türkiye de yaşadıklarını bir şiirle anlat

brsmsl brsmsl
memleketim güzel memleketim...
tanklar sokaklarda yürürken saat 19:00'da açılırdı televizyon...
önce haberler, sonra hava durumu, sonra da adile naşit ve kuzucuklar,

elimizdeki plastik topu kovaladık yıllar boyunca boş arsalarda,
susayınca, hiç tanımadığımız insanların musluğundan akan suları kana kana içtik,
hiç bilemedik kıymetini sokaklardaki naif insanların ve o güzel binaların,
ankara'nın grisinden sonra izmir bize hep bir hasret gibi geldi,
ancak nereden bilecektik ki bu hasretin bizim sonumuz olacağını.....

yıllar boyunca rus salatasına amerikan salatası dedik,
dedik ki millet bizi gomünüst sanmasın,
sakıncalıydı ya gomünüst ve rus olmak,
nereden bilecektik sonradan o rus hatunlarının bekar gecelerinin eğlencesi olacağını ve putin'in bizim kankamız olacağını?

sonra geldi bir tonton, yönetti yıllarca ülkeyi,
diğer mühendis tontonla oldu iki tonton,
iki mühendis tonton, biri inşaat mühendisi diğeri elektrik,
nereden bilecektik sonradan o tontonları arayacağımızı?

çıktı başımıza bir milli görüş,
ahhh ahhh, kayıp milyarlar, trilyonlar, hatta ve hatta selçuk parsadanlar,
o da yetmedi uçurdu bizi özerler uçuranlar,
ama nereden bilecektik ki onu bile arayacağımızı?

bir baktık elimizde t cetveli üniversiteye giderkene,
hani o hasret duyduğumuz izmir'de mühendislik okurken,
gezdi yine tanklar doğduğum şehrin sincan ilçesinde,
ama nereden bilecektik ki 20 yıl sonra bu türban meselesinin başımıza iş açacağını?

yaşadık doksanlı yılları hızlıca, karı kız gırla,
üniversite hayatı hızlı ama bir baktık ki tracy chiller konuştukça oldu devalüasyon...
ilk kez tanıştık bu kavramla, neydi ki bu devalüasyon?
nereden bilecektik ki bu devalüasyonun alışmamız gereken bir şey olduğunu?

geldi kara oğlan, dürüsttü, mertti, kıbrıs fatihiydi, bir kere zarifti,
gitti komutan suriye sınırına, istedi apo'yu
dedi ki vermezseniz canınızı okuruz,
nereden bilecektik ki yıllar boyunca bu kansızın kurşun sıktığı askerlerin, onu canları pahasına koruyacağı bir hapishaneye mahkum edileceğini?

takvim gösterdi 17 ağustos 1999'u
taze mühendistik o zaman, milenyuma kaldı bir,
etrafımızdaki derisi kalınlaşmış mühendislere abi dedik hep,
nereden bilecektik ki o gece ziya taşkent'in depremde vefat edeceğini?

oldu milenyum,
dediler bilgisayarlar kilitlenecek, bu şaşkınlar aldı mı bir sürü program,
nereden bilecektik ki uzun'un kankasıyla beraber ülkeyi yöneteceğini?

bir sabah oldu zirvede bir toplantı,
ahanda bir cumhurbaşkanı fırlattı bir kitabı karaoğlan'a
sonra karaoğlan yanında kıs kıs gülen kolasyon ortaklarıyla çıktı mı karşımıza?
ama nereden bilecektik ki doların bir günde 3 katına çıkacağını?

sonra dedik ki bu karaoğlan,
vardır bir bildiği,
düzeltir hemen ekonomiyi, düzeni, çağırır bu işin bilen derviş'i
ama nereden bilecektik ki onun da bu diyarlardan göçüp gideceğini?

gitti karaoğlan geldi uzun adam,
dedi özgürlük, türban mürban,
dedik ok dasti, sen ver coşkuyu,
nereden bilecektik ki mağduriyeti ondan öğreneceğimizi?

uzaklaşmıştık sokakta yürüyen tanktan manktan,
e artık ülkenin de buna ihtiyacı vardı,
bizim de darbe konusunda teknolojiye ayak uydurmamız lazımdı,
çıktı bir genelkurmay başkanı dedi ki ooooolllllmaaaaazzzzzz, hooop biradeeeer,
nereden bilecektik ki o genelkurmay başkanı'nın dolmabahçe sarayı'nda uzun adam'la görüşeceğini?

geldik dünyadaki ekonomik krize,
coştu bütün ülke,
uzun adam dedi ki bu bizi teğet geçecek,
nereden bilecektik ki uzun adam'ın geometriyi yanlış bildiğini?

girdi bize kriz boy boy,
olduk işimizden evimizden, barkımızdan,
hanım dedi al bir condom öyle yapalım, lakin fakr-u zauret içindeydim alamadım bir kondom,
pekiii nereden bilecektim ki hanımın hamile kalacağını?

yıl oldu 2013, teğet geçmesi gereken tam ortadan sapladı mı?
bir de bunun üstüne gezi parkı olayları çıktı mı?
dolar oldu mu 2.00 tl?
nereden bilecektik ki yıllar sonra çokomelli damadın ekonominin başına geleceğini?

uzun adam dedi ki ben cumhurbaşkanı olacağım,
halk dedi ki hay hay buyur ol,
derken muhalefet çıkarttı ekmekten bir aday,
nereden bilecektik ki ekmelettin'in aslında troll olduğunu?

sonra oturduk sıcak evimizde,
bir cuma akşamıydı ne hikmetse,
bir de baktık ki zalimler almış altına f-16'ları, tankları,
nereden bilecektik ki o gece yüzlerce vatan evladının şehit olacağını?

baktık herkes gitmiş bankamatiğe,
benzin istasyonları dolmuş sanki bir daha benzin almayacakmışcasına,
bir baktım ki konak meydanı dolmuş bir çok insanla,
nereden bilecektik ki cumhurbaşkanı'nın kandırıldığını?

geçti yıllar,
bir taraftan da büyüdü bizim ufaklık,
derken bir gece vakti, oldu mu dolar 7 tl?
nereden bilecektik ki doların sonradan düşeceğini?

sonra geldi muharrem,
dedi ki ben 3-5 aylık çalışmayla başkan olacağım,
dedik ki eyvallah başımızın üstünde yeriniz var, verdik gönlümüzü ona,
nereden bilecektik ki kaybedeceğini ve uzun adamın kazanacağını?

uzun adam seçildi,
artık atı alan üsküdar'ı geçmişti,
ama bu iş burada bitmeyecekti,
nereden bilecektik ki yerel seçimlerde istanbul'un 2 defa seçime gideceğini?

geldi antrikot eko başkan ifşaladı kiralık araçları,
hunharca taşıdılar belediyeden evrakları,
ama yetmedi be gardaş, biraz daha çalışmanız lazımdı,
nereden bilecektik ki eko başkanın elazığdaki depremde boy göstereceğini?

oldu saatler 20:55,
tarih de 24 ocak 2020,
başladı sarsıntı, bu sefer şarkta, hani o kurnazıyla meşhur memleket civarında,
ama biz nereden nereden bilecektik ki, bir babanın kendi hayatını kurtarmak için çocuğunun elini bırakmak zorunda olduğu bir deprem yaşayacağını?

verdik binlerce defa seminer odalarda, sivil toplum kuruluşlarında, belediyelerde,
dedik ki kardeş bu depremin şakası olmaz adamın amına koyar,
bize dediler ki, hadi canım sen de,
nereden bilecektik ki orta şiddette bir depremin bile bu trajedilere yol açacağını?

ana fikir: ne yazık ki memleketimiz hemen hemen her 10 yılda bir deprem, ekonomik kriz, darbeye maruz kalıyor... engellemek elimizde.. sevgiler saygılar...
elcordobez elcordobez
dağlarının, dağlarının ardı
nasıl anlatsam...
ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
çırılçıplak,
vay kurban...
"kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda."
yiğitlik, sen cehennem olsan bile
fedayı kabul etmektir,
cennet yapabilmek için seni,
yoksul ve namuslu halka.
bu'dur ol hikayet,
ol kara sevda.

seni sevmek,
felsefedir kusursuz.
imandır, korkunç sabırlı.
ip'in, kurşun'un rağmına,
yürür pervasız ve güzel.
sıradağları devirir,
akan suları çevirir,
alır yetimin hakkını,
buyurur, kitabınca...

gün ola, devran döne, umut yetişe,
dağlarının, dağlarının ardında,
değil öyle yoksulluklar, hasretler,
bir tek başak tanesi bile dargın kalmayacaktır,
bir tek zeytin dalı bile yalnız...
sıkıysa yağmasın yağmur,
sıkıysa uyanmasın dağ.
bu yürek, ne güne vurur...
kaçar damarlarından karanlık,
kaçar, bir daha dönemez,
sunar koynunda yatandan,
hem de mutlulukla sunar
beynimizin ışığında yeraltı.

her mevsim daha genç, daha verimli,
sunar, pırıl - pırıl, sebil,
ömrünün en güzel aşk hasadını,
elimizin hünerinde yeryüzü.
dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar,
bir'e on, bir'e yüz'le akşama gebe
şafakla doğan işgücü.
yalanım yok, sözüm erkek sözüdür,
ol kitapta böyle yazılıdır,
ol sevda, böyledir çünkü...