türk solu pkk savunucusu mudur

dumrul dumrul
insan topluluklarının doğadan kopuk kendinde bir şey olduğu algısı insana dair istisnasız her konunun yanlış anlaşılmasını koşullayan bir temel kırılmadır. şimdi aranızda "yağ bunu nasıl dine bağladın" dyenler olacaktır ama dinler insanı biyolojik bir mekanizma değil tam da kendinde insan olarak, şimdi olduğu haliyle yaratılmış kabul ettikleri için pek çok diğer yanlış anlama gibi bu zihinsel kırılmann kaynağı da dindir.

oysa insan hiçbir şekilde doğadan kopamaz. insan davranışları da doğa yasalarına tabidir. topluluk dinamiklerini de fiziksel anıştırmalar üzerinden tarif edebiliriz. buna siyasal tutumlar da dahildir.

toplumda ağırlık merkezleri vardır. bizler sosyolojiyi ya da siyaseti anlamak için aslında fiziksel modelleri kullanırız ama bu fiziksel modellerin fiziksel model olduğunu bir türlü ifade edemediğimiz için karşımızdaki verileri (bir kez daha) yanlış yorumlarız. türkiye'de siyasetin merkezi aşırı sağa doğru kaydıkça sol da bundan çeşitli biçimlerde etkilenir. solun solunun 1971, 1980 ve 2000 yıllarında peş peşe gelen üç derin yenilgisi hem bu aşırı sağa kayışı kolaylaştırmış hem de radikal solun da bahsettiğim ağırlık merkezinin kayışından çok daha kolay etkilenebilmesini sağlamıştır. siyasetin merkezi bu denli sağa kaymamışken ve sol en azından son yenilgisini almamışken siyaseten çok daha bağımsız takılabiliyordu. çünkü kendilerine atfettikleri genellikle aşırı abartılmış gücün getirdiği ciddi bir özgüven vardı. diğer her konu gibi kürt solu ve pkk meselelerine de bu özgüven üzerinden yaklaşıyorlardı. solun geneli kürt sorununun farkındadır ve bunun çözüm merkezinin de kendisi olduğu iddiasındadır. pkk ise kürt siyasetinin en etkin parçası olarak bir yerde doğal olarak bu bakış açısına tahammül edemeyecektir. solun pkk ile ilişkisi 2000'e kadar sıklıkla çatışma hali içerir. dhkp/c pkk ile doğrudan hiçbir zaman çatışamamıştır yani aralarındaki gerginlik silahlı çatışmaya kadar evrilmemiştir ama 2000'ler boyunca azalmak kaydıyla bu gerginlikler devam etmiştir. tdkp, tikko gibi örgütler pkk'ya fiilen karşı koyacak bir güce sahip olduklarını hiç düşünmemişlerdir ama aralarında silahlı çatışmaya varan olaylar yaşanmıştır.

19 aralık 2000 yenilgisinden sonra hızla etkisizleşen radikal solda anabacının dediği gibi iki farklı eğilim ortaya çıkmıştır. esasen birinci grup pkk'yı bırakın kürt lafını ağzına alamaz hale gelmiştir. yani kürt sorununda kendisini çözüm adresi olarak görme tavrı fiilen ortadan kalkmıştır. bu durumda da pkk'nın bu alana dönük esneme kabiliyeti yükselir. gerilimler azalır. yani ağırlık merkezindeki değişim pkk'nın hareket alanını genişletmiştir. çünkü toplumsal - siyasal alan da doğa gibi boşluk tanımaz. türkiye siyasetinde ağırlık merkezi aşırı sağa kayarken uçlar hemen hemen yerinde kalır ama toplumsal vasat bir tarafa yığılmış olur. pekii diğer ucu kim dolduracak? daha hacimli olan yapı dolduracak ve orada çekim merkezi haline gelecek. yani aslında "sol" bir yapı olduğunu söyleyemeyeceğimiz pkk sol kanat boşaldıkça en sola yerleşmiş olur ve orayı fiilen domine eder.

yeterli hacme sahip olmayanlar ise iki ayrı ucun çekim alanlarına bağımlı olacaklardır. ağırlık merkezi aşırı sağa kayarken türkiye'deki radikal sol da sistematik şekilde sağa doğru çekilir. yani solun kitle tabanı geçmişteki gerilimler fiilen ortadan kalksa da kürt sorunu gibi bir şeyi gündemlerinden çıkaracaklardır. haliyle sorun senin için görünmez hale geldiğinde sorunun merkezindeki yapı da gündemden çıkmaya başlar. dolayısıyla türkiye solu ana gövdesi itibariyle ve zihinsel açıdan bugün pkk'nın çok uzağındadır. ikincisi, pkk diğer kutupta tek başına tutunan bir ağırlık merkezi haline geldiği için onun çekim alanı bir takım yapıları daha fazla etkisi altına almıştır. ama burada daha güçlü bir çekim alanı daha var. o da sağcılaşma eğilimleri. bu süreçte pkk'nın etkisi altına giren mlkp gibi sol yapılar aynı zamanda legalize olmaya doğru gitmişlerdir.

bugün yetmez ama evet tayfası koca bir sürecin tek günah keçisi haline getiriliyor ama türkiye solunun geçmişteki en kapalı, en sekter yapılarından biri olan tikb mesela 2010'a doğru (anayasa değişikliğine karşı açık tavır içinde olsalar bile) türkiye'nin demokratikleştiğini, dolayısıyla burjuva demokrasisinin hakim olduğunu, faşizm sorununun ortadan kalktığını filan öne sürüp "sosyalist devrim" tezine doğru yönelebilmiştir ki tikb'deki son bölünme bu tartışma içinde ortaya çıkmıştır. şaka gibi değil mi? faşizmin klasik formuna en yakın duruma geldiğimiz bir dönemde radikal solun en ortodoks tayfası içinde birileri demokrasiden filan söz etmeye başlayabiliyor. işte bu solun sağa kayışının en net örneklerinden biridir. aynı dönemde o kadar çok sol parti kuruldu ki solu gayet iyi tanıdığım halde ben bile kim kimdi karıştırmaya başladım. bu sağa kayışın birinci temel göstergesi legalizasyondu. örgütlerin yasal partilere dönüşmesiydi. kürt hareketi çözüm süreci sayesinde o alanı da hızla doldurduğu için legalize olan solu da hdp aracılığıyla yedekleyebildi. ikincisi solun sağa kayışı ya da liberalizasyonunun bir diğer çok önemli göstergesi kimlik siyasetlerine doğru kayıştır. düne kadar salt köylü hareketi olan tikko bile bugün lgbt yapılanmasına sahip. işte bu bizim 10 sene önce bile hayal edemeyeceğimiz bir şeydi. sen bir kez kimlik siyasetinin alanına girdiğin zaman o alanı da domine edebilen pkk'nın çekim alanından kaçamazsın. niye? çünkü pkk kendisini marksist leninist olarak lanse ettiği 1993 önceside bile her şeyden önce bir kimlik hareketiydi.

şimdi işler daha da karıştı değil mi? geçmişte türkiye solunun daha sağında yer alan pkk bir nebze daha sağa kayıyor ama türkiye solu dediğimiz radikal örgütler çok büyük bir hızla sağa kaydıkları için pkk soldaki tek ağırlık merkezi haline gelmiş oluyor. bu nedenle de kendi eksenini kaybetmiş olan solun bir kısmı onun çekim alanına giriyor. en yalın haliyle fizik konuşuyor burada.

elbette burada vasatın yargılarıyla ilgilenmiyorum. şurada 15 temmuz'un tanka atlet tıkamışlar geyikleriyle taşak geçtiğimiz için bile pkk'lı ilan edilebiliyoruz. vasatın hoşuna gitmeyen ne söylersen söyle, ne yaparsan yap hemen pkk'lı oluyorsun. şimdi bu malakların gözünde türkiye solunda pkk'ya her dönem en uzak durmuş bulunan örgüt olan dhkp/c'yi bile pkk'ya yamıyor bu tipler. çünkü baştan aşağı zır cahiller.

bunların asla anlamayacağı şey şu: siyaseten sağa kayış rasyonel alanın tamamen boşalmasıdır. sol örgütler fikren pkk ile aralarındaki mesafeyi açarken, ondan uzaklaşırken pratikte onun etki alanına daha çok girebilmişlerdir. buradaki dinamik de şudur. fark açılıyor çünkü pkk hala kürt hareketi olması bağlamında bir kimlik hareketidir. ama her şeyden önce legalizmin en uzağında duran bir örgüttür. hacmi çok büyük olduğu için legal alanı çok etkin kullanabilir ama ipler elinde silah olanların elindedir. solda ise böyle bir hacim bulunmadığı için siyasi partiyi bırakın dernek kursalar fiilen legalleşmeye doğru evriliyorlar. legalizmin bunlardaki başat etkisi kendi gündemini yaratmaktan uzaklaşmaktır. bu nedenle de kendi gündemine sahip her hareket bunları etkisi altına alabilir ve ne yaptıklarının farkına bile varmazlar. allahın kıytırık lgbt hareketi bile bunları yedekleyebilir. bu durumda bir de artık ordulaşmış olan. bazı avrupa ülkelerinden daha çok silahlı elemanı bulunan pkk bunları pratikte hayli hayli yedeğine çeker.

bu nedenle de "türk solu pkk savunucusu mudur?" sorusunun cevabı çok net şekilde "hayır"dır. ama soruyu fiziğe doğru çekersek ve "türk solu pkk'nın etki alanında mıdır" dersek bu sorunun cevabı da kesin şekilde "evet" olur. çünkü fizikten kaçmak mümkün değildir. mevcut durumun çözümü de vasatı aşırı sağdan en azından makul seviyelere çekebilmektir. sol sola kaymayı başarabilirse her türlü kimlik siyaseti gibi pkk'nın da etki alanından uzaklaşacaktır. oysa kuş beyinli aşırı sağ solu bütün gücüyle sağa çekmeye çalıştıkça pkk'nın oyun alanını genişletiyor. çünkü kutuplaşmanın doğası hakkında da en ufak bir fikir sahibi değiller.

nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça...
3
anabacı vokke anabacı vokke
fizik yasana katılıyorum. ama bir konuda katılmıyorum, 90'larda türk solu pkk'nin daha solunda değildi. hemen hemen aynı yerdeydiler.... pkk'nin herkese saldırdığı 1978-80 arasında da açık konuşmak lazım, pkk çok ateşli bir "solcu çocukluk hastalığına" tutulmuştu. solcusu bile sağda kalıyordu onların baktığı yerden... onlara da müthiş bir öfke duyuyorlardı. mesela 1978 programlarında öyle güçlü bir islam karşıtı ton vardır ki türk solundan çoğu örgütün kadroları arasında benzer şeyler söylense bile oturup yazmaya cesaret edememişlerdir.

12 eylül toplumu sağa çekti ama sol'u aksine radikalleştirdi. yenilgi dönemleri bazen sola savurur, bilirsin. bence 12 eylül öyle bir yenilgiydi. 12 eylül'den önce küçücük bir grup olan tikb'yi 90'larda öne çıkaran-yani en azından artık küçük değiliz dedirten- bu savrulmadır mesela. bu sola savruluş öncesinden "pek tekin" görülmeyen pkk'ye karşı da bir hoşgörü ve muhabbet yarattı... 90'lara damga vuran da esasen bu iklimdir. 93 ateşkesinde pkk hafif bir sağa yalpalasa da çok da devrimci demokrasi platformundan uzaklaşmamıştır. gene bu dönem pkk o kadar türkiye solunun plebiyen ve sol bir hareket sayılıyor ki 90'larda tdkp'den ayrılan bir grubun kitapçığını bulmuştum bir sahafta. önderliğin küçük burjuvalığına delil olarak pkk ve tikb'yle çatışmasını gösterebiliyorlardı. ki araştırdım, bunu yazan adamların hiçbiri kürt değil =) bölge çocuğu olmadıkları için çatışmanın nasıl geliştiğiyle ilgili hiçbir bilgileri yok ama böyle bir yargıları varmış. yani ideolojik olarak belki çok eleştirildi pkk ama temsil ettiği "kimlik" ve kitle tabanın yoksulluğu üstünden daha solda görülüyordu...

gene kimlik siyaseti olması da yerine göre daha "solda" durmasını sağlıyordu. mesela 1993'te dersim'deki çatışmada pkk açıkça tdkp'nin solunda konumlanıyordu. çünkü ulusal soruna ve 38 tertelesinin rövanşına dayanıyordu. bu isyanlara bulaştıkları için de genelde daha yoksul kalmış aşiretlere ve köylülere... tdkp, biraz da içindeki devrimci unsurları itinayla tasfiye etmesinin etkisiyle ve bir kısım unsurunun kirli savaş ortamında esnaflaşmasıyla pkk'nin daha sağında bir sosyolojiye yaslanıyordu. bizim bir abinin dediği gibi "akılları iki karış havadaydı". hem bu sağ sosyoloji hem de kendi gücünü abartmaktan kaynaklı bütün siyasetini pkk'yi tecrit etmek üstüne kurmuştu. kendisi tecrit oldu... yani pkk hem kimliği temsil etmesiyle hem de savaşan güç olmasıyla kürdistan'da da çeşitli türk sol örgütlerinden sol'da konumlanabiliyordu. hatta tikko'yu o dönem aydınlıkçılardan sağdan bombardıman ediyorsa kürt hareketi de soldan ediyordu...

bu dediklerinle zıtlaşıyor mu? değil... pkk geçmişinde kimlik siyaseti dolayımıyla bile olsa türk solu'nun solunda konumlanmıştı. bu da parlementer alandaki boşluğu doldurmasını, en azından türk solu'nun daha radikal unsurlarını çevresine toplamasında etkili oldu bana göre...

ama türk sağcısının akılsızlığının da ağırlık merkezini sağa çekerek meydanı pkk'ye bırakmak olduğunu düşünmüyorum. bu sayede sol'u yanıbaşlarından daha uzak bir konuma sürüklüyorlar. kendileri için tehdit olmaktan çıkıyor...

ama asıl akılsızlıkları şurada bence... böyle yaparak kürt sorununu iyice çözemez hale getiriyorlar. sol'la özdeşleşmiş bir iç düşman haline getirdikleri için kendileri de konuyu konuşamaz hale geliyor. konuştukları noktada kendileri de terörerere çünkü... ama turan dedikleri yolun üstünde de kürtler var işte. adam bir yandan emperyal vizyon diyo, bunu da esasen kültür ve diplomasiyle yapmayı öngörüyor. ama daha kendi içindeki ulusal sorunu çözemeyen türkiye'nin oradaki ülkelere model olamayacağını da öngöremiyor. o emperyal vizyonun nasıl olacağı da muamma... türkiye oradaki zenginlikleri nasıl getirecek? bankalarla borç verip karşılığında gaz mı alacak, katma deperli ürün mü satacak, yoksa gidip karabağ gibi işgal mi edecek bunların hepsi belirsiz.... ilk ikisini yapma olanağı yok, sonuncusunda da hegemonya kurma şansın yok. hadi hepsini geçelim, sadece "hepimniz türküz" diye tüm bu devletlerin türkiye çatısı altında toplanacağını farzedelim. gene de kürtlerle mutlu huzurlu yaşayamayan bir ülkenin oradaki 7-8 halka vaadedebileceği hiçbir şey yok ya... üstelik hepsinin toplumsal hafızasında iyi kötü bir rus ve çin işgali var. bence ağırlık merkezinin sapa kayması iç politikada işe yarıyor ama dış politikada bütün emperyal bvizyonlarının içine sıçıp batırıyor.
dumrul dumrul
ya tkp, ödp, chp hariç tdkp'yle kimi kıyaslasan zaten tdkp'nin solunda kalır. ama sol sağ tanımları karışmaya çok müsait. dhkp/c lenin'in narodnikler için filan kullandığı anlamıyla en solda ama kültürel olarak bayağı geleneksel türk sağcısından farksız bir kültür üretiyorlar. pkk'nın içinde milliyetçisi de var, ümmetçisi de var, anarşisti de var, marksisti de var. ideolojik platform olarak pkk bayağı silahlı liberal hareket görünümüne büründü 2000 sonrası. bu çeşit bir radikal liberalizmin babası malum ezln. bu açıdan da senin dediğin ölçüde solda olabilmesi mümkün değil.

sonuç olarak pkk kelimenin gerçek anlamında, yani dehşet saçarak etki üretmek bakımından net şekilde terörist. fakat kendi etki alanı genişledikçe bu etki alanındaki kitleyle ilişkileri de bir o kadar net şekilde stalinizmden liberalizme doğru kaydı. belli bir toprak parçasında egemenlik kurdukça da önü görülemeyecek çok uzun vadeli hedefler yerine o alanı koruma kaygısıyla çatışmadan beslenemeyecek. çatışmacı bir ortamda elindeki ekonomik potansiyelleri kullanamaz. elinde zebil gibi petrol var ama sen bunu el altından satmak zorundaysan ekonomik potansiyelin en az 5 kat düşüyor. o parayı vergiyle, haraçla, düz kaçakçılıkla hatta kürt mafyasını, uyuşturucuyu vs kullanarak bile olsa toplayamaz. hakimiyet kurduğu bölgeyi besleyemez. alanda egemenlik sende değilse yoksulluğa tepki seni güçlendiriyor ama hakim olan sensen yoksulluk seni er geç bitirir. ve bu yüzden türkiye ya da bölgenin politik atmosferini hiç hesaba katmasak bile pkk yıllar içinde daha da sağa kaymak durumunda kalacak bence.

türk aşırı sağını ise bence yanlış değerlendiriyorsun. turan muran salt ajitasyonel söylem. türk aşırı sağının çok uzun süredir tek beslenme kaynağı kürt sorunu. bu bir şekilde ortadan kalktığında yani geniş kitlenin korku ve travmaları aradan çekildiğinde para ve ışıltı neredeyse herkesin gözü oraya kayar. türkmenistan'ı, özbekistan'ı, doğu türkistan'ı kim ne yapsın? kaldı ki rusya, iran, çin orada dururken kürtler sözde turan hedefinin önünde kıymık bile sayılmaz. engel olmayı geç... tam da bu nedenle adamların türkiye'deki türklere de vaat edebilecekleri bir şey zaten yok. kendileri için mantıklı olan tek hareket yedekleyebildikleri kadar geniş bir kitleyi yedeklemek ve solun en azından bir kesimi buna yeterince teşne iken bunlar sürekli cephe genişletiyorlar. türkiye'deki aşırı sağa kayıştan gözleri karardı, sürekli pompaladıkları kutuplaşmanın artık kendilerini değil önüne geleni yamadıkları kürt hareketini beslediğini göremiyorlar. 10 sene önce yine hayal bile edilemeyecek olan bir diğer şey kürt hareketinin yüzde 15'e varan bir kitleyi etki alanına katması değil miydi? iş bölücü kebapçılara kadar geldiğine göre bunlar bu kafayla giderse pkk türkiye'nin ana muhalefetine filan dönüşür yakında.
anabacı vokke anabacı vokke
ben bu solda konumlanma işini gelecekte nereye evrilirden ziyade hareketin dna'sı ve türk solcusu üstünde yarattığı intiba üstünden söylemiştim. bu dna ve özellikle 90'lar sürecindeki olumlu imajın da bu dönem örgütsüz ve zayıf kalan radikal unsurları etraflarına toplamalarını kolaylaştırdığını düşünüyorum. mesela düşün, gezi hareketinde öne çıkmış bir çok insan gitti rojava'ya... bunların bir kısmı da orada savaşarak öldü. bu insanların türkiye'de kalmak yerine neden oraya gitmeyi tercih ettiklerini kimse sorgulamadı. bir bunun üzerine bir şeyler yazan demir küçükaydın'ı gördüm. onu da kimse okumuyor zaten...

uzun vadede pkk'nin bundan daha ılımlı bir çizgiye kayacağını ben de düşünüyorum. ki böyle bir sağa kayışı hemen her devrimci iktidar da yaşadı zaten... ama bir de hareketin dna'sı var işte. daha önce şurada anlatmıştım, pkk bir yönüyle chp'ye benzer. chp'nin nasıl sosyal demokrat olmasının bir sınırı varsa pkk'nin sağcı olmasının da bir sınırı var. tr.instela.com

ki pkk'nin marksizm anlayışı da ezln gbi ortayolcu hareketlerle zaten akrabaydı, onlara benzer bir evrim geçirmesi de hiç şaşırtıcı değil. bu evrimi beğenmeyenlerin ciddi bir bölümü daha soınra çok daha kötü noktalara savruldular. bunu zamanında daha soldan eleştirenlerin önemlice bir bölümü de daha geri mevzilere savruldu... gene ezln ve pkk'nin bir noktada durmayı becerebildiği söylenebilir. ki bu sscb sonrası dünyada hiç kolay değildi...

türk aşırı sağı'nın bazen sıktığı doğrudur. projeksiyonlarının çok bir gerçekçi tarafının olmadığı da... zaten twitter'da çoğu jöh pöh hesabını araştırdığında 14-15 yaşındaki çocuklar çıkıyor. bu kadar leş bir faşizme ancak ergenler inanıyor demek ki... ama öte taraftan bu ergenlerin bir kısmı büyüyor, siyasi kadrolar haline geliyorlar. hepsi de o ergen faşizminin şurasını burasını törpüleyerek de olsa aynı vizyonu koruyorlar. bunu bu sefer devlet politikası diye ciddiye alıyorlar. yani bu insanlar bu söylemi sadece taktik olarak kullanmıyorlar, ciddi ciddi inanıyorlar da... elbette içinde propoganda oayı var ama inanıyorlar. pkk'nin karşısında barzani kuvvetleri gibi sadece parasını pulunu düşünen bir kuvvet olsaydı çoktan pes etmişti. ciddi bir ideolojik aşrtlanmışlıkları da var ve dış politika vizyonlarını bu çiziyor. düşün attığım video kesinlikle bir propoganda videosu değil. tartışma videosu... dertleri kutuplaşma desen kürt meselesine ve pkk'ye girmekten özenle kaçınıyorlar. adamlar ne yapmak lazım onu tartışıyorlar ama "orospu çocuğu" demeden kürt meselesini konuşamadıkları için onu da konuşamıyorlar aslında... yoksa sol'un ciddi bir bölümünü bile yedeklediler. arkalarındaki desgteği arttırmakta hiç başarısız olduklarını düşünmüyorum. bu tabi onların başarısı mı onlara yedeklenenlerin akılsızlığı mı onu da ayrıca konuşmak lazım tabi...
bu başlıktaki 2 giriyi daha gör