türk toplumunun en büyük sorunu

2 /
yazaryazmazgeldim yazaryazmazgeldim
otobüs muhabbetleridir.
şu anda özçekim yapsam sağımda dert yanan teyze, solumda genç yaşına ve şu on dakikalık muhabbete rağmen içinden hayata en ağır küfürler eden genç, ortada da kafası şişmiş sinirden gülmemek için kendini zor tutan ben.
mr polyglot mr polyglot
en temel sorunu okumayan bir toplum olmasıdır. ne yazık ki bu ülkenin insanları okumayı ve araştırmayı sevmezler. bilgi gereksinimlerini daha çok sözlü iletişim kanallarıyla giderme yoluna giderler. bu da onların bilgi edinme yollarını yakın çevreleri ve belirli televizyon kanalları ile sınırlar. dahası, duyarak edinilen bilgiler çoğu zaman bir kulaktan girip öbüründen çıktığından, özellike televizyon programlarında uzmanlar sürekli davet edilir, aynı konular tekrar tekrar anlattırılır ki akılda kalsın. sonra da insanlar bu gerçekten bihaber, ordan burdan duyduklarıyla hemen her konuda ahkâm kesmeye kalkarlar. yabancı dil hususuna değinmiyorum bile.

"roman okumak mı? aman canım boşver ya ne gerek var? kaç sayfa kitap, şimdi oku oku bitmez. hazır dizisini yapmışlar işte, onu izleyelim biz."
glenlivet glenlivet
herkesin her ama her konuda kendinden son derece emin olması.

bariz hatalı oldukları durumlar dahil uyarılmaya bile tahammülü yok bu toplumda insanların. 90lar bebesiyim, bu böyle değildi önceden. yani çok öncesini bilemem 88 doğumluyum, ama bir 10 yıl önce böyle değildi, bundan eminim. insanlar daha etkileşime açıktı. şu anda sokağa çıkın ve tanımadığınız bir insanı çevirip pardon diyin. çok büyük bir ihtimalle size ''nefretle'' bakacak ve tahammül edebildiği kadarıyla söyleyeceklerinizi dinleyecektir. ilginç bir şekilde herkes birbirinin suratına nefretle bakıyor, akıl alır gibi değil.

çoğu insan ''pardon''un anlamını bilmiyormuş gibi davranıyor. kitapçıda daha bugün şahit oldum: 20-21 yaşlarında bir çocuk bir koridorun girişinde duruyordu ve geçmek isteyen bir kadın gayet duyulabilir bir sesle ''pardon'' dedi, çocuk oralı değil. çocuğun kız arkadaşı geldi sırtından itti, yol açıldı, ''pardon dedi'' dedi. çocuk o an kız arkadaşına bile nefretle bakıyordu.

metroya bindim, kalabalık, kapı ağzında kaldık, kapı kapandı ama üstteki tutunma demiri dolu, kapının sağ ve solundaki dikine tutunma demirlerine de birine bir abimiz vermiş götü, birine de dayının biri gerçek bir koala gibi sarılmış, tutunmaya yer yok. 1,90 boyum var, icabında tavandan tutunurum ama niye bu şekilde seyahat edeyim. dayıya yanaştım abicim dedim şurdan da ben tutunayım, bi müsade et. dayı çekildi ama öyle bir bakıyor ki, yani zannedersin ''şurdan ben de tutunayım müsade et'' dememişim de ''ananı sikeyim'' demişim gibi bakıyor. biraz cılız bişey olsam dövmeye de kalkardı bence.

yürüyen merdiven kullanırsın, ufaktan acelen vardır, adam solda tam bir dalyarak gibi dikilir, kibarca müsade istersin yine aynı nefret dolu bakış. ya birader hayatta kızdığın her şeyin hıncını niye benden almaya çalışıyorsun? sadece geçip gitmek istedim, sadece 5 kişinin tutunabileceği demire kendi başına koala gibi sarıldığın için tutunmaya yer bulamadım ve müsade istedim, neden nefret ediyorsun benden?

bir kere neden ve nasıl bu kadar kendinden emin bu insanlar? neden acaba hatalı olan ben olabilir miyim demiyor kimse? neden kimsenin başka birinin düşüncelerine hiç bir şekilde tahammülü yok?

toptan delirdiniz mi müdür?
poisonx poisonx
çocuk yetiştirmektir.

özgüvensiz, sorumluluk duygusunan yoksun yetiştiriyoruz çocuklarımızı. her şey, çocuğun çaydanlığı avuçlama isteği ile başlıyor.

çocuk ellenip, ayaklandığında çaydanlığı tanımak için elini uzatınca "cısss" diyor ve çocuğu uzaklaştırıyoruz eylemden. ve sonra çocuk bunu bir oyuna, inatlaşmaya çeviriyor ve ısrarla o çaydanlığı gördüğü her an "cısss" diyerek elini o çaydanlığa uzatıyor. oysa o çocuk daha en baştan o çaydanlığa parmak ucunu ve sizin de denetiminizle-çok çok sıcak değilken- değdirse, bir daha eylemi yinelemeyecek ve kafasında "sıcak" denilen şeyi ilk kez somutlaştırmış olacak.

sonrasında ev içinde koşturma hali var. çocuk ulan işte, hareket edip de enerjisini atacak bu sıpalar ve sokağa çıkacak yaşa gelene dek-ki günümüzde hayal gibi bir şey genele vurduğumuzda- evin içinde koşturacak. derken ikaz ediyor ebeveynler-ve hatta onların ebeveynleri- çocuğu;

"çocuğum koşma, kapıya çarparsın"

ama dedik ya çocuk onlar, koşmaya devam edip de kapıya çarpıyorlar ve yaygara kopartıyorlar. iki ihtimal beliriyor bu durumda;

1) ebeveyn, sırf o anda çocuğun figanını engellemek adına kalkıp da "eh sana kapı" nidaları eşliğinde kapıyı dövüyor.

2) ebeveyn hırs ile kalkıp da iki tane patlatıyor çocuğa.

her iki durum da nasıl hastalıklı sonuçlar doğuruyor anlatamam. ya da dur bir deneyeyim;

birinci ihtimalin sonunda;

30-40 yaşlarına gelmiş ve yolda yürürken önüne bakmadığı için takılıp da düştüğü kaldırım taşına küfürler edip, tekmeler atan yetişkinlere dönüşüyor o çocuklar. iş yerinde hata yaptığında sırf "suç bende" dememek için iş arkadaşlarına suç yüklüyor, sistemlere suç yüklüyor, işleyişe suç yüklüyor...

ikinci ihtimalin sonunda;

sevdiği, aşkından öldüğü, günlerce gecelerce aklını başından insana karşı dahi gidip de ona karşı hissettiklerini anlatamayan kimseler oluyor. hayatı boyunca başına ne gelse sesini çıkartamayan insanlar oluyor...

bizim en büyük sorunumuz çocuk yetiştirmek konusundaki beceriksizliğimiz. geri kalan bütün sorunlar da buradan hareketle çıkıyor; adım kadar eminim.
noooooooo noooooooo
türk kültürü dışında bütün kültürlere tapıp kendi kültürünü saçma, gerici, bulmalaridir, ayrıca bunların bazıları o kadar asimile olmuş ki, türk müziğine, türk filmlerine, türk kitaplarına dönüp bakmaz bile, ayrıca dilin içine, kür, printer, scanner gibi ingilizce kelimeler yerleştirme de bu sorunlardan biri.
2 /