, erdoğan'ın oyu ise bundan fazla. mhp ise kritik seviye olan yüzde 7'lerde, şimdilerde ekrem i̇mamoğlu'na siyasi yasak girişiminde gördüğümüz üzere, cumhur i̇ttifakı bu oy oranlarıyla seçimi kazanamayacağını biliyor ve gidişata müdahale etmeye çalışıyor. uzunca bir süredir "yapılacak olan seçimler serbest seçimden başka her şeye benzeyecek" diyerek anlatmaya çalıştığım sürecin 2023'ün ilk aylarında daha da derinleşeceğini ve ülkenin fiili bir olağanüstü hal rejimiyle seçime götürülmek isteneceğini düşünüyorum ben. eğer muhalefet bu gidişata etkili bir karşı stratejiyle yanıt vermezse iktidar sandıktan kendine yeni bir zafer çıkartmayı başarabilir. yine de şunu eklemeliyim: türk-i̇slam sentezi bugünkü haliyle hegomonik karakterini yitirmektedir ve akp-sonrası türkiye'de "seküler milliyetçilik" ortaya çıkacak bu hegemonik boşluğu doldurmaya çalışacaktır; özellikle mültecilere toplumun bakışı bize buna dair ipuçları vermektedir."

"2023'te yeniden iktidar olurlarsa çok daha sert bir süreç yaşanacak"

2023'te yapılacak seçimlerde akp ve mhp ittifakının iktidar olma durumunda şu ana kadar yaşanan olumsuzlukların artarak devam edeceği ve devlet ve toplumdaki çürümenin hızlanarak artacağı değerlendirmesinde bulunan kemal can da "o zaman gerçekten çok daha sert bir süreç yaşanabilir. bu değişim de çok büyük bir toplumsal destekle olmayacak, çok tartışmalı bir seçim sonucu olacak. buna direnen ve itiraz eden kesimler yenilgi ve mağlubiyet havasına girecekler ancak bazı kesimlerde dirençlerini çok daha büyütecekler. bu direnci karşılamak için de iktidar çok daha sertleşecek" dedi.

"yeter ki kendi kaderimizi elimize almaya dair bir iradeyi ortaya koyabilelim"

can gibi düşünen yaşlı da "öyle bir durumda türkiye'yi bugünkünden de kötü ve çok daha zor günlerin beklediğini söyleyebilirim. ancak her şeye rağmen 'aklın kötümserliğine karşı, iradenin iyimserliği'ni savunmak, enseyi karartmamak durumundayız, bu ülkenin ciddi bir tarihsel birikimi var, zulme boyun eğmeme geleneği var, o birikim ve gelenek eninde sonunda galip gelecektir. yeter ki kendi kaderimizi elimize almaya dair bir iradeyi ortaya koyabilelim" diye ekledi.

"rejim inşası sadece niyetlerden ibaret olamaz"

dini motiflerin çok kullanılır olmasının dini rejim anlamına gelip gelmeyeceği konusunda daha ihtiyatlı davranılması gerektiğini düşündüğünü de dile getiren can, "rejim inşası sadece niyetlerden ibaret olamaz. bunun için ciddi manada toplumsal, siyasal ve iktisadi dinamiklerin olması ve buralarda karşılık bulması lazım. akp'nin dayandığı önemli bir i̇slami gelenek var ancak şu an toplumun büyük bir bölümünde böyle bir karşılık yok. burada akp'nin yaptığı şey dini son derece araçsal bir şekilde kullanmak. bu tehlikesini küçülten bir şey değil. tam tersine büyüten bir şey" ifadelerine yer verdi.

"daha tehlikeli bir totalitarizm"

milliyetçilik temasının da bu ittifakın önemli bir bileşeni olmaya devam edeceğini vurgulayan can, "özellikle de kürt meselesi üzerinden bu sertleşmenin daha da artacağını düşünüyorum. siyasi islamın bir karşı devrim hamlesi ile yüz yüze olduğumuzdan daha tehlikeli bir totalitarizm üstelik çoğunluğu kaybettiği için de daha saldırgan bir şekilde yönetimin etkisine girecek türkiye" diyerek sözlerini sonlandırdı."
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
"stockholm-ankara hattında işler kukla krizi nedeniyle bir kez daha kızışmaktayken, almanya i̇ç i̇stihbarat servisi bfv bu yılki raporunda iç güvenlik tehditleri arasında 'ülkücü hareket'i baş sıraya koydu. ülkede, başlıca üç dernek çatısı altında örgütlü 11 bin ülkücünün olduğu belirtildi. bu kişilerin türk devletine ve erdoğan'a tam bağlılık ekseninde ırkçı ve anti-semitik ideolojiyle donanmış oldukları ve silahlanmaya eğilimli oldukları belirtildi. raporda, ülkücülerin 1970'li yıllarda türkiye'de yüzlerce insanın öldürülmesinden sorumlu oldukları vurgulanıyor. bu grubun alman toplumu için bir güvenlik tehdidi oluşturmasının nedeni doğrudan alman halkını hedef alması değil türklük karşıtı olarak etiketledikleri kürtler ve ermeniler gibi avrupa'da var olan toplumlara karşı tehdit oluşturmaları olarak ifade ediliyor.

raporun içeriği kadar zamanlaması da önemli. türkiye genelinde ülkücüler arasında sinan ateş cinayeti ertesinde büyük bir huzursuzluk yaşanmaktayken almanya'daki ülkücü faaliyetlerin yakından izlendiği duyurusu yapılmış oluyor. bfv'nin daha önceki raporlarında diyanet i̇şleri türk i̇slam birliği'nin (di̇ti̇b) türk istihbaratıyla birlikte yürüttüğü faaliyetler vurgulanmıştı. bu yılki raporda ise türk aşırı sağı mercek altına alınmış.

türkiye hükümeti ise son paris cinayetini takip eden protestolar üzerine dillendirdiği yorumu avrupa'ya kabul ettirmeye çalışıyor. buna göre batı ülkelerindeki kürt nüfusun oluşturduğu sosyal organizasyonlar ve dernekler asıl iç güvenlik tehdidini oluşturuyor. bu tezin avrupa ülkelerinde kabul görmesi oldukça zor çünkü iç güvenlik kapsamında dikkatlerin muhalif gruplardan çok türk hükümeti taraftarı gruplar üzerinde yoğunlaştığı gözleniyor."


Mussolini sendromu ve Olof Palme
6 /