türkiye de engelli olmak

1 /
van den budenmayer van den budenmayer
50 kişi ve üzerinde eleman çalıştıran kamu ve özel kuruluşların 4 engelli çalıştırma zorunluluğu olduğu halde çalıştırılmaması ve bu durum neticesinde engellilerin işsiz kalmasıdır...

konuyla ilgili 23/04/2007 tarihli sabah gazetesi'nden cemalettin gürsoy'un yazısı:

*** özürlü istihdamında türkiye sınıfta kaldı ***

türkiye, ab ilerleme raporu kapsamında özürlülerin toplumsal hayata katılımlarını sağlamaya yönelik düzenlemeleri yapmak için anlaşma imzaladı. ab ilerleme raporu'nda belirtilen özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru olanların çalışma hayatı içinde yer alması için çeşitli hukuki düzenlemeler yapıldı. bu çalışmalar sonunda 2005 yılı verilerine göre bir kuruma işe yerleştirilmek üzere başvuran özürlü sayısı 490 bin 133. bunlardan 55 bin 339'u kamuda, 159 bin 414'ü de özel kesimde işe yerleştirilmiş. bütün veriler özürlülerin toplumsal hayata katılamadığını gösteriyor. fiziksel engelliler federasyonu genel sekreteri dr. engin avcı yaptığı basın açıklamasında "özürlülerin toplumsal hayata katılımı için yedi bakanlığın söz sahibi olması nedeniyle bürokratik engellerden dolayı istenen noktalara gelinemedi" dedi.

birçok ülkede özürlülerin topluma kazandırılması yönünde çeşitli çalışmalar mevcut. bizde sağlıklı veriler elde etmek için türkiye'de uygulanmakta olan özürlü kota sistemini ülkeler arası boyutuyla masaya yatırdık.

- türkiye: 50 kişi ve üzerinde işçi çalıştıran kamu ve özelde 4 özürlü, 1 eski hükümlü 1 de terör mağduru çalıştırmak zorunda. ücretlerde vergi muafiyeti var. çalıştırmayanlara ise bin 266 ytl ceza kesiliyor. cezalar fon'a aktarılıp özürlünün ihtiyaçları için harcanıyor.

- amerika: 1990 yılında çıkarılan amerikan özürlüler kanunu (`americans with disabilities act) ile 15 ya da daha fazla işçi çalıştıran işverenlere özürlü işçi çalıştırma yükümlülüğü getirilmiş.

- almanya: 16 işçi çalıştıran işverenler, yüzde 6 oranında ağır derecede özürlü çalışan istihdam etmek zorunda.

- avusturya: 25 kişinin üzerinde işçi çalıştıran şirketlere yüzde 4 özürlü istihdamı zorunlu tutuluyor.

- belçika: kamu kurumlarında özürlü istihdamı zorunlu. özel sektör için zorunluluk yok ancak asgari gelirden indirim ve özel prim sistemi mevcut.

- fransa: 1987 tarihli kanuna göre özel ve kamuda 20'den fazla işçi çalıştıran işyerle ri için kota yüzde 6. ancak kurala uymayanların alternatif yükümlülüklerini yerine getirmesi şart. örneğin, işverenin ya özürlülerle ilgili derneğe ya da özel eğitim görenlere mali yardımda bulunma gibi.

- hollanda: en az yüzde 3, en çok yüzde 7 oranında özürlü istihdamı zorunlu.

- ingiltere: 1995 yılında yürürlüğe giren (`disability discrimination act dda1995), 1944 tarihli bir yasayla zorunlu istihdam öngörülmüş. "`özürlü ayrımcılığı kanunu`" ile çok geniş bir kesime koruma getirilmiş ve özürlülere yönelik ayrımcılık önemli yaptırımlara tabi tutulmuş. ayrıca ingiltere'de 20 ya da daha fazla işçi çalıştıran işverenlere yüzde 3 oranında eski hükümlü çalıştırma yükümlülüğü getirilmiş.

(kaynak: ılo, who, `tüik)
mevlana beni görse sen gelme derdi mevlana beni görse sen gelme derdi
gelişmiş ülkelerde engelinizi unutturmak için yapılan tüm düzenlemelerin türkiye'de hatırlatmak için kullanıldığını görmektir. engellilere ayrılmış park yerlerini beyin özürlüler(!) işgal eder, kaldırımlar normal bir insan için bile fazlasıyla yüksek yapılır, yaya geçitlerinde bile yol verilmez (ki bu normal insanların da hayatını zorlaştırır) ve en kötüsü engellilerin yaptıkları/yapabilecekleri göz ardı edilir.
efesgüneşi efesgüneşi
- çoğu binaya mimari "engeller"den dolayı girememektir.

- engelli tuvaleti avrupada otoban kenarlarında bile varken, türkiye şehirlerinin merkezinde insan gibi işeyebilecek yer aramaktır.

- devletin kurumlarıyla yapacağınız her yeni işlemde tam teşekküllü hastaneden heyet raporu almaktır. (bu normal insanların her sorulduğunda yeniden nüfus cüzdanı çıkarmasına eşdeğerdir.)

- sokakta, parkta, alışveriş merkezinde, havuzda veya sinemada "ne işi var bunun burda" anlamında bakışlara maruz kalmak demektir.

- üniversitede okuyan arkadaşının göğüs hizasından aşağısını hissetmediğini bildiği halde "sen şimdi cinsel organını da hissetmiyon dimi?" tarzı türklere has sorularla karşılaşmaktır.

- bazı yerlerde özellikle geniş olduğu için engelli tuvaletlerini sevişmek için kullanan çiftleri beklemek zorunda kalmaktır.

- engelli otoparkı hakkını gasp eden hayvanlara "burası engelli otoparkı başka bir yere park edin" dediğinde "sanane lan buraların amiri sen misin kafamı bozma kırarım bi tarafını" gibi şiddetlere maruz kalmaktır.
misuf misuf
zar zor binilen otobüsten inebilmek için şoföre, kaldırıma biraz daha yaklaşması için yalvarmaktır. sonuçta otobüsten başkalarının yardımıyla inebilmektir. budur türkiye'de engelli olmak.. umursanmamaktır.
muglak muglak
yabana atılmaktır.

bugün dünya engelliler günü. bugün onların günü. ama türkiye'de değil. hiçbir zaman olmadı.

biz ki onları her gördüğümüzde, bakışlarımızı kısarak ve onlara anlamsız bir merhamet katarak baktık engellilere. biz ki, en büyük engeli yarattık onlara; yapılanmalarımızda onları hiç hesaba katmadık. bu 8.5 milyon insan hiç yaşamıyormuş gibi davrandık. elimize bir kitap alıp, ama bir kardeşimize okumadık. onu elinden tutup, karşıya geçirmedik. geçirecek birileri nasılsa çıkardı. biz onları her gördüğümüzde sadece yalandan acıdık. bizim de ' potansiyel ' bir engelli olduğumuzu unutarak hem de. kim verebilirdi ki bunun teminatını bize? biz ki onlarda bulunan ' fazla' yı göremedik, eksiğe bakmaktan. hepimizden daha güçlüydüler oysa.

işte bu kertede ne yazık ki türkiye'de engelli olmak, ölmeden hayattan çekilmek anlamına geliyor.
trembling blue stars trembling blue stars
bu boktan hükümetin yaptığı tek iyilik,özürlü-engelli insanlar için olan rehabilitasyon merkezlerinin ücretlerini devletin karşılamasıdır.yaklaşık 10sene önce insanlar cebinden öderdi,bunda hükümetin içinde özürlü çocuk sahibi olanların,özellikle köksal toptan'ın payı büyüktür.yardım etmeleri için başlarına gelmesi gerek bir takım şeylerin galiba.
suursuz suursuz
zordur.. hayatını saklanarak geçirirsin.. oradan buradan insanların bakışlarından kaçarsın.. aslında o kadar fazla bir nüfusa sahipsindir ki bu ülkede hepiniz birden çıksanız konuşsanız bütün türkiye şok olur bu kadar fazla engelli vatandaşın nerede nasıl yaşadığına..

engelliler türkiyede evlerinden dışarı çıkmazlar.. çıkamazlar.. çıkmalarına izin verilmez çünkü.. ne bir otobüs, ne bir kaldırım, ne bir bina girişi asla ama asla bir engelliyi düşünerek yapılmaz bu ülkede.. sakaryada okuduğumdan mütevellit çok görüyorum aslında burada.. karadeniz bölgesine yakın olmasından kaynaklı bir durum sanırım ya çernobil faciasıyla alakalı ya da akraba evliliğiyle, çok fazla engelli insan var burada.. öylesine fazla ki yönetime gelen her belediye başkanı mutlaka engelliler için çalışma yapıyor.. örneğin burada pek çok yürüme engelli vatandaşın akülü arabaları var.. rehabilitasyon merkezleri çok fazla.. ücretsiz değiller belki tam bilmiyorum ama son derece modern ve temizler.. rahatlar.. fakat istanbula gittiğimde bakıyorum da, koskoca metropolitan şehir, devasa alışveriş merkezleri, eğlence yerleri, iş yerleri, sanayileri olan koskocaman bir şehir.. ne yazık ki içinde barındırdığı engelli vatandaşlarına kolaylıklar sağlamadığı gibi beyin özürlü vatandaşlarının da engellilere saygı duymasını öğretememiş şehir.. bir arkadaşımızın farkına varmamızı sağladığı bir haberde gördüm az önce.. mecidiyeköy metrobüs durağında kendilerince kendilerini anlatmak isteyen engellilere haykıran, çekilin şurdan be şeklinde ahlaksızca canice tepki veren gerizekalı aptallarla aynı şehirde yaşamak, aynı ülkenin vatandaşı olmak çok ama çok hayal kırıklığı yarattı bende..

türkiyede engelli olmak zor.. hem de çok zor.. çünkü o gavur dedikleri avrupalılar, o beğenmedikleri avrupalılar, hristiyan dölü dedikleri o dini bütün avrupalılar en azından insanlar.. engelliler her alandalar.. insan gibi yaşıyorlar.. bizim ülkemizde olduğu gibi kimse saklanmıyor orada.. burada engelli olmak hem çok zor hem de bu ülkenin cahil ve gerizekalı beyin özürlü insanlarıyla aynı havayı solumak çok acı verici..
desperate0082 desperate0082
arkadaşlar, daha demin okuduğum bir haberle, ne olduğunu anlayabildiğim bir şey bu engelli olmak. ama türkiye'de engelli olmak başkaymış bunu öğrendim o haberde.
yani az çok, bir insan yürüyememenin ne acı bir şey olabileceğini düşünür. elbette ta ki yürüyememeye başladığı ana kadar. ondan sonrası hiç düşünmediğiniz gibidir. yani öyle ölürüm daha iyi saçmalığı falan yok bu işte.
her neyse, sonuçta insan bacakları varken düşünmediği şeyleri bacakları olmadığında düşünür. tabi engelli olmak yalnızca yürüyememek değildir. neden engelli denir bilemedim ancak, bu çok felsefi bir durum.
yani normal olamama durumundan ötürü kişiler eksik uzuvlarıyla değerlendiriliyor.
sırf benim gibi koşamadığı ya da düşünemediği için insanları yaftalamalı mıyım? hiç sanmıyorum. bana insani olan bu davranış, yakışıksız geliyor.
her neyse...
şimdi, ben küfürlü yazı yazmayı sever miyim öğreneceğiz...


fakat önce, türkiye'de engelli olmanın ne demek olduğunu anlamak için radikal gazetesinin şu linkine bakalım bir:
mecidiyeköy'de dün insanlık izne çıkmıştı! - #türkiye mecidiyeköy metrobüs durağı önünde eylem yapan engellilere tahammülsüzler 'sokağa niye çıkıyorsunuz' diye bağırdı. ezilme tehlikesi geçiren eylemci... radikal

sonra gelelim işin asıl kısmına... bu insanlar metrobüse binebilmek ve yok sayılmamak istiyorlar. bence de yok sayılmamalılar. size çok basit bir örnek vereyim. benim yalnızca internette bir oyundan tanıştığım arkadaşım var.
sağlığımın inanılmaz bozulduğu bir dönemdi, intihar etmeyi kafama koymuştum ve o herif, o hayatıma anlam katan herif, beni inanılmaz bir alçak gönüllülükle hayata döndürmüştür. üstelik, yerinden bile kalkamadığı halde bir klavye yardımıyla yaptı bunu.
şu an bir çoğumuzun tıkladığı web sayfalarını yapmaktadır. host hizmetleri sunmaktadır vs vs...
bir gün sırf onun için ya sepetli ya da üç tekerlekli bir motosiklet alıp onunla birlikte antalya'ya doğru uzayacağız. tabi bunun için biraz para gerekiyor.

her neyse konu bizim özelimizde gelişmiyor. ama şu aşağılık düzenin aşağılık insanları...
neden dışarı çıkıyorsunuz diye engelli insanlarımızı aşağılayan onursuz yaratıklar...
yeterince özetler.
engelli olmak demin yukarıda paylaştığım arkadaşımla aramızda bulunan ilişkiyi ne olumlu ne de olumsuz etkilemiştir. engelli olmasaydı, motosikletle bu yaz antalya'da olabilirdik. onun engelli olması ise 3 tekerlekli bir motosikleti şart koşuyor. tek fark budur.
ne benim hayatımı kurtarması, ne de paylaşımlarımız bu engele takılıp düşmüyor.

ama bu insanlar, işte bu aşağılık yaratıklara takılıp düşüyorlar.

bu arada, orada o engelli vatandaşlara yardımcı olmayan polis sana sesleniyorum, yediğin hiç bir kuruş sana helal değil haberin olsun...

ha küfür etmeyi pek sevmezmişim bunu da öğrendim böylece bak yazının sonuna geldim hala küfretmedim.
ama engelli diye bir insanı eve hapsetme gerekliliği hisseden kişinin orospu çocuğu olabileceğini hala düşünüyorum. ancak annesi fahişelik yaparken eve aldığı adamların tacizine uğramış, adamların kötü davranışlarına maruz kalmış, binlerce insan kendisine hayvan gibi davranmış bir orospu çocuğu bir insanı bacakları tutmuyor diye evde tecrit edilmesi gerekliliğine inanır. eylem yapmak lazım aslında.
hani mesela, tekerlekli sandalyeyle yaşamayı öğreniyoruz diye gidip orada eylem yapmak lazım.
yoksa bu şerefsiz evlatlarına başka türlü nasıl cevap verilir.
e götüne kodumun çocuğu, çükü düşesice onursuz şerefsiz evladı, nereye yetişiyorsun da o insanlara bu kadar şerefsizce davranıyorsun diye sormazlar mı o yavşağa?
e pezevenk,
leon de bruxelles leon de bruxelles
lanettir!

acıbademde kendini aydın gören insanların bir minübüste yan yana oturmadıkları kaçıştıkları yerdir bu ülke.. çocuk minübüse biner binmez kendince yer ister uslubunu soruşturamayız ne de olsa bir engelli.. yer vermemle yanımdakilerin hepsinin kaçısmasını ben bile anlayamamışken engelli çocuğun utanıp öne gitmesi minübüs şöförünün itekleyip kalk burdan diye azarlaması öne yerleşince o bölümdeki kadınların teker teker kaçması .. birde bir ses gelir böylelerini de şöför neden alır ki acaba benim kaçırdığım bir durum mu var dedim bu ülke gerçekten bu mu ? beni ağlatan bu olayı o çocuğa yaşatan kadınlar .. onlar kadınsa ben değilim ben insansam onlar değil .. belki hayatımda ilk defa birilerini dövmek istemişimdir bu güne kadar ilktir dövemezdim ama çok güzel rezil etme kabiliyetim varken sustum, engelli vatandaşın yüzü kızarıp kasılma hareketlerinden dolayı kendini çok kötü hissettiğini hissettiğim için uzatamadım olayı .. fakat herkesin kaçısması öyle gariptirki zihinsel engelli bir çocuk tek başına minübüse binmeyi başarıyorda biz onu yanımıza oturtmayı başaramıyoruz, burası türkiye ...

türkiyede engelli olmak allah hiçbirimize yaşatmasın .. zordur ..
1 /