türk sanatçılarından muhalif çıkmaması

okuzabi okuzabi
sosyoloji tezi konusudur.

genelde dünyada sanatçılar muhaliflikte birbirleriyle yarışır,

nedenlerinden biri toplumsal rollerinin farklı düşünmeleri, ufuk açmaları, yenilik peşinde olmaları vb. beklentilere yol açmasıdır. kaldı ki zaten bunlar olmazsa da yaratıcılık olmaz, sanat üretemezler.

ancak ülkemizde durum çok farklı, sanatçılar iktidardan yana olma noktasında yarış içerisindeler. gerçekten enteresan.

şimdi diyecekler ki "böyle toplumdan böyle sanatçı çıkar, fazla bile size". aa söylemiyin öyle evladım ayıp, ağzınıza biber sürerim.
dumrul dumrul
gerçekliği olan bir iddia değil. her dönem o dönemin öne çıkan sanatçıları muhalif olmuşlardır. fakat bunlar her dönem güruh tarafından linç edildikleri ve sanatçı sayılmadıkları için mevzuya tersten bakıyoruz.

bunu bozan işte türkiyedeki anormal kutuplaşma tipi oldu. türkiyenin bugünkü sorunu mevcut kamplaşmanın iki iktidar odağının arasında olması. türkiyede bu salakça kamplaşmanın dışına çıkabilen çok sınırlı bir muhalif kesim var. onlar da her iki kutup tarafından aynı anda bastırılmaya çalışılıyorlar.

şöyle anlatayım: türk şiiri denince akla gelebilecek isimlerin tamamının muhalif bir dönemi vardır. bunlar onları tanımamızı, bilmemizi sağlayan sanatçı dönemlerini muhalifken yaşamışlardır. iktidar yanlısı olan şair üç beşi geçmez. işte behçet kemal çağlar öyledir. atatürk şairidir. necip fazıl duble yancıdır. chp iktidarı sırasında chpli, dp iktidarı sırasında dplidir. romancılar arasında 2000lere kadar muhalif olmayan bir romancı ben hatırlamıyorum. kemal tahir kendi döneminde de sıkı muhaliftir. atatürke de muhalefet etmiştir. sağa dönüp baksak nihal atsız da atatürk muhalifidir. yaşar kemal yaşadığı dönemdeki tüm iktidarlara muhalefet etmiştir. ahmet hamdi siyasal aktivist değildir ancak onunkisi bariz bir edebi muhalefet. halide edipi alın. o da atatürk dönemi dahil iktidarlarla arası iyi olmamıştır.

şairleri osmanlıya kadar götürebiliyoruz. tevfik fikret nasıl muhteşem bir adam değil mi? abdülhamit suikastı için şiiri var adamın. kendisi ittihatçı olduğu halde ittihat ve terakki iktidarına karşı han ı yağmayı yazabiliyor. osmanlıda zebil gibi saray şairleri var. hangisini hatırlıyorsunuz? ama tevfik fikret dağ gibi ayakta hala... namık kemalin muhtemelen bu sürgünlerden filan yorulduğu için muhalif tutumunu sürdüremediği bir dönemi var bildiğim kadarıyla. mehmet akif keza her dönemin muhalifi. cumhuriyet döneminde nazımdan al orhan velilere, nevzat çelik, ahmet telli... türk şiirinin ana damarı sol muhaliftir. bugün leş bir iktidar yalakası olan ismet özeli ismet özel yapan onun muhalif dönemidir. atilla ilhan trtye kapılandığı dönemde ne üretti? atilla ilhanı atilla ilhan yapan onun muhalif dönemi değil mi?

müzik de farklı değil. cem karacanın bir muhalif dönemi bir de yalakalık dönemi var. adamın yalakalık döneminde yaptığı bir tane düzgün şarkı olmaması ilginç değil mi? o noktada sanatı terk ediyor bu adamlar. zülfü keza. türkiyede eskiden iktidar olan ama uzun zamandır resmi muhalefet rolündeki chpye yanladıktan sonra üretebildiği bir tane düzgün şarkısı var mı zülfünün?

şimdiki durumda kendini muhalif sanan (bence) iyi sanatçılar da var. dediğim gibi sıkıntı türkiyedeki kutuplaşmanın salakça olması. yoksa yani sanatçı denince iboyu, hülya avşarı filan şey yapmıyorsunuzdur herhalde... geri kalanı bir iktidar odağına karşı diğerine yanlama salaklığıyla malul elif şafaklar, orhan pamuklar filan bunlar bu döneme has bir sosyo-politik anomali. ama benzer bir durum batıda da yaşanıyor. oradaki sözde saflaşma da abddeki "sol" liberal woke dangalakları ile aşırı sağ liberaller arasında gelişiyor. sanat dediğimiz şey de bu dangalakların ayakları altında ezilmekle meşgul.

rönesans toplumun sanat üzerinden yeniden doğumu anlamına geliyordu. bugünkü çürüme dönemine gelecekte belki de remort (yeniden ölüm) dememiz gerekecek.
atkısıyla dolaşan adam atkısıyla dolaşan adam
muhaliften kasıt o dönemki verili iktidara, politikalara, status quo'ya(yani toplumun genelinde verili olarak kabul edilen ve sorgulanmayan semboller, kutsallar, düşünceler, inanışlar) karşı tavır alan kişiyse edebiyat ve sanat tarihimizde bunun her dönem örneklerine rastlamak mümkün. ilk aklıma gelen dadaloğlunun ferman padişahın dağlar bizimdir dörtlüğü. (bkz: #18223001) bunu şarkı haline getiren de cem karaca.

aşık ve halk edebiyatı bunun örnekleriyle dolu. örneğin yavuz sultan selim dönemindeki baskı ve zorbalığına başkaldıran pir sultan abdalın da eleştirel şiirleri mevcuttur, zaten de protest yaşantısından dolayı bir dönem kendi müridi olan hızır paşa tarafından dar'a çekilmiştir(darağacına yollanmıştır). herkesin insan sevgisi ve barışseverliğiyle tanıdığı(ki yanlış ta değildir) ama bir yanıyla da sömürüye ve baskıya karşı tavır alan, isyancı eğilimleri bulunan hacı bektaş veli de buna örnektir. osmanlı tarihçisi aşık paşaoğlu bu konuda şunları aktarıyor:

"bu hacı bektaş horasan'dan kalktı. bir kardeşi vardı, menteş derlerdi. birlikte kalktılar. anadolu'ya gelmeye heves ettiler. evvela doğru sivas'a geldiler. o zaman da baba ilyas gelmiş, anadolu'da oturur olmuştu. meğer onu görmek isteğiyle gelmişler... bu hacı bektaş, kardeşiyle sivas'a, sivas'tan baba ilyas'a geldiler. oradan kırşehir'e, kırşehir'den kayseri'ye geldiler. menteş yine memleketine yöneldi. hacı bektaş, kardeşini kayseri'den gönderdi. vardı, sivas'a çıktı. oraya varınca eceli yetişti. onu şehid ettiler..."

yine hacı bektaş veli, allah korkusu yerine allah sevgisini benimseyen panteist bakış açısıyla yazdığı şu dörtlüğüyle islam itikadını tanımadığını göstermiştir:

"hararet nardadır sacda değildir
keramet baştadır tacda değildir
her ne arar ise kendinde ara
kudus'te mekke'de hac'da değildir"

kaygusuz abdalin koca tanrı şathiyesi de benzer eleştirileri daha sivri ve mizahi bir dille yapar.

divan edebiyatının meşhur kalemlerinden fuzuli nin de 9 akçelik maaşının yatmamasını eleştiren bir şikayetnamesi vardır. ayrıca fuzulinin kankası bağdatlı ruhi de hurufilike olan yakınlığı ve osmanlı toplumsal yapısındaki bozukluğa eleştirileriyle bilinir.

örnekler çoğaltılabilir. tanzimat edebiyatından sonra ise statükoya tavır alan sanatçılar ve sanat eserleri hem nicelik hem nitelik olarak artar. namık kemalin hürriyet kasidesi, sürgüne yollanmasına sebep olan vatan yahut silistre oyunu, ibrahim şinasinin görücü usulü evliliği eleştiren piyesi şair evlenmesi, ziya paşanın (abdülhamid istibdadının nüvelerini bünyesinde barındıran) sultan abdülaziz idaresini sert bir dille eleştiren muhbir gazetesindeki köşe yazıları…

burada ibrahim şinasinin de ayrıca üzerinde durmak gerekiyor. kendisi nokta, virgül gibi noktalama işaretlerini türkçeye kazandırmak, batı tarzındaki ilk şiir ve tiyatro oyunlarını üretmek, ilk özel gazete olan tasvir-i efkar'ı çıkartmak gibi devrim niteliğinde yeniliklere imza atmıştır. ayrıca iddiaya göre sakalını tıraş ettiği için memuriyetten atılmıştır. yandan ağırbaşlı poz kestiği fotoğrafından anladığımız kadarıyla kendisi delikanlı adamdır, kral adamdır:





kendisini seviyoruz ve destekliyoruz.

abdülhamid istibdadı ve ittihatçıların devr i hürriyetinin ayrı ayrı muhalifi olan tevfik fikretten, cumhuriyet sonrasının meşhur muhalif sanatçılarından, (örneğin istiklal mahkemelerinde hapis yatan nazım hikmet'ten, yurtdışına taşınmak zorunda kalan halide edip'ten, mehmet akif ersoy'dan, attila ilhan'dan, kemal tahir'den, vs.) başımızın tacı dumrul hakkıyla bahsetmiş. buna ek olarak tek parti istibdadına diş gösteren sabahattin ali'den de bahsetmek gerekiyor diye düşünüyorum. kendisini hapse attıran memleketten haber şiirini de şuraya yapıştıralım tam olsun:

"hey anavatandan ayrılmayanlar
bulanık dereler durulmuş mudur?
dinmiş mi olukla akan o kanlar?
büyük hedeflere varılmış mıdır?

asarlar mı hâlâ hakka tapanı?
mebus yaparlar mı her şaklabanı?
köylünün elinde var mı sabanı?
sıska öküzleri dirilmiş midir?

cümlesi beli der enelhak dese
hâlâ taparlar mı koca terese?
ismet girmedi mi hâlâ kodese?
kel ali'in boynu vurulmuş mudur?"

makarayı daha da ileriye sardığımızda yaşar kemal'in, çukurova'daki toprak ağalığına ve mütegallibeye(çek id aut) başkaldıran ince memedini görüyoruz ki bünyesinde bulunmaktan gurur duyduğum adana demirspor taraftarının abdi ağaya karşı ince memed ruhuyuz tezahüratı meşhurdur. yine aynı eserde yaşar kemal, çukurova ve çevresinde, soykırım ve mübadele süreçleri neticesinde ermeni ve rum mallarını zimmetleyerek zenginleşen godamanları da üstü kapalı eleştiriyor.

günümüzde her ne kadar bozsa da grup yorumun gündoğdu marşı, kızıldere, güleycan'ı ve grup munzur'un isyan ateşi, gökteki ay dağdaki kayası, , yine rapzan belagatın yorumladığı kaypakkaya şiarıylası, hatta bandistanın maknovşçina'sı protest müziğin başarılı örnekleridir.

bu itibarla türkiye'den muhalif-protest sanatçı çıkmadığı iddiası asılsızdır, tıraştır ve hatta tırışkadır. türkiye tarihinin her döneminde verili toplumsal nizama tepkisini belli eden sanatçılar ve sanat eserleri bulmak mümkündür.

fakat tüm bunlara rağmen halen bir sitüasyonist enternasyonelimizin, dadaistlerimizin, lettristlerimizin, avante gardelarımızın yetişmemiş olması büyük bir kayıptır daha doğrusu ayıptır. halen ve halen bu konudaki eksikliği gidermiyorlar, amlarına koyayım ben onların çok ayıp ediyorlar.
anabacı vokke anabacı vokke
sanatçı dediğimiz mahlukat ürününü satmadan yaşayamaz, bu yüzden bir miktar yavşak olmak zorundadır. yazın bunu bir yere... eh işte eser miktarda attention whore'luk da var. sanatçı olunca bunlar yazılıma direk indiriliyor. öyle olunca içinden geçtiğimiz tarzda dikta dönemlerinde de "eh sikerim prodüksiyonunu da lansmanını da tezek yakarız be" denemiyor. hele hele ana akıma çıkmış tiplerseniz bu kesin böyle... bu salt türkiye'ye özgü değil bütün dünya için geçerli. muhalefette sanat yapanlar hep bir miktar şövalye olmak zorunda.

ve türkiye'de ekstra boktan bir şey daha var, türkiye hiçbir zaman ifade özgürlüğünün geniş olduğu bir ülke olmadı. resmi anlatının azıcık dışına çıkan bir şey söylediğinizde bileğinize hep kelepçenin geçirildiği bir ülke oldu. günümüzde bu hepten böyle... şimdi herkesin alkışını almak isteyen, iktidarının hışmına da uğramak istemeyen sanatçı milleti ne yapsın? ne yapacağını az çok hepimiz biliyoruz...

ama gene de türkiye'nin her şeye rağmen yüzakı bir muhalif sanat geleneği olduğu söylenebilir. hakikaten bu ülkeyle ilgili övülecek tek bir şey gelmiyor aklıma... ama sırtından mapusane yorganını eksik etmeden romanlar yazan, şiir okuyan, film çeken sanatçıları da oldu bu ülkenin be kardeşim. bence 100 yıllık türkiye tarihinin yüzakı onlar. gerisini rahatlıkla çöp sepetine atabiliriz.

yani gerçekten 1930'lardan itibaren muhalif olmayan sanatçısı olmadı bu ülkenin. buna halide edip gibi nihal atsız gibi sağcılar da dahil... hani içlerinde majestelerinin sanatçısı denebilecek tek adam yakup kadri karaosmanolu'dur. onun bile romanları aslında ince ince bir eleştiridir. açıktan hükümet karşıtlığı yapmasa da resmi anlatıyı yıkar, yerine başka bir şey koyar. ya da "ana akım hikayenin içinde başka bir şey davar vardı" diye gösterir. bu bence ülkenin tekçi, vesayetçi yapısı ve sanatçı kişiliğinin genel stereotipiyle birlikte düşünürsek baya garip bir durum...

neden kaynaklanabilir bu diye düşündüğümde ağır saçmalıyor olabilirim ama tkp'nin cumhuriyetin kuruluş yıllarında aydınlar üstündeki hegemonyasından başka bir şey gelmiyor aklıma...

türkiye'de resmi tarihlerde pek anlatılmayan bir 1920-21 aralığı vardır kurtuluş savaşının. henüz daha mustafa kemal eşitler arasında birinciyken, ikinci grup hala faalken, bütün yetki ve gücü kendi elinde toplamamışken anadolu'da esen bir bolşevizm rüzgarı vardır. ingiliz ve fransız emperyalsitlerini tokatlayan, bu arada doğu halklarına özgürlük vaadeden lenin'e haliyle sempatik bakılmaktadır. bolşevik hocaların bile türediği bir hegemonya ve iktidar boşluğuduır sözkonusu olan. ancak bu 1 senelik uğrakta bütün klikler tasfiye edilerek ve bütün silahlı güç mustafa kemal'in elinde toplanarak bitirilmiştir bu süreç. o dönemin komünistleri de tam anlamıyla neye uğpradıklarını şaşırmışlardır. ordu dahil her yerde etkinken bir anda bir avuç tehlikeli adam olarak kalmışlardır. bir de takrir-i sükun'la beraber legal faaliyet olanağı da kalmayınca iyice kolları kanatları kırılmıştır. ancak kolu kanadı kırık tkp, toplumun her alanından defedilmesine rağmen bir tek alanda hegemonyasını korudu: aydınlar. bunu en net nazım hikmet imgesinde görebilirsiniz, dünyada bir şairle özdeşleşmiş tek komünist parti tkp olabilir. mesela mikis theodairikis, yunanistan komünist partisi saflarında savaşmış bir partizandır. ama yunanistan komünist partisi diyince akla theodarikis gelmez. zachariadis gibi kapetan markos gibi politik önderler akla gelir. bu noktada nazım hikmet-tkp ilişkisi bir anomalidir.

zaten siyasi polis de yıllarca tkp'yi hep "münevver takımı" arasında aradı. şairler, yazarlar, ressamlar vesaire... gerçekten de tkp bunlar arasında örgütleniyordu ve bu kesimin laçkalık, apzı gevşeklik gibi kimi zaafları yüzünden hep polisten darbe yiyordu zaten. bu aydın kuşağının arasında tuhaf bir şey vardır, tkp üyesi olan insan sayısı aslında oldukça sınırlıdır. ama hemen hepsinin tkp'yle bir gönül bağı vardır. ya da bir dönem olmuştur. buna peyami safa gibi sonradan faşizme dönenler de dahildir. yani o kuşağın türk aydını, ya tkp'lidir ya eski tkp'lidir. tkp toplumun hemen hiçbir kesiminde esamesi okunmamasına rağmen aydınlar alanında neredeyse rakipsiz tek güç olmuştur. bu kuşak, sonraki neslin eli kalem tutanlarını, tiyatroya müziğe resime ilgi duyanlarını da yetiştirmiş kuşaktır aynı zamanda...

bence yakup kadri'ye bile yaban'ı, sodome ve gomore'yu yazdıran şey bu hegemonya. yani atatürk'ün sofrasında bile olsanız aydınlar içindeki egemen iklim sizi ters uçtan dengeliyor. farklı bir şeyler söylemeye itiyor. yani şöyle düşünün, bir dergi çıakrtalım kemalizmin ideolojisini kuralım deniyor. yakup kadri'ye veriliyor bu görev, yakup kadri de bula bula eski tkp döneklerini buluyor. düşünün yani piyasada tkp'ye bulaşmamış aydın yok...

oradan geliyoruz, osursan komünizm propogandası diye kapına polisin dayandığı 1950'lere... o dönem türkiye'de apolitik sanat yapmak imkansız olduğu için sanat çok politik belki de. yani şiir yazıyorsun, motorları maviliklere süreceğiz diyorsun komünizm propogandası. hikaye yazıyorsun, üç bilinmeyenli eşitsizlik denklemleri diye bir kelime oyunu yapayım diyorsun komünizm propogandası. film çekiyorsun, bir anadolu köyündeki kuraklığı anlatıyorsun "ülkemizi kötülüyorsunuz" diye filmin yasaklanıyor... yani çiçek böcek hikayeleri anlatsan bile egemenler tedirgin oluyor. sen de belki de sadece düz apolitik sanat yapmak için bu yasaklarla mücadele etmek zorundasın. eh zaten resimi abidin dino'dan, senaryo yazmayı vedat türkali'den öğreniyorsun. ustaların bunlar...

1961 anayasasıyla memleketteki ifade alanı genişleyince zaten varolan potansiyel açığa çıkıyor. ama gene tabi hukuk demokles'in kılıcı gibi insanların başında...

ama sonuç olarak türkiye için durum şudur, kabaca 1990'lara kadar sanatçı dediğin adam muhaliftir türkiye'de. neredeyse hapse girmemiş olanı yoktur. ve kapladıkları alan anaakımı da etkilemektedir. özellikle 70'lerde çekilen yeşilçam filmlerine bakın, hepsinde vulgar bir sınıf vurgusu vardır. bu çatışmada zenginler genelde daha antipatik gösterilir. müzik için daha erken ama türkiye'de sinema'da pop denebilecek kulvarın ancak 90'larda oluştuğunu söyleyebiliriz. müzikte "hafif batı müziği" ya da "aranjman" diye daha önceden oluşmuş bir kulvar vardı. ama halkla ilişkileriyle, büyük dağıtım şirketleriyle ve suya sabuna dokunmayan şarkı sözleriyle bir pop kulvarının gerçek anlamda oluşması 90'lardır türkiye'de. ama bugün baktığımda o adamların duruşu bile muhalifti lan özünde... türkiye'de bıyıksız erkeğin top muamelesi gördüğü yıllarda kenan doğulu diye bir adam uzun saçıyla, küpesiyle çıktı açık oturumlarda bunun kavgasını verdi. adamlar apolitik hatta hattızatında milliyetçiydiler ama 68 rock müziğinin amerika'da yaptığı geleneksel değerleri sorgulama, kadınlar üstündeki toplumsal baskıyı azaltma işlevini işlevini türkiye'de gördükleirni düşünüyorum. türkiye'de insanların sokakta dudak dudağa öpüşemediği, kızların sevgilileriyle "bir gören olacak" diye gizli saklı buluştuğu yıllarda tarkan konserlerinde çığlık çığlığa kendinden geçen kızlar bir toplumsal dönüşümün de öncüsüydü aslında...

işte tarkan'ın, kenan doğulu'nun "türk aile yapısını" tehdit eden tipler olduğu yerde bir de rock müzik yapanalr vardı ki onların işi iyice şövalyelikti.

bugünkü durumun boktanlığı biraz da müzik piyasasının "evet bu işten para kazanmıyorum ama bu müziği seviyorum" diye rock yapanları bile göbeğinden bağlaması. onlara bile biraz para yüzü göstermiş olması... ya düşün, senelerce "ben yapmayınca kimse yapmıyor" diye albüm yapan ortaçgil bile iktidara yanladı bugün. eh işte yukarıda saydığım sanatçı zaaflarına piyasanın en anaakımdışı müzisyeni bile ele geçirmesi eklenince ortaya bu çıkıyor işte. bir de türkiye'nin yeniden bir tek parti rejimine girdiğini de unutmamak lazım tabi...
purge me purge me
surata surata bilgi fışkırtan başlıklardan birisi olmuş, random şukuluyor insan ister istemez. değerli bakış açıları ediniyoruz. (tepki olarak; altın sayan zeki alasya mimiği ile "hayret amk" dediğimi düşünün şu an dslkjfkdfk)

mabadımdan salladığım home-based tezlerimden birisi şuydu benim ezelden beri: (bkz: muhalif adam küskündür). sisteme komple küser, elini ayağını çeker. "sizin gibi aptallar için üretmek bile boş" der içinden. gerçekten muhalif olmak için, her bakıldığında tekrar güldüren bir yiğit özgür karikatiründe denildiği gibi sığır gibi yaşamak gerekiyor(du) bana göre.




çok uzun konu götten uydurduğum tezime geliş ve onu mantığımda sindiriş noktam ama özet geçeyim;

(bkz: #18226432) şu giride dumrul"un bir paragrafa katılıyorum, muhalif denilince ülkemizde hep "iktidara aday" temel hareketleri savunan iki kesim (kamplaşma olarak en az iki, eskiden yine 3-4 hareket çıkardı) baz alındı. bu hareketlerin hiçbirine taraf olmayanlar ise, her kesim tarafından linç edildi. bu hep böyle oldu. bu hep böyleydi

akp dönemi örnekleri basit ve bilinirliği çok. teknoloji geliştiği, iletişim arttığı için bizzat tanık oldunuz. ulus olarak bizlerin kolektif bilinçaltına işleyen şeylerin değişimi algısı yarattılar, ondan oldu özetle bu yanılsamalarımız. iletişim çağı olmadığında da aynıydı.

"aaaa ajda pekkan"ı biz böyle yarı cıbıldak şarkıcı bilirdik, bak o bile --tayyip süper birisi-- diyor, demek ki bir şans verelim. ajda çağdaş kadındır, demek ki tayyip"e küfür edenler sadece --kızıl komünistler--" dedi halkcağzımız, 2000 lerin başlarında. bunlar iktidara geldiği ilk yıllarda ajdalarla şunlarla bunlarla kolkola şarkılar söyleyip "biz refah partisi gibi değiliz" i halkın kafasına ekmeye çalışırken. (şu ünideki başörtüsü tartışması yıllarında).

kolektif bilinçaltı dediğim şu; bizde sağcı ve solcu kelimelerinin, halkın yüzde 80"ini oluşturan, hiç sevmediğim ama aynı zamanda çok sevdiğim cahil-köylü dediğin kesime yansıması şudur...sağcı adam ilahisini okuyup tespihini çeker ve gül suyu kokar, kadınsa hacca gider, zinhar kamera karşısına çıkmaz. abiyesini giyip konser veriyorsa zinhar solcudur. o çok değerli, tvlerde boy göstermeye doymayan, pipo içen sosyologlarımız; kendi götlerinden haberdar olmadan anadolu analizi yapmaya çalıştıkları için ve elitist büyüdükleri için halkı okumakta eksiklerdir hep. güzel ülkem budur.

baktık ki, bir sezen, bir ajda, bir atıyorum yavuz bingöl (ilk zamanlar şaşmıştık) vs. sarayda iftar açıyor habire, ---aaa hayret yaa biz bunları irticacı tipinde adamlar bilmezdik--- dedik. hatırlarsanız akp ilk seneler işinin zorluğunu biliyordu ve militarizm ile 50 senedir yoğrulan ülke insanına "biz refah kalıntısı değiliz" i işlemeye çalışıyordu nakış gibi. bu çabaları ondandı. dediğim gibi, tamamen algı yanılsaması taktiği ile alttan yürüdüler.

hıh işte bu dediğim şey, hep vardı sizin anlayacağınız. pasif bir karakter olan nazmiye demirel hanım zamanında da aynıydı, papatyalar hanfendiler ve şükerası bla bla zamanında da, dominant rahşan ablam zamanında da. (hatırladığım iktidar dönemlerinin first lady zihniyetleri bunlar eskime dair)...hatta, oğluna yalısının karşısında 10-15 gün askerlik yaptıran, ülkenin tarihine kara mizah gibi geçmiş özer çiller zamanında da aynıydı... first lady"leri saydım çünkü iktidar zihniyetini zaten biliyorsunuz. "eşine bak, adamını tanı" dercesine, eşlerinden bile çıkarım yapılır düşünün dslkjfgkd. o yüzden oradan girdim örneklere.

velhasıl efenim, ak parti, "merkez sağ gibiyiz biz yaa" diyen radikal dinci bir oluşumdur. bu belliydi. benim bildiğim anılarımı da yukarıda bol bol saydım ki hafızalarınız tazelensin. ak parti gibi radikal bir oluşum yokken, gerçekten mezkez sağ parti iktidarı dönemlerinde de, konuya girerken anlatmak için örnek verdiğim dumrul un alıntısı mevcuttu.

iktidar karşıtı bir muhalif misin? o halde kesin sesine kurban olduğum sdlkjf erdal inönü savunucusu olman gerekiyordu mesela.

sevmiyor musun özal ı? o zamanların doğu perincekini sevecvektin misal o halde. şarttı çünkü.

yoksa her iki kesim linç ederdi.

"muhalifim biraderlerim ama hepinizin amk, sizin gibi demokratı sikeyim, yok birbirinizden farkınız, sıranız gelince siz de zalimlerden olacaksınız" deme lüksünüz hiç yoktu.

gözümde küçükken çok büyüttüğüm, turgut nereden koşuyor dan sonra yarı-tanrı yaptığım emin çölaşan ve temsil ettiği görüşün tayfası uğur dündar-yılmaz özdil-bekir coşkun tayfasını böyle sığ bilmezdim mesela ben...örneklerimde adı geçen doğu perincek babaya hiç girmiyorum sdlkfjgkdg, anladınız geldiği noktayı.

hayır yani, zamanında da muhalif olan sanatçılara, çizerlere bakıyorum (şiirle pek işim olmadı, sanat dalı olarak oradan gireyim), onlar da kuru gürültü olan hadep-medep takımındanmış işte.

"gel aramıza ama bizim dediğimizi seveceksin, yoksa muhalif değilsin"

şu mantıktaydı hepsi. mış.

dedim ya, çok uzun konular bunlar. rakı masalık konular. ne de güzel giderdi amk şu konu rakı masasında. keşke içkiyi bırakmasaydım lkfjgsfdkl. her neyse...

şimdilik bu uzun konunun sadece bu kısmını, benim görüşümden baktığım ve --kanserin başlangıcı-- saydığım bu kısmı iyice pekiştirmek istedim okuyanın aklında.

bu adaletsizlikte olduğumuz için türkiyeden muhalif çıkmıyor işte.

gün geçti, 2022 olduk. o kadar iyi anlaşılır oldu ki kıçımı yırttığım şeylerin gerçekliği, onu görüp seviniyorum içten içe, yalan yok.

zihniyetler çok barizleşti. ters örneklere bakın;

- ooooh iyi ki de gezdi imamoğlu oooh çatlayın yobaz çomarlar, başkanım tatile de gitti rakı da çekti oooh.

zihniyete bak. rezil insanlar.

ya da efendim geçenlerde cemal enginyurt hocamız kafa göz daldı latif şimşek e kfdmhgkdfj. noluyor amk dedim zap yaparken görüp izlerken.

latif her ne kadar, dayağı hakeden biriyse de, 6"lı masa mıdır, 10 lu masa mıdır ne sikimin masasıysa artık, onlarda da yeteri kadar tepki olmuyor bu gibi hadiselere.

hdp li vekil, bariz kadına taciz-tecavüze karışır, "bizim adam yapmaz" havalarında amalı-fakatlı savunmalar olur.

lan ben bu zihniyetin muhalif budur dediği şeye saygı duyar mıyım daha ? akıl ve mantık sahibi olarak düşünün bunu.

bizdeki sözde aydınların bu tavrına çok kılım. bunlarla 10 saat konuş, her dediklerine hak ver "ama yılmaz güney de biraz nobran bir adamdı dostum" de....

üffff. "yok öyle değil o aslında" diye bir girer..o savcı ile aralarındaki şeyin mazisi var, magazin şekli anlattıkları gibi değil o bla bla bla bir konuşur, kafa ütüler savunur.

nazım da biraz çapkın mıydı ne? ayıp etti piraye"ye de, ağzına sıçar.

utanmasa nazım kadın sevmezdi der. o derece beyni yanmış tipler bunlar.

"benim idolüm hepinizinkini döver ve hiç yanlış yapmaz" kafası, dumrulun atıf yaptığını, eleştirdiğini düşündüğüm kafa işte.

şu an muhalif denen sanatçıların yüzde 80"i bana göre ne idüğü belirsiz, bir somutluğu olmayan ve herkesin kendine göre yonttuğu bir görüş olan kemalizm den nemalanmaya çalışan, gücü eline alınca adalet ile uzaktan yakından alakası kalmayacak, gücü kendi çıkarlarına alet etmekten çekinmeyecek boş beleş adamlar ya da eski tip postal yalayıcılardan ibaret.

-atam yeaaa, anıtkibiri gittim yhiaaa alın selfie

diyen tipler de, üretmek ile akalası olmadığı halde boş boş şişirildi, şişiriliyor.

bakın şurada; görüşüne katılmasam da, güzel yazan, okumayı sevdiğim 2-3 kişi yorum yapmış...anladım da bu değerli yorumları okuyunca.

hepsi, kısaca diktatör ve zalim olan yönetime baş kaldırmayan yavşak sanatçılardan, şairlerden bahsetmiş. bu insanların sanat katili olduklarını anlatmış. hatta tanzimat, yavuz eskilere dair örneklerinden yeni araştırma kapıları çıktı bana, zevkle okudum...

ama işte bu saygı duyarak okuduğum kişilerde dahi ben birgün ters örneklemeyi görmedim...

içimden; (bkz: helal be x yazarına, yine adalet kılıcını çekip saplamış) diyeceğim bir şey görmüyorum.

ya mesela biriniz de, tamam şu şu şu bok ama, berhan şimşek inde gençliğini biliriz deyin. cezmi ersöz solcu numarası yapan boş bir adamdır deyin.

yok işte. bu at gözlükleri oldukça (genelleme yapıyorum, örneklere takılıp oradan düşünmeyin) insanların "eleştiri" kelimeleri bile bende saygınlığını yitiriyor okurken.

ya diyorum içimden; "tamam çok doğru demiş ama, zıt bir yanlış söylesek, yok bizim adam yapmaz öyle diyerek savunacak"

muhalif kelimesinin içini kendi beğenilerine göre dolduruyorlar. bundan rahatsızım. açık konuştuğum için kusura bakmayın, severim sizi olm be ljgdfgjk.

bu insanlar ben gibi liberteryan bakamıyor işte...bu adamlar salgırgan, saldırıyor hemen. kabullenemiyor insan doğasının muhilif olmak için bedel ödemeye hazır olmadığını.

idam edilenler, tek şiir yazıp elini ayağını çekenler, adını duymadıklarımız, gerçekten sistemden elini ayağını çekip insanlıktan nefret edenlerdir benim de ilgi alanım.

benim de istediğim muhalif portresi budur. ütopik olarak istediğim tabi, normalde mümkün değil pek biliyoruz gençlik onu.

ben çünkü, insanlardan umudu kestim. her bokun başı biz ve bizim egomuz, bencilliğimiz çünkü. hz ömer zor çıkar daha simgesel bir adalet örneği olarak.

--------

girinin bu kadar kısmında yazdım ettim, ben kendi yazdığımı ilerde okusam beğenmem. çünkü (bkz: coşkun sabah anılar) modunda bir giri oldu. teknik bilgi yok çeşitli bilgiler, örnekler olsa da.

ona zamanım kalmadı yoruldum ama dedim ya, konu tam rakı masalık amk. aşırı canım çekti rakı-çiğköfte lsdkjfgkdj.

teknik bilgi olarak sadece şunu ekliyorum çok minnak;

ben sabahtan beri "muhalif in önce tanımını yapmak gerek" savını anlatıyorum sanırım.

bu da bana göre aydınlanma çağına dayanıyor, estetizm denen akımın, sadece eski yunancada estetik kelimesinin hatırladığım kadarıyla anlamının göze-kulağa duyulara hitap eden eski bir sözcükten türemesine dayanmıyor yani. estetiğin bir felsefeye dönüşmesi, bunu şair edinmiş olan üretim odaklı, beyni farklı çalışan özel insanlarla yani sanatçılarla birleşmiş ve genel kanıya aykırı işlerde patlama olmuş.

18. yüzyılın sonlarına kadar insan tam bir hayvandı özetle. kopuş, değişim oralarda başladı kronolojiye bakarsan.

çünkü bildiğim kadarıyla akılcılık da rönesans çağı yani aydınlanma dönemine dayanıyor işte doğum tarihi olarak. o dönem öncesi tam karanlık amk. 18. yüzyılın öncesi işte.

status quo burada cuk oturmuş bir kelime olmuş. benim hayalimdeki sanatçı da bu işte.

rakı içmelik, daha teknik, daha felsefi kısımları bu işte bu güzide konunun. buralara girmeye ömrüm yetmedi şu an, yoruldum. bakarız sonra.

aslında içelim beyler be. karı-kız olmasın yalnız, ben yürüyebiliryorum içince, anabacı hocam bozuluyor sonra arada bana dslkjfgjdgk. of son cümlede de laf sokmuş gibi oldum hocama ama uzun giri oldu zaten okumaz o. lfjgkfdgk

(yazar yorulduğu için çocukça laf sokmalara başlamıştır, ve gider kahve açar sldkfjgfd. seviyoruz herkesi sıkıntı yok.)
okuzabi okuzabi
ben, yazarların bazı haklı tespitlerine katılmakla birlikte, durumun iktidar tarafından oldukça profesyonel olarak kotarıldığını düşünüyorum.

bu %50 nereden geliyor, neden bu kadar oy alıyorlar sorusunun cevabı da aslında buralarda bir yerlerde gizli olabilir mi?

gramscinin hegemonya tezini hatırlayalım, ne diyordu, yönetilen kesimlerin iktidarın ahlaki ve kültürel değerlerinin, pratiklerini ve dünya görüşünü gönüllü kabulunden bahsediyordu. bu süreçte entelektüeller ve sanatçılar meşrulaştırma uzmanları olarak görev yapar, konjonktürü iktidarın gözlüğünü takarak yorumlar ve iktidarın edimlerini olumlarlardı. bu da hegemonik iktidarın pekişmesine ve tekrar tekrar üretilmesine katkıda bulunurdu.

ne demek bu?

kısaca medyada profesörlerin doçentlerin gazeteci ve yazarların iktidarın her icraatını meşru göstermesi, sanatçıların da iktidarın çevresinde, davetlerde, resepsiyonlarda kedilerin ciğerci dükkanı etrafında gezinmesi gibi dolanmaları demektir. kitleler tv de konuşan akademisyenlerin özgeçmişini araştırmaz, genel kanı koca profesör söylüyorsa bir bildiği var şeklindedir. sanatçıların bu noktada önemi büyük zira onlar daha popülist ve halkın anlayabileceği dilde iktidarın mesajlarını olumladıklarında hegemonyaya hizmet ederler, bu arada karşı çıkmamak da olumlamanın bir yoludur.

peki iktidar bunu nasıl sağlar? öncelikle elindeki büyük maddi imkanları kullanır. medya kuruluşlarını ele geçirir, bir yandan akademiyi ve sanatçıları fonlar, çeşitli görevler ve danışmanlıklar dağıtılır, bir yandan da bir kaç tane de muhalif akademisyen veya sanatçıyı emsal olarak cezalandırır. bunu sürekli yapması da gerekmez, propaganda etkisini gösterdiğinde zaten iktidar kendi dünya görüşünü, ahlaki ve kültürel değerlerini kitlelere empoze etmiş ve benimsetmiş olacaktır. yani yeni bir "müesses nizam" inşa edilir, bunun normları, değerler sistemi halk nezdinde meşrulaşmış hale gelir.

bu süreç, türkiye gibi ekonomik sınıfların olmadığı örgütsüz toplumlarda daha hızlı işler, arkasında sınıfsal hareketlerin ve örgütlü güçlerin olmadığı akademi ve aydın kesimi iktidarın meşrulaştırma uzmanlarına dönüştürmesi daha kolay olur. halk da onların söylediklerini gittikçe daha güçlü olarak alkışlarlar.

bu durumda muhalefet etmek kimi kesimlerce "halka" karşı da muhalefet anlamına gelir, ihanet olarak algılanır. muhalif gazetecilerin yazarların sanatçıların gittikçe iktidar bloğuna yaklaştıklarını görürsünüz, yeni muhaliflerin çıkmasını asla değil.