türkiye de futbol

1 /
evdeki ses evdeki ses
teknik olarak yetersiz, yavaş, şike, teşvik primi, doldur boşalt, 2006 dünya kupasına gidemememiz, tromso, azizin paraları bi yana artık simge olmuş yada acaba ne gariplikler yapacak, ne güzel goller atacak, forveti nasıl alaşşağı edecek diye bizi heyecanlandıracak oyuncular da yokdur. (bkz: hami) (bkz: lemi)(bkz: faşo ünal) (bkz: takoz recep) (bkz: bülent korkmaz) (bkz: ertuğrul) (bkz: prekazi) (bkz: abdullah) (bkz: ogün) (bkz: şifo mehmet )(bkz: metin ali feyyaz )(bkz: müjdat) (bkz: hayrettin demirbaş) (bkz: oğuz) (bkz: tugay) (bkz: tanju) (bkz: rıdvan) (bkz: semih)(bkz: kova recep )hatta hatta(bkz: sergen )(bkz: rüştü) (bkz: hakan şükür) (bkz: kamyon alpay)
hose kutinyo hose kutinyo
çok sevilmesine sürekli desteklenmesine rağmen hiçbir zaman olması gereken seviyeye gelememiştir. kimse kendini kandırmasın bugün türkiye'nin bir futbol ekolü yoktur. dünya çapında çok büyük yıldız futbolcuları yoktur. futbol kulüpleri avrupa devleriyle yarışabilcek çapta değildir... bu böyle uzar gider ama ne hikmetse sanki bir futbol ülkesiymişiz gibi medya mevcut durumu şişirip durur.

bu açıdan türk futbolunu öküze özendiği için şişine şişine patlayan kurbağaya benzetiyorum. öyle birşey ki her maçta destan yazmaktan orayı burayı fethetmekten bahsedenler gayet normal olan (her takıma yenilebiliriz malta falan dahil) bir mağlubiyetten sonra şişinmiş kurbağayı patlatıveriyor.

altyapısı sağlam olmayan, futbolcularını eğitmeyen, doğru düzgün hakemler yetiştirmeyen, sırf gazla giden bir ülke sürpriz çıkışlar yapabilir ama asla almanya, hollanda, brezilya, arjantin gibi bir futbol ekolü yaratamaz.
psikomedi psikomedi
türkiye'de futbol eşittir türk kadınının erkeğini yatakta tatmin edememesi ve hala mal mal sağına soluna bakıp beni neden aldatıyor deyip suçu kendinde aramaması.
elladan tinuviel elladan tinuviel
bana kalırsa çok yol kat etti. düşünüyorum da eskiden böyle bastır parayı al oyuncuyu yoktu. her kulüp eninde sonuda kendi yağıyla kavruluyordu. roberto carlos, milan baros gibi oyuncular bizim takımlara burun kıvırıyordu. hatta eminim ki katar'ın fakir olanı gibiydik o dönem. emekliliği gelmiş oyuncuların gelme şansı vardı bir tek ama onlara da para veremiyorduk.

oysa galatasaray'la başlayan bir sürece fenerbahçe'de katılınca bir anda daha pozitif bakmaya başladık her şeye. önce galatasaray adını devlerin arasına kazıttı. ismi korkulan bir isim oldu. daha sonra fenerbahçe inanılmaz bir yöneticilik başarısı ile rüyalarımızı süsleyen oyuncuları getirdi. ekonomik olarak avrupalı devleri bile kıskandıracak seviyeye geldiler. üstüne galatasaray'da sponsor desteği ile ünlü oyuncuları kadrosuna katında anadolu kulüpleri bile kendini aşmaya başladı. bundan on sene önce galatasaray ve fenerbahçe neyse şu anda bir sivasspor, trabzonspor da odur bence ve bu ilerisi için umut kaynağı.

ulusoy'dan kurtulduk yerine işini yapan insanlar geldi. hala hakem konuşuyoruz ama bunun da sebebinin medya olduğunu düşünüyorum. yine de bir ara patlak veren iğrenç spor programlarının sayısında ciddi azalma var. 10 kişinin aynı anda konuşarak programı katlettiği programlar yavaş yavaş dağılarak ntv spor'da ikili, üçlü seviyeli sohbetlere dönüştü. bir de şu spor gazetesi olduğunu iddia eden aslında belli bir zümreye çalışan fanatik, fotomaç kendini düzeltebilse herşey tam olur gibi.

düşünüyorum da eskiden yabancı oyuncu alınınca kesin oynardı. yabancı oyuncu oynamıyorsa arıza çıkarır, huzuru bozardı. hem de gelir gelmez hazırlıksız sahaya sürülen çok yabancı sırf bu yüzden harcanmıştır. oysa şimdi yabancı oyuncular kulüplerimizin büyüklüğüne saygı duyuyorlar. her büyük kulübümüzde gerek yanlış tercih, gerekse daha iyi türk alternatifinden dolayı kulübede bir yabancı oturuyor.

diyeceğim odur ki futbol bu ülke için çok mühim ve böyle giderse galatasaray'ın stadı, fenerbahçe'nin avrupadaki başarısı ile ve elbette milli takım ile çok güzel şeyler olacak.
regulus regulus
her şeyi herkesten iyi bildiğini iddia etmek,futboldan zerre anlamadan futbol oynamaya çalışmak, galibiyetleri, başarı diye kutlayıp, yenilgileri, hakemin suçu diyerek geçiştirmektir. yabancıların uzun yıllar aynı hoca ile çalışmasını, başarısız olsalar bile pes etmemişler helal diye takdir edip, kendi takımlarında 1 ay başarısız giden adamın istifasını istemektir. futbolcuların 18-19 yaş civarı gelişmeyi bırakmasıdır. alt yapı futbolcularının sadece alt liglere geçiş için varolmasıdır. taktikten ziyade, denk getirerek oynamak, bu şekilde alınan galibiyetlere sevinmektir. sırf rakip diye, asla başkasını takdir etmemek, onu düşman gibi görmektir. normalde isimlerinin bile çok az bilinmesi gereken klüp başkanlarının yenilgilden sonra çıkıp "hakem hakkımız yedi :((((" demesidir. amatör ruhu kaybetmek, profesyonelliğe de geçememek, arafta sıkışmaktır.

ekleme: 2 ve üstü farkla alınan galibiyetler sonucu direk olarak "tecavüz" esprileri patlatmak da bizim futbol kültürümüze has bir olaydır.
appa appa
futbol kültürü olmayan bir ülkeyiz. kazanmaya çalışmak gibi bir niyetimiz de yok. futbolun ekonomiye, spora, taraftara, medyaya,...vb birçok yana bakan yanı var. biz hepsini de kendimize benzetmeyi başardık. herşeyimiz yarım yamalak. kurallar keyfi. taransferler, yatırımlar günübrilik. bizim futboldan anladığımız şey;ertesi gün eşimize dostumuza "nasıl koyduk" ve benzeri kazanmış olmanın verdiği hazdan ibaret. altyapı, fedarasyon seçimleri, kulüp yapılanmaları, başkanlık seçimleri,...vb tüm süreçlerimiz sorunlu.
tüm bunlara rağmen yetenekli oyuncuların ve gaz ile yürüyen bir takım başarılar elde etmiş olmamız uzun vadede gerçekleri görmemizi engelliyor malesef. son lig tv ihalesinden sonra radikal değişiklikler yapılabileceğine dair ciddi beklentilrim vardı. çok büyük rakamlar dönüyordu çünkü. lakin onu da sadece erman'ı kovmakla hallettiler(!).
bu gidiş çok tehlikeli, malesef gerek kulüpler bazında gerekse milli takımlar bazında bunlar iyi günlerimiz.
burası istanbul yeditepe burası istanbul yeditepe
modern futbol, 19. yüzyılın sonlarında türk toplumunda oynanmaya başlandı. dönemin anlayışına göre, futbol islam gelenekleriyle bağdaşmadığından bu spor dalının öncüleri müslüman olmayan azınlık mensuplarıydı. özellikle izmir ve selanik'deki rum, ermeni, ingiliz ve italyan asıllılar, kendi aralarında kurdukları takım ve kulüplerde futbol oynamaya başladılar.1875 yılında selanik'de, 1877 de izmir'de futbol, azınlıkların oynadığı, müslümanların da seyrettiği bir oyun olarak dikkati çekti.izmir'de giraud, chernaud ve whittal aileleri futbolun öncüleri oldu.1894'te izmir'de kurulan football club smyrn (izmir futbol kulübü), 1906 yaz olimpiyatlarına katıldı ve danimarka takımının ardından ikinci oldu.

izmir'de futbolun öncülüğünü yapanlardan james la fontaine, 1889'da istanbul'a yerleşti.

1899 yılında kadıköy'de reşat danyal, fuat hüsnü kayacan ve arkadaşları ilk türk takımı black stocking football club'ı kurdular. 1902'de bütünüyle türk futbolculardan oluşan kadıköy futbol kulübü kuruldu. ancak dönemin baskıları sonucu, iki kulüp de faaliyetine son vermek zorunda kaldı.

1902 yılında james la fontaine ile horace armitage, cadi-keuy football club'ı kurdu. bu kulüpten ayrılan ingilizler 1903'te kurdukları moda football club'da toplandılar. 1904'te rumlar elpis kulübünü, aynı yıl ingiliz imogene gemisi de aynı adı taşıyan bir futbol takımını kurunca, james la fontaine pazar ligi adıyla anılan ilk ligi düzenledi. 1904'te ilk pazar ligi şampiyonluğunu imogene fc, 1905' de ise cadi-keuy fc kazandılar.

1905 yılında ilk türk futbol kulübü galatasaray spor kulübü ve 1907' de de fenerbahçe'nin kurulmasıyla pazar ligi'nde türk futbolcular çoğunluğu sağladılar.1903'te jimnastik kulübü olarak kurulan beşiktaş, 1910'da futbolu da etkinlikleri arasına aldı.
burası istanbul yeditepe burası istanbul yeditepe
1908'de ıı. meşrutiyet'in ilanı ise futbola hız kazandırdı. kulüp ve takım sayısı artarken, gençler arasında futbol en çok sevilen spor dalı oldu.kulüp sayısının artması üzerine istanbul futbol kulüpleri birliği kuruldu ve istanbul pazar ligi ile birlikte istanbul cuma ligi olarak anılan ikinci bir lig oluşturuldu.31 ağustos 1910'da kurulan altınörs idmanyurdu ve turan sanatkarangücü'nün birleşmesiyle kurulmuştur.sonradan adı mke ankaragücü olmuş ve takım ankara ' ya taşınmıştır. izmir'de kurulan ilk futbol kulübü karşıyaka oldu (1912). altay 1914'te, altınordu 1923'te, göztepe ise 1925'te kuruldu.
cumhuriyet dönemi, türk futbolunun yurt ölçüsünde örgütlendiği kulüp sayısının beklenenin üzerinde arttığı bir dönem oldu.1923'de cumhuriyet'in ilanından önce kurulan türkiye futbol federasyonu, aynı yıl 21 mayıs'ta fifa üyeliğine kabul edildi.26 ekim 1923'de türkiye millî futbol takımı ilk milli maçını romanya ile istanbul'da oynadı. bu dönemde fenerbahçe milli takımın iskeletini oluşturuyordu. 1954'te kurulan uefa (avrupa futbol birliği), 1962 yılında türkiye'yi bir avrupa ülkesi olarak üyeliğe kabul etti.

1951 yılında profesyonelliğin kabul edilmesi, futbolun bir meslek dalına dönüşmesini ve gelişmesini sağladı. türkiye futbol ligleri günümüzdeki yapısına kavuşuncaya değin çeşitli adlar altında oynandı.milli küme adı altında toplanan ve 1937'den 1943'e değin maarif mükafatı, 1944'ten 1951'e değin de milli eğitim mükafatı olarak anılan liglerden sonra 1959'da milli lig (türkiye süper ligi) kuruldu. 1959'dan itibaren düzenlenen milli lig organizasyonları ve kupa müsabakaları ile ii. ve iii. ligler, türkiye'de futbolun önde gelen spor dallarından bir haline getirdi.
pekinde sonbahar pekinde sonbahar
taraftarından, medyasına kadar hepsi sıfırdır. hiddink gelmeden önce hepimiz "hele hele" diye karşıladık adamı. arkadaş biriniz bile hiddink'in çalışma yöntemini bilmez misiniz? bu adam kore'nin başındayken de, rusya'nın başındayken de böyle çalışıyordu. gelirken hiddink hakkında bir bok bilmediği için itiraz etmeyip, "harika oldu, über bir teknik adamımız oldu" diyenlerin şimdi de itiraz etmeye hakkı yok. kesip sesinizi oturun.
lethe lethe
kulüp başkalarının isimlerinin kulüplerden daha fazla zikredilmeye başladığı günden beri mide bulandırmaya başlamıştır. taraftarlık olayı açısından ise türk futbolu, genellikle eğitimli ve gelir durumu iyi seviyedeki kesmin içindeki en ilkel ve ergen yanı ortaya çıkaran bir arena durumunda günümüzde. cincon, 8taş, fenevbahçe, aziz, demirören, ünsal başganlar sarmış dört bir yanımızı.
neandertal adami neandertal adami
"bir ülkenin ahlakı neyse futbolunun da, siyasetinin de, sinemasının da ahlakı odur." demiş zeki demirkubuz.

bu cümleden hareketle rahatlıkla söylenilebilir ki türkiye'de futbol da ahlaksızdır. şikeyle şunla bunla uğraşıyoruz ülkecek...
bar ekşisi bar ekşisi
futbolun bir oyundan daha fazlası olduğu aşikar ancak bu coğrafya da fanatizm futbolun bütün güzelliğini gölgelemiş durumda. ki hoş buna dış etkenlerin katkısı çok mu çok fazla...

bir beşiktaşlı olarak, tek aşk beşiktaşk deyip schalke 04'ü destekleyeni, tribünde bayrak açanı anlamakta güçlük çekiyorum,hazmedemiyorum.aynı şey x takım taraftarı için de geçerli.umurunuzda değilse taraf da olmayın arkadaş. olacaksanız da bunu çirkinleştirmeyin.

ülkenin doğusu ile batısını malesef ki başarılı bir şekilde ayrıştırıyorken; bunların spor sahalarında olması bana ağır geliyor.

cüneyt özdemir ' in de dediği gibi; ''biz futbolu din gibi, siyaseti de futbol da takım tutar gibi yaşayan 'çocuk' bir toplumuz.''

bize yakışıyor mu dostlar?
1 /